İçeriğe geç

Serseri Kuzgunlar

Bölüm 1 · 39 dk okuma

Serseri Kuzgunlar

Bölüm 1

Başlangıçın hikayesi...

____Lenya_____

Lenya, elindeki parlak bir gümüşten yapılmış el emeği olan özel kuzgun şekilli işlenmiş bıçağı temizlemeyi ve dikkatlice incelemeyi bırakıp yarım bıraktığı yolculuğuna devam etmeye başladı. Damlardan ve dik olan çatılardan kolayca sekerek ilerlemek en sevdiği şeylerden biriydi, şuan ki hayatına, burada parlak olan damda, şimdi bulunduğu yerdi: bu sokakta ve neredeyse öğle vaktine denk zaman aralığında, karşı kaldırımdan giden; uzun boylu ve hiçbir şeye bakma gereği duymayan, öylece giden kişiyi takip ederek başlamıştı.

Kaldırımdaki kişileri izlerken onu tekrar görünce beş yıl önceki anısına geri dönmeyi beklemiyordu. Neredeyse aynı şekilde giyinmişti, elbette birkaç farklılık vardı şimdiki hâlinde. Kıyafetleri daha temizdi, eskisinden daha geniş bir kargo pantolonu giyinmişti. Bıçakları ayak baldırında değildi. Lenya görünmeyen yerlerinde saklı olduğunu bilse de diğer insanlar bilmiyordu. Onların görünmese de karışısındanki kişi yine de ölümcül duruyordu. Saçları geçmişindekinin aksine fazla görünmüyordu. Maskesi hala yüzünde, gözleri ileri doğru bakıyor ve dik duruşu hâlâ insanı korkutuyordu. Biraz daha kaslanmış, kolları ve göğsü giydiği tişörtte belirgindi.

Karşısındaki adam; avını avlamaya giden bir aslan, büyük bir savaşta düşmanı yok etmeye giden bir ordu komutanı gibiydi. En başta o başlayacak gibi duruyordu. Atılgan bir jaguar gibi zarifti. Uzun boyu ve kasları olsa da hantal değildi. Zarif ve narindi o yürürken. Lenya kendini bu zıtlara boğan kişiyo anlamak için dört yılın az olduğunu biliyordu. Uzun bir süre arkadaşları olan yardımcı liderleri bile pek tanıyamadıklarını söylerlerdi.

Çift yönlü bir bıçak gibiydi, kesmeyen tarafına güvendikleri an diğer taraftan yaralanmış olurlardı.

Lenya ona tekrar tekrar bakıp iç çekti. Baktığı kişi bir o kadarda etkileyiciydi, yüzünün sert ve yakışıklı hâli onu daha cazip kılıyordu. Neredeyse sadece prenseslerin ya da leydilerin sahip olabileceği biriydi, kendisi gibi insanların alamayacağı bir yakuttu.

Pahalı ve en değerli bir mücevher.

Kendi kendine kıkırdadı, "Patronum bir mücevher, ona sen mücevhersin dersem yüzü ne hale gelirdi? Büyük ihtimalle huysuz bir ifade takınırdı. Ama her zaman yakışıklı ve güzel olurdu. O huysuz ifadesine rağmen..."

Erkekler güzel olabilir miydi?

Ya da erkeklere güzel denir miydi?

"Aman tanrılarım.."diye sesli şekilde şaşkınlığını vurdu.

Sonra ise kendine, aklından geçen düşünmeye engel olamadığı fikirlerine şaşırdı.

" Çok acınası bir durumdayım.''

Kaşlarını çattı, kendine kızdı "O benim patronum. Ben neler düşünüyorum?!"

Lenya bu düşünceleri kafasından çıkarmak için sağa sola başını salladı. Kendinden utanıp ve tiksinircesine suratını buruşturdu. Utandı ve kızaran yüzüne ve kendisine ufak bir lanet okudu.

Kendi düşüncelerinden utanmıştı. Ona tuhaf gözlerle bakmak, aklındaki o duygu ve düşünce kendisine yakışık kalmamıştı. Düşüncelerini dile getirmeyi ve tekrar etmeyi, sayıklar gibi konuşmayı kesti.

İç çekip onu izlemeyi de bıraktı, o da orada durmuş bir sıcak çikolata satan adamla sohbet ediyordu. Lenya bunun sıradan bir sohbet olmadığını biliyordu, çünkü baktığı kişi sıradan sohbet adamı değildi.

Ayrıca o sohbet edilecek kişi değildi.

Lenya elindeki keskin gümüş olan bıçağı önündeki eskimiş olan ıslak kahverengi tahta parçasına saplarken, bunca zaman izlediği adamın, onu dikkatlice izlediğini görmedi. Onun aklı daha çok geride bıraktığı geçmişe kayıyordu ve bunu yaptığının farkında değildi. Gözleri sadece bıçağına odaklanmış bir şekilde aklından kendi yaşamı ve düşünceleri

geçiyordu.

Birkaç yıl önceki haline yani.

<Flasback> ( Dört yıl öncesi)

On iki yaşında iken öğlen vakitlerinde iki veya en fazla üç katlı apartmanların balkonundan diğer balkonuna atlayarak zaman geçiriyordu Lenya, kalabalıktan kaçınmak için çatılara tırmanarak işini kolaylaştırmıştı. Ama ilk başlarda sürekli kayarak yerlere, karların üzerine düşüyordu, bazen birinin üzerine, bazen çöp kutusuna, bazen de cesetlerin üzerine inerdi.

Cesetlerin üzerine her düştüğünde çığlık atıyordu ama alıştıkça çığlıkları daha da basitleşerek" Yine mi ceset?" tepkilerine dönmüştü. Sonra boruları görmüş ve ağırlığını kaldıracağına inandığı için ona sarılıp kendini aşağı kaymaya bırakmıştı.

Bir çocuğun kaydıraktan kaydığı gibi aşağı kayınca mutlu şekilde ellerini birbirine çarparak evet, diye haykırmıştı.

Oradan geçen birkaç kişi ona ters şekilde bakınca esmer teni kızarmış ve hemen diğer yöne kaçmıştı. İnsanların tuhaf bakışları onu sürekli tedirgin ettiği için onlardan kaçınmaya, daha az insan olan yerlerden geçmeye en son da damlardan gizlice kaybolma ve atlama yolunu bulmuş ve bunu başarmak için çok kez yere düşmüştü.

Gözlerinin önünde işlenen cinayetten sonra damlardan düşmeyi ve dikkatsiz olmayı bırakmıştı. Adamların eski tabanca ile ona nişan almaları onu hayli korktuğu için, oradan nasıl sıvıştığını anlayamamıştı.

Adamın kanlar içinde yere yığılması, gözlerini her kapattığında yüz ifadesi zihninde şimşek gibi beliriyordu.

O günden sonra her zaman yukarılarda dolaşmış ve sessiz sedasız ilerlemiş hatta bazen balkonlardaki yiyecekleri bile çalmıştı.

Açtı ve ne yapabilirdi ki?

Açlık zordu o kış aylarında. Birkaç aydır sokaklarda yaşamaya alışmış, hatta yardım evlerinde geçirdiği günler bile olmuştu ama yardım evleri daha çok yaşlılar içindi.

Lenya yalnız başına sıkıldığı için yardım evlerinde kalmaktan vazgeçip ona uygun bir yer aramaya karar vermişti.

Grup, yuva, ev ya da her ne olursa olsun artık, diyerek birçok yere başvuru yapmıştı, ya da kalmaya çalışmıştı. Ama çoğunda yeteneğini söylemediği için reddedilmişti.

Kim bir yeteneksiz kızı hayatlarına öylece kabul ederdi ki?

Bulunduğu yer de hiç kimse.

Bir genelev için genç sayılacak kız arayan bir kadınla karşılaşmıştı.

Kadının mücevher bulmuş gibi parlayan gözlerini ve şehvetli sayılacak gülüşünü gördüğünde içine bir ürperti gelmişti.

Tedirgin şekilde yakasına yapışan kadını dinlemeye başladı, kadın her şeyin orada çok güzel olduğunu öyle ballı bir dille anlattığı için Lenya buna kapılacaktı... neredeyse, ama zihni açıktı, tatlı sizlere kanmadı, yakasını ne ara tuttuğunu bilmiyordu, büyük ihtimalle önüne çıkar çıkmaz tutmuştu. Kadın yaklaştıkça yoğun kokan meyveli parfümüne yüzünü buruşturdu, Lenya yakasını pençeli gibi olan iri süslü olan yaşlı buruşuk elden zorlukla kurtardı.

Kadın güzel olan şeyleri tek tek sıraladı, bunlardan bazıları şöyleyfi: Elmaslı kolyeler, kıymetli ipek kumaştan kıyafetler, birçok lezzetli yiyecekler; ballı ekmekler, gerçek sıcak çikolatalar, elmalı pasta ve kurabiyeler gibi zenginlerin sahip olacağı yemekler...

ama kadın bu saydıklarına sadece onların dediklerini yaparsa kavuşacağına, her zaman çok mutlu olacağını söylediği an kafasına dank etti oyun. Kimse bunları basit bir istek üzerine veremezdi.

İmzala hayatın kurtulacak, diyerek sevimli bir gülümseme yapmaya çalışan kız avcısı kadına iğrenç bir şeymiş gibi bakmaya, nereden çıkardığını bilmediği kağıdı ölümcül bir silah gibi görmeye başladı. Kadınının kağıdı gözlerine sokmaya çalışan ve durgun ve niyetsiz şekilde baktığı için yavaş yavaş öfkelenen kadından bir adım geriye kaçtı, kadın bununla ince sarı renkli kaşlarını daha da çattı. Yüzünde bir somurtma oluştu. Güzel yüzü soldu ve Lenya'nın ondan korkması ve iğrenmesi daha da arttı.

Lenya kağıttan ve yakasını tutan kadından çığlık atarak oradan ayrılmak, ondan sonsuza kadar kaçmak için öz güvenle çevresine, ona fayda vermesi için her şeyi zihninde sentezlemeye başladı.

Kadının zehirli bal teklifi şuan midesini bulandırıyor ve zehirli gülüşü azaldıkça Lenya onun korkunç boyutunu daha iyi görmeye başlıyordu. Güzel yüz karşısında soldu, yaşlı bir cadı olmaya başlamıştı, annesinin anlattığı masaldaki cadı gibiydi.

Kadının zehirli yosun yeşili gözleri korkunç, tehlikeli ve ölümcül parlıyordu. Lenya geriye doğru gittikçe korkunç kadın onunla ileriye doğru gitti, orada onunla gelen adam oturduğu kaldırımdan temkinli şekilde ayağa kalktı, elini de kemerinin yanına uzattı, Lenya oradaki elin hançere uzandığını göz ucuyla izledikten sonra kadını şiddetli şekilde iterek adamın üzerine düşmesini sağladı, kendini ondan kurtarmak için, sağa sola bakınıp daha karanlık olan sol tarafa gitmeyi seçti, ara sokaklarda dama tırmanarak kadının gelip gelmediğini, onu izlediklerine şüphelendiği için damdan görünmeyecek şekilde gizli gizli izliyordu. Kadının gelmediğini anlayınca oradan tamamen uzaklaşmaya başladı. Derin derin nefes alıp verirken, eski bir apartmanın güvercinler için yapılan kulübesinin duvarına yaslandı. Gözleri boş olan etrafta hâlâ vahşi kadın ve onun iri esmer adamını arıyordu, her an arkasından çıkıp onu tutacaklar gibi hissetmekten kalbi ağrıyordu. Sanki ona yetişmek için peşinden koşuyor gibi hissediyordu, öylece hissetmeyi bırakamıyordu.

"O kadar da düşmedim" diye tekrar ediyordu kendini. " O kadar da çaresiz değilim."

Kadın o söylendiği için ve onu dinlemeden tamamen ayrıldığı için Lenya'nın ardından ona yüksek tiz bir sesle bağırmıştı. Yetişmediği için ona daha da kızmış, arada uygunsuz birkaç küfür etmişti.

Lenya aldırmadı, böyle bağırışlara ve deli gibi öfkelere geldiği yerde alışıktı.

Evet, evet alışıktı. Bunlar canını yakamazdı, yakacak tek şey o seçtiği yoldu.

"Hey! Donarak ölürsün! Açlıktan öleceksin! Seni aptal! Bence iyi düşün, Manolya kadınlar derneği, hemen burada! Hey aptal kız, sen kendin ellerinle kendini öldüreceksin." Kadının bağırışları o sokağı dönerek ortadan kaybolduğunda sustu ama arada aklına ve gözlerinin önünde ettiği teklif ve imzalanacak olan senedi görüp durdu.

Bizim malımızsın senedi... Ölene kadar bizimsin. Sen bir malsın. İnsan değil, mal.

Lenya onu duymazlıktan, anlamazlıktan, bilmemezlikten gelmişti. Kadının sesi bazen zihninde birçok kez tekrar eder, neden kabul etmediğini sorgulardı.

Oradan her geçtiğinde dikkatle bakınıp yüzünü kapatırdı. O kadını görmek, tekrar ona yakalanmak istemiyordu, yakalanırsa geçen seferin aksine bu sefer kaçamayacak gibi hissediyordu.

En büyük korkulu rüyası.

Tek korkulu rüyası belki de...

Kendine 'Nelsa Anne' dedirttiğini öğrenmişti Manolya kızlarından. Kızları büyük insanlara gönderip onları tehdit etmek için zorladığını, rehin olarak kaldıklarını duyunca midesi bulandı.

Bazı dedikodular biri içindi, pek bilinmeyen biri, ismi sahte yüzü sırlı bir insan.

Lenya'nın en çok dikkatini en çok bu dedikodulardı. Manolya kızlarından öğrenmek için bazı günler onları izlerdi.

"Nelsa Anne, birisine sahip olmak istiyor. Ama o da onu yaşlı olduğu için kabul etmiyormuş. Bize o yasak, baştan çıkarıcı olan kızları, ona baktığı için öldürmüş." diyordu Nelsa Anne'nin kızlarından olan Selina.

Selina, uzun boylu ve sarışın biriydi. Lenya onun on dört yaşından beri burada olduğunu ve insan tüccarı onu ailesinden satın aldığını öğrenmişti.

Şuan on yedi yaşındaymış, doğum günü bilinmiyor, Selina onu kutlamak istemediği için sokakta doğan çocukların doğum günü olmaz, deyip geçiştirirdi.

Lenya buna birçok kez kızdığı için artık konusu açılmıyordu.

Selina'nın ela yeşili gözleri dolardı, geçmişinden bahsederken ama ailesinden bahsedince kin bürünmüştü o güzel ela yeşili gözleri.

Sevimli yüzü ve giydiği erkeği baştan çıkarıcı elbisesiyle masum durmuyordu ona kirli gözlerle bakan kişilere.

Lenya içindeki masumluğa ve yaşayamadığı çocukluğa acıdı. Ona yardım etmek istedi ama Lenya'yı sürekli reddetti.

Gerçi kendisi de yardıma muhtaç biriydi, o nasıl bir birine yardım edecekti.

Beraber olunca hallederiz, diye kendini kandırdı durdu.

Kendi eliyle herşeyi masum yapmasına inanıyordu. Masum oluşunu, kendisini görünce yüz ifadesinde bilirdi.

"Azizlerime şükürler olsun," diye derdi onu her gördüğünde. Yüzünde gerçek bir gülümseme vardı ve gözlerinde ise gerçek bir endişe, yalan yoktu ela yeşili gözlerde.

Sonra ona yaklaşır ve ellerini kalbine koyar, kısa bir dua mırıldanırdı. Dua ettikten sonra ellerini onun yüzüne ve kalbine sürer nazik bir şekilde eğilir alnını öperdi.

Lenya'ya bu hareket çok kutsal gelmiş, aşırı derecede saygı duymuştu.

Lenya'nın hoşuna gitmişti, ona annesinin yaptığı ibadet ve duaya benzetti. Acı burukluk içinde ailesini ve annesini düşündü.

Lenya ailesini geri kalbine yerleştirirken,'' Bu duayı nereden öğrendin?" diye sordu ona samimi şekilde bakan kıza ufak bir gülümseme verip elini tutarak.

"Kim öğretti sana? Neler söyledin?"

Selina ise eli tutup sıkmış, ve elini kendi atan kalbine yerleştirerek," Dedim ki Azizler aşkına, Kutsal kitap, ve büyük tanrılar adına. Bana hep geri dön. Sağ salim bir şekilde benim elim kalbine, gönlüm nefesine erişsin. Her zaman kutsan ve ait olduğun kişiyi bul. Benden uzaklaştıkça her zaman sağ şekilde bana geri dön. Bu duayı ettikten sonra önce kendi kalbime sonra senin kalbine koyup ritmi hissedip duayı içten etmek için sevgimi ellerime aktardığımı düşündüm, ve senin ellerini tuttum ki sende hisset. Alnını öptüm çünkü şuan burada sağ ve benimlesin. Seni de kaybetmek istemiyorum."

Lenya gözlerini silerken hızla uzun kıza atıldı. Selina acılı bir kıkırdama çıkarttı. Bu da onu üzmüş olsa da onu seven bir kız kardeş edinmiş anlamına geldiği için üzülmesi kısa sürmüştü.

Lenya'nın sarılışına aynı güçle ve sevgiyle verdi. Kendi dillerinde seni seviyorum ve önemsiyorum ile aynı anlamı taşıyordu. İkisi de sarılmayı nadir yapardı, duygusallık bir ölüm sebebi olabilirdi ve buna dikkat etmeleri gerekiyordu.

Yaşamak için yok et; duygunu, kalbini, ruhunu ve içindeki sevgini...

"Babaannem öğretti," dedi ondan ayrılıp kısa bir süre düşündükten sonra.

Selina bir süre onu izledi sonra bakışlarını kaçırıp oradan geçen insanlara, arada sırada geçen zayıf olan çocuklara, annelerinin kucağında taşınan masum bebeklere baktı, gözlerini üzen diğer şeylere de denk geldi. Çok mutlu görünen ve yüzlerine mutluluklarının ışıltısı yansıyan eşleri, birbirinin elini tutan sevgilileri görünce hafif şekilde yüzünü eğer onlar tamamen gözden kaybolana kadar eğik başlı dururdu.

Selina hüzünlü şekilde kaldırıma çöker, Lenya ellerini ayırmadan hatta daha sıkı tutup onunla beraber otur şekilde bulurdu kendini. Kolunu ince omza koyar sonra onu kendine ve küçük göğsüne yakının çekerdi, Selina ufak bir gülümseme ile buna izin verirdi.

"Buradan kaçacağım gün,"derdi uzaklara uzun uzun bakıp, kirpiklerini kırpıştırırdı gözyaşları yağmur gibi toprağa düşmesin diye uğraşırdı.

"Ailemi bulacağım... Bulacağım onları Lenya..."

Kendine verdiği büyük bir sözdü bu. Ne zaman aileleri görse onları gidene kadar hasret ve kinle izlerdi.

"Ne yapacaksın peki? Onları bulduğun zama ne olacak?"diye sordu bir gün.

Her zaman söylerdi Selina, onunla her denk geldiklerinde bu konu açılır ama çok net konuşulmazdı.

'Bulucağımın.. ötesi yoktu.

Lenya ilk defa sormak istedi, sormak ve nedeni bilmek, öfkesini anlamak belkide onu yatıştırmak..

Sorduğu sorunun cevabını ansızın bir gün aldı. Lenya durdu ve öylece baktı.

Aldığı cevap ise onu şok etmekle kalmamış ruhunda bir acı bırakmıştı.

O masum kız ne kadar da kin dolu biri olmuştu. Bunu nasıl görmemişti onda? Selina'yı neden kininden önce bulamamıştı?

"Soracağım..."dedi Selina cevabı nasıl vereceğini düşünürken, sesindeki yumuşaklık kaybolmuştu, bakışları soğudu. Bulundukları ortamın soğukluğu bile buradakinin yanında ılık bir soğukluk olarak kaldı.

" Neyi?" dedi Lenya ona üzgün şekilde bakmaya başlayan kıza bakmak için gözünü kırpmadan izlediği kırmızı renkli kuşu ve yavrusunu terk etti. Meraklı bakışları ve hüzünlü sert olan bakışlar karşılaştı.

"Neden diyeceğim, neden? Neden benden kurtulmak istediniz? Suçum neydi? Çok mu değersizdim?"

Derin bir nefes aldı, başını gökyüzüne kaldırdı, gözlerinde biriken, Lenya için çok değerli olan gözyaşları yavaşça süzüldü ve dudaklarında son buldu yolculukları...

Sesinde bir nefret, bir acı, keder soğukluk, yokluk belki de ölüm vardı. Lenya akan gözyaşları ile daha iyi anlamıştı o sesindeki duyguları.

Lenya bütün unuttuğu duyguları orada olacaklarına inanıyordu, sesindeki ölümcül sertlik bir kez daha onu ürpertti.

" Sonra... O kıymetleri canlarını... tek tek alacağım. Ben şuan ölü bir ruha sahibim. Onlar da ölü bedene sahip olacaklar.."

Lenya korkttu ilk defa masum duran o gözlerden, söylediklerinden, samimi itirafindan, sesindeki keskinlikten, hepsinden ve olduğu yerden gerçekten korkuttu. İlk korkusu gibi değildi, Selina katil olursa buraya kendi kaptırıp yok olacaktı, Lenya ona olacaklardan çok korktu.

Gözleri ölümün vahşi rengi gibi parlıyordu. Göz yaşları buz gibiydi, Lenya onları sildiğinde Selina iç çekip sessiz şekilde ona müsade etti.

Lenya konuyu ve ruh halini değiştirmek için ince bacağı tuttu. Nazikçe sıkıp baş parmağı ile okşadı ince bacağı. Selina ona baktı.

Şimdiki durumla alakasız şekilde aklında her zaman olan Nelsan'ın gizemli aşkı hakkında daha çok bilgi almak istedi.

"O kim, Selina? Yasaklı olan kim?" Bu soru başka bir sorundu. Selina'ya göre oynanacak bir oyun, sorulacak soru değildi. İsmi doğru düzgün bilinmeyen sokaklar da maskesiz yüzü görülmeyen bir tanrı, melek ya da iblis... Sonuçta o zararlı bir şeydir. Ve de ölümcül.

"Adını bilmiyor hiç kimse... Ona lakap takmışlar. Nelsa Anne onu bile öğrenmemize asla izin vermedi."

Lenya dikkatle etrafını izledi. Kızın her yeri gezdiğini biliyordu. Nelsan'ın her yerden çıkacağını bildiği için gözleri etrafta, en karanlık ve kalabalık yerlerde gezinirdi.

"Hiç gördün mü onu?"

Selina düşünceli şekilde ona dönmüştü.

Başını salladı istemeden, sanki tekrar onu görmüş gibi uzaktaki bir noktaya bakıyordu. Nereye baktığını anlayamadı Lenya, onun hülyalı gözlerini takip ederek başka bir yere baktı. Köpeği seven küçük bir sokak çocuğuna odaklandı. Onun siyah yavruyu okşayışı köpeğin kuyruğunu mutlu mutlu sallaması, Lenya'nın buruk şekilde gülümsemesine neden olmuştu.

"Nasıldı?"

Merak Lenya'yı sarmıştı. Onu öğrenmek ve görmek duygusuna kapıldı. Sadece maskeli olarak anılan ve Nelsa annenin kendince büyüttüğü büyük aşkı... Kim olsa merak etmezdi ki? Genelevlerin kurucusu sayılan Nelsa anne ve gizemli yasak aşkı...

Çürümüşte büyük bir haberdi, büyük bir dedikodu kaynağı...

Görebilir miydi bir gün?

Bu gizemli kişi kimdi?

Nelsa Anneyi bile etkilemiş ise bu yaşlı bir insan mıydı?

Selina hülyalı şekilde dönüp ona kırık bir gülümseme verdi. Gözlerindeki bakış dertli bir aşık gibiydi, kavuşamayan aşık misalide olabilirdi.

"Siyah saçları vardı Lenya. Simsiyah... Şey gibi... böyle zifiri karanlık gibiydi. Saçlarında beyaz tutamlar vardı, insan onları okşamak isterdi, ben istedim yani..

Hep düşünürdüm onu, karanlık olan saçları nasıldı?

Ne kokardı acaba? Yumuşak mıydı?"

Sonra sessiz bir şekilde bekledi, Lenya onu bölmek istemedi ama anlatmasını da istiyordu.

Yarım kalmış hiçbir şey kimseyi tatmin etmezdi...

"Evet?" Beklenti içinde bakmaya başladı, Selina ona baktıktan sonra işaret parmağını saçından aldığı bir tutamı dolamaya başladı.

Selina derin ve acılı bir iç çekip parmağına doladığı gevşek sarı saç tutamı daha sonra yavaş şekilde kulağının ardına yerleştirdi. Sonra dudaklarını yaladı ve kaldığı yerden devam etmek için tekrardan derin bir nefes alıp verdi.

"Buralılara benzemezdi, melek desen değil. Vampir ya da kurt adam desen değildi, ne mührü var ne de ince giyinirdi. Melek melezlerini çok defa gördüm. Nurani kanatları veya ışıltısı bile yok. İnsan ama insan değil gibi... Desem Tanrı ama Tanrı neden yoksul ve ölüm kokan yerlerde gezsin ki? Teni böyle kar beyazı gibi, ama kulağının ardından boynuna inen yaralar, gözünü kesen yarayı gördüm. O bıçak olmak istedim. O gizemli ve saklanan tene dokunmak. En güzel yeri gözleriydi Lenya.

İkisi de farklı renklerde... Biri öyle bir mavi ve yeşilki iki renkte birbirine karışmıyordu. Diğer gözü yeşil ve kahverengi. Desen ela ama ela değildi. Yeşil ve kahverengi ama sıradan renkler değildi. Neva ormanlarındaki renkler gibiydi. Tanrılarım..."

"Selina..."dedi Lenya temkinli şekilde yaklaşıp elini tuttu.

"Sen ona aşık mısın?"

Selina kıkırdadı ve başını salladı.

"Bilmiyorum, belki öyle belki değil, bu duyguyu bilmiyorum."

Gözleri dolu şekilde bakıyordu artık. Sonra kafasını yukarı kaldırdı. Yıldızları izledikleri gece gibi saf ve masum şekilde bakıyordu.

"Kim olmazdı ki, Lenya? Ondan etkilenmemek elde değil, bu duyguya aşk diyorsa insanlar aşktır. Birçok kişi onu arzuluyor, ama o kimseye bakmıyor, bazen sadece erkeklerden mi hoşlanıyor diye düşünüyorum ama onlara bile ilgi göstermiyordu."

Lenya gülümsedi, "Desene kendisi bir Aziz Andrei olmuş."

Selina onun dediği ile duraksadı, hayali şekilde düşününce onu, ilk kaşları çatıldı sonra bir kahkaha patlattı.

"Aman tanrılarım!"diye inledi yüzünü ince ellerinin altında saklarken. Yüzü kırmızı olmuştu, gülünce oluşan güzelliği narin ellerin altında gizemli şekilde kaybolmuştu, Lenya buna üzüldü.

"Onu azizlerden düşününce, tanrılarım... Kutsal kitap aşkına..."dedi hâlâ gülmekte olan Lenya'ya şakayla iterken, Lenya itişine kıkırdadı.

Güneş ışınları onları vurmayı bıraktığın da biraz daha yan yana oturdular. Sessiz birkaç saat sonra oradan öylece dalgın şekilde gelen ve gidenleri izlemişlerdi. Selina buradan ve diğer yerlerden gelenleri ya da karşı mahalleye geçenleri onların ne işle uğraştıklarını ve yasal olan olmayan gizemli yaptıklarını, kimlerle ile uğraştıklarını anlatır, öğrendiği sırları ifşa ederdi. Ama sadece ona. İkisi arasında bir güven oyunu...

Lenya daha sonra ayağa kalkıp ona veda ettikten sonra bir daha oralarda Selina'yı görmedi.

Sanki gözden kaybolmuş gibiydi, ansızın öylece yok olmuştu.

Lenya onun yakın arkadaşı olarak bildiği uzun ve gür kızıl kıvırcık saçlı, açık yeşil gözleri kocaman olan Reyna'ya sormuştu.

Reyna acılı ve üzgün bir şekilde gittiğini söylemiş, ne veda ne bir mektup bırakmıştı ardından.

"Sadece döneceğim,"demiş Reyna'ya. Başka bir şey deme zahmetinde bulunmadığı için Lenya kalbi kırık etrafta dolanmaya başladı.

Leyna bir daha oralardan geçerken damlardan atlayarak geçmeye dikkat ediyordu, Nelsa Anne çünkü bulunduğu yerlerden geçmeye başlamıştı.

"Yeni av arıyor,"diye mırıldandı Lenya kendi kendine damdan otururken. Kadının adamları ile kıkırdamasına sinir olurdu, nereden bulduğunu bilmediği ve sıcak şekilde ısınmış olan elindeki taşları kafasına denk gelecek şekilde hizalayıp fırlatıyordu ama taş kafasına düşeceğine ilerideki deliğe yönelirdi, Lenya yakalanmak istemediği için sessiz şekilde izlemek ile yetinirdi.

"Yaşlı cadı, pençesini birine sokmadan keşke ölse..." Bu dua onu her gördüğünde dilinden öylece akıp giderdi.

Lenya bu sefer gideceği yeri rastgele seçmişti.

Çürümüş'ün en soğuk sokaklarından olan Buzulyolunu seçmiş ve bir at arabasının altından tutunarak gitmeye karar vermişti.

Sallanarak gitse de en kısa ulaşım yolu buydu. Diğer yollar için para gerekirdi ama Lenya ona sahip değildi, bu da onu kaçak ölümcül yollara itti. Çürümüşte

At arabasının altından gizlice tutunarak gitmek, hem tehlikeli hem ölümcül hem de eğlenceli ve biraz da zorluydu.

Lenya ilk başta barakalarda kalmaya karar vermişti, ama baraka ısınmadığı için oradan kalmaktan vazgeçmişti. Sokağın çıkışına yakın bir Yokluk evi buldu. Eski bir yerdi ama içerisi sıcak ve yemek bulunuyordu.

"Azizlere ve atalarıma şükürler olsun,"dedi ılık mantarlı balık çorbası içerken. Yaşlı bakıcı ona birkaç parça bayatlamış olan sarı renkli mısır ekmeği ve bir bardak kahve getirmişti. Cebinden sakladığı büyük çikolata parçalı kurabiyeyi ona verip sevgiyle saçlarını okşamıştı.

Lenya çok teşekkür ederek onları yedi. Uzun süredir tatlı ve sıcak bir yemek yememişti.

İçi ve ruhu ısınmış, onu doyuran sıcak ve rahat olunca kendi evinde hissetmişti, ama bu hayalini içeri giren başka bir yoksul sarsmıştı.

Gerçekler acıdır, tatlı yalanların aksine onlar onu hayatta tutan alet gereçlerdir.

Yüzünde güzel bir gülümseme ile bakınmaya çalıştı ona bakan kişilere, diğer kişiler boş ifadelerler onun mutlu bakışına karşılık verince surat astı.

Yatağına uzandığında ne kadar sert olduğunu anlayınca yüzünü buruşturmamak için zor durdu buna karşı isyan da etmedi. Daha sert yerlerde daha soğuk havalarda dışarıda kalmıştı.

Kafasını yastığa bırakırken, özlemle o

Pencereden görünen bulutlu gökyüzüne baktı sonra gözleri evin sararmış ve dökülen tavanına çevirdi. Eskiden beyaz olan duvarlar ve tavanlar şimdi sararmış ve kirli bir görünüm kazanmıştı.

Yanındaki yataklarda yatan iki kızın horultuları ile onlara bir kaç saniye baktı. Derin uykudaki kızların yüzleri ışıkta parlıyordu, güzel yüzleri ve hatları olmasına rağmen hepsinde bir acı izler vardı, çoğu isle ve kirle kaplıydı. Yerinden sessiz şekilde sağa döndü ışığı kapatmak için ayağa kalmadı bile, Karanlıkta uyumak istemedi bugün, hayatında ışığa da ihtiyaç vardı, o günlerden biri de bugündü.

Ona verilen ince mor renkte çiçek desenleri olan eski battaniyeyi ayaklarının dibinden alıp üzerine yavaşça örterek derin bir nefes alıp verdikten sonra eski rahatlığina geri döndü.

Kolunu başının altına koymadan önce biraz sert olan yastığa daha yumuşak hale getirmek için yastığı birkaç kez vurup dürttü fayda etmediğini görünce iç çekti, kolunu koyup daha sert olan yastığı koluyla yumuşak şekilde yaptığı gibi kafasını indirdi.

Eskiden mavi renkli olan ve şimdi solmuş renkli soluk mavi yatağın üst kısmını da izledikten sonra yanındaki pencereden gökyüzündeki parlak yıldızları izlemeye tekrar başladı. Yıldızların parlaklığı onu derin bir uykuya dalmasını sağlıyordu, gözlerini kapatmadan önce sabah ne yapacağını düşünerek uykuya yenildi.

Sabah uyandığı gibi yaşlı kadına veda ederek işlek olan yerlere gitmiş, bir geceyi de dışarıda geçirmişti ama bunun öyle olmayacağını anlayınca tekrar yaşlı bayanın evine gitmişti. İki gün daha orada öyle pencereyi ve sokakları izleyerek geçirince sıkılıp gündüz vakti sessiz şekilde ayrılmıştı.

Lenya tekrar yalnız ve korkusuz şekilde yürümek için rahat yapılan çatılarda geziniyordu. Kalın yapılan borulardan kayıyor ve kolaylıkla ona geri tırmanıyordu. En yüksek damda otururken, insanları izlemekten sıkılmış basit bir iş bulmak için aşağı inmişti. Öğlene yakın olduğunda tekrar damlara tırmanıp orada öylece sabit şekilde hiç kıpırdamadan oturmuş ayaklarını sallıyordu.

Manzara olarak sadece gelen geçen insanlar, hayvanlar, bir kaç peri ve onların melez çocukları vardı. Hava soğuktu ve dışarı da yürüyen insanların nefesleri hava da buhar şeklinde çıkıyordu.

Üşüdüğü halde yerinden kalkmadı, gelen geçeni izlemeye devam etti, dikkatini bugün hiçbir şey çekmiyordu.

Kaldırma inmek ya da olduğu yerde kalmak için kendi kendine tartışıyordu, ve inmeye karar kıldığı vakit güneşin dik gelen ışınları kara çarparak gözlere ve camlara rahatsız verecek şekilde her yere yansıyordu. Gözlerini kocaman açtı ilk önce ama ne olduğunu göremediği için gözlerini kısmak zorunda kalmıştı.

Gözlerini kısarak baktıktan daha sonra normal olarak açtığında karşısında herkesten daha fazla dikkat çeken biri vardı.

Oradan gelen geçen birçok kişiden daha uzundu boyu ve siyah saçlarının arasındaki yoğun beyaz ve gümüş grisi olan tutamları gördü. Saçına vuran ışıklar etrafında yansıyordu. Lenya bundan ufakça etkilenmişti, gösterişli bir saç stiliydi.

Giydiği deri ceketin arkasındaki kanlı bir bıçak tutan başını eğmiş tehlikeli duran bir kuzgun vardı. Kuzgun ve gagasında tuttuğu kanlı bıçağın dikişleri gümüş renkte parlıyordu. Kuzgunun koyu kırmızı gözleri yakut gibi parlıyor ve sanki onunla göz göze gelmiş ve korkunç gözleri tehditkar şekilde onu izliyor gibiydi.

Lenya bu kuzgun resminden ürkmüş bir o kadar da ona çekim gücü hissetmişti. Uzun ve kaslı bedeni izlerken onu takip ettiğini hissettirmemek için çok farklı kişilerinin ardından ilerliyor ve kişinin arkasına baktığında onu görmemesi için kısa boyunun avantajını kullanıyordu.

Sadece takip etmek istedi ve öylece etmeye başladı. Neden, diye soran iç sesine hiçbir açıklaması yoktu.

İç güdüsünü her zaman dinleyen biri olmuştur, çoğu zaman hayatını kurtarmıştır dinlediği iç güdüsü.

Lenya bazen 1.58 cmlik boyunun her zaman işe yaramadığını düşünürdü ve çoğu zaman içinde böyle düşünerek kendini üzmüş ve alaylara her zaman göz yaşı dökmüştü. Ama zamanla dezavantajlarını avantajlara çevirme yöntemini öğrenmişti.

Siyah saçların arasındaki parlak gümüşi tutamlar arada güneşin ışınları sayesinde sarı bir ışık verdiğinde bir kez daha etkilendi, ilk defa böyle bir şey gördüğü için daha da etkilendi. Saçları daha çok ilgiyle baktı. Ama oradan geçen çoğu kişinin bu güzelliği fark etmediğini biliyordu. Kimin saçından yansıyan güneş ışığı başkasının yüzüne vurmuş ki?

Herkes ince ve küçük detaylara takılmaz. Herkes maskelinin saçıyla yaptığı şova değil onun zarar verip vermemesine bakardı, Lenya bu genç adamın bir şey yapmadan insanları birbirinden ve onun önünden uzaklaştırması hâlâ tuhaf.

Sebebini belki daha sonra öğrenebilirdi. Daha sonra onu görüp göremeyeceğini bilmiyordu, ihtimal veriyordu sadece.

Çürümüş şehri'nin, en soğuk ve en eski yerleşim yeri olan Buzluyol caddesinde ilerlerken daha çok önündeki deri ceketli kişiyi takip ederken etrafı da incelemeyi kaçırmıyordu.

Buzluyol caddesi, meşhur adını dört kartlı binalarının çatısındaki erimeyen karlardan ve orada oluşan uzun buz sarkıtlarından almıştı.

Ülkenin en soğuk yerlerinden biriydi Buzluyol. Zengin kişiler burada kalın yapay hayvan yünlerinden yapılan montlar ve kabanlarla gezerken ülkenin fakirleri ise alabilecekleri daha ince ; donmaktan kurtaran incelikte, kalitesiz, ucuz ve eski olan sahte yünlü kabanlar giyerlerdi. Zenginlerin fakirlerden ayrıldığını en belirgin eden yerlerden biriydi. Soğuk olan bu cadde diğer caddelere göre biraz daha büyük ve genişti. Şehrin en kalabalık yeri olmasa da işlek merkezlerden biri... Lenya burada sıcak ve kalın montların ana yeri olduğunu her bina altında açılan küçük mağaza sayılarından bilirdi.

Soğuk hava burada akşamları daha sert estiği için herkes akşam olmadan işini halletmeye çalışır ve halledilen iş sonrası ellerinde plastik bardak ve içi sıcak tutan içeceklerle dolu olarak oradan erken ayrılırlardı. O soğuk ayazdan evlerine girip soğuk bir geceden kurtulmalarını sağlayan sıradan bir içecek değildi.

Genellikle bu sıcak olan içecek; kahve ve sıcak çikolata olurdu. Hem ucuz hem de her yerde bir kafeleri ya da termoslarla satan çocuklar olurdu. İçlerini ısıtan sıcak içeceklerde içine birkaç bitkisel çayların özünden yapılmış tozlar karıştırılır ve içtikten sonra uzun süre sıcak tutar ve erken soğumazdı.

Çoğu kişi bu kadar şanslı olamazdı Buzluyolda ; eski binaların içinde, ya da evlerin karanlık ve çöp dolu olan sıkışık ince alanlarında donan birçok ölü bulunurdu. Cesetleri kaldırmak için görevli olan Cesetçiler işini ciddiye almaz sadece köpekler ve bazen evcileşmemiş kurtadamlar tarafından parçalanan cesetleri alırlardı.

Çünkü parçalanmış etin kokusu o soğuk havaya rağmen toprakla karıştığı için kötü bir koku yayardı.

Kokan cesetler yüzünden birçok kişi o binanın tarafından geçmemeye ya da burnunu tutarak yürümeye çalışırlardı. Cesetçiler ölüyü uzun bir süre sonra kaldırırlardı, çünkü şikayet eden kişi büyük bir kişi olmadıkça söylenen şikayetler onların katında önemli değildi.

Ölü kokusunu sokaklarda almak demek, hayat bitmiş demekti. Ölüler bile huzura eremiyordu Buzluyolda.

Lenya bu yere geleli bir hafta olmuştu. Gördüğü manzaralar ve cesetler yüzünden birçok kez apartmanların aralarındaki boşluğa kusmak zorunda kalmıştı.

Gördüğü cesedi görmemek için yüzünü eğdi, kokuyu almamak için derin bir nefes alıp burnunu parmağıyla tuttu.

Soğuk hava sert şekilde esince kapşonlusunu iyice yüzünü kapatacak şekilde çekmek için burnunu bıraktı, yüzüne çarpan kokuyla yüzü buruştu. Yüzü yakından bakılmadığı sürece görünmüyordu. Her soğuk hava onlara değdikçe, kırmızı burnu ve kızarık yanağı yanıyordu

Kafasını kaldırıp, akmak üzere olan burnunu çekerken karışısından gelen birkaç vampirin burada bulanan tek Kan kafeye gittiğini gördü. Beyaz tenleri ve giydiği beyaz tişörtler rüzgarda dalgalanıyordu. Herkes vampirleri bilirdi, çünkü diğerlerinin aksine onlar kalın giyinmezlerdi. Kışın en soğuk yerlerinde ince tişörtler ve etekler, sıfır kol atletler giyerlerdi. Vampirler burada rahatça dolaşabilirlerdi ama Kan kafeye sadece insandan beslenmeyen vampirler gelirdi. Hemen Kan kafenin yanındaki küçük sıcak çikolata dükkanını görünce iç çekti ve oraya giren yaşlı adamı ve eliyle uçmasın diye sıkıca tuttuğu şemsiyenin rüzgarda bükülmesini üzgün şekilde izledi. Cebine giden eli oradaki kağıt parçasını sıktı, on dinar. Elindeki ilk ve tek para olan on dinarı harcamayazdı.

Fakirlere destek veren Yetim banka gitmek için geç olmuştu. Dört saatlik yol ve öğleni geçtiği için tehlikeli bir yolculuk risk almaya değmezdi. Önündeki adamı takip etmekten de vazgeçmek istemiyordu.

Eğer orası 𝑡𝑒ℎ𝑙𝑖𝑘𝑒𝑙𝑖 𝑖𝑠𝑒... diye geçirdi iç sesi. 𝐵𝑢 𝑜̈𝑛𝑢̈𝑛𝑑𝑒 𝑖𝑙𝑒𝑟𝑙𝑒𝑦𝑒𝑛 𝑘𝑖𝑠̧i 𝑑𝑎ℎ𝑎 𝑡𝑒ℎ𝑙𝑖𝑘𝑒𝑙𝑖 𝑜𝑙𝑎𝑏𝑖𝑙𝑖𝑟. 𝑌𝑎 𝑠𝑒𝑛𝑑𝑒 𝑏𝑢 𝑎𝑟𝑎 𝑠𝑜𝑘𝑎𝑘𝑙𝑎𝑟𝑑𝑎𝑘𝑖 𝑐𝑒𝑠𝑒𝑡𝑙𝑒𝑟𝑑𝑒𝑛 𝑏𝑖𝑟𝑖 𝑜𝑙𝑢𝑟𝑠𝑎𝑛?

"Kapa çeneni!"diye tısladı kendi kendine yüksek sesle. Ona bakan köpeğin görmek için kendini azarlamayı bırakıp sağa hafifçe döndü.

𝑆𝑎𝑑𝑒𝑐𝑒 𝑠𝑒𝑛𝑖𝑛 𝑖𝑐̧𝑖𝑛 𝑑𝑖𝑦𝑜𝑟𝑢𝑚. 𝐴𝑟𝑘𝑎𝑛𝑑𝑎 𝑠𝑒𝑣𝑑𝑖𝑘𝑙𝑒𝑟𝑖𝑛𝑖 𝑏𝚤𝑟𝑎𝑘𝚤𝑝 𝑔𝑖𝑑𝑒𝑐𝑒𝑘𝑠𝑖𝑛. 𝑇𝑎𝑛𝑟𝚤𝑙𝑎𝑟 𝑏𝑖𝑙𝑖𝑟 𝑎𝑚𝑎 𝑏𝑖𝑟 𝑚𝑒𝑧𝑎𝑟𝚤𝑛 𝑏𝑖𝑙𝑒 𝑜𝑙𝑚𝑎𝑦𝑎𝑏𝑖𝑙𝑖𝑟. 𝑆𝑎ℎ𝑖𝑝𝑠𝑖𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖𝑛 𝑜𝑙𝑑𝑢𝑔̆𝑢 𝑦𝑒𝑟𝑒 𝑔𝑖𝑑𝑒𝑐𝑒𝑘𝑠𝑖𝑛. 𝐶𝑒𝑠𝑒𝑡 Çö𝑙𝑙𝑒𝑟𝑖𝑛𝑒...

Lenya kendi iç sesiyle savaşırken göz deviriyordu kendine.

" Bir ağlayanım yok biliyorsun, en kötüsü Ceset çöllerine atılmak değil. İkimizde bunu biliyoruz."

İç sesi susmuştu. Takip ettiği kişi bir ara sokağa geçtiğinde o da ara sokağa girmek için birkaç saniye daha bekledi.

Ara alana girdiğinde o kişiyi duvarı yaslı şekilde yüzünün yarısını örten bir maske takılı şekilde onu beklerken buldu ve açıkça bunu beklemiyordu.

Uzun olan bacaklarına neredeyse yapışan kirli kargo pantolonu ve bacağının baldırına bağlanmış deri bıçak kılıfı ve içinde görünmese de kırmızı parlayan bıçak sapına öylece baktı.

Sonra tamamen siyah tişörtünün deri ceketinin altından çıktığını fark etti. Siyah maske yüzünün çocuğunu kapladığı için, sadece parlak ve korkunç bakan gözler vardı açıkta.

Karanlık sayılacak bir yerdeydi. Geri kalanını net göremiyordu, bu yüzden o gözlerini kısmayı akıl etti, düşündüğü gibi gözlerini kıstıkça, onun yüz ve beden hatları loş ışıkta belirgin olmuştu.. Deri ceketin hafif ışıkta parlayan fermuarlı ceplerini gördü.

Tehlikeli bakışlar ve kendi meraklı bakışlarıyla karşılaştı. İçine bir ürperti girdi. Kaşları çatıktı ve genç adam ona atılacak gibi durmuyordu, Lenya temkinli duruşundan onun hemen saldıracak olacağına güveni tam olduğundan arada mesafe bıraktı.

Neden izlediğini anlamaya çalışır gibi veya onu nasıl öldüreceğini düşünür gibi bakmaya başladığında, Lenya ufak bir gülümseme vermeye çalıştı.

Belki onu yumuşatırdı.

Kalbi hızlandı, maskelinin tuhaf bakışları onun ufak bedeninde amansız şekilde gezinirken, bu onun neredeyse kaçıp gitmesi için bir bahane olacaktı.

Ama onun yerine, o maskeliyi, maskelinin onu süzdüğü gibi süzmeye karar verdi.

İkisi de hiç kıpırdamadı ve bakışlar da birbinden ayrılmadı. İkisi de net görmediği halde birbirlerini izlemek ile yetindi.

Lenya onun gözlerine odaklanmayı bırakıp yüzünün görünen kısmına yani, kaşlarına odaklandı.

İkiye ayrılmış sağ kaş havaya kalktı, yaslandığı yerden kendini uzaklaştırıp yanına yaklaşmaya başladığında Lenya bir iki adım geriye gitti.

İki kaş havaya kalkarken kendisini duraklattı.

Derin bir ses onu süzmesini ve geriye doğru gitmesini engelledi.

"Beni takip ederken bu kadar korkmuş görünmüyordun."

"Nasıl bildin?"

Sorulacak ilk soru bu olabilir miydi?

Tek diyebileceği buydu. Düşünmeden bunu söylemek. Eli alnına giderken maskeli eğlenmiş bir şekilde baktı ona.

Eğlenmiş olduğunu düşünüyor, çünkü saklı yüzünde sadece gözler ve kaşlar belirgindi. Havaya kalkan kaşlar uyarıcı niteliğinde olan çatık olmadığı için eğlenmiş olarak nitelendirdi onu.

Onu izleyen kız ya masumdu ya da aptal yerine konulmak için seçilmiş bir katildi, onun böyle düşündüğüne emindi. Masum bir kız, uzak bir düşünce gibiydi Lenya'ya.

Sonuçta onu takip eden biriydi, bu düşmanı da olabilirdi.

Maskelinin okunmayan düşünceleri içinde gözleri kısıldı, Lenya onun saflığına gülmediğine emindi.

Çünkü ne ses vardı ne de belirti.

"Beni takip edeni anlarım, biliyorsun insanlar burada dikkatli olmasa neler olacağını anlayarak büyümüştür."

Sesi kısık çıksa da sert ve ciddi çıkıyordu. Lenya bu sesle ilk irkildi. Az önceki derin sesten daha farklıydı.

Yakından siyah görünen gözlerinden biri ışığın yansıdığı yere geldiğinde lacivertimsi bir mavi gibi göründü.

Lacivertimsi görünen gözü hafifçe ve şüpheli bir şekilde kısıldı. Sanki ne yapacağını tahmin etmeye çalışıyor gibiydi.

Lenya gerçekten ne yapacağına emin değildi. Kaçmalı mı, yoksa cesaretli olup konuşmaya devam mı etmeli?

Sonunda kararını verdi.

Cesaretli olarak, konuşmaya devam edecekti, evet bunu seçti çünkü kaçarsa onun onu öldüreceğini ve sonuna kadar kaçamayacağını biliyordu.

"Nasıl bildin?"diye tekrarladı aynı soruyu.

Cevap alamayacağını bildiği hâlde ısrar etmek istedi.

"Birçok şey biliyorum. Buralarda yürürken arkana bakmadan ilerlersen ölürsün. Konumuz bu değil. Beni neden takip ettiğini söyle küçük kız!." sesi hem alaylı hem de emir veriyordu. Kendini doğru söylemeye zorluyordu. Yalan söylese de anlayacağını düşünüyordu.

'Küçük kız? Küçük kız değilim,

diye isyan eden iç sesini susturdu.

'Şimdi bunun sırası değil!' diye yüksek sesle azarlarken buldu kendini.

"Dikkatimi çektin, deri çeketin ve yürüdüğün caddedeki kişiler senden kaçınıyorlardı. Onları korkutacak kadar ne olduğunu bilmek istedim. Yemin ederim, seni bunun için sadece takip ettim."

Lacivert göz tekrar kısıldı, Lenya'yı izlerken elini çenesine yerleştirdi. Lenya maskeden dolayı tuhaf durduğu için gülmek istedi bu manzaraya. Ama önündeki korkunç duran maskeli buna kızabilir ve onu öldürmeye karar verebilirdi bunu istemediği için dudaklarını birbirine bastırdı.

Maskeli ise önünde tuhaf ve sürekli dudaklarını ısıran masum gibi duran kızı yargılamayı bıraktı ya da öldürmeyi. Kızı öldürmek için bir hata görmeliydi. Hatasını görmek için onu sınamaya karar verdi.

Deri eldivenli ellerini cebine yerleştirip bir kırmızı kağıt parçası çıkardı. Beyaz pilot kalemle ve güzel el yazısıyla yazılmış bir adres vardı.

Lenya'ya kağıdı uzatırken dikkatli davrandı, sanki onu korkutmak istemiyor gibiydi. Lenya ondan korkttuğunu belli etmek istemese de on üç yaşındaki biri için bu belli olurdu. Maskeli anlamış ona göre yavaş ve temkinli şekilde uzatmıştı kırmızı kağıt parçasını.

Kağıdı eline alıp dikkatlice tuttu sanki kıymetli bir mücevher parçasıydı gözünde.

Kağıttaki adrese baktı. Burayı bilmiyordu ama öğrenebilirdi.

"𝑴𝒆𝒛𝒂𝒓𝒍𝜾𝒌 𝒄𝒂𝒅𝒅𝒆𝒔𝒊. 𝑲𝒖𝒛𝒈𝒖𝒏𝒍𝒂𝒓 𝒚𝒖𝒗𝒂𝒔𝜾, 𝒌𝒂𝒑𝜾 𝒚𝒆𝒅𝒊-𝒅𝒐̈𝒓𝒕... 𝑺̧𝒊𝒇𝒓𝒆 𝑺𝒆𝒓𝒔𝒆𝒓𝒊𝒍𝒆𝒓."

"Neyin adresi bu peki?"diye sordu kağıdı hâlâ incelerken.

Adam ondan uzaklaştı hafifçe, sesi az önceki derin hâline geri dönmüştü.

"Bu adresi her zaman bulabilirsin ama şifreyi sadece bir kere kullanabilirsin. Madem ki merak ettin. Ben de senin beni orada öğrenmene izin vereyeceğim. Ama tek bir yanlışında..."

Lenya ona verdiği anlamlı bakışla yutkunmuştu. O bakış, basit bir ölümü olmayacağını anlatmıştı.

"Anladığını sanıyorum, bunda haksız mıyım?.."

Lenya başını sallayarak onu onayladı.

Maskesini açmasını bekledi ya da oradan geldiği yönden çıkmasını ama maskeli öyle yapmadı.

Çıkısı olmayan aradan iki kapağı eski olan yeşil ama şimdi kiriyle siyah görünen çöp kutusuna hızla zıplayarak, oradaki küçük yatay su borusunu yakaladı. Oradan takla atarak diğer en üst boruya ulaştı sonra güneş ışınları oraya yansıdığı için çatıya nasıl çıktığını görmedi ama olsun o hareketler bir akrobaın hareketleri gibiydi.

"Acaba..."diye geçirdi içinden. "O da benim gibi mi? Benim gibi olabilir mi?''

Soruyu onu bulduğunda soracaktı, o zaman merakıni giderecek ve bu hareketi hangisi daha iyi yapar diye iddiaya bile girecekti. Kafasını sallayarak orada güneşi arkasına aldığı için gölgeli görünen maskeliye baktı.

Çatının ucundan durarak iki parmağını başına yaklaştırıp alaylı bir selam verip oradan gitti.

Lenya bir süre çatıyı izledi elindeki kağıda baktı, kağıdı kendi cebine yerleştirip geldiği yönden çıkarak, eski bir ev bulmaya ve burada donmamak için acele etmeye başlamıştı.

(Geçmiş Bitti) -Şimdiki Zaman-

Lenya'yı şimdiki zamana getiren ürkütücü bir sesti ve sonra başka bir şey dikkatini çekti, onu görünce gülümsedi.

Maskeli.

Onu onunla tanıştığı yerde, aynı şekilde yürüyen bedeni görünce bıçağını alıp gri kol kınıfına yerleştirdi. Onu orada bekleyen bedene yetişmek için hızlı davranmaya başladı.

Aşağı inmek için ara bir sokak ve su borusu olan üç katlı bir bina buldu. Binanın soluk kahverengi bir rengi ve eski demir çerçeveli balkonları vardı.

Balkonda oturan yaşlı bir çift vardı, önlerindeki masada tüten iki sıcak çikolata fincanı küçük bir vazoda elma çiçekleri ve iki ayrı pembe çiçekli yuvarlak tabakta elmalı ev yapımı kurabiye vardı.

Yaşlı adam eski sararmış gazetesini okurken eşi de kazak örüyor ve yanındaki ip dolu hasır sepette iplerle oynayan sarı tekir kediye kızıyordu. Ciddi şekilde kaşları çatık olan yaşlı adam gazeteyi eşine göstermek için eğilmiş ve sayfayı katlamıştı.

"Ah, Mariana! Baksana Ateş ülkesinin büyük elçisi öldürülmüş! Vah vah! Ateş ülkesi bizden şüpheleniyor. Kralı haklı ama kayıp olan prensi kaçmasını sağlayan buranın bir cadısı... Tanrılar bize yardımcı olsun! Savaş olsa.... Aman tanrılarım! Bunu düşünmek bile korkunç!" diye yakınıyordu.

"Lütfen Phillip! Şunları okumayı bırakır mısın! Kaç yıllık haber bu!" dedi kadın bunu söylemekten bıkmış şekilde ve yorgun bir halde duruyordu. Adam pes etmemiş başka bir habere geçmiş ama onu okuyacağına eşinin isyanını kendi sebebiyle geçiştirmeye çalıştı.

"Biliyorum Mariana, yeni gazete almak güç. Gazete çocuklar da artık uğramıyor bu sokaklara."

"Aynı haberi okuyacağına neden dua etmiyor, yararlı işlerle uğraşmıyorsun?"

Philip iç çekti ve göz devirdi eşine. Onu anlamadığını biliyordu ve anlaması için birçok kez çabalamıştı ama Mariana inatçı ve laf anlamazdı.

"Ah sevgili karıcığım. Deniyorum biliyorsun. Ben bir marangozum bu diyarda az çalışan bir meslek."

Mariana sıcak çikolatasından içip eşine yandan bir bakış atıp tersçe baktı.

Bir şey söylemek için çenesini açmıştı ki, kedisi yaptığı şeyleri bozunca ona hızla eğilmiş ve onu kaldırıp sepetten çıkarıp soğuk mermere bırakmıştı, tekir kedi ürpererek içeriye geçmişti.

Mariana iç çekip ipi tutup bozan giden kediyi azarlamaya devam ederken, aşağıya eğilmiş şekilde Lenya onu izlemeyi bırakıp onların yağmur borusundan kaymaya başladığında yaşlı kadın bağırdı.

"Ah, Phillip şuna bak! O yine kız!"

Ayağa kalkmaya çalıştı ama yaşlı olduğu için hızlı kalkamadı takılıp yere düşecekken eşinin sandeleysinin kahverengi kolunu tutup düşmekten son anda kurtuldu. Lenya buna kıkırdadı ve orada asılı kalarak kolunun altındaki gazeteyi çıkarıp kadına göz kırptı.

Kadın kırmızı suratiyla eşine onu işaret edip isyan etmesini ve ayağa kalkıp kızı kovması ve azarlaması için dürterken adam kolunu dürtükleyen eşine Phillip başını kaldırıp baktığında kayan kıza ve eşinin kırmızı suratına göz devirdi. Buna alışmış bir tavırla gazetesini kapatıp yukarıdan kayan kıza eşi görmeden hafifçe gülümsedi.

Lenya elinde tuttuğu yeni bir gazeteyi ona fırlattı. Phillip buna beklemezken uçarak ona doğru gelen şeye kaşlarını kaldırdı önce merak etti ne olduğunu, daha sonra sert şekilde gazete yüzüne çarpınca ona kızdı, kaşları çatık ve orada hâlâ asılı duran esmer kıza, kızgın şekilde azarlayacakken yere düşen gazetenin beyaz sayfasına dikkati kaydı. Yeni gazeteyi eline alınca kızmayı unuttu.

"Teşekkürler, Boru kız!"diye sevinçle bağırdı.

Gazeteyi eline alıp yeni haberleri eşine okurken eşinin mızmızlanmasına kayıtsız kaldı.

"Rica ederim."diye seslendi Lenya kaymaya başladığında ve daha sonra veda etmeyi unutunca asılı şekilde durup oradan kaymaya tekrar başlamadan önce seslendi.

"İyi günler Bayan Ewasna!"

Kadının öfkeli sesini duyarken kocaman bir şekilde sırıttı.

Bu çifti çok severdi, her kaydığında adam ona gülümser, kadın onu kovsa da bazen iyi yanı tutup çay ve kahve ısmarlardı ona.

İlerleyen deri ceketliye yaklaştı, onun orada olacağını bildiğini biliyordu.

"Bay Ewasna, bugün mutlu olacak gibi ha?" diye sordu deri ceketli kişi durup balkonda duran iki yaşlı eşi sakin ve neredeyse huzurla izlerken.

Lenya omuz silkti, bir yandan da gülümsüyordu. Esmer teninde hafif bir kızarıklık vardı.

"Her zaman eski haberleri okuyor, gazeteler bu kadar pahalı olmasa daha iyi olabilirdi."

İkisi yan yana yürüyorlardı. Bugün Buzluyolda bir göreve çıkmışlar gibi görünmüyordu ikisi.

Aynı deri ceketleri ve ikisinin dik duruşu önde ilerleyen kişileri biraz kenara çekiyordu.

"Raven, sence bu bıçakları almak için karanlık bir zamanı seçemez miydin?"

Raven denen kişi maskesini indirmemiş bir mavi gözünü çatılara dikmiş, diğer yeşil ve kahverengi karışımı olan gözünü kapatmıştı gelen ışınlardan dolayı.

Siyah saçları bugün şapkasının altında saklanmıştı. Dün kenarları kazımıştı. Lenya ona bunun yakışmadığını düşünüyordu ama açık sözlü olunacak son kişi kendisiydi.

Raven saçları konusunda kimseyi dinlemezdi. İnatçı kişiliği ve az konuşan bir yapısı vardı. Gözleri onun dili ve sözleri olmuş gibiydi. Sadece bakışları ile herşeyi rahatlıkla yaptırırdı.

Bakışları ve ellerindeki parlak olan belirgin yaralar ile korkunç bir duruş veriyordu insanlara.

Tehlikeliyim, çok yaklaşma.

"Gündüz vakti işler için daha iyi vakittir, ayrıca Fare'nin gündüz yapacağımızı öğrenmesini istiyorum. Hamlemi her zaman beklenmedik tutmayı severim."

"Fare bir planın olduğunu bilir. Aptal değildir biliyorsun."

Raven ona döndü, birkaç saniye sessiz şekilde izledikten sonra ilerlemeye devam etti. Dar sokak ve karlı kaplı olan kaldırımdan geçerken dikkatlice yürüyorlardı.

Buz tutan su birikintileri kaygandı. Raven aradığı küçük bir dükkana girmek için eski tabelası olan kafenin yönüne döndü.

Siyah-beyaz sokak tabelası eski ve kırık şekilde sallanıyordu.

Buzulyolu'nun kafe merkezi burasıydı. Lenya sadece izlemek ve dikkatli olmak için etrafı didik etmeyi severdi, ve tetikte ve onu hayatta tutan iç güdülerini beslemek için iyi bir şeydi.

Raven onu eski ve büyük cam vitrinleri olan, hepsi birbirine benzeyen kafelerin önünden geçirmeye başladı.

Kafeler de ya insan yoktu ya da tek tük vardı. Buzluyolun en pahalı ve oraya göre en lüks yaşam yeriydi. Evler buralarda bahçeli ve daha geniş daha yeni renklerle süslenmiş ve bahçeli olanların önünde süslü çiçekler ve heykeller bulunuyordu.

Lenya'nın buradan her geçtiğinde koklamayı sevdiği şey leylaklar ve kiraz ağaçları, şimdi ise kış mevsimi olduğu için kiraz ağaçlarında çiçek ve kokular yoktu.

Kötü kokan soba dumanları aralarda ölü hayvanlar ve pislikler ve çöp kutularının çürümüş kokusu etraflara yayılmıştı.

Lenya bu kokuya burnunu kırıştırdı.

"Neyi arıyoruz?"diye sordu öndeki Raven'e.

Raven onu duymamış gibi ilerlemeye devam ediyordu.

"Sağır değilsin biliyorsun."

"Duymamış gibi yapmak seni sağır yapar,"diyerek yanıtladı onu.

"Yine de sağır değilsin ve de dilsiz."

"Ukalalık damarın mı tutmuş senin? Nereye gittiğimizi biliyorsun."

"Konu açmaya çalışıyorum Raven, sessizlik bazen çok sıkıcı. Dilsiz değiliz ikimiz de... Neden küçük bir sohbet başlatmayalım?'' diye sordu kaşını kaldırıp kollarını göğsünde kavuşturarak ilerlemeye başladı.

"Sessizlik bir yaşam tekniğidir, ayrıca küçük hanım... Ben geveze Macha değilim. Macha ile sohbet edebilirsin ama yuvaya dönünce..."

Lenya iç çekip kaybettiği savaşa dudak büzerek, ellerini deri ceketinin ceplerine yerleştirdi. Soğuk tutmuş parmaklarını hareket etirerek ısıtmaya çalıştı.

Raven bir dükkana gözünü kestirdiği gibi ona yöneldi, Lenya da hızını artırarak arkasından geç kalmadan geldi.

Raven diğerlerinden farklı olarak yarı cam yarı tahta olan kapıyı itti. Cam vitrinleri değil de yarı cam ve yarı duvardan oluşan bir görüntüsü vardı kafenin.

Kafe eski masalardan ve sandalyelerden oluşuyordu. Bar tarafı ileriye gittikçe daha moderndi. Cam uzun bir bar masası ve arkada siyah çokça katmanları olan her katmanda beş içki üst üste dizilmiş bir raf vardı.

Burası bir içki kafeydi. Kafenin adı,'Sarhoş kafe'ydi. Sarhoş kafe eski içkileri sevenlerin tek adresiydi. Akşamları daha dolu iken şimdi buralar boştu ve kafenin ortasında bir yeni soba vardı.

Yeni yakılmış ve sobanın açık yerinden ateş ortaya çıkıyor tavana küçük bir görsel şölen veriyordu.

Lenya hemen ısınmak için sobaya gitti, eski bir sandelye alarak oraya oturup ellerini ve donmuş ayaklarını sıcak alana yaklaştırdı.

Bir oh çekip rahatlarken, Raven onun bu hareketlerine göz devirerek kasa tarafına yöneldi.

Kafe sahibi geleni görünce iri kahverengi gözleri daha da büyüyerek ağzı açık şekilde şaşırdı.

Yaşlı adam uzun saçlarını iki örgü yapıp yanlarına sarkıtmıştı. Beyaz sakalında altın tutamlar vardı. Lenya o sakalın gerçek altınla kaplanarak örüldüğünü duyunca gözlerine ve kulaklarına inanmamıştı ama Raven de kafe sahibini doğru söylediğini onaylayınca şaşkınlığı gitse de garipsemeyi bırakmamıştı.

Bir insan neden sakalını altınla kaplar ki?

Kafe sahibi sildiği bardağı, bardak rafına dikkatlice yerleştirirken bezi omzuna attı. Boynun arkasındaki geniş hasır şapkayı kafasına yerleştirirken şaşkınlığı gitmişti şimdi.

"Ooo eski dostum!" dedi elini tokalaşmak için uzatarak. "Buraya seni Çürümüş'ün hangi soğuk üzgarı attı?"

Raven eli tutarken maskeyi indirip gülümsedi.

"Sammy Hammy. Eski dostum, Sana bir uğramak hal hatır sormak istedim.Uzun bir süredir uğramak gibi bir şey yapmadım. Sence de iyi yapmamış mıyım? Hem fazla uzaklık bela getirirler derler."

Sammy Hammy alayla ve uzunca söylenen isme gözlerini devirdi, yüzünde bir tebessüm oluştu ama sonra tekrar somurttu. Alınmış gibi durmak için kollarını göğsünde bağladı. Yaşlı adam sevimli şekilde duruyordu, Lenya bunu ona söylemek istemedi. Adamın daha yakınlaşıp Raven'in alaylı alaylı bakışına karşılık vermek için ufakça eğildi, sır verircesine eğilen Raven'in omzuna sert olamayacak şekilde vurdu.

"Hadi oradan! Sammy Hammy değil benim adım. Bunca zaman uğrardın ama adımı bile öğrenemedin daha... Adım Charles!" dedi adam yüksek sesle gülerek. Ona eski bir içki uzatmak için aşağıdan bir kasa açtı. Küçük bardağı doldurduktan sonra onu Raven'in önüne dökülmeyecek şekilde itti.

Kırmızı renkli içkiyi alıp tek yudumda boğazından akıttan Raven. Boğazı yanarken içi hafifçe ısındığını hissetiginde bardağı eski yerine indirdi. Adamın kendini beğenmiş ifadesine aldırmadı.

Sıradan iki sohbet arkadaşı gibi kaldığı yerden devam etti.

"Sammy Hammy, sen Charles olacak adam değilsin. Charlesler her zaman vahşi adamlar olmuşlardır. Sen aksi ama yumuşak bir Charlessin. Yakışmıyor dostum."

" Eski dostum, bilmelisin ki... İnsanlar geçmişini yüzlerinde taşıyamazlar. Her zaman arkalarındalardır, gölge misali. Belki de ben de o Charleslerden biriydim belki?"dedi yaşlı adam ona inat edercesine bakıp, kocaman sırıttı. İçkiyi tezgaha indirdi, bu bir davetti.

İstediğin kadar iç daveti.

Raven ona sırıtan ve sırıtınca altın kaplama dişleri görünen kafe sahibine göz devirdi. Bu adam çılgın bir eski suikastçıydı.

Herkes tarafından öldü bilinirdi ama Raven onun ne olduğunu bildiği için ve koz olarak kullanmayı sevdiği için buralarda bu adama sıklıkla baş vururdu.

İçkiyi eline alıp kendisinin ve yaşlı adamın boş bardağını doldurdu.

"O küçük kız.. O ne içer?" Yaşlı adam ısınan kızı işaret ederek sordu.

Raven onları izleyen ve bir yandanda sıcaklığın keyfini çıkaran Lenya'ya döndü.

"Ona elma aromalı çay alalım." Lenya bu sesle bilmiş şekilde sırıttı, elmalı çayla beraberinde gelecek olan nefis kokulu tatlıların olacağını biliyordu. Zaten acıkmış ve susamıştı.

"Bize meşhur kurabiyelerinden ısmarlamayacak mısın eski dostum?"

Raven masum şekilde sorunca adam güldü, babacan çıkan sesi ve gülerken sarsılan göbeğini izlemeyi severdi Lenya.

Sammy Hammy lakaplı olan adam hâlâ masum masum bakan Raven'e kaşlarını kaldırdı. Dolaptan elma aromalı çaylardan birini alarak büyük bir bardağa döktü. Sıcak suyu almak için arka odaya gitti.

Lenya onun gidişini sonra da cam bardağın yeşil renkte olan çayı ve elinde elmalı kurabiye ve çilekli tart dolu bir tabakla dönen adamı görünce ufak bir gülümseme sırıtmaya dönüştü, adam onu bu ürperten sırıtışı, daha çok ödül kazanmış bir ava benzetti.

Kibar olan ve nazikçe gülümsemeye başlayan adam çayı ve tabağı ona uzatınca nazik bir teşekkür ederek aldı elinden tabağı.

Çilekli tart ve elmalı kurabiyeleri yerken yaşlı adam başka bir tabak kendisi ve Raven için getirdi.

Kızı izlerken içkisini yudumladı. Kız zevkle gözlerini kapattı her kurabiyeden bir ısırık aldığındında, Raven bu hallerine gülümsedi, yaşlı adam kaşlarını kaldırdı.

"Senin gibi biriyle böyle naif ruhlu birini yan yana görmek beni şaşırtıyor. Elma çayı içen bir adamının olması... Nasıl desem sana, bu aşırı Tuhaf."

Raven kurabiyelere baktı.

"Bilmiyorum..." Sonra içkiyi alıp incelerken bir yandan da düşünmeye başladı.

"Sanki onun da benimle çalışması gerekiyor gibi hissettim. Kuzgunlar da ona yer vardı. Sıradan bir insan gibi gelmedi gözüme."

"Ona dikkat et, eski dostum. Dikkat et, çok değerli bir şey olabilir."

Raven onun imasiyla göz devirdi.

İçkiye son vererek, Lenya'nın yanına gitti. Sobadan yayılan sıcaklık onu sararken, Sammy Hammy lakaplı kafe sahibi işine geri döndü, yani bardaklarını silip daha parlak hâle getirmeye.

Raven'in niye buraya geldiğini anlamıştı.

Raven öfkeli veya birşeye danışmak için olmadığı sürece bu adama uğramazdı.

Ticaret amaçlı burayı seçtiği için Sammy Hammy kızmazdı. Ne kadar çok insan o kadar çok ücret , kazanç demekti. Çocuğun buraya faydası çoktu.

"Elmalı kurabiye yerken, iğrenç görünüyorum değil mi?" diye sordu Lenya pudra şekerine bulaşmış üzerini sirkelerken.

Raven maskesini yüzüne çektikten, onu onaylayan şekilde bakıp başını salladı, Lenya ayağa kalmadan omuz silkti. Tam yüzünü temizleyemediği için kızın dudağının kenarlarına bulaşmış pudra şekerini silmek Raven'e kalmıştı.

"Keşke bir şeyler yerken, insanları temizlediğin gibi kendini de temizlesen!"

Lenya omuz silkti tekrardan, dudakları kıvrıldı, ufak bir gülümseme vardı şimdi güzel olan esmer yüzünde.

"İkisi de çok farklı şey," diye yanıtladı onu.

"Biri insan biri sen, ikisi de çok farklı..."

Raven başını olumsuz bir şekilde salladı.

Bıçakları alacak olan adamını beklerken, onu mutlulukla izleyen esmer kısa boylu kıza döndü.

"Sence, Fare adamımızı yakalamış olabilir mi?"diye sordu, Lenya bakışlarını uzun süredir gelmeyen adamını geleceği yere odaklarken.

Raven, iki farklı renkte olan gözlerini kıstı, kapıdan onları karşı kaldırımdan izleyen adama dikmiş ve şüpheli şekilde yüzünü kapatan adama gitmek için yol aldı.

Lenya onun gidişiyle hızla sobanın olduğu yerden kalktı. Raven kapıyı açıp kaçan adama atılırken Lenya ve kafe sahibinde peşlerinden çıkmıştı.

Raven, hızla kaçan adamı yakalayamadığı için öfkeyle şapkasını indirip saçlarını dağıttı.

"Kaçtı."dedi Lenya sanki onun kaçırdığını bilmiyormuş gibi tekrar etti. Kızın buz gibi sesi ne yapacağını söyler gibi Raven'e yönelmişti.

"Buluruz." dedi Raven onu ve emrini bekleyen soğuk bakışlı kıza bakarken.

"O bıçakları buluruz, bulacağız!"

Lenya başını salladı ama hâlâ tetikte bekliyordu, kafasını kaçan adamın gittiği yöne çevirdi.

Raven de yaşlı adama baktı, yaşlı adam anlamayan bakışlarıyla onu sorguladı.

Raven soran gözlere sadece omuz silkmekle yetindi. Yaşlı adam sessiz oluşuna göz devirdi.

"Şimdi ne olacak?"diye sordu Lenya kafeye doğru yönelen Raven'e bakarken.

Raven içeri girmeden kapıda durdu, kızı kısa bir süre inceledi, sonra bakışları kaçan adamın gittiği yönde oyalandı.

Sesi düşünen ve plan yaptığında oluşan derin bir ton geldi.

"Plan yapmak için Yuvaya gideceğiz. Sonra da Fareyi pişman edeceğiz."

Lenya buna başını salladı, lideri içeri girdiğinde bir saniye olmadan takip etti, yaşlı adam bu hallerine olumsuzca başını salladı ama o da onları takip ederek içeri girdi.

İçkisini öfkeyle içen genç adama ve onu elinde elmalı çayla takip eden kıza baktı.

Lenya düşünceli şekilde içkisini içen Raven'i gözünü kırpmadan izliyordu.

Acaba, diye düşündü kendi çayından bir yudum alırken.

Raven, şimdi ne yapacaktı?

Bölüm sonu

1 yorum