(Şimdi)
Sıla mutfakta dikilmiş düşünüyordu.
Gergindi. Titriyordu. Elleriyle uğraşıp duruyordu. Saat epeyce erkendi; büyük olasılıkla güneş ufuktan yeni yeni doğuyordu. Güneşin cılız ışıklarının, evdeki kırmızı renkli perdelerin rengini kan kırmızısı tonuna çevirişini izledi. Kırmızı rengini hiç sevmiyordu. Duvarlar kirliydi. Kirlerin bazılarının anısı vardı. Hatırlamak istemeyeceği anılar.
Ağustos aylarının başıydı. Sabahları soğuk, günün geri kalanına ise sıcak bir hava hakimdi. Öyle olmalıydı. Sıla dört aydır evden dışarıya adım atmıyordu.
Dört ay.
Yavaş adımlarla mutfağa doğru ilerledi. Mutfaktaki buzdolabına göz atan Sıla artık dışarı çıkmanın zamanı geldiğini biliyordu, sıra ondaydı. Güneşin şuan ki durumunu fırsat bilerek hazırlanmaya başladı. Dışarıda sis vardı fazla dikkat çekmezdi. En azından öyle düşünüyordu.
Hızlı olmalıydı, çantasını ve gerekli eşyalarını aldıktan sonra iki katlı olan evin iç çıkış kapısına geldi. Kapıyı yavaşça açtı ardından kitledi. Titriyordu. Demirden yapılmış dış kapıya doğru ilerlerken koridorun sağındaki büyük, küflü lekeye bakmamaya çalıştı. Kokusu bile Sılayı kendinden geçirmeye yetiyordu. Nihayet dış kapıya ulaştı derin bir nefes aldı ve kapıyı açtı.
Yavaşça etrafını kontrol etti, kimsecikler yoktu. Evin önündeki merdivenlerden indi. Hava serindi, beyaz renkli tenini okşuyordu. Hızlı ama sessiz adımlar atmaya başladı. Önünde uzun evlerin arasından çıkan kısa bir yol vardı, oradan gidebilirdi. Evlerin arasındaki boşluklardan gizlice gitmeyi tercih etti. Böylesi onun için daha iyiydi. Yüksek sesle nefes alıp veriyordu. Normalde çok fazla dikkat çekebilirdi ama kuşların cıvıltılı sesleri Sıla'nın yüksek sesli nefesini gizliyordu. Evlerin arasından hızlıca sıyrılırken karşısına uzun bir yol çıkmıştı. Yol çok ortadaydı ve oradan geçmeliydi.
Etrafı evlerle kaplı ağacın arkasından yolu kontrol ediyordu, o sırada uzaktan motor sesleri duydu, çok ileriden geliyordu. Kuralı hatırladı, çok gürültülü olan bu ses Sılayı harekete geçirdi.
Karşısında duran iki katlı evlere göz gezdirdi, saklanmalıydı. Birileri beni izliyor mudur diye düşündü. Tedirgin olmuştu. Motor sesi yaklaşıyordu, Sıla ise evlerden birine girmenin yolunu arıyordu. Evlere göz gezdirdiği sırada sarı renkli bir evde hareketlenme gördü, genç birisi pencereden dışarı bakıyordu ve Sılayı görmüştü, göz göze gelmişlerdi. Olduğu yerden hemen fırladı.
Hızla evin kapısına geldi, ses artık çok yakındı kapıyı sertçe yumruklayarak "beni içeri al!" diye bağırdı.
"Heey içeride olduğunu biliyorum lütfen beni içeri al"Şu anda ne yapıyordu? İçeri giremezse ne olacaktı? Nasıl bu kadar aptal olabilirdi?.
"Zararsızım seni lanet olası artık aç şu kapıyı!!"
Tam umudunu kaybedip geri dönecek iken kapı açıldı, kapının sesini duyan Sıla koşar adımlarla eve girdi ve kapıyı kapattı. Kapının arkasına dayandı ve derin bir nefes aldı. Gerginliğinden karşısında dikilen kişiyi bile görememişti. Bir kaç nefesten sonra kafasını kaldırdı, karşısındaki sarı kıvırcık saçlı, zayıf, gözlüklü birini fark etti. Korkmuştu ellerini birbirine sürtüp duruyordu.
"Merhaba, korkma sana birşey yapmayacağım" ellerini iki yana açarak. Yere bakan gözlerini konuşan kadına doğru cevirerek:
+"Ö-ö-özür dile-erim b-been panikledim ve k-k-kapıyı açamadım" dedi. Kekeliyordu.
-"Önemli değil, adın ne?"
+"Mert"
-"Ben Sıla, evde başka biri var mı?"
+"H-hayır
-"Motor sesini duydun mu?"
+"Evet"
-"Şş sessiz ol"
Sıla Mert'e eğilmesini söyleyen bir hareket yaptı. Camın kenarındaki küçük dolabı kapının arkasına itti. Ardından kapının kilidine ve pencerelere göz gezdirdi. Camdan dışarıyı izlemeye başladı.
Mert korkmuş bir şekilde Sılayı izliyordu. Sıla'nın kendinden emin hareketleri Mert'e cesaret ve özgüven veriyordu. Uzun zaman sonra kendinden başka birisini görmüştü. Olanları şaşkınlıkla izliyordu.
Camdan dışarıyı kontrol eden Sıla motoru uzaktan gördüğü anda pencereden geri çekildi. Motor durmuştu. Sılayı görmüşmüydü? Neden durmuştu? Daha iyi bir görüş alanı için üst kata çıkmalıydı. Mert'e yerinde durmasını söyledi. Mert başıyla onayladı. Onayı aldıktan sonra Evin merdivenlerinden ikinci kata çıktı, odaları gezdi işine yarayacak eşyaları çantasına attı. Sonuçta Mert'i tanımıyordu, amacı erzak toplamaktı. Bu yüzden dışarıdaydı. Yaptığı şeyin kötü olduğunu biliyordu ama hayat onu buna zorlamıştı. Kendi için erzak toplarken girdiği bir odaya göz atma fırsatı buldu.
Duvarlar rutubetliydi, örümcek ağları her yerdeydi. Yerde boş kutular ve demir parçaları vardı. Odanın kenarında küller gördü. Küllerin etrafında kağıt parçaları ve fotoğraflar vardı, fotoğraflardan birinin yarısı yanmamıştı. Sıla incelemek için onu eline aldı.
Fotoğrafta Mert ve ondan küçük bir kız çocuğu vardı. Sıla fotoğrafı almaya karar verdi, hırkasını küçük cebine koydu ve odadan çıktı.
Sonunda yolu gören bir pencere bulabilmişti tekrardan yolu izlemeye başladı. Duran motoru görebiliyordu ama etrafta kimsecikler yoktu. Beklemekte fayda vardı. Bu civardan fazla kimse geçmezdi fakat bu kez farklıydı. Yolu tekrar kontrol ettikten sonra motorun etrafında hareketlenme hissetti. Ardında tuhaf sesler duymaya başladı yüksek sesli bu ses, sanki birinin ağlama sesini andırıyordu. Sesler birden kesildi, motorun yanında biri belirdi. Kaskı olduğundan yüzünü görememişti ama tahminen bir kadın olmalıydı. Kadın değişik şekilde yürüyordu kendi isteği dışında ani hareketler yapıyor ve durmadan motoruna çarpıyordu. Uzaktan izleyen birisi için çarpılma seneryosunun bire bir aynısıydı. Fısıldayan görmüştü. Ne olacağını anlayan Sıla, pencerenin önünden hemen çekildi ve alt kattaki Mert'in yanına doğru ilerlemeye başladı.
Bu senaryoyu bir çok defa görmüştü. Artık görmek istemiyordu. Sıla Mert'in yanına indiğinde Mert elinde bir bıçakla kapının önünde bekliyordu. Bunu gören Sıla şaşırmıştı. Dikkatle Mert'i inceledi.
Herhangi bir belirti vermiyordu.
O yukarıda iken onu görmüş olabilir miydi?.
Yoksa o burda mıydı?
Bu evde?
YANIMIZDA!.
-"Mert?"
+"..."
Mert kafasını yavaşça kaldırıp Sılaya baktı.
-"Mert iyi misin?"
-"O bıçakla ne yapıyorsun?"
Ses çıkarmamaya çalışıyor gibiydi, kafasıyla kapıyı işaret etti.
-"Sorun yok güvendeyiz"
Yalan mı söylemişti?
-"Mert, şimdi senden o bıçağı yere bırakmanı ve bana doğru ittirmeni istiyorum. Yapabilir misin?"
Bir süre sılaya baktıktan sonra bıçağı yere yavaşça koydu ve ileriye doğru itti.
***
Mert küçüklüğünden beri zeka geriliği olan birisiydi. Kekemeliği de buradan geliyordu. Ortaokul ve Lise zamanları arkadaşları tarafından dışlanmış ve zorbalığa uğramıştı. Zor bir hayat geçirse de ailesi tarafından büyütülmüş ve bu zamana kadar gelmeyi başarmıştı. Olaylar başlamadan önce ailesi ve Mert küçük kız kardeşini evde bakıcısı ile bırakarak buraya tatile gelmişlerdi. Olaylar sarpa sardıktan sonra ailesiyle birlikte bu evde sığınıp hayatta kalmaya çalışmışlardı. Babası yiyecek aramak için çıktığı yolculuğundan bir daha geri dönememişti. Annesini ise bir sabah uyandığında tavanda asılı bir şekilde görmüştü. O günden sonra hiçbir şey yapmamış evin tek bir odasında oturup her gün birilerinin onu bulacağı günü beklemişti. Bir sabah yine normal günlerden farksız bir güne uyandı konserve şeftali ile kahvaltısını yapmıştı, her zamanki gibi odanın kenarında otururken bir motor sesi duydu. Önce tereddüt etti. Birileri onu almaya gelmiş olabilir miydi? Neler olduğuna bakmak için pencereden dışarıya bakmaya karar verdi.
***
-"Mert şimdi beni iyi dinle, buradan hemen gitmel-"
Yüksek sesli bir gürültü Sıla'nın sözünü kesmişti. Mert korkmuş ve dizlerinin üstüne çökmüştü.
MOTOR KAZA YAPMIŞTI!
Dışarıyı kontrol etmek istedi ama bu iyi bir fikir değildi. Çok ses çıkmıştı ve hemen bu evi terk etmeliydi. Mert'in yanına gidip gözlerinin içine bakmasını sağladı.
-"Mert gitmeliyiz, burada kalamayız ayağa kalkmalısın, MERT!"
Şok geciriyor gibiydi. Onu arkada bırakmak istemiyordu ama birşeyler yapmak zorundaydı. Arka taraftan bir çıkış bulmalıydı. Hemde HEMEN. Ne yaptıysa Mert'i ikna edememişti. Son çare onu burada bırakacaktı.
-"Mert geri geleceğim burada beni bekle ve asla kapıyı kimseye açma geri döneceğim Mert tamam mı"
Geri döneceğim.
Sıla Mert'i ilk gördüğünden beri onun farklı biri olduğunu anlamıştı. Yetiştiği yurtta da benzer çocuklarla tanışmıştı bu yüzden Mert'i hiç yadırgamamıştı. Onu anlayabiliyordu.
Etrafta bir çıkış yolu arayan Sıla, evin altına inen bir merdiven gördü, bodrum katına iniyordu. Bodrumda bir çıkış olmalıydı, OLMAK ZORUNDAYDI.
Aşağı inmek için harekete geçti. İndiği sırada uzun koridorun sonunda bir kapı gördü. Dışarıdan gelen güneş ışığı camdan yansıyordu. Hızla kapıya doğru yöneldi ve kapıyı açtı. Kapıyı açtığı gibi yüzüne sert bir hava çarptı tekrar dışarıda olmak güzeldi. Derin bir nefes alıp evlerin arkasındaki seyrek ormanın içine doğru koşmaya başladı. Koşarken arkasına baktı. Evin konumunu biliyordu, buraya geri dönecekti.
Ağaçların arasından hızlıca geçtiğinde, sırtından beline doğru akan soğuk terlerin etkisinden kurtulmak için dinlenmeye karar verdi. O an gerçekten sert bir şeyler içmeye ihtiyacı vardı. Tamamen kendinden geçmeye ve yenilenmeye ihtiyacı vardı. Kolundaki kırık saate baktı. Dışarıya çıkalı üç saat geçmişti. Üç saat? Çok oyalanmıştı acele etmeli ve bir an önce eve geri dönmeliydi.
Yeniden hareketlendi az bir yolu kalmıştı. Düşünceler arasında kaybolduğu sırada, rastgele keşfettikleri erzak kulübesine ulaşmayı başarmıştı. Burayı Burak bulmuştu. O günü hatırladı. Kafasındaki düşünceleri silip atmak için kafasını iki yana salladı. Gözlerinin önüne gelen saçlarını geriye doğru attı ve kulübeye yaklaştı, koydukları kilite bir şey olmamıştı nehir kenarında küçük bir kulübenin içinde bir çok kişiyi doyurabilecek erzak olacağı kimin aklına gelirdi? Burasının yağmalanma ihtimali ne kadardı? Dışarıda delirmeyen insan kalmış mıydı? Kapıdan içeriye girdi, evden çıkmadan önce hazırladığı listeye bakarak çantasına gerekli yiyecekleri doldurdu. Çantası tamamen dolmuştu. Geri dönmeye hazırdı, çantasını sırtına taktı ve kulübenin kapısını kapattı.
Önünde akan nehre baktığında milyonlarca damlanın aynı anda nehirde süzüldüğünü gördü, onlar gibi özgür olmak istedi. Nefes almaya çalıştı. Karmaşa ve stresin hâkim olduğu çaresizliğin eşiğinde yürümeye devam etti.
Rotasını değiştirmeye ve detaylı düşünmeye başladı. Merkezi Mert'in evi olarak belirledi oradan sonra evine büyük bir yuvarlak çizerek ilerleyecekti. Tempolu ve dikkatli adımlarla Mert'in evinin yakınına yaklaştı. Eve bodrumdaki girişten girecekti. Etraf sakindi ve bu Sılayı geriyordu. Bodrumdan yavaşça ilerlemeye başladı, seri bir şekilde atan kalbi sanki göğsünü delip geçecek gibi bir baskı uyguluyordu. Bodrum merdivenlerinden yukarıya doğru çıktı ve içeriye açılan kapıyı açtı. Evde hiç ses yoktu evin içini kontrol etmek için çantasından boş bir teneke kutu çıkardı. İçeriye doğru attığında ses tüm eve yankılanmıştı. Bir süre bekledi. Hareketlenme yoktu kapıyı açtı ve içeriye adımını attı.
-"Mert?"
-"Mert ben geldim Sıla, nerdesin?"
-"Korkmana gerek yok çık ortaya"
Hiç bir ses yada hareketlenme yoktu Sıla'nın arkasından kaçmış olabilir miydi? Bunun olacağını pek sanmıyordu. Evi aramaya başladı teker teker her odaya baktı. Bulamamıştı evi karış karış aradı ama Mert ortalıkta yoktu. Üzülmüştü onu kaldığı eve götürecekti orada daha iyi olacaktı. İçinden bir şey olmadığını umarak üst kattan alt kattaki ön tarafın çıkış kapısına geldi.
İçeri girdiği sırada yerleştirdiği dolap kenara çekilmişti, çapraz duruyordu. Kapı kapalıydı. Kapıdan biri mi gelmişti? Yoksa Mert kazaya bakmak için dışarı mı çıkmıştı. Sorular kafasını daha da bulandırıyodu. Sıla camdan dışarıyı kontrol etti. Etraf sakindi güvenli olduğunu düşündü. Kapıya doğru yöneldi ve kapıyı açtı.
Kapı açılmıştı ama Sıla ilerlemedi. Gördüğü manzara karşısında donup kalmıştı. Beyni kendine oyun oynuyordu olamazdı, bu olmamalıydı.
Karşısında havada asılı duran ceset, Mert'ti. Bir anda midesi bulandı, kusmuştu. Olanlara inanamıyordu alnından soğuk soğuk akan ter kusmuğuyla birlikte birleşmiş çok kötü bir koku yayıyordu. Kendini kaybetmek üzereydi kafası dönüyor ve gözleri kararıyordu. Derin derin nefes aldı, bu evden bu mahalleden uzaklaşmak ve bir daha geri dönmek istemiyordu. Hızlıca içeri girdiği yerden tekrardan çıkmak için arkasına döndü. Ağlıyor muydu?
Yaşadığı şeyler kelimelerle ifade edilemezdi. Merdivenlere geldiği sırada duraksadı. Hırkasının küçük cebine elini attı. Geri döndü ve fotoğrafı Mert'in giydiği kareli gömleğin cebine koydu. Onun için tek yapabileceği buydu.
Tekrardan yola koyuldu. Bodrumdan çıktığı gibi hızla oradan uzaklaştı çizdiği rotadan dikkatli bir şekilde evine doğru yol aldı. Ayakta resmen zor duruyordu. Üzerindeki kusmuk ve ter kokusu etrafa yayılıyordu. Nihayet evine ulaştığında gözleri kapanıp açılıyor, ayakları ileriye gitmemek adına ona ihanet ediyordu. Etrafını kontrol etti. Ön kapıyı ardından koridoru geçti iç kapıya geldiğinde, bitik haldeydi. Kapıyı yavaşça açmaya gayret gösterdi. Artık evdeydi. Güvendeydi. Kafasını yavaşça kaldırdığı sırada çoktan onu bekleyen Yasin karşısına dikilmiş neler olduğunu anlamaya çalışan gözlerle Sılayı izliyordu.
"NERELERDEYDİN?"
"SILA KONUŞ BENİMLE İYİ MİSİN?"
Sesler git gide daha da bulanıklaşıyor ve kesiliyordu. Yasin bir şeyler söylüyordu ama Sıla'nın umrunda değildi. Zaten zar zor açtığı gözlerini artık açamıyordu. Kendini boşluğa bırakmıştı.
