Sunucu odasındaki o sessiz kalabalık, sanki bir zaman makinesinde dondurulmuş gibiydi. Binlerce insan, metalik yakalar boyunlarına kilitlenmiş halde ayakta duruyor, ama sanki hiçbiri orada değilmiş gibi boşluğa bakıyorlardı. Kerem, odanın ortasındaki ana terminale doğru ilerlerken, ellerindeki aletin ışığı daha parlak bir maviye dönüştü.
"Onlar ölü değil," dedi Leyla, bir heykel gibi duran genç bir kadının yanına yaklaşıp elini havada tutarak. "Bilinçleri başka bir yere, belki de dijital bir hapishaneye aktarılmış. Bu yakalar sadece bedeni tutan birer pranga."
"Eğer bu yakaları aynı anda çıkarırsak," diye düşündüm, sesim odanın yankısız ortamında garip bir şekilde boğuluyordu, "sistem çöker mi?"
Kerem terminalin ekranına bir dizi karmaşık kod girmeye başladı. Yüzündeki o devre izi daha belirgin bir şekilde parlıyordu. "Sistem, Aras. İnsan sesini bir tehdit olarak görüyor. Çünkü ses, düşüncenin özgürleştiği yerdir. Eğer şimdi herkesi uyandırırsak, bu odadaki herkesin aynı anda çığlık atması gerekir. O frekans, Kulenin güvenlik duvarını paramparça edecek tek şey."
Tam o sırada, odanın girişindeki devasa metal kapı sarsılmaya başladı. Muhafızlar bizi bulmuştu. Kapının arkasından gelen o mekanik "güm-güm" sesi, sunucu odasının zemini titretiyordu.
"Vaktimiz azaldı!" dedi Kerem, gözlerini ekrandan ayırmadan. "Aras, ana sisteme bağlanmamız için senin o 'çatlak' frekansına ihtiyacım var. Sadece bir kez, en yüksek perdeden bir ses çıkarman lazım. Ama bunu yaptığın an, senin yerin tespit edilecek."
Leyla kapıya doğru döndü, elindeki silahı hazırladı. "Kapıyı ben tutarım. Aras, ne yapacaksan hemen yap!"
Korkuyordum. Eğer sesimi kullanırsam, artık geri dönüşü olmayan bir yola girecektim. Ama karşımda, sadece bir heykel gibi duran binlerce insan vardı. Kerem onay bekleyen gözlerle bana baktı.
GölgeKalem Notu: Sessizlik, Aras'ın tek bir çığlığıyla bozulmak üzere! 📣