İçeriğe geç

Sessizce Solmak

Bölüm 18 · 2 dk okuma

Sessizce Solmak

Bölüm 18

Bölüm 18 — Eksik Kalan Cümlelerin Ağırlığı

Bölüm 18 — Eksik Kalan Cümlelerin Ağırlığı

Harin’in dudaklarından dökülen o son kelimeler, kampüsün kuytu bahçesindeki nemli toprak kokusuna karışıp gitti. “Sadece kaçmayı bırak.”

Ruan, bu cümlenin ardından hiçbir şey söylemedi. Ancak o an, bakışlarında ilk kez yenilmiş bir askerin değil, zırhını kendi rızasıyla yere bırakmış bir adamın o tuhaf, çıplak teslimiyeti vardı. Rüzgâr, aralarındaki o son görünmez mesafeyi de üşütürken, Ruan elini yavaşça cebine indirdi. Yumruğunu o kadar sıkı sıkmıştı ki, parmak eklemlerinin beyazladığı dışarıdan bile fark ediliyordu.

“Kaçmıyorum,” dedi Ruan, sesi bu kez fısıltıdan da öte, adeta bir iç ses gibiydi. “Sadece... nereye basacağımı bilmediğim bir zeminde duruyorum.”

Harin, aralarındaki o adımlık mesafeyi tamamen sıfırlamak ister gibi yarım adım daha attı. Şimdi Ruan’ın göğsünden yükselen o düzenli ama hızlı nefes alışverişlerini bile duyabiliyordu. “Zeminin bir önemi yok Ruan. Düşersen, burada tek başına düşmeyeceksin. Bunu anlamak bu kadar mı zor?”

Ruan, gözlerini kızın kehribar rengi gözlerine sabitledi. İçinde bir yerlerde, yıllardır kimsenin dokunmaya cesaret edemediği o eski, paslı kilitlerin birer birer kırıldığını hissediyordu. Seyou’nun gölgeleri, geçmişin o karanlık ve tehditkâr labirentleri hâlâ bir yerlerde pusuda bekliyordu, evet; ama tam şu an, karşısında duran bu kızın yarattığı o sarsılmaz gerçeklik, dünyadaki tüm tehlikelerden daha baskındı.

“Düşmekten korkmuyorum Harin,” dedi Ruan, ses tonu yavaşça eski o net ve derin tınısına kavuşurken. “Ben sadece... düşerken yanımda sürükleyeceğim şeylerin ağırlığından korkuyorum.”

Harin hafifçe gülümsedi. Bu kez gülümsemesi buruk değil, tam aksine adama cesaret vermek ister gibi sıcacıktı. “Ben sandığından çok daha hafifimdir. Hem... Belki de beni taşımana gerek kalmaz, birlikte yürürüz.”

Ruan, kızın bu sarsılmaz inancı karşısında ilk kez derin, hafiflemiş bir nefes aldı. Omuzlarındaki o görünmez yük, tamamen yok olmasa da ilk kez taşınabilir bir boyuta gelmişti.

Kampüsün ana binasından yükselen o tok ve gürültülü ders zili sesi, aralarındaki o büyülü sığınakta yankılandı. Bahçedeki sessizlik, yavaş yavaş dışarı çıkan öğrencilerin uğultusuyla dağılmaya başlarken; ikisi de artık dün akşamki loş kafede bıraktıkları o iki yabancı değildi.

Ruan başını hafifçe yana eğerek kıza baktı. “Dersin var mı?”

“Var,” dedi Harin, gözlerini muzipçe kısarak. “Ama sanırım o dersi çoktan kaçırdım.”

“Benim yüzümden mi?”

“Biraz senin yüzünden, biraz da benim o bahsettiğin kararsızlığım yüzünden diyelim.”

Ruan’ın dudak kenarında, o görmesi neredeyse imkânsız olan gizli tebessüm yeniden belirdi. “O zaman bu gecikmenin sorumluluğunu üstlenmem gerekiyor.”

“Nasıl üstleneceksin bakalım?”

Ruan arkasını dönüp kampüsün çıkış kapısına doğru yürümeye başlarken, omzunun üzerinden kıza baktı. “Beni takip etmeyi bırakıp yanıma gelirsen, belki orada anlatırım.”

Harin, arkasından bakakaldığı adamın bu ani ve kararlı adımlarına yetişmek için hızla harekete geçti. Taş yolda adımları yeniden aynı ritimle, bu kez hiçbir korku ve tereddüt barındırmadan yan yana yankılanmaya başladı.

Çünkü ikisi de çok iyi biliyordu ki; eksik kalan cümleler ne kadar ağır olursa olsun, yan yana yürüyen iki insan için hiçbir yük taşınmaz değildi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.