Bölüm 24 — Geri Dönen Gölge (Part 3)
Harin sınıfa girdiğinde ders çoktan başlamıştı. Profesörün tahtaya tebeşirle vurduğu ritmik sesler odada yankılanırken, genç kız kimsenin dikkatini çekmemeye çalışarak sessizce yerine oturdu. Çantasından defterini ve kalemini çıkardı ama kalemi parmaklarının arasında dakikalarca tutmasına rağmen tek bir satır bile yazamadı. Gözleri önündeki boş beyaz sayfadaydı ama aklı, ruhu hâlâ o bahçedeki ıslak taş yolda takılı kalmıştı.
Ruan'ın yüzündeki o sarsıcı ifade bir türlü gözünün önünden gitmiyordu.
Onu ilk tanıdığı, o mesafeli koridorlarda karşılaştığı günden beri Ruan'ın birçok hâline şahit olmuştu. Duygularını gizleyen o ağır sessizliğini, sınırları zorlandığındaki gizli öfkesini, her şeyi kontrol altında tuttuğunu belirten o alaycı tebessümlerini görmüştü... Ama az önce o sarışın kadına bakarken takındığı tavır tamamen farklıydı.
Sanki geçmişin karanlık dehlizlerinden aniden çıkıp gelen, kaçtığı devasa bir hayaletle yüzleşmiş gibiydi.
Harin derin bir nefes alıp başını iki yana salladı, zihnindeki bu düşünceleri kovmak ister gibi.
"Beni ilgilendirmez..." diye fısıldadı kendi kendine. "Onun hayatı, onun geçmişi."
Ancak bunu yüksek sesle söylemesi bile içini kaplayan o soğuk huzursuzluğu rahatlatmaya yetmedi. Ders boyunca dikkati tamamen dağılmış bir hâlde, sıranın altından birkaç kez telefonu eline aldı. Ruan'dan, yaşananları açıklayan ya da nerede olduğunu söyleyen tek bir mesaj gelir mi diye her defasında ümitle ekrana baktı.
Fakat ekranda hiçbir bildirim yoktu. Tam bir sessizlik hâkimdi.
Acı zil sesiyle birlikte ders nihayet bittiğinde, öğrenciler eşyalarını toplayıp yavaş yavaş sınıftan çıkmaya başladı. Harin de çantasının askısını omzuna takarak ağır adımlarla koridorun kalabalığına karıştı.
Giriş kapısına doğru yürürken, camdan dışarı baktığında o lüks siyah arabanın hâlâ aynı yerde, fakültenin tam önünde durduğunu fark etti. Şoför direksiyonun başında bekliyordu; motor çalışmıyordu ama araba da kampüsü terk etmemişti.
Bu durum, Harin’in içini kemiren o merak duygusunu daha da körükledi. Tam ana merdivenlerden aşağıya, çıkışa doğru inecekken, alt kattaki boşluktan yukarıya doğru yükselen gergin sesler adımlarını durdurmasına neden oldu.
"...Bunun için mi benden, her şeyden bu kadar kolay kaçtın?"
Konuşan, o duru ve soğuk sesin sahibi Seyou'ydu.
Harin, merdiven korkuluğunun kenarında istemeden de olsa durakladı. Sesler kalabalığın arasında net gelmiyordu ama boşlukta yankılanıyordu. Ruan'ın sırtı merdivenlere dönük olduğu için yüzündeki ifadeyi göremiyordu. Sadece omuzlarının o dik, savunmacı gerginliği bile, aralarındaki konuşmanın hiç de sakin geçmediğini anlamaya fazlasıyla yetiyordu.
"Burada, herkesin içinde konuşmayacağız," dedi Ruan. Sesi sert, net ve emrediciydi.
"Ben konuşacağım," diye çıkıştı Seyou, sesindeki o yapay sakinliği bu kez tamamen koruyamayarak. "Çünkü sen aylardır arkana bile bakmadan susuyorsun Ruan."
Harin, duyduğu bu cümleyle birlikte refleks olarak bir adım geri çekildi. İki insanın arasındaki bu mahrem ve geçmişe ait tartışmayı dinlemek, gizlice kulak misafiri olmak istemiyordu. Ama ayakları, sanki o mermer zemine çivilenmiş gibi olduğu yerden bir türlü ayrılmıyordu.
Ruan derin, öfkeli bir nefes aldı. "Ben sana zamanında yapılması gereken tüm açıklamaları yaptım."
"Hayır, yapmadın." Seyou başını hafifçe iki yana salladı, ses tonu hayal kırıklığı barındırıyordu. "Sen sadece arkana bakmadan kaçmayı, insanları yarı yolda bırakmayı bir açıklama sanıyorsun."
Harin daha fazlasını duymamak, o kelimelerin ağırlığı altında ezilmemek için gözlerini hızla yere indirdi. Kendini orada, o merdiven başında dururken suçlu ve yanlış bir şey yapıyormuş gibi hissediyordu.
Tam arkasını dönüp koridorun diğer ucundan uzaklaşmaya karar vermişti ki, avcunun içindeki telefonu ani bir ritimle titredi.
Ekrana baktığında kalbi göğüs kafesinde bir kez daha tepe taklak oldu. Ekranda tek bir isim yazıyordu:
Ruan.
Şaşkınlıkla ve titreyen parmaklarıyla gelen mesajı hızla açtı.
>Ruan: Neredesin?
>
Harin aldığı mesajla birlikte istemsizce merdiven boşluğundan aşağıya doğru baktı. Ruan hâlâ Seyou'nun tam karşısında duruyordu, aralarındaki gerilim dışarıdan bile okunuyordu. Ama o fırtınanın ortasındayken bile telefonu eline almış ve bu mesajı ona atmıştı.
Genç kızın parmakları ekranın üzerinde kısa bir an tereddüt etti, ne yazacağını bilemedi. Sonunda kelimeleri toparladı:
>Harin: Üst kattaki koridordayım. Merdivenlerin başında.
>
Mesajı gönder tuşuna basar basmaz, alt kattan gelen o hararetli konuşma bıçak gibi aniden kesildi.
Ruan, telefonunu yavaşça ceketinin cebine koydu. Ardından başını yukarıya, merdiven boşluğuna doğru kaldırdı. O koyu, keskin bakışları saniyeler içinde doğrudan Harin'in gözlerini buldu.
İkisi, kalabalık kampüs binasının ortasında, birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden öylece birbirlerine baktılar. Ruan'ın her zaman her şeyi kontrol altında tutan o soğuk gözlerinde, Harin ilk kez belirgin bir telaş, sarsıcı bir korku gördü.
Seyou da Ruan'ın bakışlarının kilitlendiği o noktayı fark ederek yavaşça arkasına, merdivenlerin yukarısına doğru döndü. Bakışları tam üst katta duran Harin'in üzerinde sabitlendi.
Kadının yüzündeki o tehlikeli, her şeyi altüst etmeye hazır gülümseme yavaşça daha da genişledi.
O an Harin'in içinin en derin yerinde, adını koyamadığı ama buz gibi bir ürpertiyle kendini hissettiren bir önsezi belirdi.
Sanki bu merdiven başındaki dilsiz karşılaşma... Hayatındaki, aralarında yeni filizlenen o kırılgan yakınlıktaki birçok şeyi kökünden değiştirecek olan o karanlık, geri dönüşü olmayan ilk adımdı.