Baran'ın Anlatımı
Burada kalmıştım. Ama duyduğuma göre Umay hâlâ ayık değildi, Yuna’nın ise elleri kanıyordu. Hastaneye gitmeleri doğru bir karardı.
Ben biraz Koran’la konuşmak istedim.
“KORAN!” diye bağırdım.
“Bir kadını kaçırmaya utanmıyor musun? Doğru ya Alara’yı da sen kaçırdın, değil mi?!”
Koran yorgun bir sesle karşılık verdi:
“Bağırma… yorgunum.”
“TABİİ! Umay’ı kaçır, Yuna’yı tehdit et… Tam sana yakışır, değil mi?”
Koran bir an duraksadı. Sonra alaycı bir şekilde güldü.
“Yuna mı? PUHAHAHA… Ne zamandır Yona’ya ‘Yuna’ diyorsun?”
Nefesim kesildi.
Yona… yurt dışında değil miydi? Bir daha dönmeyecekti.
Yoksa beni en hassas noktamdan mı kandırıyordu?
Bağırdım:
“YONA UZUN ZAMAN ÖNCE GİTTİ! NE ANLATIYORSUN?!”
Koran sadece güldü.
“Korkut’ların oyununa hoş geldin.”
Bakışlarım sertleşti.
“SENİNLE SONRA GÖRÜŞCEZ” dedim ve hızla oradan uzaklaştım.
Hemen Atakan’ı aradım.
“ATAKAN! Bana neden Yona’yı ‘Yuna’ diye tanıttın?!”
Atakan’ın sesi gergindi.
“Sonra anlatacağım… Şu an olmaz.”
“Konum at!” diye bağırdım.
Kafam tamamen karışmıştı.
Hastaneye vardım.
Ve…
Yona tam karşımda duruyordu.
Nasıl anlayamadım diye kendime kızdım.
Ama on bir yıldır yurt dışında sanıyordum. Normaldi… değil mi?
Ellerinin kanlı olduğunu görünce içime bir korku düştü.
“Yona!” diye bağırdım ve sarıldım.
O üç saniye…
gerçekten güzeldi.
Ama sonra—
ŞAK ŞAK ŞAK!
Tebrikler tokat hakkı kazandınız!
Yona'nın anlatımı
Hastaneye gelmiştik. Umay hâlâ ayılmamıştı. Atakan çok endişeliydi. Doktorlar Umay’ı hemen içeri aldı.
Şükürler olsun ki ciddi bir şeyi yokmuş.
Hemşire yanıma gelip, “Pansuman çantası getiriyorum, eline bakacağım,” dedi.
“Tamam,” diye cevap verdim.
Hemşireyi beklerken kapı bir anda sertçe açıldı.
İçeri o patron girdi.
Kendini fazla havalı sanıyordu… gerçekten iticiydi.
Bir anda yanıma koştu.
Daha ne olduğunu anlamadan:
“Yona!” diye bağırdı.
Ve… bana sarıldı.
O an…
garip bir şekilde güzeldi.
Ama hemen kendime geldim.
“Ne yapıyorum ben?” diye düşündüm.
Şaşkınlıkla refleks olarak elim kalktı ve—
ŞAK!
Tokadı attım.
“NE YAPIYORSUNUZ?!” diye bağırdım.
Elimde ki kan yüzünden yüzü kan olmuştu.
Bir an donup kaldım.
“Çok özür dilerim… ama neden sarılıyorsunuz?” dedim.
Şaşkındı. Cevap vermedi.
“Beni başka biriyle mi karıştırdınız?” diye ekledim.
Hiçbir şey söylemeden tekrar sarıldı.
Bu sefer tokat atmadım.
Sadece olduğum yerde kaldım.
Ben ona sarılmadım… ama o bana sıkı sıkı sarılmıştı.
Sonra, kısık bir sesle fısıldadı:
“Yona…”
Kalbim garip bir şekilde sıkıştı.
Yavaşça konuştum:
“Eğer sarılmanız bittiyse… beni bırakabilir misiniz?”
Bir an durdu.
Sonra geri çekildi.
Gözlerimin içine bakarak sordu:
“Beni hatırlamadın mı?”
Şaşırdım.
Bu kimdi?
Neden böyle davranıyordu?
Adam derin bir nefes aldı.
“Ben Baran…” dedi.
Kısa bir duraksama.
“Senin deyişinle… mini mafya.”
O an…
gözlerim doldu.
Neden olduğunu bile anlamadan.
Kaşlarım çatıldı.
Hiçbir şey söylemeden arkamı döndüm…
ve oradan gittim.
