İçeriğe geç

Sessiz Hanedan

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Sessiz Hanedan

Bölüm 1

Kızıl Ay'ın Çocukları

Burası sessizdi… Bu normal bir sessizlik değildi her zaman çok gürültülü olan halk bu defa sessizdi.

Üşüdüğümden mi korktuğumdan mı bilmem elimi pelerinimin altına sakladım. Diğer çocuklara baktığımda onlarında aynı şeyi yapmış olduklarını gördüm. Tam sekiz kişiydik, sekiz masum can…

Önümüzde gri taşlar vardı ve oluşturduğumuz geniş çemberin ortası boştu. Kafamı yavaşça çevirip anneme baktığımda onunda bana odaklanmış olduğunu gördüm. Gülümsüyordu bana ama ben korkuyordum. Bugün annem ve babam beni sürekli odamdan dahi çıkmamam konusunda bile tembihlemişti; şimdi ise burada olmam garip geliyordu.

Gözlerimi tekrar o tarafa çevirdim o korkunç görüntüye. Tam karşımda sekiz tane ejderha duruyordu. Hepsi birbirinden farklıydı ve korkunçtu. İçlerinden iki tanesi ise diğerlerinden çok farklıydı. Onlar daha heybetliydiler, ve daha güzeldiler bir o kadar da korkunç. Biri siyahtı sanki bir parça gece orada duruyordu, diğeri ise beyazdı; gökten düşen bir bulut kadar hem de. Ama onda bir şey vardı o beyazlığın arasında iki kan damlası gibi göz. Tüm beyazlığın içindeki karanlıktı sanki o gözler.

Etraf çok fazla sessizdi; tüm halkın burada olmasına rağmen… İlk defa böylesine gerilim dolu bir an yaşıyordum ve ilk defa bu kadar sessiz bir yerdeydim. İşin gerçeği fazla korkuyordum. Etraftaki tek ses ejderhalardan geliyordu. Onlarda arada tırnaklarını yere sürtüyordular, kanatlarını havalandırıyordular veya homurtular çıkartıyordu; siyah olan hariç. O çok sessizdi, hareket ediyordu ama onu bile ses çıkartmadan yapıyordu. Sanki tüm sesini içine gömmüştü.

Hava tamamen karanlıklaştığında etrafımızda duran tüm herkes ellerine birer meşale aldı ve havaya doğru kaldırdılar. Sonrasında ise ejderhalardan daha yüksek homurtular gelmeye başladı.

Bir kanat çırpma sesi duydum. Ejderhalardan birisi havalanmıştı…

Tekrar dönüp anneme baktığımda onun tüm ciddiyetiyle ejderhalara odaklandığını gördüm. Bu sefer bakışlarımı babama çevirdim o da tüm ciddiyetiyle ejderhalara bakıyordu. Neler olduğunu anlamıyordum ama anlamak için can atıyordum. Bir yandan da korkuyordum tabi.

Ejderhanın kanat çırpma sesi iyicene yaklaştı ve benim iki yanımda duran çocuğun hemen önünde durdu ve gözlerini çocuğun gözlerine kitledi. Bu ejderha mavi renkteydi, soğuk bir mavi… Çocuğun korkudan titremeye başladığı her halinden belliydi ama bağırmak veya konuşmak yasaktı; bu yüzden susuyordu.

Ejderha çocuğun arkasına geçerken bir kanat çırpma sesi daha duydum. Bir ejderha daha geliyordu…

Yavaşça kafamı çevirip o yöne baktığımda gelen ejderhanın kızıl renkte olduğunu gördüm. Saçlarımla aynı renkti beklide biraz daha açık, tam kestiremiyordum. O ise az önceki çocuğun yanındaki çocuğa ilerledi o da korkuyordu. Aslında hepimiz korkuyorduk ama sesimiz çıkmıyordu…

O da tam çocuğun önünde durdu ve uzunca bir süre çocukla bakıştılar. Ardından diğer ejderha gibi çocuğun arkasına geçti ve beklemeye başladı.

Sonra ise diğerlerinden katbekat güçlü bir ses geldi gelen karanlık ejderhaydı…

Yavaşça süzüldü ve tam sağımdaki çocuğun önünde durdu. Çocuğun elleri titriyordu görünüyordu ama bunu yüzüne asla yansıtmıyordu, ejderha ona nasıl bir kararlılıkla bakıyorsa o da aynı kararlılıkla ona bakıyordu. Ejderha bir anda kafasını kaldırdı ve havaya doğru alev püskürttü, tüm çocuklar olarak bir adım gerilerken arkadan çok güçlü bir ses geldi. Aynı zamanda bir aydınlık…

Beyaz ejderhaydı bu. O da ağzını açmış alev püskürtüyordu ama bu alev karanlık ejderhanın alevinden daha büyüktü. Sanki buranın en güçlüsünü olduğunu kanıtlıyordu. Karanlık ejderha sağımdaki çocuğun arkasına geçerken dönüp kısa bir süre aydınlık ejderhaya bakmıştı.

Sıra en güçlü ve ihtişamlı o ejderhaya gelmişti. Kimin yanına gideceği ise bilinmezlikten ibaretti.

Çemberin tam ortasında durdu ve bana yaklaştı. Göz göze geldiğimiz anda sanki göğsümden bir şeyler koptu, içinde kaybolduğum duygular hissetmeye başladım. Kalbim yerinden çıkacak kadar hızla atarken yavaşça gözlerimi kapattım ve kendime gelmeye çalıştım ama olmuyordu. Tekrar gözlerimi açtığımda ise bir vahşetler karşılaştım.

Aydınlık ejderhanın gözlerinden kan akıyordu. Kan gibi gözlerinin içindeki o siyah uzun çizgi bile artık kırmızıydı. O anki iç güdümle hareket ederek elimi gözlerine götürdüm. Ama benim küçük ellerim o kanları durdurmaya engel olamadı. Dönüp diğer ejderhalara baktığımda ise onlarında aynı durumda olduğunu fark ettim. Korkum katlanarak artarken tekrar gözlerimi Aydınlık Ejderha’ya çevirdim. Gözlerinde hala kan vardı.

Kar misali beyaz teni kanla kirlenmişti…

Gözlerimi gökyüzüne çevirdim çünkü az önce zifiri karanlık olan hava şimdi yavaşça kızıla dönüyordu. Gökyüzüne bakınca ise gözlerimin beni yanılttığını düşündüm; ama öyle bir şey yoktu.

Gökyüzünde her zamanki bembeyaz ayımız yoktu kızıl bir ay vardı. Bu ay yavaşça yükselirken bulunduğumuz ormandan garip sesler gelmeye başladı. Herkes şok olmuş durumdayken annemin sesi geldi

‘’ Keylis, gel buraya!’’ Anlamakta güçlük çekiyordum, kulaklarım uğulduyordu. Etraftan korkuyla donatılmış sesler geliyordu, bunlar bir yaratıktı ya da can çekişen insanlar biliyordum, ah hayır bilmiyordum. Ellerimi kulaklarıma bastırarak yere doğru çöktüğümde bir eli omuzlarımda hissettim sonrasında ise daha güçlü çığlıklar…

Bir şeyler oluyordu, herkes bağırıyordu, yaratıklar geliyordu, ejderhalar uçuyordu ve ben korkuyordum. Kulaklarımdaki sesler gittikçe yükselmeye başlarken güçlü iki kol beni kucağına aldı. Kim olduğunu bile seçemeyecek bir haldeydim. Korkuyordum, birinin yardım etmesini istiyordum, şu sesleri susturmalarını istiyordum…

Gözlerimin önünde bir şey parladı bilincimi kaybetmeden önce. Çok parlaktı, karanlık bir odayı sadece onun ışığı aydınlatıyordu. Ne olduğunu tam olarak seçemiyordum ama karşımda çok parlak ve yeşil bir şey vardı…

Bölüm sonu

6 yorum