KAN VE ŞİFA
17. Bölüm: Ateş Çemberi
Mardin’in sabah güneşi, konağın taş duvarlarına vurduğunda kimse geceki fırtınanın izlerini tam olarak silememişti. Dilan, yatakta Baran’ın boş tarafına elini koydu; içi huzursuzlukla çalkalanıyordu. Baran çoktan kalkmış, aşiret işleri için erkenden çıkmıştı. Ama gitmeden önce Dilan’ın alnına kondurduğu o öpücük, adeta bir vedanın ya da yaklaşan bir hesaplaşmanın habercisi gibi soğuktu.
YÜZLEŞME VE UYARI
Dilan, üstünü değiştirip hızla aşağı indi. Amacı Baran konaca dönmeden önce Cihan ve Zümrüt’le konuşmaktı. Onları mutfağın arkasındaki kiler odasında, adeta birer suçlu gibi fısıldaşırken buldu.
"Yeter!" dedi Dilan içeri girerek. Sesi sertti ama gözlerinde korku vardı. "Dün gece Baran’ı son anda durdurdum. Ama o aptal değil! Cihan, senin gözlerinin kaçtığını fark etmiş. Eğer bir daha sizi yan yana görürse, bu konakta dökülecek kanın haddi hesabı olmaz!"
Zümrüt ağlayarak Dilan’ın ellerine sarıldı. "Yenge, ne olur yardım et... Ben Cihan olmadan nefes alamıyorum. Abim beni başkasıyla evlendirmeden biz gidelim buralardan."
Dilan, Zümrüt’ün göz yaşlarını sildi ama yüzü kararlıydı. "Kaçmak çare değil Zümrüt. Cihan, Baran’ın sağ kolu, kardeşi... Kaçarsanız Baran bunu namus meselesi yapar, sizi dünyanın öbür ucunda olsa bulur. Cihan... Bir süre Zümrüt’ten uzak duracaksın. Baran’ın şüphelerini yok edene kadar gölgen bile Zümrüt’ün üstüne düşmeyecek!"
Cihan başını öne eğdi. "Emrin olur hanım ağam... Baran ağamın canı sağ olsun. Ben gerekirse kalbime taş basarım."
BARAN’IN OYUNU
Aynı saatlerde Baran, aşiret merkezindeki ofisinde tek başına oturmuş, elindeki tesbihi sertçe çekiyordu. Karşısında ise aşiretin en güvendiği istihbaratçılarından biri vardı. Baran dün geceden beri içine düşen o kurdu söküp atamamıştı.
"Bana Cihan’ı izleyeceksin," dedi Baran, sesi buz gibiydi. "Son bir aydır nereye gider, kiminle konuşur, kiminle göz göze gelir... Her adımını rapor edeceksin."
Adam şaşkınlıkla sordu: "Ağam... Cihan senin canındır. Yanlış bir şey mi oldu?"
Baran masaya doğru eğildi, gözleri karardı: "Ben de öyle bilirdim. Ama dün gece canımın içinde bir yabancı gördüm. Git ve dediğimi yap. Eğer Cihan bana ihanet ediyorsa, o canı kendi ellerimle söküp alırım."
HANDE’NİN VİCDAN AZABI
Konakta ise Hande, ablasına durumu anlattığı için pişmanlıkla kıvranıyordu. Bahçede tek başına oturan Zümrüt’ün yanına gitti. Zümrüt’ün gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu.
"Zümrüt... Özür dilerim," dedi Hande, sesi titreyerek. "Ben sadece ablama söyledim, işlerin bu noktaya geleceğini, Baran eniştemin uyanacağını tahmin edemedim."
Zümrüt başını kaldırdı, gözlerinde Hande’ye karşı bir öfke değil, derin bir çaresizlik vardı. "Sen görevini yaptın Hande. Ama bil ki, eğer Cihan’a bir şey olursa, bu konak bana da mezar olur. Ben abimin katil, sevdiklerimin ölü olduğu bir dünyada yaşamam."
TUZAK
Gün batımına doğru Baran konağa döndü. Yüzünde hiçbir şey olmamış gibi bir maske vardı. Akşam yemeğinde herkes masadaydı. Baran, Dilan’ın elini tuttu, hamileliği hakkında sorular sordu, şefkatliydi. Ancak gözleri sürekli masanın ucunda, başı öne eğik duran Cihan’ın üzerindeydi.
Yemekten sonra Baran ayağa kalktı. "Cihan, bu akşam bizim bağ evindeki sevkiyatı sen kontrol edeceksin. Yanına adam almana gerek yok, sana güvenim tamdır bilirsin," dedi.
Cihan ayağa kalktı, ceketini ilikledi. "Baş üstüne ağam, hemen çıkıyorum."
Cihan konaktan ayrılırken Baran, Dilan’ın gözlerinin içine baktı. O bakışta Dilan’ın yüreğini ağzına getiren bir şey vardı: İntikam ve sınama.
Baran, Cihan’ın arkasından adamlarına gizlice işaret verdi. Bağ evi ıssızdı ve Baran, Cihan’ı tek başına oraya göndererek aslında ona en büyük tuzağı kurmuştu. Eğer Cihan kaçmayı planlıyorsa ya da bir açığı varsa, bu gece her şey ortaya çıkacaktı.
BÜYÜK YÜZLEŞME
Gece yarısı... Bağ evinin sessizliğini yaklaşan bir arabanın motor sesi böldü. Cihan, deponun önünde beklerken far ışıkları gözünü aldı. Gelen arabadan inen kişi ne bir sevkiyatçıydı ne de düşman aşiretten biri...
Arabadan inen, elinde silahıyla Baran Ağa’nın ta kendisiydi.
Baran, ağır adımlarla Cihan’a doğru yürüdü. Silahını havaya kaldırmadı ama duruşu ölümcüldü. "Cihan..." dedi, sesi gecenin karanlığında yankılandı. "Şimdi bana doğrusunu anlatacaksın. Dün gece bahçede ne oluyordu? Kardeşimin gözlerindeki o korku neydi? Eğer bana yalan söylersen, burası ikimizden birine mezar olacak."
Cihan, Baran’ın gözlerindeki kararlılığı gördü. Artık kaçacak yer kalmamıştı. Ya abim dediği adama her şeyi itiraf edip ölümü seçecekti, ya da yalan söylemeye devam edip şerefini kaybedecekti.
Cihan elini yavaşça beline götürdü...
17. Bölümün Sonu.