İçeriğe geç

Sensizliğe Çeyrek Kala

Bölüm 1 · 18 dk okuma

Sensizliğe Çeyrek Kala

Bölüm 1

Savaş

Sondaki önemli uyarıyı okuyun lütfen... Hayat, hepimize göre bir savaş. Bazılarımız için bu savaş daha ağır iken kimisinin şartları bu savaşı daha kolay hale getiriyor. İşin sonunda hepimizin gideceği yer belli, bir avuç toprak ve birkaç metre bez parçası. Peki tüm hikâyelerin sonu aynı iken bu hikâyelerde ki karakterler neden farklılar hiç düşündünüz mü? Cevap açık; kimisinin kaybedeceği şeyler var, kimisinin ise kazanma hırsı. Kimisinin pes edip durma şansı var, kimisinin ise her koşulda koşması gereken bir hayatı. ... "Bulut koş oğlum buraya, masa 5 boşları al " Bulut elindeki tepsiyle kendisine seslenen adama döndü. Şuan o tepsiyi karşısında böbürlenmekten neredeyse kıçının düşeceğine inandığı herifin kafasına geçirmek istiyordu 'elimde iş var görmüyor musun puşt' diyerek ana bacı küfretmek istiyordu ancak elbette hiç birini yapamazdı. En azından hâlâ kirasını ödemek ve abisinin ilaçlarını almak istiyorsa sessiz kalmak zorundaydı. Bunun bilinciyle derin bir nefes verdi 'geldim Halil abi' dedi uysal bir sesle. Bu sıralar fazla uysaldı. Aksine Bulut'un kendisine ses yükselten birisine susması, insanlık tarihine zıt bir gelişmeydi. Uysallığının sebebinin çaresiz kalması olduğu ise su götürmez bir gerçekti. En başta da demiştik ya , bazılarının kaybedeceği şeyleri hala vardı Peki kaybedeceği hiç bir şeyi olmayan insan var mıdır diyorsanız, size Bulut il neredeyse aynı yaşta olmasına rağmen bambaşka bir hayatı yaşayan Ateş'i örnek gösterebiliriz. Evet insan neyi kaybederse kaybetsin, biliyoruz ki kaybedeceği o son nefesi hala vermediği sürece hala her şeyini kaybetmemiş sayılır. Oysa bu koca bir yanlıştır, en azından ateş için yanlıştır. Zira o son nefesini başkasına teslim edeli yıllar oluyor. Bulut'un hayatı için savaştığı zamanlarda Ateş önündeki zayıf adama daha sert yumruklar atmak için kendisini zorluyordu. Parmak boğumlarından yere damlayan kanları umursamadan bir yumruk daha geçirdi altındaki bedene. Adam artık neredeyse bilincini kaybetmişti. Ateş öldüresiye dövdüğü adamın üzerinden karşısındaki adama bakarken içinde hissettiği tek duygu yokluktu. Başını sağa çevirip dudaklarında biriken kanı yere tükürdü. Hemen arkasından bulunduğu arenanın içinde yüksek bir zil sesi yükseldi. Maç bitmişti. Ateş Karen kazanmıştı, yine. Işıklar yandığında Ateşin bakışları kısa bir anlığına yukarıya kaydı. Arenanın yukarısında kapalı bir balkon vardı. Parmaklıklar yerine camekan kullanılmış özel bir alana daha çok benziyordu. Belki de bir çeşit teras denilebilirdi. Ateş aşağıdaydı, arenanın içindeydi. Başını kaldırdığında camın arkasındaki yüzlerce kişinin kimisi ona gururla kimisi ise nefretle bakıyordu. Bakışları bilindik adama kaydığında sertçe yutkundu. Kazanması adamın tek onayına bağlıydı, yaşaması ise kazanmasına bağlıydı. Adam başıyla Ateş'i onaylayıp önündeki kağıda bir şeyler karalamaya başladığında ise Ateş'in gerginliği azaldı. Gerginlik yerini gurura ve rahatlığa bıraktı. Koltuğun sahibi, Ateş'in kazandığını onaylamıştı. Birkaç saniye içinde az evvel zil çalan hoparlörden nötr bir ses duyuldu "Ateş Karen maçı kazandı." Ateş Karen daima kazanırdı. Arenanın kapısı açıldığında Ateşin öldüresiye dövdüğü çocuğun babası koşarak içeriye girdi. Oğlunun yanına koşup onu yerden kaldırdı bir yandan ise "olsun sen iyisin" diyerek teselli ediyordu. Ateşin bakışları birkaç saniye karşısındaki rakibinden ayrılmadı ardından istemsizce başını çevirip kapıya baktı. Hayır, boştu. Ateş o bilindik duyguya artık alışmış gibi sakince arenanın çıkışına ilerledi. Kazanmıştı, ancak rakibine baktığında onun yerinde olmayı istediği için kendisine ' kazandım' bile diyemiyordu ve biliyordu, Ateş Karen daima kazanmalıydı. Arenanın çıkışında durdu. Belindeki silahı çıkartıp arkasını döndü ve hala kendisinin toparlayamamış olan rakibine birkaç el ateş etti. Balkondan arenanın içine bakanlar korkuyla birkaç adım gerilerken rakibinin babası olan adamdan korkunç bir feryat yükseldi. Adam öfkeyle ateşe saldırmaya başlığında çoktan diğerleri arenaya girmiş adamı durdurmayı başarmışlardı. Ateş tepkisice karşısında üzerine atlamaya çalışan ve bağırıp ağlayan adama baktı bir süre, ardından  yüzünde karşısındaki adamın acısının aksine bir gülümseme peyda ederken sakince arkasını dönüp arena çıkışına ilerledi çıkmadan önce durdu, kimsenin duymayacağını bilmesine rağmen kendince gülüp fısıldadı "İşte şimdi Ateş Karen kazandı." Adımlarını yavaş tuttu, zira gideceği yere acelesi yoktu. Sanki az evvel bir cinayet işleyen kişi o değilmiş gibi düşündüğü tek şey yaşadığı yere gidip karnını doyurmak ve biraz dinlenmekti ... "Bulut hadi uyan abicim" Bulut duyduğu sesle yavaşça yerinde doğruldu. Dün eve geldiğinde saat çoktan gece yarısını geçmişti. Belki de daha az mesai yapmalıydı. Aksi takdirde vücudu bu yorgunluğu taşıyacak kadar güçlü değildi ancak söz konusu Bulut'un kardeşleri olduğunda ölümü bile göze alabilecek potansiyele sahipti. Uzandığı kanepeden yavaşça doğruldu. Bu sırada bir oda bir salondan oluşan evin tek odası da açılmış gözlerini ovuşturan küçük kız çocuğu yarı uykulu şekilde odadan çıkmıştı. Daha büyük bir eve taşınacak durumları yoktu ve Bulut evdeki tek odayı henüz 6 yaşında olan küçük kız kardeşleri ve hasta olan abisine vermişti. Yattığı yerden henüz toparlanmıştı sırtı ağrıyordu ve ev her zamankinden daha soğuktu. Kışın doğalgaz faturasına yetişmek için sadece abisi ve kardeşinin kaldığı odanın peteklerini yakmak zorunda kalıyorlardı. "Abi bak ben ne çizdim" diyerek yanına koşan kızın elindeki resme dünyanın en önemli şeyini inceler gibi bir süre baktı bulut. Sıradan bir balık çizmişti ancak balığın farklılığı renklerindeydi. Küçük kız hiç bir rengi ayırt etmeden hepsini kullanıp rengârenk bir balık çizmişti. Bulut bir süre tebessümle kağıda ardından karşısındaki küçük kıza bakıp gülümsedi "aferin benim güzelime çok güzel çizmişsin" Küçük kız kanepede oturtup henüz yere değmeyen ayaklarını sallamaya ve Mahçupca parmaklarıyla oynamaya başladı. Elbette Bulut bir şeyler söyleyecek olduğunu anlamıştı. "Çiçek bir şey mi oldu" dedi gergince. Okulda zorbalık mı görmüştü? Öğretmenlerinden azar mı yemişti? Bir eksiği mi vardı? Bulut'un kafasından bu düşüncelerin binlercesi aynı anda geçiyordu. Bir babanın düşünmesi gereken maddiyatı bir annenin düşünmesi gereken maneviyatı Bulut tek başına düşünmek zorundaydı. Küçük kız hayır derecesine başını salladı mavi gözlerini kirpiklerinin altından abisine doğrulttu "abi çizimlerim kaç lira eder?" dedi. Bu soruyu sorarken yerinde huysuzca kıpırdanıp parmaklarıyla oynamaya devam ediyordu. Bulut sertçe yutkundu. Çiçeğin basitçe söyledikleri onun kalbinin üstüne Koca bir ağırlık yerleştirdi .İstemiyordu. Kardeşinin de kendisi gibi aile sorumluluğu alarak büyümesini istemiyordu. Henüz 6 yaşında bir kızın maddi sıkıntıları anlayacak kadar büyümesini istemiyordu. Çiçeğin çocuk olması gerekiyordu. 6 yaşında bir yetişkin olmak için çok küçüktü. Bulut kendisini toparlamaya çalıştı ancak bu zannedilenden daha güçtü. Küçük kardeşi ona yaşından bile büyük bir ağırlık bırakmıştı farkında olmadan."Niye soruyorsun çiçek?" dedi uysal çıkmasına özen gösterdiği sesiyle. Çiçek dudaklarını ısırdı küçük kız abisinden okul ihtiyaçlarını isterken çekiniyordu. Bulut her ne kadar belli etmese de çiçek abilerinin kendisi için ne zorluklarla göğüs gerdiğini biliyordu. Henüz 6 yaşındaydı ancak birine yük olmanın ağırlığını anlayacak kadar büyümüştü.Hikayemizin başında demiştik ya, bazıları doğuştan büyümüştü. Çiçek doğuştan büyümüş o çocuktu. Parklarda salıncağa binmek yerine üstüm kirlenmesin diye düşünen çocuklardandı. Arkadaşlarında var olan şeyleri içten içe isterken umurunda değilmiş gibi davranan çocuklardandı.Mesela ışıklı bir ayakkabı hep hayali iken abisi üzülmesin diye ' hayır ışıklı ayakkabı çocuklar için ben büyüdüm diğerini istiyorum' diyerek abisinin 'cebine uygun' olan ayakkabıyı alacak kadar olgundu. "Bir şey olmadı da ben merak ettim" dedi. Bulut elbette çiçeği tanıyordu onun bir şey olmadı da ile başlayan her cümlesinde bir şeyler olduğunu anlayacak kadar tanıyordu. "Söyle abicim bak üzme beni" Çiçek derin bir nefes verdi "mont alacaktım ben,ondan sordum" dedi. Ardından hızla başını kaldırıp kendini ispatlamak ister gibi devam etti "ama var montum şimdi ben zaten sonra alacaktım" Bulut , çiçeğin bu hallerine buruk bir tebessümle baktı. Keşke elinde olsaydı da çiçeği de şımarık çocuklar gibi her istediğini yaparak büyütebilseydi. Gecesini gündüzüne katarak ev eksiklerini iyi kötü idare ediyorlardı ve bu onlar için yeterliydi ancak çiçek... O daha çok küçüktü ve bu yaşta her ne kadar olgun olursa olsun hâlâ başkasında gördüğü Barbieli kalemlere özenerek bakacak kadar çocuktu. Bulut derin bir nefes aldı ve çiçeğin saçlarını karıştırdı ona belli etmemeye çalışarak sordu "ne montu bu söyle bakayım" çiçek cevap vermeden elinde bir bardak çay ile birlikte abisi bulundukları alana gelmiş ve Buluta gerekli cevabı vermişti "sibelde görmüş pembe simli mont ondan alacakmış para biriktiriyor" dedi. Evleri Amerikan mutfak olduğu için konuştukları şeyleri başından beri duyuyordu ve dün çiçek, Buluta söylemeden önce bu konuyu diğer abisi Gökay ile çoktan konuşmuştu. Bulut yavaşça kafasını salladı ve çiçeğe döndü."Nerde satılıyormuş bu simli mont" çiçek heyecanla yerinde doğruldu açıkçası söylerken bile mahçup olduğu monta Abisinin parasının yetmeyeceğini düşünmüştü. "Aşağıdaki mağazada alabilir miyiz ki ya pahalıysa ama-" "Abicim" diyerek sözünü kesti Bulut ardından çiçeğin omuzlarından tutup onu karşısına aldı ve gözlerine bakabilmek için hafifçe eğildi "ben kimin için çalışıyorum. Söz alacağım o montu sana tamam mı?" Çiçek başını sallayıp hevesle abisine sarılıp yanağına sıkı bir öpücük kondurup heyecanla odasına doğru koşmaya başladı. Bulut küçük kızın arkasından yüzüne yerleştirdiği bir gülümsemeyle bakarken önümüzdeki birkaç hafta okula yürüyerek gideceğine emin olmuştu. Aksi taktirde o montu alabilecekleri bir parası yoktu. Çiçek odasına girdiğinde Gökay, Buluta döndü " Nasıl alacaksın o montu kaç paradır kim bilir?" Bulut onu üzmemek adına eliyle geçiştiriyormuş gibi bir hareket yaptı ve umursamazca konuştu "var köşeye attığım birkaç kuruş hallederim ben " dedi. Abisinin kalp krizi geçirmesi üzerinden yalnızca birkaç ay geçmişti üstün üstlük astım hastalığı da ona zorluk çıkartıyordu aslında açıkça çalışmaması gerekiyordu ancak çalışmak zorundaydı. Bulut'un aldığı yarım maaşla evi geçindirmelerine imkan yoktu. Abisi de pek bir gelir alamıyor olsa da Bulut'un da getirdiği yarım maaşla birlikte iyi kötü geçim sağlanıyordu. " Saat yedi buçuk oldu okula geç kalmıyorsun değil mi" Bulut oturduğu yerden kalkıp banyoya ilerledi banyoda ki dolabı kıyafet dolabı olarak kullanıyordu. Zaten pek fazla kıyafeti de yoktu. Üzerine okul formasını geçirirken ekstra kalın giyinmeye dikkat etti. Otobüsle gitse neyse ama yürüyerek gittiğinde hasta olma ihtimali daha fazlaydı ve dikkatli olmalıydı. Üstünü giyip saçına başına çeki düzen verdikten sonra akşamdan hazırda tuttuğu okul çantasını sırtına takıp evden çıktı saat sekiz olmuştu dersin başlamasına 40 dakika vardı ve o 40 dakikada okula yürüyerek ancak ulaşırdı.Ankara'nın ayazı yüzüne tokat gibi çarpıyorken adımlarını hızlandırdı. İnsana ismini bile unutturacak kadar ayazı vardı. Ankara her şeyiyle acı veren ancak vazgeçilmeyen bir şehirdi. Okula vardığında zil neredeyse çalmak üzereydi. Okulun içi sıcaktı bu yüzden içeri girdiğinde hücrelerindeki soğuğu silkelenip atmaya çalıştı. En üst kata doğru çıkarken merdivenler her geçen adımda gözünde daha çok büyüyordu. 12. Sınıfları son kata atan müdüre içinden küfürler yağdırırken son kata sonunda ulaşmayı başarmıştı. Sınıflarına vardığında umutun çoktan geldiğini fark etmişti.Umut 9. Sınıftan beri tek yakın arkadaşıydı. Sessiz sakin olmasıyla bilinir bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığında ilerlerdi. Bulut yavaşça kendisini umutun yanına atarken yorgunlukla nefes verdi "bu kata sınıf yapanın anasını-" çalan zil sayesinde küfürü yarıda kesilmiş sonrasında ise nefes almaya çalışmaktan devamını getirmemişti. Neyse ki ilk dersleri matematikti ve Bulut matematiği zorlanmadan yapabilen sayılı kişiler arasındaydı. Ders boyunca umutun sorduğu her soruyu cevaplamaktan hocanın sorduğu soruları kaçırsa da dersten alabileceği en yüksek verimi almayı başarmıştı. Umut istese matematik yapabilirdi ancak okulda karşı sınıflarında bulunan irem'e kafayı taktığından beri dersleri boşlamış. Tek düşündüğü saçma sapan bir aşk duygusu olmuştu. Herkesin ders notu ezberlediği haftalarda bile iremin göz rengini ezberlemekle meşgul olacak kadar kafayı kızla bozmuştu. Üstelik her teneffüs Bulutu da peşine takıp İrem bahçeye çıktı diyerek bahçeye koşması da cabasıydı. Umut dersin sonunda matematik öğretmenlerinin boş bırakmasını fırsat bilerek telefonunu çıkarttı ve bilindik bir heyecanla yanında teste kafasını gömmüş olan Bulut'u dürttü "Kanka ben dün mesaj attım irem'e" bulut normalde asla ilgilenmeyecek olduğu konuda 'mesaj attım ' cümlesini duyar duymaz hızla kafasını kaldırdı ve umuta şaşkınlık dolu bakışlarını gönderdi, nitekim şaşkınlığı da birkaç saniye sürmüştü. Şaşkınlığının ardından derin bir nefes verip şakaklarını ovuşturdu. Umut göremese de Bulut o kızın nasıl birisi olduğunu çok iyi biliyordu. Arkasından konuşmadığı adam kalmadığı gibi yan yana geldiklerinde bir o kadar yalaka olan bir kızdı. "Aptalsın biliyorsun değil mi?" dedi defalarca kez onu bu konuda uyarmış ancak aptal arkadaşı bir türlü kızdan da aşkından da vazgeçmemişti. İşte bu yüzdendir ki Buluta göre aşk korkunçtu. Kötü birine aşık olmak ise azraille kumar oynamaya benziyordu on kez kazansan da bir kere yenildiğinde canınla ödüyordun. Umut telefonu çıkartıp Buluta doğru uzatırken bulut onun aksine heyecanlı değil endişeliydi. Sahiden dün umut ve irem epey konuşmuşlardı. Okuduğu her cümlede Bulut'un şaşkınlığı biraz daha arttı. İrem şaşırtıcı şekilde umutun flörtöz tavırlarına karşılık vermese de her hangi kötü bir yorumda bulunmamış hatta yer yer bunun hoşuna gittiğini ima eden konuşmaları da olmuştu. Sonunda konuşmalar bittiğinde Bulut her zamanki ' pişman olacaksın ' konuşmasını yapmadı onun yerine yalnızca " hayırlı olsun kanka" demekle yetindi. Okul zilinin bilindik melodisi kulakları doldururken umut hızla yerinde kalkıp Bulut'u da arkasında sürüklemek sureti ile aşağıya koşmaya başladı. İremlerin ilk dersinin beden olduğunu biliyordu. Bu yüzdendir ki bahçeye koşup sevdiği kızı 10 dakikalık tenefüste ne kadar aklına kazıyabilirse o kadar kazımak istiyordu. Aşağıda bahçeye indiklerinde aylardan kasım olması sebebiyle olsa gerek ki doğru düzgün kimse yoktu. Tabi iremlerin sınıfı derslerinin beden olması sebebiyle bahçedeydi. İrem umutu gördüğünde utangaç bir tavırla gözlerini kaçırdı elbette bu utangaçlığın sahte olduğunu Bulut görebiliyordu lakin aşktan gözü kör olmuş arkadaşına bir türlü anlatamıyordu. Yalnızca birkaç saniye geçmişti ki kendisine doğru gelen üç kişiyi ilk fark eden yine Bulut oldu. Bu üç kişiyi daha önce okulun belalıları olarak duymuştu. Elbette Bulut onların belalı olmalarını pek takmıyordu. Hiç bir zaman korkak bı tip olmamıştı ve girdiği her ortamda belalı gözüküp insanlara zarar veren şerefsizlerden nefret etmişti. Bu tarz belalı insanlar hep hayatındaydı ve daima var olacaklardı. Türkiye şartlarında LGBT bir bireyin sıradan ve sakin bir yaşam sürmesine imkan yoktu ve Bulut hayatı boyunca bu zorlukların hep baş karakteri olmuştu. "Selamın aleyküm çilekli sütlerim" ortama ilk giren sarı saçları ve yeşil gözleri ile ismini bilmediği bir çocuk olmuştu. Herkesi bozguna uğratacak şekilde fazla neşeli bir giriş yapmıştı. Yine de bu neşeli girişin tonlamasına bakılırsa Bulut karşılarındaki sarışın çocuğun kendileri ile dalga geçtiğine emin olmuştu. Karşılarındaki çocuğun tekrar konuşmasına fırsat vermeden hemen yanındaki kahverengi saçlı ve mavi gözlü çocuk sinirle umutun yakasına yapıştı "sabahtan beri nereye bakıyorsun lan sen, oyarım o gözlerini piç kurusu" umut şaşkınlıkla olayı bağdaştırmaya çalışırken en arkadan gelen siyah saçları ve aynı siyahlıkta gözleri olan üçüncü kişi kahverengi saçlı çocuğu omzundan tutup geri çekti. "Kayra bir geri dur." Tek cümlesi yetmişti Kayra ellerini umutun yakasından çekse de nefret dolu bakışları hala umutun üzerindeydi. Sarışın çocuk dirseğini umutun omzuna atıp elindekini çilekli sütün pipetini ağzına götürdü çilekli sütünü içmeden hemen önce ise süt kutusunu anlamazca suratına bakan umuta uzattı "çilekli süt, güzeldir hiç denedin mi " "Bartın uzaklaş " dedi yine aynı siyah gözlerin sahibi. Bartın çilekli sütüne saplandığı pipeti ağzına götürürken o da tıpkı Kayra gibi ellerini umutun üstünden çekip biraz geri çekildi. Siyah gözlerin sahibi Bulut'a hiç bakmadan direkt hedefine kilitlenmişti. Umuta doğru ilerledi bir elini umutun omzuna koydu ancak bu hareketi dostane bir yaklaşımdan çok,tehtitkar bir tavırdaydı. Umut sertçe yutkundu. Bu heriflerin okuldakilere yaptığı şeylere az çok şahit olmuştu ve korkuyordu. Bunu saklayacak kadar da cesareti yoktu."Uzatmadan lafa girelim utku." "Aslında ismim Umut" diye düzeltti Umut. Karşısındaki siyah gözlerin sahibi umursamazca omuz silkti " pek sikimde olduğu söylenemez. Eminim sen benim kim olduğumu biliyorsun" Umutun bakışları yeri bulurken sertçe yutkundu. Karşısındaki adam tuttuğu omzu biraz daha sıkıp sordu "kimim biliyor musun " "Ateş Karen." dedi umut. Sesi bile fısıltı gibi çıkmıştı. Bu adamın ismini yüksek sesle söylemek bile cesareti işiydi ve Umut o kadar cesaretli değildi. Ateş'in dudağının bir kenarı memnuniyetle kıvrıldı. Seviyordu, insanların korku dolu bakışlarının hedefi olmayı seviyordu. İsmini bile titreyerek söyleyen dudakların varlığına alışmıştı. O Ateş'ti yakmayı seviyor ve en çok yakmayı biliyordu. "Güzel" dedi Ateş ardından gözleri ile bahçenin bir köşesinde dedikoduya dalmış olan kızı gösterdi "o kızı tanıyor musun" Umut'un gözleri kısa bir an İremi bulduğunda evet derecesine kafasını salladı. Kayra ise sinirine hakim olmadan bağırdı "tanıyorsun madem ne yarrama rahatsız ediyorsun piç" Ateş, Kayra'ya uyaran bir bakış göndermekle yetindi ve bu bakış Kayra'nın tekrar susmasına yetmişti. Ateş tekrar kendisine korkuyla bakan,umuta döndü konuşmaya başladığında sesi yüksek değildi ancak öylesine korkutucuydu ki umut içinin ürperdiğini hissetti. "İrem'e yaklaşırsan senin götünden kan alırım. Haberin yoktur diyerek söylüyorum. Kayra ile İrem yıllardır sevgililer. Her ne kadar bunun şuan duyulmasını istemesekte bil ona göre davran " umut şaşkınlıkla kafasını kaldırırken Ateş az önce var olan sessizliğinin aksine tüm okulu inletecek ve bahçedeki herkesin bakışını üzerine çekecek şekilde bağırdı "indir lan gözlerini!" Umut yerine titredi sadece umut değil o an bahçede olan herkes yerinde titredi, bir kişi hariç. Umut hızla bakışlarını yere indirdi. Ateş gözlerine bakılmasından hoşlanmazdı. Ateş karşısında korkuyla başını eğen insanlara alışkındı. Gözlerine bakmaya cesaret edecek adamın korkusu olmayı da şimdiye kadar hep başarmıştı. Evet bahcede ki herkesi korkutacak sesi sayesinde herkes ölüm sessizliğine bürünmüştü, bir kişi hariç. "Hayırdır borazan mı yuttun birader" Cambazlıkta bir kural vardır. Koşullar ve sartlar ne olursa olsun daima karşıya bakmalı, ve daima kendi ipinizde ilerlemelisiniz, rastgele bir dürtü ile gözleriniz yere kayar veya aptalca bir cesaret tek hamle yaparsanız, bu sonunuzu getirebilir. Evet bu hikayenin en aptalca cesareti ile yapılan hamlesi buydu ; Bulut'un az önce ağzından çıkan tek cümle. Bartın'ın içtiği süt boğazında kaldı. Umut kısa süreliğine korkusunu bile unutup şaşkınlıkla sesin sahibine baktı ve hatta her zaman sinirli olan Kayra bile bir anlık şokla sinirli yüz ifadesini silmişti. Siyah gözlerin sahibi olan Ateş ise bir süre durdu. Sanki o bile kısa bir anlığına şoka uğramıştı. Bakışlarını umutun üzerinden bir kaç saniye çekemedi saniyeler sonra ise içinde harlanan sinirinin aksine yavaşça umutun yanındaki bedene başını çevirdi. Bulut ise Ateşin korkunç bakışları kendisini bulduğunda bile bakışlarını kaçırmamıştı. Kabul ediyordu,o da korkuyordu ancak karşısında kendisini dünya lideri sanan tiplere duyduğu nefret ve öfke korkusundan çok daha fazlaydı. Bulut ne Kendi hakkını ne de haksızlığa uğrayan dostunun hakkını birkaç zorbaya yedirmezdi. Onun yapısı buydu. Bulut savaşırdı, kazanana kadar defalarca kaybetse de asla pes etmezdi. Ömrü boyunca bu zorbalarla savaşmış bazense kaybetmişti ancak hiç bir zaman susup köşesine çekilen birisi olmamıştı."İndir gözlerini" dedi Ateş. Sesi fısıltı gibi çıksa da bu fısıltı o ortamda bulunan herkese fırtına öncesi sessizlik olduğunun habercisiydi. Bulut ise umursamadı. İnadı korkusunu her zaman yenmişti, her zaman da yenecekti. Başını biraz daha dikleştirdi. Karşısındaki adama doğru bir adım attığında Ateş, umutun omzuna koyduğu elini çekmişti çünkü şuan umuttan çok daha dikkatini çeken birisi kadrajındaydı. Bulut bir adım daha attı. Boyu Ateşin omzuna geliyordu ve onun gözlerine bakabilmek için biraz daha başını kaldırması gerekmişti. Ateşin kaşları çatıldı. Bulut ise umuta elini uzattı, gözleri hala Ateşteydi. "Telefonunu ver umut" umut anın şokuyla sadece söylenilen şeyi yapıp telefonunu çıkarttı ve arkadaşının eline bıraktı. Bulut birkaç tuşa bastığında İrem ve Umutun konuşmaları ekranı doldurmuştu. Telefonu sertçe Ateşin göğsüne bastırdı ve onu hafifçe itekledi . Ateş ise kendisine tutuşturulan telefonla birkaç adım geriledi ve telefona baktı. Elbette mesajlarda yeterince açık şekilde 'iremin flörtöz tavrını' anlamıştı. Bulut gururlu bakışını bozmadan alayla konuştu"sana tavsiyem önce arkadaşını teselli et. Sonra birlikte boynuzlarını cilalarsınız" Ateş sinirle ona bir adım attığında Bulut hızla hemen yanında duran Bartın'ın elindeki çilekli sütü alıp ona saldırmak üzere olan Ateşin suratına doğru sıktı. Ateş beklenmedik darbe karşısında kalakalırken bahçede bulunan yaklaşık 50 kişi çoktan dedikoduya başlamıştı ve emin olun Ateşin bu durumunun tüm okula yayılması 1 ders bile sürmeyecekti. Bu da hikayemizin ikinci dönümnoktası ve çıkmaz sokağa inançla atılan ikinci adımdı ; ' ve hikaye böyle başladı ' diyerek bahsedilecek bir başlangıçtı. Lakin Bulut'un bu hamlesi bir hikayeyi değil bir savaşı başlatmıştı . Ve evet, savaş tam olarak böyle başlamıştı. Bartın ve Kayra, Ateş'in yüzüne sıkılmış sütle ilgilenmekten ve şok etkisiyle kalakalmaktan başka bir şey yapmadılar. Bulut ise herkesi bozguna uğratmanın fırsatıyla birlikte hızla telefonu hala şok etkisiyle duran Ateş'in elinden çekti diğer eliyle umutun bileğini kavradı ve hızla okula ilerledi. Son kata çıkana kadar ne umut ne de Bulut konuşmamıştı. "Az önce kendi kafana sıktın." Dedi umut şok olmuş sesiyle. Arkadaşından böyle bir tepki vermesini hiç mi hiç beklemiyordu. Bulut'un deli cesareti olduğunu artık ezbere biliyor olsa bile kafa tuttuğu kişi Ateş Karen olduğunda bu umut için bile beklenmedikti. Bulut umursamazca omuz silkti "Şu adamları ilah görmekten vazgeçin, aynı yaştayız ve hiç birimizin inan bana sihirli gücü yok." "Bulut o korkmadığın adam sene başından beri kendisinin gözüne bakana bile hayatı cehennem etti. Sen nasıl bu kadar sakin kalabilirsin " dedi. Sesi istemsizce şaşkınlık ve korku dolu çıkıyordu. Kendisi için korkmayı bırakmış artık Bulut için Bulut'un yerine bile korkmaya başlamıştı. Bulut ise rahat tavrını koruyordu. En fazla zorbalık görür sonra da yaşadıklarını misliyle karşı tarafa yaşatır ve konu kapanır diye düşünüyordu. Oysa karşısındaki Ateş Karen'di. Söz konusu zorbalıkların en basiti ile bile kimse baş edememişti, şimdiye kadar. Ateş ise okul bahçesinde yüzündeki sütle kalakaldığında birkaç saniye üzerindeki şok etkisini atamadı bu sırada Bartın etraftakilerin sağlığını düşünüp o tarafa bakan kim varsa ' önünüze dönün lan' diyerek azarlıyordu. Ateş, Bulut'un bıraktığı boşluğun arkasından bakmayı bıraktığında ilk yaptığı şey yüksek sesli bir kahkaha atmak oldu. Bu kahkahası ise çevredekileri yeterince korkuya bürümüş bahçedeki kişi sayısı çoktan azalmaya başlamıştı. "Kanka are you okey misin lan?" dedi Bartın şüpheyle. Ateşin bu kahkahası arkadaş olmalarına rağmen hem Bartın'ı hem de Kayra'yı sonuna kadar korkutmayı başarmıştı. Ateş sonunda sustuğunda yüzünde tehlikeli bir gülüş peyda etti "o herif öldü." dedi. Buluta yapacağı binlerce işkence şimdiden aklında var olan sıraya dizilmişti ve Ateş her zaman yaptığı gibi 'acaba hangisini seçsem' diye düşünmedi. Hayır, bu sefer hepsini yapacaktı. Bu yıl Bulut'u eline işkence oyuncağı yapacaktı."Ölmeyi isteyecek" dedi sadistçe bir tavırla yüzünde az önceki gülümsemeden eser kalmamış yalnızca acımasızlığın bıraktığı bir ifade takınmaya başlamıştı. Kayra ve Bartın birbirilerine bakarken Bartın sertçe yutkundu. Bu sefer Ateş'in ortalığı gerçek anlamda yakmadan rahat durmayacağını anlamışlardı. "Ölmek için yalvaracak. O piç kurusu durmam için bana yalvaracak" dedi öfkeyle. Durmayacaktı, bu sefer Toprak bile onun durmasına sebep olmayacaktı. Ateş Karen, Bulut Aser'i yakmadan durmayacaktı. Ve savaşları böyle başladı. Birisi yakmayı biliyordu ve bir diğeri yanmaktan hiç korkmuyordu. Bu savaşın nereye gittiğini veya sonunun ne olacağını ise ne kendileri ne de onları yazan kader bilmiyordu... ÖNEMLİ UYARI ARKADAŞLAR BU HİKAYE ZOR BİR İLİŞKİ ELE ALAN BİR HİKAYE. EVET BÜYÜK ZORBALIKLAR GÖRECEKSİNİZ AFFEDEMEYECEĞİNİZ BİR ÇOK OLAY OLACAK. KARAKTERLER ISE HİC BİRİNİZİN HAYALLERİNDEKİ O KARAKTER OLMAYACAKLAR. KARAKTERİ SEVMEYEBİLİRSİNİZ ,AFFETMEYEBİLİRSİNİZ ANCAK RİCA EDİYORUM BUNUN BİR KİTAP OLDUĞU BİLİNCİNDE İLERLEYİN KARAKTERLERİM PSİKOLOJİK YÖNDEN FAZLASIYLA EKSİĞİ OLAN BİR ÇOĞUNUZUN GERÇEK HAYATTA KARŞINIZA ÇIKSA NEFRET EDECEĞİNİZ İNSANLAR BEN BU HİKAYEDE SİZE İYİYİ SEVMEYİ DEĞİL KÖTÜYÜ SEVMENİN NE KADAR ZOR OLDUĞUNU VE BİRİNİ SEVERKEN İNSANIN KENDİNE BİLE NASIL İHANET EDEBİLECEĞİ GERÇEĞİNİ GÖSTERECEĞİM. KARAKTER GELİŞİMİ ÖYLE 3 5 BÖLÜMDE OLMAYACAK BİZİ EPEY ZORLAYACAK HER ŞEY DÜZELDİ DERKEN TEK CÜMLE HER ŞEYİ BOKTA EDECEK ÇÜNKÜ YILLARCA BÜYÜTÜLDÜĞÜ İDEALLERE İNSANIN İHANET ETMESİ İNANIN BİRKAÇ BÖLÜMDEN DAHA FAZLA SÜRER VE BU HİKAYE GERÇEKÇİ OLSUN İSTİYORUM. BAZEN SİZ BİLE BULUT VE ATEŞ YERİNDE KARAKTER GELİŞİMİ YAŞAYACAKSINIZ ANCAK ONLAR YAŞAMAYACAK VE BU DURUM SİZİ DE BENİ DE ÇILDIRTACAK. BU BİR HİKAYEDİR BUNU BİLEREK BAŞLAYINIZ. KARAKTERLERE İSTEDİĞİNİZ KADAR KÜFÜR EDEBİLİRSİNİZ BEN DE YAZARKEN ÇOK SÖVDÜM ANCAK ŞAHSIMA AİT KONUŞMALAR YAPAN HERKESİ ENGELLEYECEĞİM BİLGİNİZE...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.