İçeriğe geç

Seni Hatırlamayan Kalp

Bölüm 12 · 2 dk okuma

Seni Hatırlamayan Kalp

Bölüm 12

Çık Aklımdan

Kapıdan içeri girer girmez ayakkabılarımı bile çıkarmadan durdum.

Sanki bir şey beni olduğum yere çivilemişti.

Kalbim hâlâ hızlı atıyordu.

Umay mutfaktan seslendi:

“Yona, su ister misin?”

“Yok,” dedim.

Sesim normaldi ama içim değildi.

Salona geçtim.

Koltukta oturdum.

Ellerime baktım.

Bandajın altından hafif bir sızı geliyordu.

Ama canımı yakan o değildi.

Gözlerimi kapattım.

Ve…

onun yüzü geldi.

Baran.

“Saçmalama,” diye mırıldandım.

Ama olmuyordu.

Ne kadar uzak durmaya çalışsam da…

aklım hep aynı yere gidiyordu.

Umay yanıma oturdu.

Beni izliyordu.

“Bir şey var,” dedi.

“Yok.”

“Var.”

İç çektim.

“Yok dedim ya.”

Umay pes etmedi.

“Baran’la ilgili, değil mi?”

Bir an durdum.

Sonra başımı yana çevirdim.

“Değil.”

Yalandı.

Ama konuşmak istemiyordum.

Ayağa kalktım.

“Ben biraz uzanacağım.”

Umay bir şey demedi.

Sadece bakmaya devam etti.

Odaya girdim.

Kapıyı kapattım.

Yatağa oturdum.

Sessizlik.

Telefonum elimdeydi.

Açtım.

Ekrana baktım.

Hiçbir şey yapmadan.

Aklımda tek bir an vardı.

Hastane.

Sarılması.

Ve o ses…

“Yona…”

Gözlerimi sıkıca kapattım.

“Bu kadar etkilememeliydi,” dedim.

Ama etkilemişti.

Derin bir nefes aldım.

Sonra kendime fısıldadım:

“Mesafeni koru.”

Çünkü biliyordum.

Eğer yaklaşırsa…

bu iş sadece karmaşık olmaz.

Kontrolden çıkar.Yatağa uzandım.

Ama uyku…

uzak bir ihtimaldi.

Tavana baktım.

Dakikalar geçti.

Belki saatler.

Ama kafam susmadı.

Telefonum tekrar titreşti.

Ekrana baktım.

Bilinmeyen numara.

Kaşlarım çatıldı.

Mesajı açtım.

“Kaçmaya devam mı edeceksin?”

Kalbim hızlandı.

Hemen ikinci mesaj geldi:

“Ona gerçeği söylemeyecek misin?”

Nefesim kesildi.

Telefonu sıkıca tuttum.

“Sen kimsin?” diye yazdım.

Gönderdiğim an pişman oldum.

Cevap gecikmedi.

“Benden çok… kendinden kaçıyorsun.”

Sinirle telefonu yatağa fırlattım.

“Yeter artık!”

Tam o sırada…

telefon çaldı.

Bu sefer aramaydı.

Aynı numara.

Bir an tereddüt ettim.

Ama açtım.

“Ne istiyorsun?” dedim sertçe.

Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.

Sonra…

tanıdık bir ses.

“Ben.”

Donup kaldım.

Baran.

Hiçbir şey diyemedim.

O konuştu:

“Konuşmamız lazım.”

Gözlerimi kapattım.

“Hayır.”

“Yona—”

“Sakın,” dedim hemen. “İsmimi söyleme.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra daha yumuşak bir sesle:

“Kaçmayı bırak.”

İçimde bir şey gerildi.

“Ben kaçmıyorum.”

“Kaçıyorsun.”

Dişlerimi sıktım.

“Benimle konuşmaya hakkın yok.”

Bu sefer o sustu.

Ama sadece bir saniye.

“Varsa da yoksa da… konuşacağız.”

Sinirlendim.

“İstemiyorum!”

Sesim yükselmişti.

Umay duyar mı diye etrafa baktım.

Baran’ın sesi alçaldı.

“Ben hâlâ aynı yerdeyim.”

Kalbim bir an duracak gibi oldu.

“Ne demek o?”

“Anladın.”

Telefonu kapatmadı.

Ben de kapatamadım.

Sessizlik…

ama dolu bir sessizlik.

Fısıldadım:

“Git artık.”

Cevap vermedi.

Ama gitmedi de.

Telefonu kapattım.

Elim titriyordu.

Aynı yerde…

Gözlerim kapıya kaydı.

Kalbim hızlandı.

Gitmemeliyim.

Kesinlikle gitmemeliyim.

Ama ayağa kalktım.

“Saçmalıyorsun,” dedim kendime.

Ama yine de…

ceketimi aldım.

Kapıya doğru yürüdüm.

Çünkü bazı şeylerden kaçmak kolaydı.

Ama…

bazı insanlardan kaçamazdın.

Bölüm sonu

1 yorum