Illusions-Michael Ortega
Herkesin hayatını değiştiren bir dönüm noktası olurmuş, benim dönüm noktam ise onun kahveliklerinde başladı.
Yağmur yağıyordu, ıslanmayı severdim fakat korkardım aynı zamanda. Bu yüzdendi havanın kapalı olduğu her an şemsiyemi almadan dışarı çıkmamam. Adımlarım kulaklarıma dolan melodiler eşliğinde ıssız sokakları buluyor ardından işlek caddelerde geziyordu. Hayatım boyunca yaptığım gibi şemsiyenin ardına saklanarak yürüyordum ta ki çarpıştığım bedene kadar.
Yola değilde yere kilitliydi sanki bakışlarımda onun geldiğini görememiştim. Çarpıştığımızda önce omzumdan geriye doğru savruldu bedenim, bu sırada beni koruyan o alet avcumun içinden kayıp düşmüştü bile. Yer çekimine karşı koyamayan kağıtlar gökten gelen suyla birlikte yerle buluşurken benim odağım sadece karşımdaki kadındaydı.
Benim şemsiyemin onunda dosyalarının düşmesinin bir önemi yoktu o an. Önemi olan tek şey gözlerine baktığımda aciz bedenimde oluşan bu garip duygulardı, gözleriyle olan temasımı bozduğumda kendimden beklemediğim bir hareketi gerçekleştirdim. Yavaşça eğildim yere ıslanan dosyalara baktım bir süre boyunca, parmaklarımın öylece bekleyen evrakları kavraması çok zaman almadı. Yerden aldığım dosyaları kucağıma koyarken birden üstüme düşen serin suyun yokluğunu hissettim.
Kafamı kaldırdığımda tanımadığım bu, yabancı bedenin ben onun dosyalarını toplarken beni yağmurdan korumak için üstüme şemsiye tuttuğunu gördüm. Kendi şemsiyesi olmaması onun ıslanmaktan korkmadığını belli ediyordu. Usulca yerden kalktım, gözlerim tekrardan kahvelikleriyle buluştuğunda dudaklarımı ister istemez bir gülümseme buldu.
Elimdeki dosyalara indirdim bakışlarımı, hava soğuktu fakat şuan oldukca sıcak hissediyordum. Kucağımdaki dosyaları sahibine uzattım, sıcak gülümsemesi beni ağırladığında gülümsemeden edememiştim. Gülümseme bulaşıcıdır derlerdi bu lafa hak vermeye başladığımda yirmi bir yaşımdaydım.
Dosyaları kucağımdan alıp şemsiyemi bana geri teslim ettiğinde telefonu çalmıştı. Gözlerimizi bir kez daha ayırmak zorunda kalsakta aramayı cevaplamak yerine meşgule attığında kafasını kaldırması zaman almadı. "Gitmem gerekiyor." sesini duymama izin verdi, ilk ve belkide son kez duyduğum naif sesi kulaklarımla buluştu. Ufak bir baş selamı verip aceleci adımlarla arkasına döndüğünde elimdeki şemsiyeye baktım.
"Oh, bekleyin lütfen!" bir kaç koşar adımdan sonra aramıza koyduğu mesafeyi kapatmayı başarabilmiştim. Bu sefer şemsiyemi ona uzatan ben olduğumda ne demem gerektiğini bilmiyordum. "Bunu alın lütfen." şaşkın bakışları yüzüm ve ellerim arasında gidip geldi. "Bunu alırsam bu sefer sen ıslanırsın."
"Olsun yinede alın lütfen." elimdeki şemsiyeyi ona biraz daha uzatıp gülümsediğim de dudakları o hoş gülümsemesini tekrar buldu. "Pekala öyleyse teşekkür ederim." mahcup ifadesiyle şemsiyemi benden aldığında gözlerini tekrardan görebilme şansım oldu.
Gözler kalbin aynasıdır derlerdi ve daha önce baktığım hiçbir göz bende bu kadar hoş duygular yaratmamıştı. Çoktan yanımdan geçip giden bedenini görüş alanımdan çıkasıya kadar izledim, daha sonrasında kulaklıklarımı takıp adımlarımı evime yönlendirdim.
