İçeriğe geç

Sessiz Mühür

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Sessiz Mühür

Bölüm 1

Adı Olmayan Yemin

Taş duvarlar her şeyi hatırlar.

İnsanlar unutur, krallar ölür, isimler silinir.

Ama taş, kokuyu saklar.

Taş duvarlar gecenin sessizliğiyle birlikte nefes alıyordu. Isen için bu duygu oldukça tanıdıktı. Çünkü çocukluğundan beri her gecesini onların gölgesinde geçirirdi.

Kuzey kapısının dibine geldiğinde Isen durdu. Elindeki mühürlü parşömen, zincir zırh kadar ağır geliyordu ona. Konuşmayan dili değil, susmak zorunda bırakılmış vicdanıydı omuzlarına ölümün ağırlığı gibi çöken. Parşömenin üzerinde Kral Arthur’un mührü vardı, ama Isen, o mühürde bal mumu kokusu almıyordu, mür kokuyordu. Kan kokusu vardı sanki…

Rüzgarlarla taşınan her kokuyu ayırt edebilecek kadar uzun süredir taşların arasında yaşamıştı Isen. Paslı demiri, ıslak kireci, yanmış bal mumunu ve mührü.

Kokulu mühürler.

Krallıkta çok az kişi bunun farkındaydı. Bu bilgi resmi kayıtlarda bulunmazdı. Ama eski yeminlerde, geri dönülmez emirlerde balmumuna reçine karıştırılırdı. Her koku, farklı bir kaderi işaret ederdi.

Isen bunları konuşarak öğrenmemişti. Konuşmayı, bir kapı yanlışlıkla açıldığında kaybetmişti. O geceden sonra kelimeler gitmiş, koku kalmıştı geriye.

Mür, ölüm demekti.

Bir şehrin ya da bir soyun sona ermesi.

Günnük, Tanrı adına verilen emirdi.

İtiraz edilemez, geri alınamaz.

Sedir, kalıcılıktı.

Yıkılmayacak duvarlar, susmayacak yeminler,

Laden, gizlilikti.

Resmi olmayan ama herkesin bedel ödediği kararlar.

Ve kokusuz balmumu…

O yalnızca gerçeğe ayrılırdı.

Isen, kokusuz olanları babasından öğrenmişti. “Gerçek”, demişti babası, “kendini gizlemez.”

Krallıkta kimse açıkça konuşmazdı ancak her zaman bir sessiz düzen vardı. Bu düzenin üyeleri asla konuşmaz, yazmazdı. Yalnızca taş, koku ve zamanla çalışırlardı. Mühürlerin gerçek anlamını yalnızca onlar bilir ve anlardı.

Isen, istemeden bu düzenin son tanığı olmuştu.

Şu anda elinde tuttuğu parşömeni eline aldığında, kokuyu hemen tanıdı,

Mür ve Laden

Ölüm ve gizlilik.

Bu, bir şehrin kokuların ardında yok edilmesinin en sessiz ve sade anlatımıydı.

Isen parşömeni açmadı. Açamazdı da zaten. Ama surların arasında nemli taşlara bastırdı. Balmumu yumuşadı. Koku taşa geçti ve havaya karışarak arkasında ölümün sessizliğini bırakarak kaybolmuştu. Mührü yeniden sardı ama artık emir izlenebilirdi. Çünkü kokusu, taşlara sinmişti.

Şehir meydanında onu gördü.

Elien.

Yetimhanede büyümüş, kilise için mum yakan genç minyon bir kadındı. Isen için onu anlayan tek kişiydi. Çünkü Elien, konuşmadan da anlaşabilen nadir insanlardan biriydi.

Isen ona parşömeni gösterdi. Elien, kokuyu tanıyan ikinci kişiydi. Parşömene uzandığında yüzü buruştu.

“Bu… cenaze gibi,” dedi.

Isen onayla başını salladı.

O gece Elien çanları yanlış vakitte çaldı. Şehir bir katliama uyandı. Askerler yer değiştirdi. Emir gecikti. Ve sessizlik ilk kez çatladı.

Batı kulesinde, sedir kokulu eski bir mühür bulundu. Yıllar önce aynı düzen, aynı yöntemle çalışmıştı. Demek ki bu şehir, ikinci kez kokuyla ölüme gönderiliyordu.

Isen buna izin vermedi. Veremedi o geceyi taşların göllerinde hatırladı. Onu sessizliğe mühürleyen geceyi.

Isen o zamanlar konuşabiliyordu.

Babası, şehrin kapı muhafızıydı. Isen, yanlışlıkla açılan kapının ardında bekleyen askerleri ilk gören kişiydi. Bağırmıştı. Hayatında hiç bu kadar bağırdığını hatırlamıyordu. Ama sesini kimse duymadı.

Sonra ateşler yükseldi.

Bir asker, Isen’in yüzüne vurmuştu.

Dili kanla dolmuştu.

Ve bir daha sesi çıkmamıştı.

O geceden sonra Isen, sessizliği seçmişti. Çünkü kelimler başarısız olmuştu. Taşlara yemin etti:

“Gördüklerimi dile getirmeyeceğim… zamanı gelene dek.”

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.