Miray
sabahın ilk ışıkları ile uyandım, ama içimde bir... boşluk hissi vardı, eksiklik hissi... bunun nedeni neydi, bir dakika... tamam anladım kaç gündür otelde Emir ile aynı yatakta yattığım için bir süre sonra tek yatmak garip gelmişti... neyse, fazla umursamamaya çalışacağım...
yatakta oturur pozisyona geçtim, odama şöyle bir göz gezdirdim, etraf hala bıraktığım gibiydi
telefonumu komidinin üzerinden aldım ve saate baktım, saat sabah sekiz on sekizdi, kimseden mesaj gelmemişti
telefonu kapatıp pijamamın cebine attım ve yatağımı toplamaya başladım, acaba bizimkiler uyanmış mıdır?
yatağımı topladıktan sonra mini bakımımı yaptım ve aşağı indim, üzerimi değiştirmedim çünkü pijamalarım yeteri kadar uzundu
koridorda ilerlerken Nazlı ablanın odasından gelen gülüşme sesleri dikkatimi çekti, normalde kapı dinlemekten nefret ederim ama o an merakıma yenik düştüm ve kulağımı kapıya yaslayıp içeriyi dinlemeye başladım
"ya Sinan yapma gıdıklanıyorum" bu Nazlı ablanın sesiydi, bir dakika... Sinan abi de mi oradaydı!?
"sen gülüyorsan ben daha da bırakmam" evet,bu kesinlikle Sinan abinin sesiydi, hızla kapıdan kulağımı çektim, yok kardeşim ben almayayım...
hızlı adımlarla ilerleyerek oraan uzaklaştım, bir süre sonra mutfağa geldim; Ayça, Zümrüt abla, Mert abi,Fırat ve Emir'de buradaydı ve hepsi mutfaktaki koltukta oturmuş telefonlarda takılıyorlardı
hepsine bakarak gülümsedim "günaydın!" bu tepkime karşılık hepsi bir birbirlerine bir de bana baktılar
"kafana taş mı düştü Miray?" dedi şaşkınca Ayça
garipseyerek ona baktım "yoo, neden ki?"
Ayça bir şey daha diyecekti ki Fırat lafı ağzından aldı "sana da günaydın Miray" garipsedim ama umursamadım
"tamam? ben kahvaltıyı hazırlamaya başlıyorum, biriniz gitsin Nazlı abla ile Sinan abiyi uyandırsın"
Zümrüt abla oturduğu yerde doğruldu "ben onları uyandırırım" dedi ve üst kata çıktı
Emir'de ayağa kalktı ve yanıma geldi "ben de sana yardım edeyim" ufaktan kızardım, ben neden bu kadar çabuk kızarıyorum yaa!?
"ohm...peki..." dolaba yöneldim ve birkaç yumurta ile salça çıkardım, Emir de dolabın yanındaki sepetlerden bir kaç tane patates çıkardı, yıkadı ve soyup doğramaya başladı, o tezgahta patatesler ile ilgilenirken bende ocakta salçalı yumurta ile ilgileniyordum, diğerleri ise oturmuş ya bizi izliyorlardı ya da telefonlarında geziniyorlardı
yumurtayı tavaya kırmadan önce telefonumdan müzik açtım ve hoparlöre bağladım
"lafını balla bölüyorum"
"elini verme gidiyorum"
"bana güvenme deniyorum"
"deniyorum, deniyorum"
"deniyorum, deniyorum!"
"elini verme gidiyorum"
"bana güvenme deniyorum"
Ayça sinirle bana baktı "ya kapat şu müziği Miray!" elleri ile kulaklarını kapattı
"kusura bakma da bok kapatırım Ayçacım, ben müziksiz yapamıyorum!"
"o müziği bir yerine sokunca görücen sen!" dedi sinirle, hem şarkıya eşlik ediyor hem de hafiften dans ediyordum
"şimdi şöyle bende karışık işler biraz"
"görmek isterim bi naz bi cilve, yok ki hiç"
"Sıkıldım of, kararlarıma sebep aramicam yine"
"Ne bulurum, ne satarım sana senin olmicam diye"
"Belki de yoktur olacağı"
"Desinler yerin ana kucağı"
"Deniyorum ama kıramadım"
"Şu şeytanın da bacağını"
"Üzülme, sorun sende değil bende"
"Hazır değilim ben bunca derde"
"Hemen biterdi eskilerde"
"Nası oluyo bu şimdilerde?"
DKTT/ Lafını Balla
tavaya ilk önce yağ döktüm, üzerine salça ekleyip salçayı kavurmaya başladım, salça kavrulunca yumurtaları da tavaya kırıp pişirmeye başladım, tavanın kapağını kapatıp altını kıstım ve yumurtayı kendi halinde pişmeye bıraktım
dolaba yöneldim ve domates ile salatalık çıkartıp doğramaya başladım, bir yandan da hala şarkı söylüyordum
domatesin kabuğunu soymak ile uğraşmadan tabağa doğradım,daha sonra da salatalıkları doğradım, Emir de patatesleri pişirmeye başladı
salatayı tuzlayıp tepsiye bıraktım, yumurtaya bakmak için ocağa yöneldim, o sırada omuzum sertçe Emir'in omuzuna çarptı
"ahh... çok acıdı..." dedim kendi kendime omuzumu sıvazlayarak, bir an göz göze geldik ve aynı anda konuştuk
"özür dilerim" kızardım
"hayır ben özür dilerim" dedi Emir
"saçmalama benim suçum, ben çarptım..." dedim utana sıkıla, bu çocuğun önünde neden hep utanıyorum yaa!?
"hey, yumurta!" dedi bağırarak Mert abi, onun sesi ile yumurtaya koştum ve altını kapattım
Emir de sırıttı ve patatesleri pişirmeye geri döndü
"gıcık işte ne olacak...!" dedim sinirle
Emir de patatesleri pişirince masayı serdik, biz masaya oturduk çok geçmeden Sinan abi, Zümrüt abla ve Nazlı abla da sorfaya oturdu
ağzıma bir patates attım "Emir bu ne ya karton gibi çok tuzsuz olmuş" dedim ama biraz dalga geçiyordum
Zümrüt ablaya baktım "tuzu verir misin Zümrüt abla?"
bana tuzu verdi ve tabağımdaki patatese tuz döktüm
Zümrüt abla arkasına yaslandı ve hepimize bakarak konuştu rahat bir tavırla ama özellikle bana ve Ayça'ya bakıyordu
"ya biz neden birbirimize abi abla diyoruz, artık büyüdük ve aynı evde yaşıyoruz, bence buna bir dur demeliyiz"
"slogan gibi oldu lan" dedi kıkırdayarak Mert abi
"aynen ya artık birbirimize abi abla demek yok" dedi Zümrüt ablaya katılarak Fırat
"saygıdan diyoruz her halde?" dedim
"sıçtırtma saygına ha Miroo" dedi sinirle Zümrüt abla
"aynen hem biz de kendimizi yaşlı hissediyoruz" diye devam etti Nazlı abla
"bana okey valla ben isim ile seslenirim" dedi Ayça
hepsi bana baktı "off peki peki, bende abi abla demem artık"
Zümrüt abla ay pardon Zümrüt pis pis sırıttı "tamam o zaman, yemeğe devam edelim, Miray suyu versene"
kahvaltı yaptıktan sonra hazırlanmak için odama çıktım Nazlı abla ay, galiba buna alışmam zor olacak, Nazlı ve Zümrüt de mutfağı toplamaya başladı
üzerime siyah uzun kol bir body, altıma koyu gri bir etek giymiştim, ayakkabı olarak da siyah uzun,topuklu ve kırışık detaylı bir çizme giymiştim, her zamanki gibi kulaklığım boynumdaydı tabikii

hazırlanıp aşağı indim, evdekiler ile ayak üstü vedalaşıp koşar adımlarla evden çıktım "herkese iyi günler, akşama görüşürüz!"
kapıyı arkamdan kapattım ve otobüs durağına ilerleyip otobüs beklemeye başladım, otobüs gelince paramı verip boş bir yere oturdum ve kulaklığımı takıp pencereden dışarıyı izlemeye başladım...
Emir
Miray hızla evden çıktı, biz de odalarımıza gittik, benim iş saatime daha çok vardı, yine Mert ile beraber gidecektik, branşlarımız benzer olduğu için arada böyle çakışmalar oluyordu...
Zümrüt ve Ayça hazırlanmaya başladılar, Zümrüt'ün önemli birkaç davası vardı, Ayça'nın ise üç kişiye özel dersi, ekstradan kolejde de dersi vardı
Fırat ise doktordu ve bugün birkaç özel randevusu olduğu için o herkesten önce çıkmıştı
ben, Mert, Sinan ve Nazlı salona geçmiş oturuyorduk, Nazlı ikili kanepede uzanmış, bacak bacak üstüne atmış pijamaları ile telefonunda takılıyordu
Mert ve Sinan da televizyondan Mert'in eski bir maçını açmış izliyorlardı
ben ise köşedeki armut koltukta erkeklere has bir şekilde oturmuş Miray'ın yazdığı kitabı okuyordum ama telefonumdan
"oğlum bu kız da az değil lan!?" dedim içimden kendi kendime, ama sırıtıyordum, diğerleri sırıttığımı fark etmemiştler...
okuduğum sahne ile gözlerim heyecanla büyüdü ve oturduğum yerde biraz öne eğildim, ağzım şaşkınlıkla açıldı
bu hareketimi ilk Mert fark etti "hayırdır Emir şaşırdın o kadar?" dedi merakla
kafamı iki yana sallayarak kendime gelmeye çalıştım "yok bir
şey ya..."
inanmamış bir şekilde baktı ama ses etmeden maçı izlemeye devam etti, bende kitabı okumaya devam ettim, her bölüme başladıktan sonra bu son diyordum ama Miray en güzel yerinde kestiği için sonrak bölümü de okumak zorunda kalıyordum
bir bölüm daha diye diye en sonunda serinin ilk kitabını bitirmiştim, harika!
neyse, başka bir kitap fırtınasına kapılmadan hemen telefonumu kapatıp cebime attım aradan iki saat geçmişti, bir saat sonra Mert ile işe gidecektik
oturduğum yerde doğruldum ve biraz esnedim "off, sırtım çıktı yaa"
Mert onlar maç izlemeyi bırakmış kendi aralarında sohbet ediyorlardı "oğlum bu maçtaki karşı takım da çok güçlüymüş, zorlanacağım kesin" dedi Mert ama gözlerinde gram korku yoktu
"bence alırsınız ya Mert" dedim sırıtarak
gururla göğüsünü kabarttı "tabi oğlum ne sandin beni"
Sinan ayağa kalktı ve konuşmadan hemen önce derin bir nefes aldı "gençler benim çıkmam lazım, akşam görüşürüz, Mert bak lokantadan izleyeceğim lan seni ona göre" sırıttı
Mert'de ona sırıttı "merak etme alacağım o maçı"
"e iyi o zaman ben iş elbiselerimi giyeyim, çıkıyorum" dedi ve gitti
Nazlı'ya döndüm "sen işe gidecek misin?"
"Evet evet ama sizden bi yarım saat sonra çıkacağım" dedi
"Tamam, Mert ben hazırlanmaya gidiyorum" dedim ve bende odama çıktım erken gitsek bizim için daha iyiydi, Mert de arkamdan gelip giyinmek için odasına çıktı salonda Nazlı yalnız kaldı

Ben siyah bir eşortman altı ve uzun kollu dar siyah bir üst giymiştim,odamdan çıkınca koridorda Mert'i gördüm
Mert kendi takımının formasını giymiş altına da beyaz diz altı bir şort giymişti
Bana baktı "hazırsan çıkalım"
Başım ile onayladım "hadi gidelim" evden çıktık ve sahaya gitmek üzere yol aldık...
Miray
Eve erken gelmiştim saat beşti ama normalde ben yedide çıkıyordum
Evde kimse yoktu,hepsi işe gitmişti, içeri girdim kapıyı kapattım ve odama çıkıp üzerimi değiştirdim, pijamalarımı giyip mutfağa gittim, tabiki kulaklığımı takmıştım
Bizimkiler birazdan gelirdi o yüzden dört tane büyük boy hazır pizza çıkardım ve fırına attım
Daha sonra odama geri çıktım,kitaplığım çok dağılmıştı, onları teker teker raflardan indirdim, rafların en üstündeki kitapların kutularını da indirdim ve ıslak bir mendille tozlarını aldım
Onların tozunu aldıktan sonra bir kenara bıraktım ve her seti kendi sırasına göre rafa dizmeye başladım, bu iş uzun sürecek gibiydi...
Bir saatin sonunda kitapların hepsini raflara dizmiştim, kutuları da rafların en üstüne yerleştirip mutfağa indim,pizza kokuları evi sarmayı başlamıştı bile
Pizzalara baktım,pişmişlerdi, hemen fırından çıkardım ve soğumaları için tezgahın üzerine bıraktım o sırada kapı sesi geldi, hepsi de bir anda gelmişti mübarek!?
Mert pizza kokularını aldığı gibi kendini mutfağa attı
"hmm, Miray şef bugün bize neler yapmış acaba?"
Kıkırdadım "pizza yaptım size hemde fırından yeni çıktı"
Gözleri heyecanla büyüdü "offf, şimdiden ellerine sağlık bacım"
Hızla üst kata çıktı ben ise arkadından gülümsedim, ne diyebilirim ki?
Zümrüt yanıma geldi "ay valla Allah senden razı olsun Miro, bende diyordum yemeği nasıl yapacağız"
"Bir şey olmaz, gidin siz giyinin yemek yiyelim"
Bunu dememle hepsi odalarına gitti daha sonra yemek yedik ve sofrayı topladık, şuan ise salonda oturmuş yediklerimizi sindiriyorduk, saat akşam dokuz olmuştu
Ben her zamanki gibi oturmuş laptoptan bölüm yazıyordum, Emir,Sinan,Fırat ve Mert televizyondan video oyunu açmış oynuyorlardı, Zümrüt yarın iş yerinde ona lazım olacak evrakları gözden geçiriyordu, Nazlı canlı yayın açmıştı Ayça ise oturmuş telefonda takılıyordu
"Evet arkadaşlar, biz bugün sizlerle beraberr, soru-cevap yapıyoruzz" dedi kameralara Nazlı
Zümrüt sinirle ona baktı ama bir şey demeden göz devirdi
"Hadi lan,oğlum Sinan Emir ile Fırat'a yeniliyoruz daha iyi oyna!?" Dedi Mert
"Elimden geleni yapıyorum tamam mı, kolaysa sen yap!?" Dedi Sinan
Oturduğum yerde doğruldum "ben çekirdek hazırlayayım ya canım çekti"
Ayça da kalktı "dur bende yardım edeyim"
"Hayır sen otur Ayça, ben hazırlarım"
"tamam, neyse" dedi ve tualete gitti
Mutfağa gittim, bir süre dolapları karıştırdım ama çekirdek yoktu, geri salona döndüm
"Çekirdek bitmiş y-" gördüğüm şey ile gözlerim şaşkınca büyüdü, "siz kimsiniz?"
Eve üç tane adam girmişti, bunlar... hırsızdı değil mi, ne kadar salak hırsızlar ya bunlar insan bir maske takar cık cık cık
Erkekler oyunu bırakıp ayağı kalktı "oğlum defolun lan buradan!" Dedi sinirle Sinan
O sırada bir adam cebindeki silahı gösterdi "kullandırtmayın!"
Bir anda ellerimi otomatikmen havaya kaldırdık ve göz göze geldik
Hırsızlar bu durumu fırsat bildi ve salonu karıştırmaya başladılar, bir adam benim laptopuma yönelince gözlerim sinirle büyüdü
"Ona dokunursan seni mahfederim!" Dedim aniden çünkü laptop açıktı ve kaç saattir yazdığım yazıyı daha kaydetmemisti yani adam bir kapatsa bütün emeğim boşa gidecekti
Ona doğru bir adım atmaya çalıştım ama Nazlı ve Zümrüt kollarımdan tutup beni engelledi
"Dokunma ona oruspu!" Bir anda söylediğimle bizimkilerin ağzı şaşkınlıkla karışık gülümseme ile açıldı çünkü ben asla küfür etmezdim
Ben kıpırdandıkça Nazlı onlar beni tutamadı ve Emir yardıma gelip o da beni belimden tuttu
Adam bizimkiler beni tuttuğu için cesaret alıp bana biraz yaklaştı, bunu yapması ile acımadan öyle bir şiddetle adamın bacak arasına tekme attım ki adamın attığı çığlık evi inletti, adam yere yığıldı
"Seni piç kadın!"
Adamın bunu demesi ile Emir'in gözlerinde karanlık bir ifade belirdi, adama öyle bir bakışı vardı ki ben bile korkmuştum
"Sen kime piç diyorsun lan!" Bağırması ile irkildim, arkadaki diğer adam silahını Emir'e doğrulttuğu sırada Ayça görüş açımıza girdi
"Noluyor burada- sen..." dedi Ayça, sinirle bir adamın gözlerinin içine bakarak...
Bölüm Sonu