İçeriğe geç

Sessizler Ve Kimsesizler

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Sessizler Ve Kimsesizler

Bölüm 5

Bölüm 5 (Kimsesizler)

Biz, bu dört kişi, bir bilinmeze doğru yola çıkmak üzereydik.

Özgür kolundaki saate baktı. Kalbimin son hızda attığını hissediyordum tekrardan.

"00.05," dedi Özgür. Sertçe yutkundum. Buna hepimiz emin miydik? Başarabilecek miydik? Geri dönebilecek miydik?

"Ya başaramazsak?" Dedim Özgür'e. Bu dediğimle kafasını kaldırıp bana baktı. Gözlerimdeki endişeyi gördü. Rahatlatmak istercesine gülümsedi bana.

"Yapamayacağımız hiçbir şey yok, başaracağız merak etme." Oflayarak kafamı arabadaki sağ cama doğru çevirdim ve içimdeki sıkıntıyı atmaya çalıştım.

Elimin üzerinde bir el hissedince kafamı çevirdim. Özgür tekrardan gülümseyerek bana bakıyordu. "İnsanın bu hayatta başaramayacağı hiçbir şey yoktur Nil," dedi. Ve devam etti, "Sadece dik dur, ve sessiz ol." Kalbimdeki acı yüzüme vurdu ve acıyla gülümsedim.

"Niye bana hep sessiz ol diyorsun Özgür?" diye sordum. Hayatımız boyunca sessiz olmak zorunda kaldığımız için mi?

Özgür burnundan nefes verdi ve elimi yavaşça okşadı. "Çünkü kafandaki sesleri dışarıya vurmaman gerekiyor, çünkü sessiz olmak her şeyi bildiğinin göstergesidir." Doğruyu söylüyordu. "Biz sessizler miyiz şimdi?" Kafasını salladı. "Evet. Ve şu an kimsesizlere ses olmaya gidiyoruz." Kaşlarımı çattım ve anlamadığımı belli eden bir ifadeyle Özgür'e baktım.

"Nasıl yani? Asıl kimsesizler biz değil miyiz?" Hayır dercesine kafasını iki yana salladı. "Hayır, değiliz. Biz sessizleriz. Kimsesizlere umut olacak kişileriz." Gözlerim anında doldu. Asıl kimsesizler onlardı evet.

Kimse onların öldürüldüğünü görmüyordu.

Asıl sessizler bizdik evet.

Kimse çığlıklarımızı duymuyordu.

Makyajımın bozulmaması için elimi Özgür'ün elinin altından çektim ve iki elimle gözlerimi yelledim.

"Güzelsin güzelsin," dedi Özgür. Gözlerimdeki yaşlarla ona baktım. "Biliyorum, bana bilmediğim bir şey söyle," diyerek çapkınca gülümsedim.

"Yalnız değilsin," dedi Özgür.

Durdum.

Yalnız değil miydim?

Sanırım...

"Teşekkür ederim Özgür..." Yutkundum yavaşça. "Sende yalnız değilsin. Zaten bir savaşta kimse yalnız değildir..." Gülümsemesi genişledi. "Bazen kendimi hayatta kalma savaşı konulu bir kitaptaymışım gibi hissediyorum."

Sanki hayattaki her şey gerçekten acıdan ibaretmiş gibi hissediyorum...

"En büyük hayalim bu zaten," dedim çekinerek. "Bir kitap yazmak istiyorum." Özgür'ün gözleri şaşkınlıkla büyüdü. "Bu hayaline adım atmak için neyi bekliyorsun ki?" Bu hayalimden ona bahsetmekten çok fazla çekinmiştim. Bana destek olmayacağını düşünmüştüm.

Çünkü annem bile olmamıştı.

Elimi çekinerek enseme attım ve hafifçe ovaladım. "Aslında başlamak istiyorum fakat hâlâ kendimde o cesareti bulamadım. İsmini bile bulamadım..." Kafasını anlık olarak cama çevirdi ve tekrardan bana döndü.

"Sessizler Ve Kimsesizler olsun mu?" Düşündüm biraz. Bu yola beraber adım atmıştık. Az bile olsa birbirimize güvenmiştik.

"Mantıklı gerçekten... Bunu bir düşünmem lazım geleceğin yazarı olarak." Vay be dercesine bakış attı. Bende elimi toplu kıvırcık saçlarıma götürerek savuruyor gibi yapmıştım. İkimizde kıkırdadık.

"Peki kitabın sonunu nasıl olsun istiyorsun?" Düşündüm ve kısa süre sonra gözlerim boşluğa daldı. Nasıl düşünürdüm?

"Aman ya, hayatta kalsınlar yeter..." Dedim dalgaya vurarak...

Dudaklarını içe doğru bükerek güldü. İkimizde sessiz kaldık bir süre.

Araba görkemli bir binanın önünde durdu. Kafamı aşağıya doğru uzattım ve Özgür'ün camından binaya doğru baktım. Garip gözüküyordu. Bina gri ve siyah karışımı renklerdeydi ve büyük bir tabelası vardı. Üzerinde ise, "BEYAZ" yazıyordu.

Arabadan indim ve tabelaya tekrar baktım. Yazı absürt bir şekilde bana bakıyordu. Kafamı Özgür'e çevirdim. O zaten bana bakıyordu. Gülümseyerek iyi gözükmeye çalıştım.

Olmadı.

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Biz burada ne yapıyorduk?

Ne yapacaktık?

Hayatta kalabilecek miydik?

"Bir doya var," dedi Özgür.

"Ne dosyası?" Ayşen tam da soracağım soruyu sormuştu. Ayşen'i onaylarcarsına kafamı salladım.

"Bu yetimhanede o örgüt için çalışanların isimleri yazıyor dosyada," diyerek devam etti Özgür. "O dosyayı alarak isimleri öğrenmemis gerekiyor. Eğer öğrenebilirsek, dosyayı almayı başarabilirsek polislere teslim edeceğiz ve katili bulmalarına yardım edeceğiz." Oturduğum yerde kıpırdandım ve aklımdaki soruyu sordum. "Peki katili bulmalarını sağlamak bizim ne işimize yarayacak? O örgüt için ölmüş binlerce insan yok mu? Hepsini bir kişi öldürmeyeceğine göre..." Kafasını salladı Özgür.

"Evet haklısın. Ama adım adım ilerlememiz gerekiyor. Her şeyi dördümüz tek başımıza yapamayız," dedi ve konuşmaya Giray girdi, " Her şeyi ani bir şekilde yapabilmemiz için çok güçlü olmamız gerekiyor. Maddi gücümüzün olması gerekiyor. " Derin bir nefes aldı, "Firuze Hanım'ın ekonomik gücü var. Evet. Ama bu işin içine, yapacağımız tehlikeli işlere girmesine müsaade edemeyiz," dedi Giray.

"Ama zaten o bu işlerin en içinde değil mi? Ne yapılacağını en iyi o bilmez mi?" Kısa bir süre sessizlik oldu. Herkesin üzerinde gezdirdim gözlerimi. Hepsi sessizdi ve dalmış gibilerdi.

"Eğer hayatta kalamazsak..." Dedi Özgür ve sertçe yutkunduğunu gördüm. Dili söylemeye varmıyor gibiydi. "Bizden sonra biri hayatta kalmak zorunda." Bitiremediğimiz şeyleri bitirmek zorunda," dedi.

Haklıydı. Tekrardan sessizliğe gömüldük. Bu sessizlik hiç bitmesin istedim.

Bu gizli savaş hiç başlamasın istedim.

"Ne yapacağız? Ya yapacağımız şeyi başaramazsak?" Ayşen sorusunu sordu sessizliği bozarak.

"Zor bir şey yapmayacağız," dedi Giray. "Çok zor bir şey yapacağı..." Diyerek ekledi Özgür. "Biliyorum... Bunu yapmak istemeyeceksiniz, 'neden ben?' diye düşüneceksiniz..." Hak verdim tekrardan ona. Düşünüyordum. Ayşen'i bilmiyordum ama ben düşünüyordum.

"Senin gözlerindeki korkuyu gördüm Nil..." Bana doğru ilerledi ve önümde durdu Özgür. "O gün, Ceylin öldüğünde... Çaresizce haykırırken o kadar bana benziyordun ki..." Dudaklarım titredi.

Çaresizlik...

"Kaybedecek hiçbir şeyim yok," dedim kararlılıkla.

"Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok..." Diyerek beni düzeltti Ayşen. "Size yardım etmek istiyoruz. Zamanında aynı şeyleri yaşamasak bile kimse bizi duymadı, yardım etmedi... Ama biz onlara yardım edeceğiz." Gülümseyerek gözlerimdeki umut ışığıyla baktım Ayşen'e... Hepsine...

"Biz birbirimizi kurtarmak için çabalayacağız..." Gülümsemem daha da genişledi. Hepsinde teker teker gezdirdim gözlerimi tekrardan.

Hiçbirinin hikayesini tam olarak bilmiyordum.

Hiçbiri benim hikayemi tam olarak bilmiyordu.

Hepimiz tanımadığımız insanlar için canımız pahasına savaşmaya hazırdık.

Bizi neyin beklediğini bilmiyorduk bile...

Bildiğimiz tek bir şey vardı... Biz aynıydık. Gözlerimizdeki umut ışığı aynıydı...

"Korkma," dedi Özgür bana. "Giray ve Ayşen bizden önce geldiler, bu şekilde dikkat çekmeyeceğiz. Bize her hareketi haber verecekler, korkma sakın..." Yalnız değildim.

Asıl korktuğumsa ölmek değildi.

Her şeyi görmekti.

Sakinleşmeye çalıştım. Elini cebine attı ve bir kulaklık çıkardı. Kulaklık o kadar küçüktü ki Özgür'ün avucunda kayboldu. Kulaklık mı küçüktü yoksa Özgür avucu mu çok büyüktü diye de bir düşündüm.

"Hadi gidelim," dedi ve kolunu centilmence bana uzattı. Gülümseyerek koluna girdim. "Çok centilmensiniz Özgür Bey, her hanımefendiye böyle mi davranırsınız siz?" Çapkınca sırıttı. "Sadece kıvırcık ve güclü hanımefendilere," diyerek göz kırptı bana. Yakışıklıydı. Düz kemerli bir burnu, koyu kahve gözleri, kumral dalgalı saçları vardı. Biraz daha inceledim onu. Kirpikleri uzundu ve çok hoşuma gitmişti.

Binaya doğru ilerlemeye başladık. Kalbim şaha kalkmış gidiyordu resmen. İlerlerken kulaklığımı da kulağıma takmayı unutmadım.

"Bu arada..." Diyerek sessizliği bozdu Özgür. "Bana içeri girdiğimizde farklı bir isimle hitap edecekler. Gerçek ismimi bilmiyorlar." Şaşırmıştım. "Hangi isim?" Yüzüme baktı. "Joseph," dedi. "Memnun oldum Joseph!" Diyerek aklımdaki soruları kenarıya doğru ittirdim.

Kapının önüne geldik. İki tane izbandut gibi adam dikiliyordu. Önlerinde durduğumuzda ikisini de inceledim. Siyah takım elbise giymişlerdi ve suratsız yüz ifadeleriyle 'Burdan ancak ölünüz geçer." Hissiyatı veriyorlardı. Korumalardan biri keldi. Tabelanın ışığı kelinde parlıyordu. Gülmemek için zor tuttum kendimi. O kadar gergindim ki birinin elinden bir şey düşse yerlere yata yata gülecek haldeydim. Kafamı Özgür'e çevirdim. En az korumalar kadar iri ve uzundu. İlk defa o an farkettim Özgür'ün kalıplı bir insan olduğunu.

"Joseph Andrew ve Linda Callen," diyerek takma isimlerimizi söyledi.

Linda Callen... Vay be, dedim içimden.

Kel adamın yanındaki uzun saçları koruma hareketlendi. Saçları uzun ve siyahtı, yarısını arkadan bağlamıştı. Ceketinin iç cebinden küçük bir not defteri çıkardı ve inceledi.

Uzun saçlı koruma gözlerini defterde gezdirdikçe o kadar geriliyordum ki istemsizce Özgür'ün koluna tırnaklarımı geçirmiştim. Özgür sol elini kaldırarak elimin üzerine koydu ve elimi okşadı. Elleri çok yumuşaktı. O'na baktım. Yüzünde çok ciddi bir ifade vardı ama gözleri sanki, 'ben buradayım,' diyordu. Gözlerimi kapatıp açtım 'iyiyim,' dercesine.

Ama iyi değildim.

Korkuyordum ve bu korku damarlarımda çok hızlı bir şekilde ilerliyordu.

Göreceklerimden çok korkuyordum.

Ve sonra birden kapı açıldı.

Beyaz'ın kapısı...

"Hoş geldiniz Bay Joseph. Kusura bakmayın, sizi bayadır göremeyince tanıyamadık. Affedin, bizim hatamız." Özgür'e tekrar baktım. "Bir daha olmasın. Eğer yanımdaki güzel hanımefendi tekrardan bu kadar ayakta kalıp yorulacak olursa kendi ayaklarınızı feda etmek isteyebilirsiniz!" Dedi. O kadar ciddi ve baskın bir şekilde söyledi ki bunu, Özgür'ü tanımadığımı bir kez daha anladım.

"Tekrardan kusura bakmayın. Buyurun lütfen..." Dedi ve ikisi de kenara çekilerek ellerini kibarca kapıya doğru tuttu.

O minicik defterde ne yazıyordu da bu kadar saygı göstermişlerdi birden?

Koca koca adamlar kafasını yere indirmişti Özgür'ün karşısında.

Özgür yavaşça içeriye doğru adım artı. Ardından da ben girdim.

Bir otelin lobisini andırıyordu içerisi. Daha fazla göz gezdirmeye başladım içeride. Bir köşesinde uzun bir masa vardı. Sanırım yemek masasıydı. İçerisi kalabalıktı ve fazla ses vardı. Masada gözlerim takılı kaldı bir süreliğine.

Orada kimlerin yemek yediğini düşündüm anlık olarak.

"Kimsesizler yemek yiyor o masada." Kulağımdan gelmişti bu ses. Giray'ın sesiydi.

Gözlerim etrafta hızla gezindi ve bir noktada durmak zorunda kaldı. Giray da siyah takım elbisesiyle oturmuş bir şeg içiyordu. Sinirli ve gergin görünüyordu. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir ifade vardı.

"Son yemeklerini yiyorlar o masada..." Diyerek ekledi.

Kalbime o kadar ağrı girdi ki o an...

Özgür'ün koluna daha da sarıldım. Düşmemek çok zordu şu an benim için.

"Kendi sonlarından habersizler, kurtulduk mutluluğuyla..." Sustu Giray. O tarafa bakmıyordum ama yutkunduğunu hissettim.

Kalbim sancıdı.

"Giray yeter bu kadar!" Diyerek net bir şekilde Giray'ı uyardı Özgür.

"Dayak izlerinden görünmeyen yüzleriyle oturdular o masaya." Giray susmadı. "Düşünsene..." Dedi sesindeki kinle. Kafamı tekrardan masaya çevirdim. Giray'ın söylediği her şeyi hayal ettim. "Bir günde iç kanama geçirene kadar çok dövülerek hücre gibi bir odaya kapatıyorlar seni." Elimi Özgür'ün kolundan çekerek hızla kalbime götürdüm. Kalbim yere düşecekmiş gibi hissediyordum.

"Giray! Şimdi sırası değil!" Diyerek sesini yükseltti Özgür.

Paramparçaydım.

Sonra odadan çıkarıyorlar. Ağzın yüzün kan içinde, mosmor. Daha küçücüksün ya da daha hayatın baharında olan genç bir kadınsın." Nefes alış-verişlerim hızlandı.

"Seni yemek yemek için bir masaya oturtuyolar. Sana hiç vermedikleri kadar yemek veriyorlar. Ve gideceğinizi söylüyorlar..." Gözlerim kararır gibi oldu ve hızla Özgür'ün koluna tutundum.

"Ve sonra..." Gözlerimi kapattım.

"BOM!" Sıçradım. Vücudum titremeye başlamıştı.

Kalbimin yere düştüğünü hissettim.

"Nil! Şu an odaklanmak zorundayız. Lütfen bana odaklan güzelim, Hadi!" Gözlerimi açtım yavaşça. "Giray sesini kes yoksa oraya gelip ağzınla burnunu yer değiştiririm!"

Toparlanmam gerekiyordu.

Etrafa baktık yine. Görüşümü netleştirmeye çalıştım.

Ayşenle gözgöze geldim.

Bir adam topluluğuna içki servisi yapıyordu. Masadaki adamlarda gözümü gezdirdim. Gülüşüyorlardı. İçimdeki hisle o kadar midem bulandı ki mide asidimin yukarıya yükseldiğini hissettim ve kusmamak için elimi ağzıma götürdüm.

"Ve sonra onları gördün tabii..." Dedi Giray tekrardan. "İşte Azrail'in çocuklarına merhaba de..." Sonra tekrardan sustu Giray.

"Beyaz'a hoş geldin, Hayal Nil kamerli!"

•Çok beğenerek yazdığım bir bölüm oldu. İyi okumalar trong>

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.