İçeriğe geç

SESSİZ RİTİM

Bölüm 1 · 3 dk okuma

SESSİZ RİTİM

Bölüm 1

1. BÖLÜM: SESİMİN SUSTUĞU YER

Hayat bazen insanın üzerine öyle bir yıkılır ki, altında kalıp ezilmektense o yıkıntının en tepesine çıkıp her şeyi sonlandırmak istersiniz. Benim için de o gün, bugündü.

Hava buz gibiydi. Üzerimdeki oversize, bol hırkam, minik ve çocuksu bedenimi titreten o derin yalnızlığı örtmeye yetmiyordu. Adımlarım benden bağımsız, şehrin o arka sokaklarında kalmış terk edilmiş, yarı yıkık binanın merdivenlerini tırmanıyordu. Burası kimsenin uğramadığı, unutulmuş gri bir yerdi. Tıpkı benim gibi.

Annemin hastanede son nefesini verdiği o an, dünyadaki tek dayanağım, tek sığınağım da yok olup gitmişti. Artık beni bu hayata bağlayan hiçbir şey kalmamıştı. Babasız büyümüştüm, şimdi ise tamamen yapayalnız bir çocuktum.

Teras katının paslı kapısını itip dışarı çıktım. Rüzgâr yüzüme sertçe vurdu, gür ve kabarık sarı saçlarımı gözlerimin önüne uçurdu. Burnumun ve yanaklarımın üzerindeki çiller, soğuktan kızarmaya başlamıştı bile. Kulaklarımdaki işitme cihazını yavaşça çıkardım ve hırkamın cebine koydum. Cihazı çıkardığım an, dünyanın o uğultulu gürültüsü bıçak gibi kesildi. Büyük, mutlak bir sessizlik kapladı etrafımı. Artık sadece kendi kalbimin acı dolu atışlarını hissedebiliyordum.

Binanın kenarına doğru yürüdüm. Parmaklıkları olmayan o beton boşluğun ucuna gelip durdum. Aşağıya baktım. Sokaklar, arabalar, insanlar... Hepsi o kadar uzaktı ki. Zaten bu hayatta varken de kimse beni duymazdı. İşitme cihazım varken bile konuşmaya korkan, o olmadan sadece işaret diliyle derdini anlatmaya çalışan aciz bir çocuktum ben.

Hele ki son iki hafta... Benim için tam bir cehennemdi. Tüm engellerime rağmen hayata tutunduğum tek şey olan gitarımla akademinin müzik grubuna girmiştim. Ama kader bana öyle bir oyun oynamıştı ki, okulun o popüler, herkesin sesine hayran olduğu vokalisti olan o zorba çocukla aynı gruba düşmüştüm.

Son iki haftadır provalarda bana yapmadığı eziyet kalmamıştı. İşitme cihazımla dalga geçmesi, sırıta sırıta gitarımın tellerini gevşetmesi, "Bu sağır haliyle ritmi bile duyamıyor, grupta ne işi var?" diyerek beni herkesin önünde aşağılaması... En değer verdiğim şeyi, gitarımı elimden almaya çalışmıştı. Benim canımın ne kadar yandığını hiçbir zaman bilmemişti. Annemin hastanede ölümle pençeleştiğini, evde aç uyuduğumu, artık dayanacak gücümün kalmadığını bilmediği gibi...

Kalp şeklindeki dolgun, kırmızı dudaklarım titredi. Burnumdaki, dudağımdaki ve kulaklarımdaki piercingler soğuktan tenimi sızlatıyordu. Büyük, ela ceylan gözlerimi kapattım. Süzülen yaşlar yanaklarımı yakarak aşağı aktı.

"Artık bitti," dedim içimden. Sesim çıkmıyordu ama ruhum bu kelimeyi haykırıyordu. "Artık ne grupta beni ezebilirsin, ne de canımı yakabilirsin."

Derin bir nefes aldım. Dünyanın bu derin, sessiz boşluğuna kendimi bırakmak üzere sağ ayağımı öne doğru uzattım. Tam dengemi kaybedip yerçekimine teslim olacağım o salisede...

Büyük bir gürültüyle arkamdaki teras kapısı açıldı. Duymuyordum ama binanın sarsıntısını ve havadaki ani değişimi hissetmiştim.

Daha ne olduğunu anlayamadan, arkamdan bir el fırtına gibi uzandı. İnce, uzun parmaklı, el ve kol damarları belirgin olan o güçlü el, havada asılı kalan bileğimi ölümcül bir güçle kavradı.

Beni acımasızca geriye doğru çekti. Minik bedenim sert beton zemine kapaklanırken, bileğimi tutan o muazzam gücün sahibi de nefes nefese üzerime doğru düştü.

Gözlerimi dehşetle açtım. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Başımı kaldırıp beni ölümün kıyısından çekip alan o yüze baktım.

Şoktan donakaldım. Nefesim boğazımda düğümlendi.

Karşımda öfkeden gözleri dönmüş, siyah gür saçları rüzgarda dağılmış ve nefes nefese bana bakan kişi... Grupta bana her gün o mikrofonun arkasından tiksinerek bakan o vokalist zorbaydı. Yaklaşık 1.90'lık boyu, o mükemmel yapılı vücuduyla üzerime çökmüş gibiydi. Dudağındaki ve kulağındaki piercingler rüzgarda parıldıyor, o ela çekik gözleri nefret, şok ve ilk defa gördüğüm tuhaf bir korkuyla bana bakıyordu. Gözünün kenarındaki o küçük siyah ben bile öfkeyle kasılan yüzünde belirginleşmişti. Dolgun, pembemsi dudakları aralandı, bana bir şeyler haykırıyordu ama kulaklarımda sadece derin bir sessizlik vardı.

Bana şarkı söylemesi gereken o dudaklar şimdi bağırıyordu, ama ben duyamıyordum. Hayatımı mahveden çocuk, şu an hayatımı kurtarmıştı.

Yazarın Notu:

Sessiz Ritim'in ilk bölümüne hoş geldiniz! 🖤 Ethan gibi bir zorbaya şu an çok kızgın olduğunuzu biliyorum ama sizce Jack’i o ölümcül boşluktan çekip alırken içinden neler geçiyordu?

Hikayenin bu karanlık ve tutkulu yolculuğunda benimle kalmak için kütüphanenize eklemeyi (takip etmeyi) ve teorilerinizi yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın! Diğer bölümde görüşmek üzere, bol bol kalplerinizi bekliyorum!

✨

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.