İçeriğe geç

Sessiz İnsancık

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Sessiz İnsancık

Bölüm 1

Beden Dersi

“ZIR...”

Ah, zil sesi. Bu sesi duyduğumda yaptığım ilk şeyi yapıp kafamı sıradan kaldırdım. Gözlerimi ilk açtığımda bulanık gören gözlerim kendine geldiğinde ben de az çok kaçıncı saatte olduğumuzu hatırlayabilmiştim. Bu ders matematik olmalıydı, çünkü tahtada logaritmik denklemler mevcuttu. Sonraki ders ise... Beden, evet beden olmalıydı. İçimden, inşallah dışarı çıkmayız diye dua ederken sınıf başkanı hayallerimin ortasına buldozerle girdi.

“Arkadaşlar, beden hocası herkesin dışarı çıkacağını, içeride olan kişiler olursa o kişinin yok yazılacağını söyledi.”

Tabi ki, bunu sınıfın duyduğundan şüpheliydim çünkü o sırada sınıftaki insancıklar konuşuyordu, ben dinlediğim halde başkanın dediğini zor duymuştum. Her neyse, zaten on iki olduğumuz için ders işlemezdi muhtemelen, o yüzden bir ağacın altına geçip uyurdum bende.

Size anlattığım birkaç şey arasından benim; tembel, ders çalışmayan, sürekli uyuyan ya da arkadaşı olmayan biri gibi olduğumu düşündüyseniz evet, ben o tam olarak hayal ettiğiniz kişiyim. Ama hiçbir zaman merak ettiniz mi, ben neden böyleyim?

Ben o herkesin bildiği ama konuşmaktan korktuğu ya da umursamadığı o kızım. Ben var ile yok arasında kendine bir düzen kurmuş hayatını idame ettirmeye çalışan o genç kızım.

Belki herkesin kafasında ayrı bir kişilikle yer alan kimilerinin dedikodularına ev sahipliği yapan beni kafalarında ötekileştirmelerine bile isteye izin veren o kişiyim ben.

Kimine göre depresyona giren bir kız kimine göre ise ergen bir velet...

“Sayın öğretmenlerimiz, ders vakti, iyi dersler.”

Kalkma vakti. Sıradan kalktığımda sınıfta kimse yoktu çünkü öğrenci zili çoktan çalmıştı. Ağır adımlarla üç kat merdiven indikten sonra kapının önüne geldiğimde hocanın daha gelmemiş olduğunu gördüm. Merdivenlerden indim ve en köşede gördüğüm bir ağaca doğru yürümeye başladım. Başkan yoklama alıyordu. Beni gördüğünde bana bakarak kafasını salladı ve yoklama almaya devam etti. Yoklama da öğretmenin işiydi ya, neyse. Sırtımı ağaca verdim ve gözlerimi kapattım. Huzur buydu işte, gerçi şu arkada kulaklarımı rahatsız eden insancıkların çığlıları ve bağırışları olmasaydı daha da huzur dolu olabilirdim. Ama buna alışmıştım, görmezden gelebilirdim. Az önce ve bundan önceki tüm derslerde uyumamışım gibi hemen uyku alemine geçmeye başlamıştım. Ta ki, bir ses duyana kadar.

“Oturabilir miyim?”

Bana niye soruyordu ki? Yanıma mı oturacak acaba? Yok canım kim benimle oturmak ister ki? Oturacak başka yer mi bulamamış? Ne diyeceğim şimdi? Otur desem olmaz, oturma desem ayıp olur, en iyisi uyuyor numarası yapmak. Hem zaten uyuyacaktım o gelmeseydi. Evet, evet en iyisi uyuyor numarası yapmak.

Yanımda bir hışırtı hissettim sonra yine o ses konuştu.

“Galiba yalnız olmak istiyorsun? Seni rahatsız ediyorsam şuan gitmemi söyleyebilirsin?”

Git, diyemezdim çünkü uyuyor numarası yapmalıydım. Gerçi pek inanmışa benzemiyordu. Ama konuşursam rezil olurdum. Nasıl olsa birazdan giderdi. Yanımdaki insancığı düşünmemekte kararlıydım ancak o kendisinin burada olduğunu hatırlatmakta benim kadar ısrarcıydı.

“Biliyor musun, bazen kendimi yüksek bir yerden atmak ve bu hayattan kurtulmak istiyorum.”

Dengesiz bir insancık geldi başıma ya. Şimdi bunu intihar etmemesi için motive mi vermem gerek? Ama ben uyuyorum ki!

“Ama sonra aklıma bu kadar korkak olmadığım geliyor. Savaşabilirim, bu yaşadıklarım bir hayattan daha değerli değil, diyorum.”

Huh. İyi bari en azından kendini öldürmek istemiyor. Akıllı insancık.

“Ama bazen de, çok kötü hissettiğim zamanlarda bu aklıma gelmiyor işte.”

Dengesiz insancık buradan git yoksa seni kendi ellerimle öldürürüm ve bunları düşünmene gerek kalmaz.

“Böyle zamanlarda...”

“Yeter ya, bıktım ya, ne halt edersen et ama beni bir sal ya.”

Şuan karşımdaki insancığın gözlerine bakıyordum. B...Ben bunları sesli mi söyledim şimdi? Şu insancık kadar kafama taş düşsün. Karşımdaki insancık birden kahkaha atmaya başlayınca ne yapacağımı şaşırdım. Gerçi ne yapacağımı ne zaman biliyordum ki? Bu arada şuan gerçekten ne yapmalıydım? Bu dengesiz insancık hala gülüyordu. Kalk ve git. Evet, kalkıp gitmeliydim. Hiçbir şey olmamış gibi kalkıp gitmeliydim. Sakindim. Derin derin nefes alıp veriyordum. Ayağa kalktım. Gidiyordum. Gitmeye çalışıyordum. Gidemiyordum. Neden gidemiyordum? Kolumda bir el vardı!

“Dur, nereye gidiyorsun?”

Şimdi de o aynı ses vardı. O elin sahibi ve ses aynı kişiydi. Ben sakindim. Derin derin nefes alıyordum. Şimdi konuş.

“E...Elini ç...çek.”

“Tamam sakin ol, çektim.”

Eller gitti. Şimdi gidebilirdim. Ama yine gidemiyordum, bu sefer ki engel ise beni çağıran karanlık kollardı. Direnmeye çalıştım ama çok rahat geldiği için daha fazla direnemedim. En son hatırımda kalan ise sert bir zemin yerine yumuşak kollardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.