Kadın sahneye çıktı. Elinde bir tane gül vardı. Seyirciler kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Kadının sesi onlar için sohbetlerini güzelleştiren sesti. Kadın odağın kendisinde olmamasının rahatlığıyla insanların yüzlerini inceliyor, kendisine tarif edilen yüzü arıyordu. Aradığı kişiyi bulduğunda gerildi, çünkü o kişi yanındakilerinin konuşmasını dinlemiyor kendisini izliyordu. Doğuştan gelen memnuniyetsiz mimiklerini gülümsemeye çevirdi. Adam tepki vermedi, kadının tebessümüne. Sahneden indi kadın, seyircilerin masalarının yanında dolaşmaya başladı. Yeni işe başladığı zamanlar ilgi fazlaydı, meraklı bakışlar vücudunun her yerini incelemişti. Ama sevecen ve konuşkan karakterinden kaynaklı çoğu kişiyle hızlıca tanışmıştı. Taze kan seven erkeklerin ilgisini toplamış, takıntılı bir hayran bile edinmişti. Tam planladığı gibi yavaş ama emin adımlarla ilerliyordu. Buraya geldiğinden itibaren beş ayı geçmişti, altıya yaklaşmıştı. Birçok eğlence mekanında sahne aşlamıştı. Gidip mekanların sahipleriyle konuşuyordu. Ahlaksız çok teklif yapılmıştı, kabul etmiyordu. Bazı mekan sahipleri kadını umursamamış olsa bile sahne almasına izin veren de vardı. Çoğu patron, kız teklifinde ısrarcı olduğu için kabul ediyordu ya da büyük sanatçılar dinlensin diye aralarda sahneye çıkarıyordu. Planı için bu aşağılanmalara katlanmak zorunda kalmıştı. Şov dünyasına göre fazla hızlı olan yükselişinden dolayı kadını reddeden işletmeler pişman olmuştu, belli edemiyorlardı. Çoğu zaman buradaki erkeklere katlanmak için dişlerini sıkmamak, bağırmamak için kendini zor tutuyordu. Adamın bakışlarını üzerinde hala hissedebiliyordu, istediği de buydu. Ona yaklaştığında gözlerini o tarafa çevirmedi. Hızlıca önlerinden geçti. Onlarla aynı dili konuşabildiği, şarkı söyleyebildiği için şanslıydı. Adamın masasından birisi ona seslendi. Kadın o tarafa döndü ve yüzündeki en sahte gülümsemeyi daha da belirginleştirdi. Meraklı gözlerle kendisine seslenen adama baktı.
“bize içki getir.” Kendisine seslenen adamın kaba ve sert konuşmasına karşılık arkasını döndü. Orada çalışan garson çocuğa el salladı kadını fark etsin diye. Garson çocuk koşarak geldi, korkmuş gözlerle kadına baktı. Yanından geçti, “Nasıl yardımcı olabilirim?” çocuğun gelmesiyle kadın uzaklaşırken sert sesi tekrar duyuldu. “Sen değil o ilgilenecek, arkasını nasıl döner bize!” kendinden bahsedilmesinden korkarak arkasını döndü. Şarkı söylemeyi bırakmıştı. “Özür dilerim bir hata mı yaptım?” özellikle Aelarice cevap verdi. Masadaki herkesin memnuniyetsiz yüzü şaşkınlığa çevrildi, sadece gecenin başından itibaren etkilemeye çalıştığı adam hariç. Mimik okunmuyordu onun yüzünde. “Sen bu dili nerden biliyorsun?” kelimeleri aşağılarca söylemişti. “Çok bilmiyorum sadece efendime hizmet etmemde yardımcı olacak kadar.” Saygıyla başımı eğdim. “Madem hizmet etmeyi biliyorsun, hepimizin içkisini tazele.” Şarkı söylemeyi bıraktığı için homurdanmalar başladı. “Tadımızı kaçırıyorsun.” Başka masadan adama bağırdılar. Tekrar sorun yaşamamak için hızlıca bara gitti ve kocaman sürahiyi kucakladı. Bunları yaparken oldukça hızlı olmaya çalışıyordu.
Hem masadakiler sorun çıkarmasın hem başka konuklar diye hemen içkileri tazeledi. “Afiyet olsun.” Dedi ve arkasını dönmeden yavaşça masadan uzaklaştı. Neyse ki bu sürede assolist olan kadın sahneye çıktı ve şarkı söylemeye başladı. Onları şaşırtmıştı ama bu yeterli değildi. Sömürmeye çalıştıkları bu topraklardaki çoğu kişi bilirdi bu dili. Onlara, farklı farklı işlerde hizmet etmek için. Ama kadın o alt tabadakilerle aynı sebepten öğrenmemişti. Üniversitede bölümü filolojiydi. Şu an bulunduğu zamandaki insanların dilini ve yaşananları araştırıyordu. Araştırırken kendimi bu zamanda bulmuştu. Bunları düşünürken arkadaki kulise ilerliyordu kadın. aynalı masanın sandalyesine oturdu. Aynadan yansımasını izledi sessizce. Ne yapacağını çözmeye çalışıyordu. İlk geldiğindeki çaresizlik aşmaya çalışsa da kendi zamanına nasıl döneceğini hala bilmiyordu. Bir bataklığa saplanmış ve çırpındıkça batıyor gibiydi. Okumayı seven birisiydi, okuduğu bölümü de bu yüzden tercih etmişti. Bu tutkuyla o kazılardan çıkarılan o kitabı heyecanla okumaya çalışmıştı. Emin olmasa da o kitapla alakalıydı bu zamana gelmesi. Bunu düşünüyordu sürekli. Bunu ilk geldiğinde ona yardım eden adama anlatmıştı. Adam sessizce dinlemişti. Kendisini yargılamamıştı.
Kulis boştu çünkü assolistin arkasında dans eden kızlarda çıkmıştı sahneye. Onlar gelene kadar sessizce oturmayı istese de ayağa kalkıp eve gitmek için hazırlanmaya başladı. Aralık kapıdan kendisini izleyen adamdan habersiz soyunmaya başladı. Rüzgarın esmesiyle eski kapı gıcırdadı ve kız korkuyla çığlık attı. Onu izleyen takıntılı hayran kapının yanındaki duvara saklandı. “Kim var orda?” kızın korkmuş sesini duyan adam odadan uzaklaştı ve hızlıca koridorun solundan döndü. Kadın o sırada kapıyı hızlıca kapattı ve kilitledi. Elini kalbinin üzerine koydu, midesi bulanmaya başladı. Hızlıca üzerindeki kıyafetleri değiştirdi. Üzerinde taşıdığı küçük çakısına dokundu. Kendisini güvende hissetmeye ihtiyacı vardı. Eli bacağındaki çakışına gitti, pantolonunun yan cebindeydi, sıkıca kavradı. Kadınlar genelde çok nadir pantolon giyerlerdi. Birisi onu bu kıyafetlerle görse şüphelenirdi. Kadın bu yüzden hızlıca mekandan çıktı. Ara sokakları öğrenmişti. Nereye saklanması gerektiğini ya da nelere girmemesi gerektiğini, biliyordu. Kendisinin buradaki hayatını kolaylaştıran adam aklına geldi, bu küçük çakıyı da o hediye etmişti. Bu zifiri karanlıkta bile gülümsetmişti kadını. Yaşadığı anlık dalgınlıkla alnını çaptı. Ezberlediği yoldaki farklılık onun kalbinin deli gibi çarpmasına sebep oldu. Hızlıca geri çekilmek için geç kalmıştı. Çaptığı kişi kolunu sıkıca tuttu. Kadın korku ve acıyla karışık inledi. Adam elini kadının ağzına götürdü. Elinden kaçmaya çalışan kadını sıkıca duvara itti ve onu duvarla kendi arasına sıkıştırdı. Aşırı rahatsız edici bir konumdu kadın için. Adam yavaş ve kendinden emir bir şekilde konuştu. “sen kimsin?” korkudan odaklanamayan gözlerle adama baktı. Mekanda kendisini göz hapsine alan adamdı, uzun süredir ilgisini çekmeye çalıştığı kişi. Bir yandan rahatlasa da bu durum sokak serserilerinden daha kötüydü. Elindeki çakının keskin sapı canını acıtıyordu. Onunla adama hamle yapsa bile şansı yoktu.
“Elimi ağzından çekeceğim ve bağırmayacaksın.” Bağırsa bile ona yardım edecek kimse çıkmazdı. Gören olursa kadının başı belaya girerdi. Kadın başını onaylar bir şekilde salladı. Adam elini çekti, iki eliyle kadını tutuyordu. "Kimsin sen?" diye sordu. “Ben sıradan bir şarkıcıyım.” Sesi titriyordu. “Ben ne iş yaptığını sormadım.” Kadın önceden planladığı yalanlar, kurgular kafasından uçup gitmişti. “Sıradan kasabalıyım, ünlü olmak isteyen birisiyim.” Aklına gelen ilk cümleleri söyledi. “Neden böyle giyindin?” adam şaşırdı kendisinin bu kadar meraklı ve konuşkan olmasını beklemiyordu. Adamı rahatsız eden bir şey vardı kadında.
Yıllardır insanlarla çalışması gerektiği için çok kişiyle tanışmıştı. Mantığını kullanmayı sevse de hislerini, iç sesini bastıramıyordu. “Şu an ki sorgulanmayı anlayamadım bir yanlışım mı oldu size?” adamın daha da şüphelenmesine sebep olan kıyafetlerine baktı. Bu şekilde yakalanmak başına gelen en kötü olaydı. “Sahnede olduğun süre boyunca insanları inceledin, beni ve sana baktığımı fark edince gözlerini kaçırdın. İnsanları incelemeyi bıraktın. Bize, bizim ırkımıza hizmet ederken dili öğrendiğini söyledin. Hizmet ederken bilmen gereken nezaket kurallarını bilmiyorsun. Senin gibi kadınlar anca hizmetçi olur, onlarda bunu fazlasıyla iyi bilir.” Adamın gözleri karanlığa alışmıştı. Kadının yüzünü inceledi. Yakından aşırı bakımlı olan yüzü inceledi. Kasabalı bir kadının cilt kusurlarına sahip değildi. Kadının gözleri korkuyla doldu. “Annem soylu bir ailede hizmetçiydi, konağın efendisinden olan gayri meşru çocuğuydum. Annem erkenden ölünce aldığım aldım eğitimde yarım bırakılıp kovuldum.” Kadın planladığı gibi yalanları sıraladı. Yalan olsa bile adamın gözlerindeki aşağılamayı görmek istemedi. Gözlerinin kaçırırken bir yandan tanrıya adamın söylediği yalana inanması için dua ediyordu. Hayalindeki gibi dört dörtlük olmamıştı ama en azından adamın gözündeki şüphe azalmıştı. Bu dünyaya geldiğinde kendine seçtiği ismi sormamıştı, Riala. Adam kadından uzaklaştı ve karanlıkta kayboldu. Neyse ki uydurduğu soylu babasının adını da sormamıştı. Bu konuşmanın burada bitmediği çok açıktı. Riala artık Kael için açık bir hedefti. Kadın sıradandı ama adamın altıncı hissini tetikliyordu. Bir süre sonra adamın neden uzaklaştığı belli oldu. Assolist kadın bir erkekle gülüşerek Riala ve Kael in olduğu yöne geliyordu.
Gölgelere odaklanamadan koşarak uzaklaştı. Derme çatma evine geldiğinde kapının kilidini açtı ve içeri girdi. Kapıyı kilitledi ve tüm pencereleri kontrol etmeye gitti. Ev küçüktü bu kontrol hızlı bitmişti. Sessizce evin tam ortasında durdu. Komşularından ve dışardan ses gelmiyordu. Kael onu çok hızlı rahat bırakmıştı. İlgisini bu şekilde çekmek iyi bir şey miydi bilmiyordu. Zamanla öğrenebileceği bir şeydi. Bu önemli gelişmeyi Valor’a söylemeliydi. Valor bu zamana geldiğin de Riala’ya ilk ve tek yardım eden kişiydi. Yarını beklemesi gerekiyordu, vücudundaki adrenalin yatağa girip battaniyesini üstüne örtüğünde bile devam ediyordu. Riala çok yorgundu ve yatağa girdiğinde kasları başta yavaşça gevşedi. Kendini uykunun kollarına bıraktı.
Sabah başının ucundaki camdan gelen soğukla uyandı. Gözlerini açtı ve bilinci yerine gelince yataktan fırladı. Elinde yastığın altına koyduğu çakısı vardı. Evdeki tek sandalye olan tahta parçasında Valor oturuyordu. Kız çakıyla adamın üstüne yürüdü. “Sen delirdin mi? Uyuyan bir insanın evine böyle girilir mi?” dün gece yaşananlar sabah böyle uyandırılması sinirlerini bozmuştu. Camı kapattı, perdeyi çekti. Bu süre boyunca hiç konuşmadı Valor. O da Riala’ya kızın hakkettiği kadar güvenmiyordu. “Dün ne oldu?” sesi duygularını, düşüncelerini belli etmiyordu adamın. Bacak bacak üstüne atmış kıza bakmaya devam etti. Riala cevap vermedi, mutfağına yürüdü. Bardağa su doldurdu, içti. “Sen nerden biliyorsun, bir şey olduğunu?” birilerini gizli gizli izlemesi gereken kendisiydi ama herkes kızı izliyordu. İçinde şüphe oluştu, başaramayacağım korkusu. Adam sarı yansımaları olan kumral saçlarını eliyle arkaya attı. “Bana soru sorma cevap ver.” Adam biliyordu çünkü o gece Aelari ve tüccar olan bir adam onlara lojistik açıdan mal satacağını söylemişti. O yüzden Soren ordusunun rütbelileri tüccarla konuşmaya oraya gitmişti. Valor olayı üst rütbelileri konuşurken kulak misaifir olmuştu. Bu durumun bir rastlantı olduğu şüpheliydi. Çünkü o mekan şehrin en gözde yerlerinden biriydi. Tüccar ve lojistik konusu biraz sıkıntılıydı. Adam korkudan veya başka sebepten Sorenli rütbelileriyle buluşmamıştı. Sorenli rütbelilerin kafaları o konu dolduyken dün gece şarkının durmasıyla ortam daha da gerilmişti. Kimsenin Rialadan haberi yoktu, varlığından ve amacından. Riala bunu fark ettiğinde aslında mekanda yaşanan olayı sorduğunu fark etti.
Bardağı tezgahın üstüne bıraktı ve Valor’a döndü. “Daha büyük sorunumuz var. İzlendim ve senin gösterdiğin yolda Kael ile karşılaştım. Beni sorguya çekti. Yanlış bir şey yapmadığım halde onun ayrıntılarda boğulan karakteri benden şüpheleniyor.” Valor yaslandığı duvardan uzaklaşıp kızın kolunu sertçe sıktı. Dün Kael’in sıktığı yerle aynı yerdi. “sakın bu evi bulduklarını söyleme.” Gözlerinden ateş edebiliyor olsaydı, kadını oracıkta öldürürdü. “Saçmalama aynı yoldan gelmedim ve dikkat ettim.” Kız yalan söylüyordu. Heyecandan çok dikkat edememişti. Bunu söylemeye cesaret edemedi ama bir sorun olsa Valor fark ederdi. Bu sabah geldiğinde. “Bir daha bu evde buluşamayacağız. Ortak başka bir yer bulmalıyız.” Düşünceli bir şekilde çenesini kaşıdı. “Ne sordu veya söyledi?” kız bu kadar kısa sürede iki kere sorguya çekiliyor gibi hissetti. Boğuluyor gibiydi bu küflü ve yosunlu evde. “Benim kim olduğumu sordu, ben de planladığımız şekilde olanları söyledi.” Dün gece gelen ve yalanın açığı olan konuyu söyledi. “Sahte babamın adını sorarsa ne yapacağım?” Adam sessiz kaldı ve kadının eline bir kağıt uzattı. “Hallettim onu bu kağıtta adamın bilgileri var.” Kadın eline aldı ve üstün körü baktı. Kadın odasına doğru yürüdü, Valor kadının arkasında takip etti. Kadın Valor’a bakmadan yüzüne kapıyı örttü. Valor’un getirdiği kıyafetlere baktı. Eski bez çantanın içindeki kıyafetler yıpranmıştı ama temizdi. Kız önce kahverengi uzun eteği sonra beyaz keten gömleği giydi. Tam sıradan birisine benzemişti. Kıyafetler onu olduğu yaştan genç gösteriyordu. Raila bez çantada olan sarı kare kumaşı başına bağladı.
Yatağının yanında küçük sepeti aldı. Adam kızın bıraktığı gibi duruyordu. Hareket etmemişti, gözü kapıda kızı bekliyordu. Riala kapıyı açtı, göz göze geldiler tek kelime etmeden kapıya yürüdüler. Kadın adamı durdurdu. “kapıdan aynı anda çıkamayız sen arkadaki pencereden çık.” Adam olayı fark edip pencereye gitti. Kadın adamın camdan atladığında çıkan ayakkabı sesini bekledi. Çıkıp gittiğinden emin olunca kapıyı açtı. Gri yarım pelerin giyen adamı fark edemedi. Kadın sepetiyle pazara doğru yol aldı. Gri pelerin giyen adam kızı gözden kaçırmamaya çalışıyordu, bu durum biraz zordu kıza belli olmamak için mesafesini koruması gerekiyordu. Adam ortadan kayboldu, Riala’nın ruhu bile duymamıştı. Birkaç tane domates alıp evine döndü.
Riala’nın anlaştığı iki mekandan biri olan Gümüş Feneri sabahtan temizlemesi gerekiyordu. Kız içerisi girmiş kovasına sıcak su doldurdu. Kovanın içinde sabun köpürttü ve yerleri silmeye başladı. Masaları tek tek temizlemişti, geçen geceden kullanılan bardakların birkaçı kirli kalmıştı. Kız onları yıkayıp yerlerin koymuştu. Dikenli Gül kadar iş yapmıyordu Gümüş Fener ama kızın paraya ihtiyacı vardı. Buranın patronu ne kadar sapık bir karakteri olsa da kız çalışıyordu. Valor ile anlaşmaları vardı kendisine düşen kısmını gerçekleştirmek için Kael veya herhangi bir Aelar ile yakınlaşmalıydı. Kitapta okuduğu kısımları biraz değiştirse de okuduklarını canlı bir şekilde yaşıyor olmak onda garip duygular hissettirdi. Bildiği bir sonu değiştirebilecek mi belli değildi. O sonda kendisi de yok olup gidecek miydi? En basitti sona ulaşabilecek kadar yaşayabilecek miydi? Bu belirsizlikler içinde yerleri siliyordu. Dibinden gelen erkek sesiyle koruyla sıçradı. Artık kalbi bu ani olaylara dayanmaz olmuştu. Sinirle kafasını kaldırdı ve iş arkadaşına baktı. “Dibime sinsice neden giriyorsun.” Kızın bu tepkisine alışık olmayan çocuk şaşırdı. “Özür dilerim.” Çocuk başka bir şey demedi. Elinden pas pası aldı. “Geri kalanı ben hallederim sen eve git geç olmadan.” Kız verdiği sert tepkiye üzüldü.
Her şey üst üste geldiği için suçsuz bir çocuğa patlamıştı. “Senin suçun yok çok dalmışım. Üzgünüm, sana yardım edeyim az bir iş kaldı.” Suçluluk duygusuyla çocuğa yardım etti ve hızlıca işi bitirdiler. Kadın bugün açılışı yapacaktı bu yüzden akşam olmadan dükkandan çıktı. Arnavut kaldırımlı taş sokakta yürürken gazete satan çocukla karşılaştı. Çocuk bağırarak günün haberlerini söylüyordu. “Yazıyor yazıyor Sorenli özgürlük savaşçıları düşmanın ilerleyişini yavaşlattı!” O anda Aelarlı askerler geçiyordu. Çocuğa dik dik bakmaya başladı. Hızlıca onlara doğru yürüdüm, araya girmezse çocuğu döverlerdi diye düşündü. Kadın cebindeki azda olsa kalan parayı askerlere verdi. O gece içecekleri içkinin parasını karşılardı. Çocuk minnetle kıza bakıyordu. “Daha dikkatli olmalısın yoksa çok fena dayak yersin.” Çocuk kafasını salladı ve ona bir gazete verdi. “Teşekkür ederim.” Riala gazeteyi aldı ve kaldırımın kenarındaki banka oturdu. Çocukta söylediklerini değiştirdi, başka haberi söylüyordu. Kadın gazeteyi açtı ve göz gezdirmeye başladı.
Sömürgecileri destekleyen bir dil kullanılmamıştı aksine milliyetçi bir dil hakimdi. Manda ve himayeyi reddedip tam bağımsız Soren Cumhuriyetini destekleniyordu, köşe yazısını yazan yazar. Valor’un da düşünceleri benzerdi. Sadece bunu sesli bir şekilde dile getiremiyordu.
Aklına bu zamana gelmeden önceki tarihi kitaplar geldi. Bunu başaracaklardı ama fazlasıyla kanlı olacaktı. Savaş Sorenliler için tek sorun olmayacaktı, maalesef ne kadar acıda olsa savaş kaç yıldır hayatlarındaydı. Savaş meydanda kazanıldığında bile masada sorun çıkaracaklardı Aelar. Başka haberlere de göz attım. Soren kralı Aelar sömürgesi olmayı destekliyordu. Onlara bu konuda antlaşmalar götürüyor gibi görünse de resmen yalvarıyordu. Kralın bu tavırları monarşi fikrinden uzaklaştırıyordu çoğu kişiyi. Şüpheye düşüyorlardı ama hala kralla birlikte ülkeyi satanlar vardı. Bazıları kralın fiziksel olarak yanındaydı, düşüncelerini rahatça dile getiriyorlardı utanmadan. Kadın kafasını bir göğüs daralmasıyla kaldırdı. Karşısında savaşta bacağını kaybeden bir gazi zor zoraki yürüyordu. Kollarının altındaki desteklere çarpan bir Sorenli kadın gazinin düşmesine sebep oldu ve elini ezdi, aşağılar şekilde konuştu. “Bu sürüngenlerin burada ne işi var, aşkım.” Aşkım kelimesini baya uzatmıştı. Aeralı bir asker yanındaydı, o da aşağılar şekilde Sorenli gaziye baktı. “Ayakkabım kirlenmesin diye dokunmam bile.” Bunlar yaşanırken Riala ayağa kalktı ve hızlıca oraya gitti. Yerdeki adama yardım etti ayağa kalksın diye. Sokaktaki herkes şaşırmıştı, yardım ettiği adam bile. Adam kekeleyerek teşekkür etti. Asker Rialaya bakıyordu. “Ayağımın altındaki pisliği temizlediğin teşekkür ederim.” Kadın konuşan askere bakmadı, sadece gaziyi aşağılayan Sorenli hain kadına baktı. Histerik bir şekilde gülümseme gösterdi. Adamın teşekkürünü Riala’a duyamadı çünkü kalbi kulaklarında atıyordu, kız hızlıca oradan uzaklaştı. Askerin üniformasındaki rütbesine dikkat edememişti. Bu konu ona sorun çıkarmasından korkuyordu, sinirine hakim olamamıştı. Valor duysa sinirlenirdi, olaya ve benim yaptığım yüzünden bana patlardı. O kendi fikirlerini saklamak için kaç kere böyle olayları sadece izlemek zorunda kalmıştı.
Kael kraliyet arşivine girdi. Burada tüm soyluların soy ağacı kaydedilirdi, gayri meşru çocukları kaydedilmezdi. Yine de Riala hakkında ismi dışında bir şeyler öğrenmeliydi. Arşivin duvarlarına bakarken sinirle kaşını çattı. Babasının adını soyluluk sıralamasında nerede olduğunu da bilmiyordu. Düşündü, üst rütbelilerin hepsini bilirdi. Kadın kasabalı olduğunu söyledi, babası taşralı baron ya da kont olmalıydı. Zaten onları bilmezdi tam olarak. Gözü kitaplıktaki kayıtlarının üstündeydi. Güneydeki baronların ve kontların kaydını aldı. Güney merkeze uzak kaldığı için taşra olarak bakılırdı. Önce tanıdık olan isimleri inceledi. Tanıdık olan isimlerin hepsi savaşlara adam gönderen soylulardı. Dün gece olan o his gitmişti ne yapacağını mantıklı düşünmeye başlayan adam gelmişti. Kadını hatırladı, cildi güzeldi güneşin altında tarlada çalışmadığı belliydi. Eğer babası savaşa ordusunu göndermiş olsaydı, orduyu beslemek için tarımla ilgileniyor olurdu. Kadında bu duruma dair iz yoktu. Adam yanlış yoldan gitmiş olsa da kadının sahte babasına yaklaşmıştı. Ticaretle ilgilenen soylulara baktı. Çok fazla seçenek vardı ama küçük bir kağıda olabilecek kişileri yazdı. Yazarken düşünüyordu, bu kadar büyütülecek mesele miydi? Savaşta mantığı da hisleri de onu hiç yanıltmamıştı. Arşivin kapısından dışarı çıktı ve en sadık adamıyla karşılaştı. Kağıdı ona uzattı gizlice “Dün gece ki şarkıcıyı araştırmanı istemiştim, bu kağıtta işini kolaylaştıracak bilgiler var.” Asker komutanın uzattığı kağıda baktı ve eline aldı. İçindekilere bakmadan cebine koyup başını olumlu şekilde salladı. “En kısa sürede size bilgileri getireceğim.” Asker hızlıca normalde durması sakıncalı olan koridordan uzaklaştı. Komutanı bu işin gizli kalmasını istiyordu. O da bu konuda dikkatli olmalıydı. Kael cebindeki saati çıkardı baktı. Öğle molası bitmek, vardiya değişimi başlamak üzereydi.
Valor askeri okuldan başarılarla mezun olmuştu. Büyük dünya savaşında en önemli cephesinde başarılar kazanmıştı. Dünya savaşından önce binbaşıydı ve savaş ülkesine çok şey kaybettirmiş olsa da kendisi rütbe atlamıştı. Çaresiz hissetmemek için tek baskın olan duyguya sarılmıştı, öfke. Ülkenin belirli yerlerinde isyan vardı, kaos içindeydi ülke. Soren halkı işkence ve zulüm görüyordu. Buna karşı çıkmak isyan olarak görülüyordu. Kral üst rütbeli herkesi toplamıştı. Kral kafasını Valor’a çevirdi. Hiç konuşmamış sadece dinlemişti adam. Masada yeni olduğu için kendisini kanıtlamasını istiyordu kral. “Güneydeki toprakların durumu nasıl? Oradaki soylular sorun çıkarıyormuş, halkı galeyana getiriyormuş. Teslim olmayanlar varmış.” Valor bu sözlerin kendisine söylendiğinin farkındaydı. Duruşunu dikleştirdi, durum raporlarını eline alıp ayağa kalktı. Okumaya başladı. Kral susması için elini kaldırdı. “Ben senin fikrini soruyorum.” Onun sadakatini sorguluyordu. Ülkeye olan sadakati değil krala olanı. Valor “İsyanların bastırılması lazım. Aelarlı sör Kael bu durumdan hiç memnun değildir.” İsmini bilerek söylemişti. Kralın yalakalık yaptığı isimlerin en başında Sör Kael vardı. Kral başını onaylar biçimde salladı ve parmağıyla Valor’u gösterdi. “Bu isyanlarla sen ilgileneceksin bastırmak oradakileri ikna etmek için. Gereken maddi desteği vereceğim sana.” Dedi.
Bu sırada kadın eve gitmişti ve dinleniyordu yatağına uzanmış. Güneş batıp karanlık çökünce sokağa evin arka camından çıktı. Tekrardan erkek kılığına girmişti. Çünkü bu derin gece saatlerinde kadınların sokağa çıkması olumlu bakılmazdı. Bir erkeğe göre çelimsiz vücudunu karanlık gizliyordu. Valor ona sokaktaki çocuklar aracılıyla mektup yollamıştı. Buluşacakları yer ve saat yazıyordu. Riala hafızasına güvenerek ilerlemeye başladı. Buluşacakları yeri çok kolay bulamamıştı ve kaybolmuştu. Etrafına bakıyordu, etraf karanlık olduğu için korkuyu bedeninde hissetti. Yanlış bir sokağa girmiş ve kaybolmuştu. Bu sırada Valor ayağını gerginlikle sallıyordu. Kızın gelmesi uzun sürünce gergin bir şekilde bulunduğu iki evin arasından çıktı. Kaybolmasından şüpheleniyordu, kızın. Kızın gölgesini görünce omzunu tuttu. Korkuyla çığlık atacakken kızın ağzını kapattı. “Benim.” Diye kulağına fısıldadı. Kız çırpınmayı bıraktı.
Tüm kasları gevşemişti, adama doğru döndü yüzünü. “Üzgünüm geç kaldım.” Adam bu cümleyi duymazlıktan geldi. Yine iki evin arasına döndü, bu sefer kızla beraber. Adamın gerginliğini fark etti. “Sorun mu var?” adam konuya nerden başlayacağını bilemedi ve direkt söyledi. “Ben gidiyorum.” Dedi. Kızın kaşları yukarı kalktı. “Plandan vazgeçip kaçıyor musun?” kadının söylediğine adamın çenesi kasıldı, dişini sıkmaktan. “Ne saçmalıyorsun?” sesinde alay vardı. “Gidiyorum dedin nereye gidiyorsun? Ben tek başıma ne yapacağım?” kadının gözlerinde endişe vardı. “Eninde sonunda yalnız kalacaktın zaten. Bu kadar erken olması beklenmeyen bir şeydi.” Kapıdan çıktığından itibaren kızı izleyen gri pelerinli adam duyuyordu ama anlayacak kadar yakın değildi. nefes bile almıyordu duyabilmek için. “Bu yeterli bir açıklama değil, nereye gidiyorsun?” kız yaslandığı evin duvarına elini koydu. Cidden vücudu sürekli stres üretiyordu. Titriyordu elleri ve buz gibi olmuştu.
“Kral beni güneye gönderiyor.” Kız ne diyeceğini bilemediği için sessiz kaldı. “Orada düzenli bir ordu yok. Askerlerimiz dağıtıldı silahlarımıza el kondu, iletişimimiz engelleniyor. Bu durumda iletişimiz daha zor olacak ama düşmana karşı koymamız hızlanacak.” Kadın düşünüyordu. Olması gerekenden hızlı gelişmişti, olaylar. Ama en sonunda düşmanla fiilen de savaşılmalıydı. “Tamam anladım.” Diyebildi kız. “Bu akşam Gümüş Fener’de çalışmıyor muydun?” adamın sorusuyla kız gözlerini yerden kaldırdı. “Sabahtı o, birazdan Dikenli Gül’e gitmem gerek.” Dedi ve konuşulacak çokta bir şey kalmamıştı. Adamın yeşil ile karışık mavi gözlerine baktı. Onun buradaki tek güvenli limanıydı. Belki birbirlerine güvenmeseler de her şeyi bilen ortak çıkarı olan insanlardı. Kaç aydır, dürüstlükle konuşabildiği tek kişiydi. “Gideceğim zaman belirlendi, hızlı halletmem isteniyor. Haftaya cumartesi çıkacağım yola. Gitmeden önce güvenebileceğin birisiyle tanıştırmam lazım seni. Mektuplarımızı onun sayesinde birbirimize ileteceğiz.”
Mekana koşarak gidiyordu kadın. Geç kalmıştı, bundan hiç hoşlanmayacaklardı. Bacakları koşmaktan ağrımaya başladı. Göğüs kafesi her nefeste inip kalkıyordu. Kadın duyduklarından sonra iyice boşluğa düştü, başaramama korkusu vücudunu ele geçirmişti. Kapıdan girmişti ve dans eden kızlar onu hemen yakalayıp patronun konuşmasından uzaklaştırdılar. “Biz hemen hazırlıyoruz onu.” Kadının çıkması gereken saatten geç çıktığını fark eden misafirlerden bazıları kızı sormuştu. Kadın gördüğü ilgiden memnundu. Kadın gördüğü ilgiden memnundu. Sahneye çıktığında az da olsa hissettiği kötü hisleri unutuyordu.
Kael’in güvendiği asker, verilen göreve odaklanmıştı. Araştırdığı bilgileri az çabayla buluyordu. Bu durumu hiç sorgulamamıştı. Çünkü görevin hızlı bitmesinden memnundu. Soren de herkes tatil yapıyor gibiydi. Burayı işgal etmeye değil de ziyaret havası vardı. Herkes bu kadar eğlenirken onun bu işe gömülmesi sinirini bozmuştu.
Kael’in kulağına Valor’un güneye gönderileceği bilgisi fısıldandı. Kimin gittiği önemli değildi, dediğinin dinlenmesinden memnun kalmıştı. Kael olduğu ortamdaki herkesin ilgisini üstüne topluyordu. Bunu görmezden gelmeye alışıktı. Doğduğu zamandan itibaren böyleydi, güç ve yakışıklılık her zaman insanların ilgini çekmiştir. Sahnedeki kıza olan ilgisinin de herkes farkındaydı. Dile getiremiyorlardı, kızı kıskanmakla acımak arasında kalmışlardı. Riala bu sefer gülümseyerek Kael’e bakıyordu. Resmen gözlerinin içi gülüyor diye düşündü adam. Kadın bu sefer kollarında bir demet gül vardı. Dikenleri kollarına batıyordu, bir yandan şarkı söylerken eldivenine takılan dikenleri düzeltmeye çalışıyordu. Konuklardan kendisini sorduğunu öğrendiği kişilere gül verdi. Bu kişilerin arasında kendisine takıntılı olan adama da vardı. O kadının elindeki gülü alırken uzunca kadının elini bırakmadı, o rahatsız oldu. Takıntılı adamın arkadaşları adamın koluna dokundu. Takıntılı adam Kael ile göz göze geldi. İçten içe aşırı kin doluydu, adama karşı. Çünkü ilk o Riala’yı görmüş ve sevmişti. Kadında onu seviyordu, sırf ona gül verebilmek için başka adamlara da gül vermişti, sevgilisi. Diye düşündü. Karakterinin verdiği eziklik ve sapıklık Kael’in varlığı altında ezildi. Bu yüzden gözlerini kaçırıp başka yöne baktı. Kadın şarkı söylemeye odaklanmıştı, daha yeni hissettiği iğrenç duygudan kaçmak için bu yüzden fark edemedi. İki adamın arasında geçen gerilimi.
Kael yine kendisine ayrılan masasında oturuyordu. Kadın o masaya doğru yavaş yavaş ilerliyordu. Dejavu hissetti ikisi de. Elinde son iki gül kalmıştı. Adamın oturduğu masa diğer masalara göre yukardaydı. Kadın basamakları yavaş çıkıp elinde kalan iki gülden birini ona uzattı. Adamın gözleri dün gecenin karanlığı gibiydi. Avına bakan bir kızıl kartal gibiydi. Bu lakabın ona neden verildiğini daha iyi anladı. Aelar genelde altın aslan ile temsil ediliyor olsa bile bu adamın bakışlarındaki keskinlik kartallara benziyordu. Bu davranışı meydan okuma olarak algılamıştı, adam. Onun için her şey öyleydi. Dünkü onu arka sokaktaki buluşmalarından sonra bu kadının davranışı başka bir şekilde yorumlamazdı. Mekandaki herkes heyecanla yaşanan durumu izliyorlardı. Canlı olan mekanda bir anda sanki zaman durdu, hareketler yavaşladı. Uğultu kesildi. Kael ilgiyi kendisi gibi seven ve bu durumu kullanan bu kadını beğenmişti. İçten içe bunun romantik değil, sadece bu duygunun benzerlikten yaşandığını kendisine söyledi. İlk defa bir kadından gül alıyordu. Sadece ona verilmemişti, başka erkeklere de verilmiş olsa bile egosunu okşamıştı. Bu durum canını sıkmıştı. Derin nefes aldı ve gülü masaya fırlattı. Normalde bu kadar yüksek tepki vermezdi, en azından bu onun için yüksek bir tepkiydi. Kadın göz ucuyla adamı izliyordu. O masaya gülü bıraktığında, mekan çoktan normal halini almıştı. Kadını masalara davet ettiler kendi sohbetlerine dahil olsun diye.
Kadın kimseyi kırmadı ve masalarda kısa süre oturdu. Kadının sürekli sırtında ürperti geçiyordu. Kael’in bakışları üzerinde değildi. Bu onu rahatlatmadı. Aksine kendisine olan ilgiyi kaybettiğinden korkuyordu. Tam istediğini yeni elde etmeye başlamıştı. Elinden kaybedemezdi. Sırf onun takıldığı mekanları öğrenip oralarda çalışmaya başlamıştı.
Fark etisin diye fark eder etmez kaybetmesi berbat olurdu. Sesten ve düşünmekten kızın başı ağrımıştı. Modern zamanda olsalar ağrı kesici içer ve ağrının geçmesini beklerdi. Şu an da öyle bir lüksü yoktu. Buraya gelmeden önce bu en normal olaydı, ona lüks gibi gelmeye başlamıştı. Kızın siniri bozuldu. Kapanma zamanı geldiği için kuliste tek tük kişi kalmıştı. Onlarda odayı temizliyordu. Kaç aydır bu kadar yoğun ve belirsiz günü olmamıştı. Bu düşünce kızı güldürdü, şu an yaşadığı hayatında bir sürü bilinmezlik vardı; eve gidebilecek mi, Kael’in yakınına giremezse ne olacaktı ona? Sürekli burada kalması mı gerekecekti? Kadın düşünüp delirmemek için zihnini temizlemeye çalıştı.
Mekandan çıktığında dışarda onu Kael bekliyordu. Mekan çıkışında güvendiği astı bilgileri getirmişti, adama. Bu kadar hızlı olması Kael’i de memnun etmişti. Kadının bu sefer farklı bir kıyafetle ve ön kapıdan çıkması adamı şaşırttı. “Bugün sanırım, pantolon giymek yok.” Kadın heyecandan ne yapacağını bilemedi ve durdu sadece. “Anlamadım.” Diyebildi bu adamın kendisine olan özgüven çevresine garip bir aura yaymasına sebep oluyordu. “Geçen gece Aelarice biliyordun. Yoksa bir gecede unuttu mu?” adam dalga geçiyordu kadınla. Kadın içten gülümsemesiyle konuşmaya başladı. Bu gülümseme sadece dikkatli bakıldığında sahte olduğu anlaşılıyordu. Bu gülümseme için günlerce aynada çalışmıştı. “Kusura bakmayın sizi beklemiyordum. Odaklanamadım size.” Adam kadının yüzünü inceledi, kadın artist gibiydi. Çok iyi rol yapıyordu. Kadının bu davranışları onu rahatsız etmiyordu aksine hoşuna gidiyordu. Arabanın kapısını açtı ve kadına eliyle buyur işareti yaptı. “Beni öldürecek misin?” kadın anlık ilk aklına cümleyi söylemişti. Adamın yüksek sesli kahkahası boş sokağı inletti. Kadın korkuyla irkildi. “Öyle bir şey yapmayacağım. Bana hayatım boyunca ilk çiçeğimi veren kadınla, yakından tanışmak istiyorum.” Kadın tek kaşını kaldırdı. “Bunu sabah düzgün bir zamanda da yapabilirdik.” Adam için sırada bir vakit gibiydi. İlk eğitim almaya başladığı zamandan itibaren geceleri uyumazdı. Üst rütbeli olarak başlamış olsa bile askerlikte belirli bir disiplin almak için nöbet ve bir sürü ayak işi yaptırmışlardı. “Üzgünüm, hanımefendi. Benim için sıradan bir vakitten farkı yok bu saatlerin, fark edememişim.” Dedi.
Kadın gülümsemesi daha büyüdü ve adama yaklaştı. “Sorun değil, sizinle küçük bir gezinti yapabilirim. Çok yorgunum çünkü.” Adam mesajı almıştı. O da adamı tanımak istiyordu, ama bu kolay olmayacaktı. Adam her zaman hızlı elde etmeye alışık olduğu için bu küçük oyuna seve seve dahil oldu. Araba kaliteli döşeme ve kaplamaya sahipti. Riala bu kadar rahat koltukları olmasına şaşırmıştı. kendi zamanındaki arabalara benziyordu. Sadece her şey daha büyüktü. Motorlu araçlar için çokta uygun olmayan yollardan gidiyorlardı. Ana cadde büyük ve genişti. Sokak lambaları loştu, camdan adamın yüzünün sadece yarısını aydınlatıyordu. “Cevaplamadın, bu akşam neden böyle giyindin?” kadın doğruyu söylemek ile söylememek arasında kalmıştı. Aslında başta öyle giyinmişti, adamı dışarda beklediğini fark edince üstünü değiştirmişti.
“Yoksa buluşacağınız başkası mı vardı?” kadın panikle başını sağa sola salladı. “Hayır, ben yine sizinle karşılaşırsak diye...” cümlenin devamını getiremedi çünkü adam yine aynı şekilde bakıyordu. Kadının cümlesi bu yüzden yarım kaldı. “Bana öyle bakmayın.” Kadın bakışlarını ön cama kaçırdı. Şoförün varlığı silikti. Nefes bile almıyordu sanki. Adam elini kadının çenesine götürdü, parmak uçlarıyla okşadı. Kadının kendisine bakması için eliyle kafasını çevirdi. “Kaçırma gözlerini.” Dedi. Bu bir istek değil emirdi. Adamın hayatı boyunca alışık olduğu ve kullandığı tek üslup buydu. “Kabasınız.” Dedi kadın. Adamın şaşkınlığı anlık gözlerinden okundu. “Bir kadına emir vermemelisiniz.” Kadının bu söylediği küstahlık olarak algılanırdı. Her iki zaman içinde, çünkü gelecekte bile kadını köle olarak gören insanlar vardı. Adam şaşırmıştı ve sordu. “Nasıl konuşuyorum?” kadın bakışlarını bu sefer parmaklarına kaydırdı. Aşırı utanıyor ve korkuyordu, bir şeyleri berbat etmekten. Kadın uzunca bir süre sessiz kaldı. Camdan dışarı baktı. Sanki daha yenide buradan geçmişlerdi. “Daireler mi çiziyoruz?” camdan dışarı iyice kontrol etmeye çalıştı. Sokak lambaları yansa bile etraf çok belli olmuyordu. Burası evine yakın bir yerdi. Bu yanındaki adam biliyordu nerde yaşadığını. Kadın ne hissetmesi gerektiğini bilemedi çünkü adam oturuşundaki rahatlık sabaha kadar cevabı bekleyecek gibiydi. Kadın sırtından akan soğuk teri hissetti.
Aşırı gerilmişti, ağlayacak gibi hissediyordu. “En son bana edep dersi veriyordun, dersi yarım bırakmak olmazdı.” Kadın üzerindeki kadife, koyu bordo olan bileklerinin biraz üstünde elbisesi vardı. Yakası dik duran, önü iliklemeli bu elbise, vücudunu saran ama hareketlerini kısıtlamayan bir kesime sahipti. Uzun kolları bileklerine kadar iniyor, belindeki ince kuşak, siluetini belli belirsiz vurguluyordu. Omuzlarına attığı gri şal gecenin soğuğuna karşıydı, adamın bu akşam giydiği üç parçalı takımla uyumluydu. Kadın bu yüzden seçmişti, her davranışı dikkatli yapmaya çalışıyordu. Adam yanında bu planlarını hayata geçiremese de. “Özür dilerim size kaba konuştuysam, sadece düşünmeden konuştum.” Adam derin bir nefes aldı, burun delikleri büyümüştü. “Soruma cevap alamadım.” Dedi. “Emir verir gibi konuştunuz.” Kadınlar genelde otoritesinden hoşlanırdı, veya öyle davranırlardı. “Ben komutanım, soyluyu bir erkeğim böyle konuşmam normal. Her açıdan senden üstünüm.” Kadın göz devirmemek için kendini zor tuttu. “Ben sizin askeriniz değilim, kulunuz veya kadınınız da değilim. Tanrının huzurunda hepimiz eşitiz.” Adam dikiz aynasından şoförün görebileceği şekilde elini kaldırdı. “Evinize geldik hanımefendi.” Kadının bu küstahlığını sevmemişti. Kendisine meydan okuyordu. Küstahlığını mı sevmemişti, yoksa söylediklerimi hoşuna gitmemişti anlayamadı adam. Kadın dokunsalar ağlayacak gibiydi. boğazına yumru oturmuştu. Tek şansını kaybetmiş gibi hissediyordu. “İyi geceler, Sör Kael.” Sesi titrek ve boğuk çıkmıştı. “İyi geceler, hanımefendi.” Kadın hızlıca arabadan çıktı. Kadın arabanın arkasından geçerek kısa topuklularıyla hızlıca yürüdü.
Arkasına bakmak istiyordu ama buna cesareti yoktu. Arabadan yeterince uzaklaştığını fark ettiğinde, gözlerinde biriken yaşlar yanaklarından akmaya başladı. Bir daha asla evine gidemeyeceğini düşünüyordu.

