İçeriğe geç

Sessiz Bir Aşkın Kırılgan Hafızası

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Sessiz Bir Aşkın Kırılgan Hafızası

Bölüm 1

1. Bölüm: Sessizliğin İçindeki Fısıltı

Andres için hayat, bir saatin tıkırtısından farksızdı; düzenli, mesafeli ve duygulardan arındırılmış. İspanya’nın tozlu sokaklarında, gün ağarırken hastanenin ağır kapısını aralar, akşam yıldızlar belirene dek zeminleri parlatır, çarşafları değiştirir ve acı içindeki insanların iniltilerine şahitlik ederdi. Onun dünyasında aşk, sayfaları çoktan kapanmış, tozlu bir kitabın unutulmuş cümlesi gibiydi. Radyonun cızırtılı sesinden kaçar, tek dostu olan yıpranmış kitaplarının satırlarında kaybolurdu. O, sadece işi ve sessizliği olan bir adamdı.

Sonra o gün geldi. Şehrin dar sokaklarından birinde kopan o gürültü, hastanenin sükunetini bıçak gibi kesti. Ursula, parçalanmış metal yığınlarının arasından hastaneye getirildiğinde, dünya Andres için ilk kez ekseninden kaymıştı. Genç kadının yüzü, acının ve sessizliğin birleştiği o tekinsiz güzellikle doluydu. Ursula, haftalarca yoğun bakımın o beyaz, steril soğukluğunda, ölümle yaşam arasındaki ince çizgide asılı kaldı. Andres, hastanenin her köşesini adımlarken gözü hep o kapıdaydı.

Bir gece, ay ışığının pencerelerden içeri sızdığı o sessiz saatte, Ursula’nın gözleri ağır ağır açıldı. Andres, yanı başında bir kitap okurken duraksadı; Ursula’nın bakışlarında çaresizliğin gölgesi vardı. Felaket, Ursula’nın hareket kabiliyetini elinden almıştı; artık belden aşağısı, ruhu gibi uyanamıyordu. Doktorlar "umut yok" derken, Andres bambaşka bir şey hissediyordu.

Adam, gecelerini hastane odasında, bir köşede kıvrılıp uyuyarak geçirmeye başladı. Eve gitmeyi tamamen bırakmıştı. Kitaplar, artık sadece Andres’in değil, Ursula’nın da dünyası oldu. Andres, kalın ciltli klasiklerden sayfalar okudukça, Ursula’nın gözlerindeki o hüzün yerini yavaş yavaş merak dolu bir ışığa bırakıyordu. Aralarında, hastane kokusunun ve ilaçların arasında filizlenen, ismi konulamayan bir bağ kuruldu.

Aylar geçti. Ursula, hastaneden taburcu edilmeye hazırlandığında, Andres onu kendi elleriyle, kiraladığı mütevazı evine yerleştirdi. O günlerde Andres, hayatında ilk kez bir "hedef" belirlemişti: Ursula’nın yüzüne bir gülümseme kondurmak.

Bir gün, elinde Ursula’ya aldığı küçük bir hediye kutusuyla, güneş batarken sokakta yürüdü. İçini tarif edemediği bir heyecan kaplıyordu; hayatında ilk kez, işi dışında bir şeyi düşünerek kalbi çarpıyordu. Ursula’nın yaşadığı evin önüne geldiğinde, kapının aralık olduğunu gördü. İçeriden gelen o tuhaf, ağır sessizlik ensesindeki tüyleri diken diken etti.

"Ursula?" diye seslendi sesi titreyerek.

İçeri girdiğinde, aldığı hediye elinden yere düşerek paramparça oldu. Mobilyalar devrilmiş, kitaplar yerlere saçılmıştı. Ursula, salonun ortasında, soğuk zemin üzerinde yatıyordu. Üzerindeki beyaz elbisesi, kanın kızıla boyadığı bir tuvale dönüşmüştü.

Andres, dehşetin soğuk nefesini ensesinde hissederken, Ursula’nın hareketsiz bedenine doğru dizlerinin üzerinde süründü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.