İçeriğe geç

Sessizce Solmak

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Sessizce Solmak

Bölüm 4

Bölüm -4

Bölüm 4 — Yanlış Başlayan Bir Şey

“Bazı şeyler baştan yanlış başlar ama kimse o an fark etmez.”

Seowon Üniversitesi kampüsü, sabahın erken saatlerinde her zamanki gibi canlı ve hareketliydi. Kafeteryalardan yayılan taze kahve kokusu serin havaya karışıyor, öğrenciler uykulu gözlerle ders amfilerine yetişmek için acele ediyordu. Geniş taş yolların üzeri, gece boyunca aralıksız yağan yağmurun ardından hâlâ nemli ve parlaktı.

Harin, adımlarını bilerek yavaşlatarak yürüyordu. Rüzgar, omuzlarına dökülen kahverengi saçlarını hafifçe savuruyor; kehribar rengi gözleri etrafındaki kalabalığın içinde hiçbir noktaya takılmadan, adeta boşluğa bakarak ilerliyordu. Fakat zihni, etrafındaki bu insan selinin aksine hiç de kalabalık değildi. Orada sadece tek bir kişi, tek bir isim vardı: Ruan. Son günlerde onun sergilediği tutarsız davranışlar hiçbir mantığa sığmıyordu. Bazen öyle derin bakıyordu ki her şeyi anlatır gibiydi; bazense Harin’i tamamen yok sayıyor, koca bir boşlukmuş gibi yanından geçip gidiyordu. Ve bu tezatlık, genç kızın içini sessizce, derinden kemirmeye devam ediyordu.

Büyük amfi yavaş yavaş dolmaya başlarken Mina, her zamanki gibi neşeyle gelip Harin’in yanındaki boş yere oturdu. "Bugün yine erkencisin," dedi gözlerini hafifçe kısarak.

"Uyuyamadım pek," diye mırıldandı Harin, sesindeki yorgunluğu gizlemeye çalışarak.

Mina meraklı bir tavırla kaşlarını kaldırdı. "Yine Ruan yüzünden mi yoksa?"

Harin panikle anında başını arkadaşına doğru çevirdi. "Ne alakası var şimdi?"

Mina omuzlarını hafifçe silkti, bakışlarında muzip ama bir o kadar da ciddi bir ifade vardı. "Bilmem... Dün seni kampüs çıkışında onunla gördüm. Yağmurun altında sana bakıyordu, hem de hiç sıradan bir bakış değildi o."

Harin verecek bir cevap bulamadı, sessizliğe sığındı. Ama kalbi, o anı yeniden yaşıyormuş gibi göğüs kafesinde delicesine hızlandı.

Tam o sırada amfinin ağır ahşap kapısı açıldı ve içeriye Ruan girdi. Siyah saçları her zamanki gibi dağınık, koyu kahverengi gözleri ise yine o alışıldık ifadesizliğiyle donuktu. Yanındaki arkadaşları Jiho ve Minho ile kısık sesle birkaç kelime konuştuktan sonra adımlarını arka sıralara doğru yönlendirdi. Ve tam Harin’in oturduğu sıranın başında durdu.

Hiçbir şey söylemeden, sormadan Harin'in tam yanındaki boşluğa oturdu. Aralarında sadece birkaç santimetre mesafe vardı; Harin onun teninden yayılan o tanıdık kokuyu alabiliyordu. Fiziksel olarak bu kadar yakın olmak güzel olmalıydı ama aralarındaki o sessiz mesafe, kilometrelerce uzanan aşılmaz bir duvar kadar ağır ve boğucuydu.

Profesör Kang ağır adımlarla kürsüye geçip elindeki belgeleri masaya bıraktı. "Evet arkadaşlar, elinizdeki araştırma projesi dönem notunuzun çok büyük bir kısmını oluşturacak," dedi gözlüklerinin üzerinden amfiyi süzerek. Sayfaları yavaşça karıştırırken ekledi: "Zaman kaybı olmaması adına grupları doğrudan ben belirledim."

Amfide bir anda hoşnutsuz fısıltılar ve hafif bir uğultu yükseldi. Profesör Kang isimleri okumaya başladı:

"Jiho ve Noah."

"Yuna ve Chaerin."

Kısa, gergin bir sessizlik oldu. Profesörün sesi amfide yankılandı:

"Harin ve Ruan."

O an, sanki tüm dünya sessize alındı. Harin şaşkınlıkla başını kaldırıp yanındaki çocuğa baktı. Ruan yüzündeki o maskeyi hiç bozmadı, en ufak bir tepki bile vermedi. Ancak sıranın altındaki elinin, parmak boğumları beyazlaşana kadar sıkıldığını yalnızca onun her hareketini ezbere bilen Harin fark edebilirdi.

Ders bittiğinde öğrenciler homurdanarak amfiyi boşaltmaya başladı. Profesör Kang kürsüden ayrılmadan önce son kez uyardı: "Bir ay boyunca birlikte çalışacaksınız, süreyi iyi değerlendirin." Kapı arkasından kapandığında, o koca amfide sadece Harin ve Ruan kalmıştı. Geride kalan sessizlik ağır, yapışkan ve nefes almayı zorlaştıracak kadar boğucuydu.

İlk konuşan, cesaretini toplayan Harin oldu. "Ne zaman başlayalım projeye?"

Ruan önündeki kalın dosyayı sertçe kapattı. "Yarın," dedi. Sesi kısa, keskin ve alabildiğine mesafeliydi.

Harin boğazındaki düğümü yutkunarak aşmaya çalıştı. "Tamam."

Bir süre daha aralarında hiçbir kelime geçmedi. Ruan çantasını omzuna takıp gitmeye yeltendiğinde Harin daha fazla dayanamadı. "Ruan..." diye fısıldadı.

Ruan başını hafifçe, sadece profili görünecek kadar çevirdi. Harin'in sesi o kadar kısılmıştı ki neredeyse kendi bile duyamayacaktı. "Ben... sana bir şey mi yaptım? Neden böyleyiz?"

Bu soru boş amfide asılı kaldı. Ruan’ın o sert bakışları bir anlığına dondu. Koyu kahverengi gözlerinin derinliklerinde bir şeylerin un ufak olduğunu, canının acıdığını gösteren bir parıltı belirdi ama bunu hemen toparlayıp arkasına sakladı. "Hayır," dedi düz bir sesle.

"Öyleyse neden benden..."

Harin cümlesini tamamlayamadı. Çünkü Ruan’ın yüzündeki o donuk ifade yerini başka bir şeye bırakmıştı. Sanki her şeyi anlatacak, içindeki o fırtınayı dışarı kusacak gibiydi. Ama yapmadı. Dudaklarını birbirine bastırdı, hızla ayağa kalktı. "Projeyi yarın konuşuruz," dedi ve arkasını dönüp hızla amfiden çıktı.

Aynı günün akşamı... Kampüs sınırlarının hemen dışındaki yüksek katlı bir apartman dairesi.

Ruan, elindeki bardağı mutfak tezgahına bırakıp çalışma masasının üzerindeki telefonuna baktı. Ekran bir kez daha aydınlandı. Ekranda beliren isim her şeyi özetler gibiydi:

Seyou ❤️

Arama sessizce son buldu, Ruan cevap vermedi. Bir saniye sonra dairenin kapısı anahtarla açıldı. İçeriye sarı saçları ve keskin mavi gözleriyle dikkat çeken Seyou girdi. Yüzünde kırgınlıkla karışık bir öfke vardı.

"Üç gündür beni tamamen yok sayıyorsun Ruan. Aramalarıma bile bakmıyorsun," dedi kapıyı arkasından kapatırken.

Ruan ona dönüp bakmadı bile, gözlerini önündeki boşluğa dikti. "Yoğunum bu aralar."

Seyou acı bir şekilde gülümsedi ama o gülüş gözlerine hiç ulaşmadı. "Bu sadece bir yoğunluk değil, ikimiz de biliyoruz." Genç adama doğru bir adım yaklaştı, sesi titriyordu. "Senden yavaş yavaş uzaklaşıyorum ve sen kılını bile kıpırdatmıyorsun."

Derin bir sessizlik çöktü odaya. Ruan hiçbir şey söylemedi, tek bir savunma bile yapmadı. Çünkü biliyordu ki vereceği her cevap, her kelime her şeyi daha da içinden çıkılmaz bir hale getirecekti.

O esnada şehrin başka bir köşesinde, Harin kendi odasındaki çalışma masasında oturmuş, defterine bir şeyler karalıyordu. Fakat aklında ne yaklaşan vize sınavları ne de hazırlamaları gereken o ortak proje vardı. Zihni tamamen o ana kilitlenmişti; Ruan'ın o donuk gözlerine ve o gözlerin ardında hiçbir şey anlatmayan, her şeyi gizleyen o dipsiz boşluğa.

Elindeki kalem yavaşça durdu. Beyaz sayfanın tam ortasında, Harin’in içini döktüğü tek bir cümle asılı kaldı:

“Ben sana yaklaşmaya çalıştıkça, sen neden benden daha çok uzaklaşıyorsun?”

O gece, iki farklı odada iki insan aynı karanlık gökyüzüne, aynı soğuk yıldızlara baktı. Ama biri tüm gücüyle diğerine ulaşmaya, aradaki mesafeleri eritmeye çalışıyordu; diğeri ise ardına bile bakmadan, canı pahasına kaçıyordu. Ve ikisi de bu acı dolu kaçışın gerçek nedenini henüz bilmiyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.