İçeriğe geç

SESSİZ KATİL

Bölüm 1 · 7 dk okuma

SESSİZ KATİL

Bölüm 1

Bölüm 1: Sır Ölüm...

Sabah uyandığım da iç çektim. Gerçekten okula gitmekten nefret ediyordum. Ben Azra Yılmaz 18 yaşındayım lise son sınıfım. 12. Sınıf olduğum için üniversite sınavım vardı ve eve geldikten sonra ders çalışıyordum.

Yataktan kalktım ve banyoya gittim. Aynada kendimi görünce gözlerim şok ile açıldı. Çok kötü gözüküyordum. Hemen elimi yüzümü yıkadım saçımı taradım ve topuz yapıp "önümden iki salkım bıraktım. Okul formamı giydim hafif bir makyaj yapıp aşağıya indim.

"Günaydın anne."

"Günaydın gel otur kahvaltıya seni bekliyorduk."

"Ama kahvaltı edesim yok." dedim isyankar sesimle. Annem iç çekmiş ve konuşmaya başlamıştı.

"Bu kahvaltı edilecek genç bayan. Derslerine odaklanamazsın yoksa."

"Of anne! Gerçekten gerek yok."

"Emin misin?"

"Eminim."

"İyi tamam. Ama yarın kahvaltı edilecek söz mü?"

"Ah tamam söz!" hemen annemin yanağından öptüm ve koşarak dışarı çıktım. O sırada annemin bağırmasını duydum.

"Kız beni öpme diye kaç defa diyeceğim!?" bu sözlerine karşı kıkırdadım. Annem normalde sevecen biridir sadece kendisine temas edilmesini pek sevmez. Gülerek servisi beklemeye başladım. 5,6 dakika sonra geldi. Hemen bindim ve en yakın arkadaşım olan Nadide'nin yanına oturdum.

"Günaydın."

"Günaydın kanka. Sana acayip dedikodularım var."

"Ne dedikodusuymuş?"

"Eski sevgilini çarşı da gördüm Allah'ım o nasıl tip ya. Bir çirkinleşmiş bir çirkinleşmiş görmen lazım. Yeni sevgili yapmış, o'nun tipine nasıl bakmış şüpheliyim, belki de parası için beraberdir."

"Bence de öyledir ya. Sevgiliyken beni peşinden koşturuyordu. Ayrıldık hemen arkamdan yeni sevgili yapmış. Demek ki gerçekten sevmiyordu. Sevseydi peşimden koşar onu affetmem için yalvarırdı. Doğru muyum?"

"Haklısın güzelim. Hatta hala seviyor olsa bile ve gönlünü almaya çalışmasa da hemen sevgili yapmazdı."

"Aynen. Karaktersizliğin de bu kadarı, artık ne diyeyim." biz sohbet ederken servisin durduğunu hissettik ve gülerek aşağıya inip okula girdik.

Nadide ile farklı sınıflarda olduğumuz için o kendi sınıfına, ben kendi sınıfıma geçtim. Sınıfa geçtiğimde cam kenarında en sonda oturan okulun en sessiz çocuğu Toygar'ı gördüm. telefona bakıyordu. Biz 12. sınıf olduğumuz için elimizden telefonlarımızı almıyorlardı. Fakat derslerde bakmamız yasaktı.

Her zaman onunla konuşmaya çalışırsak ya kısa kısa cevaplar verir, ya gözümüze bakar ya da hiç konuşmazdı dilini yutmuş kedi gibi. Boş verip kendi sırama oturdum. Bir kaç dakika sonra zaten hoca geldi ve derse başladık. Yoklama alınırken herkes yüksek sesle adını söylerken Toygar kısık sesle "Burada" diyordu. Hatta duyulmamıştı bile. Herkes o yöne bakınca Toygar'ın olduğunu görmüştü.

Aslında Toygar yakışıklı çocuktu, ama çok sessizdi. Dağınık kestane rengi saçları, maviden yeşile doğru dönen hafif çekik gözleri, Oversize sweatshirt ve cargo pantolon ile mükemmel görünüyordu. Tek sorun tamamen siyah giyiniyordu ve resmen mafyaya benziyordu.

Karar verdim, teneffüste Toygar ile tanışmaya gidecektim. Umarım terslemez veya kısa kısa cevaplar vermezdi. Çünkü en nefret ettiğim şeylerden biriydi. Hoca kalkıp ders anlatmaya başlayınca sınıfın arka dörtlüsü konuşmaya başlamıştı. Hoca dersin yarısında rahatsız olmuş olacak ki arka dörtlüye seslendi.

"Konuyu çok iyi biliyorsunuz sanırım çok rahat konuşuyorsunuz da?" kızların bunu beklemedikleri belliydi, Naz diye bir kız konuşmaya başlamıştı. Bu kız sınıfta herkesi birbirine düşüren ve iç savaş çıkaran kızdı. Ayrıca Toygar'a da zorbalık yapan biriydi.

"Biliyoruz hocam, bilmesek zaten sizi dinleriz." hoca iç çekti ve konu hakkında bir soru soracağını söyledi.

"Pekala madem biliyorsunuz o zaman size bir soru sorayım."

"Hocam bizi denemek yerine Toygar'ı deneyebilirsiniz. O hiç konuşmuyor, derslere katılmıyor hatta sadece uyuyor. Neden göze sadece biz takılıyoruz?" Toygar ve ben Toygar'ın adı geçer geçmez Naz'a baktık. Ne saçmalıyordu bu? Kendi dersi dinlemiyordu ve sorudan kurtulmak için Toygar'a çeviriyordu konuyu. O sırada Toygar'ın sesi duyuldu, ilk defa bu kadar yüksek sesle konuşuyordu.

"Daha hoca soruyu sormadan korktuğun o kadar açık ki. Sesin de tedirginlik var ve hafifçe korkulu çıkıyor sesin." Bunları dinlerken bütün sınıfta ölüm sessizliği vardı. Toygar'ın sesi fazla soğuk ve ciddi çıkıyordu. Naz'a baktığım da göz bebekleri titriyordu demek ki Toygar doğruyu söylüyordu.

"Sen teneffüste görürsün Toygar. Sana kölelik yaptıracağım peşimden koşturacağım!"

"Dikkat et bir süre sonra sen benim peşimden koşma." bu çocuğun çok farklı bir aurası vardı. o çok mükemmeldi...

Teneffüse çıktığımızda bir süre bekledim Naz Toygar'ın yanına gitmişti ve seslenip duruyordu fakat Toygar yüz vermiyordu. Naz daha fazla sinirlenmiş olacak ki tam vuracakken elini tuttum. Ne olursa olsun kimseye vurma hakkı yoktu, hele de kafasına.

"Kendin kudurdun diye başkalarına zarar vermeye hakkın yok! Kendini insanlardan üstün göremezsin! Kimse kimseden üstün değil! Sende dahil!!" ben sesimi yükselttiğim de bana bakmıştı. Allah'ım o gözler ne ya! Mükemmel bakıyor...

Naz sinir ile bana bakmış, sonra gitmişti. Sınıftakiler ise görmezden gelmişti. Bende hemen Toygar'ın yanına oturmuştum.

"İyi misin?" diye sormuştum. Hala gözlerime bakıyordu.

"İyiyim, teşekkür ederim." gülümseyip rica etmiştim. Gözlerini kısa bir süre bedenimde gezdirdi.

"Sen ne için gelmiştin?" tek fark ettiğim şuan ki ses tonunun sıcak olmasıydı.

"Sohbet etmek amaçlı gelmiştim."

"Hm, iyi yapmışsın."

"Konuşmayacağını düşünmüştüm."

"Konuşmayacağımdan değil konuşmayı sevmiyorum."

"Anladım. Gözlerin..."

"Azra!!" Toprak ve Nadide çifti kapıda beni bekliyordu. Göz devirdim ve kalktım.

"Üzgünüm şuan gitmem gerek."

"Geri geldiğinde cümlenin devamını bekliyorum." dedi. Ve dudakların da küçük bir sırıtma ile göz kırptı. Ama hemen sırıtması kayboldu.

"Merak etme devamını getireceğim." diyerek Toprak ve Nadide'nin yanına gittim.

"Hemen mi gidip çocuğa yavşadın lan!?" bağıran Nadide'nin ağzını kapattım.

"Bağırma salak! Ayrıca yavşamadım, ben yavşak değilim."

"Ben sana yavşaksın demedim, sadece hemen mi yavşadın dedim."

"Her neyse dışarı çıkalım." diyen Toprak'a döndük ikimizde. Daha sonra

"Tamam" diyerek dışarı çıktık.

"Ee ne diyecektin bakalım Toygar'a?" diyen Nadide'ye baktım.

"Hiç bir şey canım. Ne diyeceğim?"

"Yeme beni salak anladım ben!?"

"Hadi ama Azra en fazla ne diyebilirsin ki? Değil mi Nadide?"

"Evet gidip de iltifat edecek halin yok." illa söyletecekti bu ikili.

"Gözlerin çok güzel..."

"Edermiş..." Toprak'ın sözüne karşı kıkırdadım.

"Lan salak! Daha sadece çocuğun adını biliyorsun. Yaşını bile bilmiyorsun salak."

"Ya! Nadide sen bana gaz vermek yerine yaptığına bak."

"Ben sana gaz veririm vermesine ama, en gaz verdikçe sen daha da salak oluyorsun."

"Aaa ben mi? Ben mi deliriyorum? çok ayıp, çok ayıp." Toprak kenarda kahkaha atıyordu deli gibi ve okulda ki öğrencilerin bakışlarını bize topluyordu.

"Toprak... sus artık çok fazla gülüyorsun. Ve rezil oluyoruz."

"Ya Nadide ne yapabilirim? Aranızda ki diyalog mükemmel ahahha!"

Biz de gülmeye başladığımız da zil çalmıştı ve sınıflarımıza girmiştik. Hızlıca Toygar'ın yanına gittim.

"Geri geldim." başını kaldırıp bana bakmıştı ve gülümsemişti.

"Hoş geldin."

"Cümlenin devamını getireyim mi?" neden gülmemek için zor durduğumu bilmiyorum bile. Ama şuan gerçekten eğleniyorum.

"Getir, bakalım Azra hanım."

"Hanım da mı olduk Toygar bey?"

"Elbette, hadi cümlenin devamını getir."

"Peki, Gözlerin çok güzel..."

"Herkes beğeniyor teşekkür ederim." gülümsemesi sırıtmaya dönüştü. Nasıl bir egoistti lan bu?

"Ego topu." bu sözüme karşı kıkırdadı. Naz sınıfa gelince bana ve Toygar'a çok kötü bakmıştı. Sessizce konuşmaya başladım.

"Geri zekalı salak ya. Kendini bir şey sanıyor."

"Aynen öyle." diyen Toygar'a döndüm. Sonra kıkırdayıp kendi sırama geçtim zaten benim arkamdan hoca sınıfa girmişti.

Çıkışta normalde Nadide ve Toprak ile eve gidecektim fakat onların ayrı bir işi çıktığı için eve tek gidiyorum. Birbirimize veda edip ben kendi yoluma döndüm. Müzik dinlerken yolda yürüyordum hava esiyordu ve mükemmel bir ortam yaratıyordu, ta ki kolumdan tutulup ara sokağa çekilene kadar.

"Ne oluyor!?" karşımda Naz'ı ve grubunu görmem ile ayrı bir şok yaşamıştım.

"Küçük fare korkmuş sanırım, her neyse cıvımayalım. Bana bak Toygar'ımdan uzak dur alırım seni ayağımın altına Azra." garip garip Naz'a bakıyordum. Ne saçmalıyor bu salak?

"Toygar'ından mı? şey değil mi o Toygar, senden nefret edip yüzüne bakmayan kişi." Naz'ın yüzü kıpkırmızı olmuştu.

"Kapa şu lanet çeneni!" güzel Allah'ım nasıl insanlarla uğraşıyorum.

"Konuşman bittiyse eve gitmem lazım. İşerim var." sokağın başında Toygar'ı gördüm buraya garip garip bakıyordu. Naz benim baktığım yere bakmıştı. Toygar'ı görünce hemen gülümseyip beni bıraktı ve ortamdan ayrıldı. Toygar ise yanıma gelip:

"Sana bir şey mi yaptı?"

"Yok, merak etme bir şey yapmadı." bana şüpheli şekilde bakıyordu. Ama

"Tamam." deyip ayrıldık ve evlerimize geçtik.

2 hafta geçmişti olayın üstünden ve Naz o günden sonra okula gelmemişti. Akşam ailecek yemek yerken haberlerde Naz'ın fotoğrafını ve bir yerden kazılarak çıkartıldığını görünce ağzıma attığım lokma açık olan ağzımdan aşağı düştü.

"Bu sizin sınıfta ki kız değil mi Azra?"

"E-Evet anne o... Ama cinayete mi kurban gitmiş?"

"Sanırım evet. Her otopsi araştırması sonucu ile ortaya çıkacak." öldürüldüyse, neden öldürüldü? Biriyle kavgalı mıydı? Ya da intihar mı etti? Bunun gibi bir çok soru vardı aklımda... Ve büyük ihtimalle tek benim değil herksin aklında bir çok soru vardı bu sır ölüm hakkında...

4 veya 5 gün önce yazmaya başlamıştım aklıma olay gelmediği için gerçekten yazmam uzun sürdü ama ilk bölüm bence güzel oldu. Diğer bölümlerde uzun süre belki de 1 hafta yazabilirim. O yüzden geç gelebilirim kusura bakmayın umarım beğenmişsinizdir. :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.