İçeriğe geç

Sessiz Gece

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Sessiz Gece

Bölüm 2

Bölüm 2: Gözlerdeki Uçurum

Bisturinin o keskin, acımasız soğukluğunu çıplak teninde hissettiği an, Aylin'in zihni bir kez daha zamanın sınırlarını aşıp annesinin o son, hırıltılı nefesini verdiği o lanetli geceye kaydı. Ameliyathane lambalarının insanın gözünü kör eden, acımasız ve bembeyaz ışığı, odayı buz gibi saran o sağır edici ölüm sessizliği... Ve annesinin hayat ışığı sönmüş, o solgun, çaresiz yüzü... İşte tam o an, o soğuk hastane koridorunda küçücük bir kız çocuğu olarak dizlerinin üzerine çöktüğünde, Aylin kanı pahasına bir intikam yemini etmişti. Şimdi, o kabusun üzerinden yıllar geçmiş, o steril ameliyathanenin yerini otopsi salonunun genzi yakan formol ve ölüm kokusu almıştı. Ama göğüs kafesinin altında atan o kalpteki intikam ateşi, küllenmek bir yana, hala ilk günkü aynı vahşi şiddetle yanmaya devam ediyordu.

"Evet, Şahin," dedi Dr. Aslan, düşüncelerini bölen o otoriter sesiyle. Sesi dışarıdan bakıldığında buz gibiydi, tamamen profesyoneldi; ama Aylin, sadece birkaç saniye önce onun o dipsiz kuyu gibi olan bakışlarındaki, kimsenin fark etmediği o karanlık ve tehlikeli kıvılcımı çok net görmüştü. "Bana diseksiyon işleminde, bu masada yardımcı olacaksın."

Aylin, terleyen avuçlarının arasındaki bisturiyi titremesine engel olmak istercesine sıkıca kavradı. Annesinin hayatını elinden alan o katilin tam önünde durmak, onun emirlerine boyun eğmek, ona asistanlık yapmak... Bu, kaderin ve intikamın ona oynadığı en acımasız, en ironik cilvesiydi. Ama asla pes etmeyecekti; geri adım atmak onun lügatında yoktu. Aksine, gerçeği öğrenmek için bu ateşe daha da yaklaşacak, yanmayı göze alacaktı.

"Elbette, hocam," diye yanıtladı başını hafifçe dikleştirerek. Sesinin titrememesi, içindeki o devasa fırtınayı ele vermemesi için büyük bir çaba sarf etmişti. "Emrinizdeyim."

Dr. Aslan'ın kusursuz hatlara sahip dudaklarında, ne anlama geldiği çözülemeyen, belirsiz ve tehlikeli bir tebessüm oluştu. "Öyle olsun bakalım."

Aylin bisturiyi cansız bedene doğru yaklaştırıp ilk kesiği yaparken, tüm çabasına rağmen elleri hafifçe titredi. Kadavranın o buz gibi soğuk, kaskatı kesilmiş cansız bedeni, zihninin derinliklerinden annesinin masadaki o son halini çıkarıp acımasızca yüzüne çarpıyordu. Gözlerini saniyelik de olsa sıkıca kapattı, ciğerlerini o keskin kokuyla dolduran derin bir nefes aldı ve sarsılan ruhunu hızla toparladı. Bu sadece sıradan bir kadavra, diye fısıldadı içinden kendini telkin ederek. Sadece intikamıma giden yolda kullanmam gereken bir araç.

O sırada Dr. Aslan, sessiz adımlarla Aylin'in tam arkasına, tehlikeli bir mesafeye kadar yaklaştı. "Daha derine in," diye fısıldadı usulca kulağına doğru. "Korkma. Burası tıp dünyası, Şahin. Burada zaaflara ve duygulara yer yok."

Aylin, onun ılık ve ritmik nefesini tam ensesinde hissedebiliyordu. Teninde, boynundan aşağı doğru inen ani bir ürperti oluştu. Bu karanlık adamın, bu katilin fiziksel yakınlığı, onu bir yandan açıklanamaz bir şekilde cezbediyor, diğer yandan ise ölümcül bir şekilde korkutuyordu. Gözlerini yaktığı o kutsal intikam ateşi mi galip gelecekti, yoksa kalbini ele geçirmeye başlayan bu zehirli, karanlık çekime mi yenik düşecekti?

"Biliyorum, hocam," diye yanıtladı, boğazındaki düğüm yüzünden sesi bir fısıltıdan farksız çıkmıştı.

Diseksiyon işlemi ağır ağır ilerledikçe, Aylin'in profesyonel kalmaya çalışan dikkati hızla dağılmaya başladı. Dr. Aslan'ın o yoğun, ağırlığı olan bakışları kelimenin tam anlamıyla tenini yakıyordu. Sanki derisini aşıp, etini geçip, ruhunun en mahrem, en derin köşelerine nüfuz etmeye ve oradaki sırları çalmaya çalışıyordu. Aylin, bu esrarengiz adamın zihnindeki tüm sırları çözmek, onun karanlık dünyasına sızmak istiyordu. Ama aynı zamanda, mantığı ona sürekli çığlık çığlığa ondan uzak durması gerektiğini, bu ateşin onu da kül edeceğini hatırlatıp duruyordu.

"Şahin," dedi Dr. Aslan aniden, o sessizliği bıçak gibi keserek. "Gözlerini yaptığın işten kaldır ve doğrudan bana bak."

Aylin, yutkunarak başını yavaşça kaldırdı. Ela gözleri, Dr. Aslan'ın o gece kadar karanlık, ruhu delen bakışlarıyla tam ortada kesişti. O saniye, zaman kavramı tamamen durdu; evrenin dönüşü yavaşladı. Etraftaki o formol kokulu laboratuvar, masadaki cesetler, her şey bir anda silinip yok oldu. Sadece ikisi kalmıştı o boşlukta. Birbirlerine sessizce ama en güçlü şekilde meydan okuyan, tehlikeli sırların ardında birbirlerini delicesine arzulayan iki yabancı...

"Ne görüyorsun?" diye sordu Dr. Aslan. O derin, kadife sesi adeta hipnotize edici bir etkiye sahipti; insanı iradesinden koparıyordu.

Aylin kuruyan boğazını ıslatmak için sertçe yutkundu. "Bir... işinde uzman bir profesör," diye yanıtlayabildi, kelimeleri toparlamakta zorlanarak.

Dr. Aslan'ın dudaklarında ukala ama çekici bir tebessüm canlandı. "Yanılıyorsun, Şahin. Sen, bende daha önce hiç kimsenin göremediği, fark edemediği çok başka bir şey görüyorsun. Ve inan bana, ben de... sende tam olarak aynı şeyi görüyorum."

Aylin'in göğüs kafesinde hapsolmuş kalbi, bir kuş gibi hızla ve korkuyla atmaya başladı. Bu adam ne biliyordu? Gerçekten neyin farkındaydı? Onun ilmek ilmek işlediği o intikam planlarından, annesinden haberi mi vardı? Yoksa tüm bunlar, kurbanıyla oynamayı seven bir avcının sadece acımasız bir psikolojik oyunu muydu?

"Ne demek istediğinizi anlamıyorum," dedi Aylin, kafası karmakarışık olmuş, savunma mekanizmasını devreye sokmaya çalışarak.

Dr. Aslan, elini yavaşça uzattı ve uzun parmaklarıyla Aylin'in çenesini incitmekten korkarcasına, nazikçe tuttu. Dokunuşu adeta kor gibi yakıyordu. "Anlayacaksın," diye fısıldadı, nefesi dudaklarına çarparken. "Zamanı geldiğinde, sırlar ortaya döküldüğünde her şeyi anlayacaksın."

O yoğun ve nefes kesici an, otopsi salonunun ağır metal kapısının gıcırtıyla açılıp içeri genç bir asistan öğrencinin girmesiyle darmadağın oldu. Aylin ve Dr. Aslan, sanki gizli bir suç işlerken yakalanmış gibi hızla ve refleksle birbirlerinden uzaklaştılar.

"Afedersiniz, hocam," dedi içeri giren öğrenci, ortamdaki o yoğun gerilimi hissetmişçesine çekinerek. "Böldüğüm için özür dilerim, bir şey sormak için gelmiştim."

Dr. Aslan, saniyeler içinde o karanlık ve tutkulu adamdan sıyrılıp, yüzündeki profesyonel ifadeyi kusursuzca düzeltti. "Evet, Bay Demir? Sizi dinliyorum, buyrun."

Öğrenci titrek bir sesle sorusunu sorarken, Aylin'in sorgulayıcı bakışları hala Dr. Aslan'ın üzerindeydi. Bu adam, kesinlikle kapkaranlık, aşılmaz bir sır perdesinin arkasına saklanmıştı. Ve Aylin, ne pahasına olursa olsun, kendi yanacak bile olsa o perdeyi aralamaya, ardındaki canavarı bulmaya kararlıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.