İçeriğe geç

SENİN ESERİN

Bölüm 2 · 11 dk okuma

SENİN ESERİN

Bölüm 2

2.Bölüm

BÖLÜM 2: OYUN

Enkaz. Düşüncelerimin dönüştüğü şey, enkaz. Dönüştüğüm şey, enkaz. Duygularımın altında kaldığı şey, enkaz. Birçok kayıp verdiğim yer, bir enkaz. Anılarımın altında can verdiği yer, bir enkazın altı. Kaybolduğum yer. Ölmek istediğim yer. Yaşamak için savaş verdiğim. Sustuğum yer. Çığlık attığım. Bastırıldığım, zorla tutulduğum yer. İsyan çıkardığım yer. Âşık olduğum, güvendiğim, uğruna herkesi karşıma alabileceğim adamı kaybettiğim yer bir enkaz.

Bir kelimenin bu kadar çok anlam ifade edebileceğini hiç düşünmemiştim. Bir kelimenin canımı bu kadar yakacağını hiç düşünmediğim gibi. Bir kelime beni şu an ancak bu kadar ifade edebilirdi. Bir kelime ancak bu kadar yaptığım be yaşadığım her şeyin sonucunu bu şekilde anlatabilirdi.

Birileri konuşuyor ve ben susuyorum. Birileri ölüyor ve ben yaşıyorum. Birileri zor durumda ve ben sadece izliyorum. Birileri yardım istiyor ama ben sadece bakıyorum. Tıpkı diğer insanlar gibi ama tek bir farkla bu hikâyedeki birileri de yine benim.

Susmak canımı yakıyor olmasına rağmen ben yine konuşamıyordum. Belki de artık yapacak bir şey olmadığı için susuyorumdur. Belki de ne yapacağımı bilmiyorumdur.

Gizem anlattı, Ceyda ve ben dinledik. Ceyda şaşırdı, küfretti, sövdü, yeni yen, beddualar üretti. Ben ise sadece dinledim. Ne şaşırabildim ne küfredebildim ne de sövebildim.

Ne için bunu yaşamıştım ne için kendimi kötü hissetmiştim ne uğruna aldatılmıştım? Bütün bunların cevapları sadece bir ‘HİÇ’ ti.

İş işten geçmeden önce neredeydim ben?

Ben kendimi ne zaman bu kadar kaybettim?

Ben nasıl böyle bir hata yaptım?

O Esra isterse dünyayı alsın ama artık benim olan hiçbir şeye dokunamayacaktı. Buna izin veremezdim. Eğer Serkan’ı aldıysam benim olmadığı için alabildi. Ama şimdi önce Serkan’a onun gerçek yüzünü göstereceğim ardından ise elinde ne var ne yoksa alacağım.

Bunu o şeref yoksunu kendi istemişti ve bende ona istediğini tabii ki vereceğim.

Madem bir oyunla her şey başladı o zaman bir oyunla da biter değil mi?

Kedinin fareyle oynadığı gibi oynayacağım seninle küçük fare😊

Gizem ve Ceyda benim odamdaki yatağa geçmiş bugün yemekte olanların kıyafetlerini, sevgililerini falan konuşup kendilerince eğlenirlerken ben mutfağın balkonunda sandalyeye oturmuş karşımdaki balkondaki adamı izliyordum.

Tıpkı onun da beni izlediği gibi.

Belki yaptığım sapıkça olabilir ama tam karşımda onun da beni izlemesi bana cesaret veriyor ve nerdeyse gözlerimi kırpmadan izleyebiliyordum. Ve sanırım o da benden cesaret alarak rahat rahat izleyebiliyordu.

O beni, ben onu ne kadar süre izledik bilmiyorum ama onun telefonunun çalması ile bakışları benden masasının üstündeki telefonuna doğru kaymış ve ekrana bakması ardından telefonun yanındaki tuşa basarak telefonun ekranının kapanmasını sağladı.

Telefonunun ışığı kapandıktan sonra bende oturduğum sandalyeden kalktım ve içeri girdim. Dolaptan aldığım bardağa doldurduğum suyu kana kana içtikten sonra odama geçtim.

Ceyda ve Gizem, yer yatağında birbirlerinin sırtlarına yaslanarak ve düzenli nefes seslerine bakılacak olursa ben gelene kadar uykuya dalmışlardı çoktan.

Bende kendi yatağıma sırtüstü uzandım ve kafamdaki sesler eşliğinde bir süre tavanı izlerken uykunun kollarını bana dolamasını bekledim. Çok fazla sürmedi ki kafamdaki seslere rağmen uyku beni göğsüne çekmiş ve uykuya teslim olmuştum.

Güneş doğmuş ve mutfaktan gelen küçük sesleri dinliyordum, gözlerim kapalı. Çünkü; İstanbul artık dinlenecek bir halde değil 😊

Daha fazla mutfaktan gelen seslere dayanamadım ve üstümdeki yorganı itekleyerek yatakta önce oturur pozisyona geldim ve yatağımın yanındaki şarjda olan telefonumu şarjdan çıkartıp kalktım. Saçımdan neredeyse düşmekte olan tokayı çıkardım ve saçımı tekrar toplayarak bağladım. Daha sonra yatağımı da toplayıp, odadan çıktım.

Odanın kapısını kapattığımda mutfaktan gelen sesler bir anda kesildi ve bende istemsizce yerimde bekledim bir süre. Mutfağın kapısında olan bakışlarım kapının yanından çıkan iki baş ile önce küçük bir tebessüm belirdi dudaklarımda. Ardından tebessümüm kahkahaya döndü yüzlerindeki tatlı şaşkın ifadeleriyle.

Benimle birlikte onlarda gülmeye başladı.

Masanın başında ben, benim hemen solumda Gizem, Gizem’in hemen yanında ise Ceyda oturmuş ve kahvaltı yapıyorduk.

Dün akşam ben balkonda otururken yaptıkları sohbeti bu sefer bana anlatıyor ve bu anlattıklarına gülüyorlardı.

Hayır yani yapayım ben Nergis’in nişanlısının ‘keko’ gibi siyah pantolonun altına beyaz çorap giydiği bilgisini tam olarak hayatımın neresinde kullanabilirim ki ben.

Cevap veriyorum: HİÇBİR YERDE.

Gereksiz bütün bilgileri bana aktarmış olduklarını düşünmüş olacaklar ki nihayet susmuşlardı.

Ancak hayat yine benim mutlu olmamı istemiyor olacak ki sevincimi kursağımda bırakarak, kısa olan suskunluklarını önce birbirlerine bakarak ardından da bana bakıp bu sefer daha fazla gereksiz bilgi vermeye başladılar.

Bir konudan öbürüne atlıyor ve nasıl fırsat bulduklarını bilmediğim bir şekilde kahvaltılarını da yapıyorlardı.

Ara ara onları kırmamak ve dinlediğimi göstermek için kısa verdiğim cevap onları tatmin etmemiş olacak ki bu sefer özel hayatım hakkında konuşmaya başladılar.

“Bizim kafenin karşısındaki mağazada aşırı taş bir eleman var. İster misin?” diye olaya bodoslama dalan Ceyda ile ağzıma attığım zeytini çekirdeği ile birlikte yutarak soluk boruma kaçmasını sağlamış oldu.

Ben nefes almayıp kıpkırmızı olmuş bir şekilde yerimde debelenirken, Gizem yerinden kalkmış ve arkama geçerek heimlich manevrası yapmaya başladı.

Nihayet zeytin sıkıştığı yerden çıkarak çayımın içine düştüğünde, Ceyda’nın verdiği suyu içtim.

Gizem soluklandı ve Ceyda’ya söylenmeye başladı. “Ne biçim soruyorsun salak”

Ceyda, hemen kendini savunmaya çalışarak “Nerden bileyim boğulacağını ya” dedi.

Bu sefer Gizem daha da sinirlendi ve o da benim gibi Ceyda’nın bu yaptığını’ kaş yapayım derken göz çıkarmak ‘olduğunu düşünmüş olacak ki; “Bana bak zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışma seni burnunu ısırırım, salak şey seni.”

“Pazardaki amcalar gibi ‘ne vereyim abime’ havasında söyleseydim aynı şeyi sen ne yapardın acaba Ceyda Hanım” diyerek bende yaptığı şeyin ne kadar saçma olduğunu göstermeye çalıştım.

Tabi bunu hanımefendi anlar mı ya da anlarsa nasıl anlar bilemeyeceğim şu an.

Ceyda, yaptığı şeyin ne kadar saçma olduğunu ve suçlu olduğunu anlamış olacak ki başı önüne eğildi ve mahcup sesiyle “özür dilerim” dedi.

Gizem bana, ben Gizem’e baktım. Ceyda’nın üzerine daha fazla gitmemek amacıyla ikimizde Ceyda’nın yanına gittik ve” masayı topla içeri gel” dedim ve yumruklarımızı Gizem ile tokuşturup, sonra mutfaktan kaçtık.

Ceyda, verdiğimiz cezaya boyun eğerek sofrayı toplamış ve içeri yanımıza gelmişti.

Gizem tekli koltukta, Ceyda ise Gizem’in karşısında olan tekli koltukta otururken, bende onların çaprazında olan üçlü koltukta uzanıyordum.

“Ne yapmayı planlıyorsun?” sorarak kısada olsa sessizliği dağıttı, Gizem.

“Sanırım bir oyunda benim oynamam gerekiyor.” Dedim.

Sesim ne kadar cılız çıkarsa çıksın benim de karşılık vermem gerektiğini biliyordum.

Bu sefer merakına yenik düşerek Ceyda sorusunu sordu. “Ne yapacaksın kuşum?”

“Şu an olaylar çok yeni o yüzden düşünmeye ve sakinleşmeye ihtiyacım var. Hem bu şekilde daha sağlıklı kararlar alarak ilerde oluşabilecek kötü şeyleri de önleyebilirim.” Dedim.

İkisi de kafasını sallayarak bana hak verdiklerini göstermiş ve ardından artık kalkmaları gerektiğini söyleyerek kısaca vedalaştıktan sonra evden ayrılmışlardı.

Onlar gittikten sonra bende daha fazla geç kalmamak için duşa girmiş, hazırlanmış ve evden çıkmıştım.

Arabada eşlik ederek geldiğim okulun otoparkına arabamı park ettim.

Arabadan sırt çantamı alarak okulun girişine ilerledim.

Her adımımla beni gören öğrenciler ya ‘günaydın hocam’ ya da başlarını çevirerek görmemezlikten geliyordu.

Karşıdan koşarak yanıma gelen İpek ile gülümsemem büyümüş ve o daha konuşmaya başlamadan “sana da günaydın İpek ’cim “dedim.

Aldığı sık ve derin nefeslerinin normale dönmesi için biraz yavaşladım.

Nihayet o nefeslerini düzene sokabilmiş ve okulun ikinci katında olan ofisime yaklaşmıştık.

Çantamdaki anahtarı çıkardım, anahtarı deliğe sokup çevirdim ve kapıyı açtım.

İçeri girdikten sonra İpek’in de içeri girmesi ile kapıyı kapatıp ona döndüm. “Seni dinliyorum canım.”

“Ilgaz Hocam, bilmeniz gereken bir şey var?” diye beni daha da meraklandırarak önce başını eğdi daha sonra parmaklarıyla oynamaya başladı.

“Neyi bilmem gerekiyor İpek ‘cim “diye sordum.

Bir an önce söylesin ve hem o hem de ben rahatlayalım istedim.

“Bugün yeni bir beden hocası gelecekmiş.” Diye bir çırpıda söylemiş ve rahatlamıştı, İpek.

Ama aynı şeyler benim için geçerli değildi.

“Evet biliyorum canım.” Diye devam etmesi için teşvik etmeye çalıştım.

“İşte o öğretmen bugün geldi hocam. Ama gelir gelmez bizim sınıf birbirlerine eşek şakası yaparken yanlışlıkla biri ona denk geldi.” Dedi.

“Hangi şaka tam olarak İpek”

“Kapının üstüne astıkları kırmızı boya dolu kova şakası hocam” dedi. Sesi mahcup ve cılız çıkıyordu.

“Peki siz ne yaptınız İpek?” diye sordum.

İçimden özür dilemeleri ve yeni gelen hocanın da affederek olayın büyümemesi için dua etmeye de devam ediyordum.

Fakat dualarım kabul olmadı ve İpek çekinerek “Özür diledik elbette ama önce sizinle konuşup daha sonra dilekçe yazarak hepimizi disipline göndereceğini hatta okuldan atılmamız için elinden geleni yapacağını söyledi.”

İpek’in her kelimesi ile omuzlarım yavaş yavaş çökmüş ve başıma ağrılar girmişti.

Benim sorumlu olduğum sınıfım yine başını belaya sokmuş üstelik bir de yeni gelen hocaya denk gelmişti.

Bir insanın bir günü hiç mi güzel geçemez ya rabbim?

Tek kendimi kandırma şeklim ‘Allah sevdiği kullarını sınava tabi tutarmış’ olan cümlemi bu sefer sesli bir şekilde söyleyerek kendimi kandırmaya çalıştım.

Bir süre gözlerim kapalı ne yapacağımı düşünürken İpek “Hocam ne yapacaksınız?” diye sordu.

“Korkularımın üstüne gideceğim tabii de” Dedim başım dik ve sakinleşmiş bir şekilde.

“Korku evine mi gideceksiniz?” diye İpek saçma bir soru sorunca portmantoya montumu asmak üzereyken durdu.

İpek sayesinde gerginliğim uçup gitmiş ve ufak bir tebessüm konmuştu dudaklarıma. “Korku evi nerden çıktı kız. Tabii ki de yeni gelen hocanın yanına gideceğim.”

“Çok pardon hocam. Siz öyle korku falan deyince aklıma korku evi geldi birden” dedi mahcupça.

Tebessümüm dudaklarımda büyürken elleriyle oynayan İpek’in ellerini ellerimin arasına alarak “Sorun değil canım ben seni anladım merak etme” diye onu anladığımı göstermek istercesine ellerini okşadım.

Onu anladığımı fark etti ve onun da yüzünde gülümseme oluştu. Onun gülümsemesi ile ben biraz daha gülümsedim ve “Maalesef benim artık gitmem gerek canım. Sende sınıfa dön ve biraz sonra sınıfa geleceğimi söyle” dedim.

“Peki hocam” diyerek İpek odadan ayrıldıktan sonra bende çantamı masanın üstüne koyup önlüğümü giydim ve ofisten çıkıp, kapıyı kilitledim. Ardından yan odadaki müdürün kapısının önünde olan nöbetçi öğrenciden yeni gelen beden hocasının nerde olduğunu öğrendim.

Olabildiğince seri olan adımlarım aynı zamanda sertti. Ellerim önlüğümün ceplerinde spor salonuna gidiyordum. Olabildiğince hızlı bir şekilde bu konunun kapanması için Allah’a dua ederek geçen birkaç dakikanın sonunda spor salonun kapısından girdim.

Sahada kimse yoktu. Üstüne boya döküldüğü için temizlendiğini düşünerek tribünlere geçtim.

Yarım saatin sonunda üst kattaki soyunma odalarının olduğu yerden ses gelince oraya baktım.

Sol elinde çöp poşetinin içinde boyalı olan kıyafetleri, sağ eli saçlarını düzene sokmaya çalışıyordu. Göz göze gelince sağ eli saçlarında bir süre asılı kaldı. Ardından elini saçından indirdi ve merdivenlere yöneldi.

O merdivenlerden inerken bende oturduğum yerden kalkarak aşağıda bulunan beden hocaları için olan odaya doğru ilerledim.

Yakınımda gelen ayak seslerden bana yetiştiğini anladım. Odanın kapısının yanında duvara sırtımı yasladım ve kapıyı açmasını bekledim.

Çok fazla beklemeden kapıyı açtı ve içeri girmemi bekledi.

Masanın karşısında olan üçlü koltuğa oturdum ve “Benim çocuklar büyük bir hata yapmışlar” diye söze başladım. Fakat devam etmeme izin vermeden konuşmaya başladı.

“Başımdan aşağıya kırmızı boya dolu kova döküldü. Lütfen basit bir özür dilemeyle kapanmasını istemeyin benden” dedi.

Sesi ne kadar kızgın olduğunu gösteriyordu ama aynı zamanda sakin olmak içinde kendi ile savaş verdiği çatık olan kaşlarından ve yavaş konuşmaya çalışmasından anlaşılıyordu.

Bende onun gibi ayağa kalktım ve gözlerinin içine bakarak “tabi ki de sizden böyle bir şey isteyemem ama sizden isteğim bu olayın çocukların eğitim hayatlarını etkilemesine izin vermeyin.” Konuştum.

Gözlerimin içine batı bir süre. Ben onun konuşmasını bekledim, o benim gözlerimin içine bakmaya devam etti.

Bir süre sonra çatık olan kaşları düzelmeye başlamış ve gözleri hafif kısılarak “Peki bu çocukların iyi bir ders alması gerekmiyor mu sizce?” diye sordu.

O kadar uzun süre gözlerime bakarak bu soruyu mu düşündü yoksa bu sorunun cevabını kendince gözlerimde mi bulmaya çalıştı diye düşünmeden edemedim.

“Tabi ki de hatalarını anlamaları için iyi bir ders almalılar. Asla bu yaptıkları cezasız kalmamalı ama dediğim gibi sadece eğitim hayatları bu şekilde bitmesin. Çünkü; onlar hala küçük ve ilerde pişman olmalarını istemeyiz.” diye onu ikna etmeye çalıştım.

Baktı. Bir süre düşündü. Kafasında tartı ve “Peki bu yaptıklarından nasıl pişman edebileceğimiz hakkında bir fikriniz var mı?” diye soru yöneltti.

Sorusu karşısında önce biraz kendime zaman tanıyarak düşündüm. Çok güzel bir ceza bulmalıydım ki hem o tatmin olsun hem de çocukların eğitim hayatı daha fazla zarar görmesin ve derslerini alsınlar.

“Sanırım yok” diye düşüncelerimin arasına sızarak dikkatimi çekti.

“Şu an size ‘aslında var’ demek isterdim ama ne yazık ki yok” diyerek ortamdaki rahatsız edici ciddiyeti dağıtmaya çalıştım.

Düz dudakları söylediklerim ile önce hafif aralanmış daha sonra hafifçe yukarı doğru kıvrılmıştı.

Hafif gülümsemesi ile bende gülümsedim “Sizin bir fikriniz var mı peki?” diye sordum bende ona.

“Bence artık isimlerimizi öğrenmemizin sırası gelmedi mi?” diye muzipçe sordu.

Böyle bir cevap beklemediğim için şaşırdım. Bir süre ciddi olup olmadığını anlamak için baktım.

Ama hiçbir alay ettiğine dair şey bulamadığım için “Ilgaz “dedim. Daha sonra “Küçük suçluların sınıf öğretmeni. Aynı zamanda resim öğretmeniyim” dedim.

“Volkan ben de” dedi ardından alayla gülümseyerek “Küçük çocukların kurbanı ve gördüğünüz üzere beden hocasıyım.” Dedi ve elini uzattı. Bende elimi uzatarak eline elimi bıraktım.

Hafif sert ve benim ellerime göre kocaman olan elimi sarmıştı.

Ne o elini çekti ya da elimi bıraktı ne de ben elimi çektim. Öylece bir süre gözlerimiz ve ellerimiz birbirine kilitli kaldık.

Ta ki dışardan atılan topun odanın camını kırıp ellerimizin ayrılmasına vesile olana kadar.

Kolumda ve belime sarılı olan el ile kendime gelerek gözlerimi açtım. Fakat gördüğüm şey oda değil âdem elmasıydı.

Başımı hafif kaldırarak onunla göz göze geldim. O da bana bakıyordu. Daha sonra ellerini sırayla önce kolumdan ardından belimden çekerek birkaç adım attı.

“Refleks” dedi. Bütün yaptığını tek kelime ile anlatarak.

“Teşekkürler” dedim bakışlarım cam kırılmadan önce olduğum yerdeyken.

Birkaç saniye önce ben varken şimdi küçük cam kırıkları ve top duruyordu.

Gözlerim onu camın önünde dışarıda bir şey arıyormuş gibi bahçeyi süzerken yakaladı.

“Kaçmışlardır” dedim.

“Kaçmamaları zaten aptallık olurdu” dedi sinirle.

“Kameralara ben bakarım ve camları süpürmesi için bir ablayla konuşurum, sizde isterseniz camcıyı çağırın” dedim.

Bakışları hızla bana döndü ve o an yanlış bir şey söyleyip söylemediğimi düşündüm.

“Görüntüleri bende görmek istiyorum” dedi.

Söylediği şey ile fark etmeden çattığım kaşlarım düzelmiş ve küçük bir tebessüm belirmişti dudaklarımda. “Tabi ki de” dedim.

“Benim bilgisayardan da bakabiliriz isterseniz. Ya da direk güvenlik odasına da gidebiliriz” dedim ve cevap vermesini beklerken odanın kapısından çıkmak üzereydim.

“Sizin odanızdan bakalım. Hem bende sizin odanızı görmüş olurum” dedi yüzünde biraz önceki gibi yine o muzip gülüşü vardı.

“Anlamadım.” Dedim anladığım halde.

“Sen benim odamı gördün. Benim de senin odanı görmem lazım.” Dedi 5 yaşındaki çocuğun masumiyetinde.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.