Ukde GÜNAY
Sabahın köründe Termal Kafede işim neydi bilmiyordum. Yürüyüşe çıkmıştım ve kendimi burada bulmuştum. İçeri girdiğimde iki kişi yemek yiyordu. Sanırım kahvaltıya gelmişlerdi. En sevdiğim masaya kurulmuşlardı. Rüya teyzenin yanına gittim.
"Günaydın! "
"Günaydın Ukde kızım. Sabah yürüyüşünden mi?"
"Sabah yürüyüşünden."
"Ne istersin? Kruvasanlar yeni çıktı."
"Kruvasan ve kahve."
Kahvemi ve kruvasanımı alıp pencere kenarındaki bir masaya oturdum. Bu akşam babama gidecek, Levent ve Yunus amcayı görecektim. Aklıma geldikçe sırıtıyordum! Kafenin kapısı yine açıldı. İçeriye giren kişiyi tanıyordum. Bu Rüya teyzenin küçük oğlu Göktuğ abiydi! Yerimden kalkıp zıplaya zıplaya Göktuğ abinin yanına gittim. Yan masada oturan çocukta Göktuğ abiye doğru yürüyordu. Bir dakika... Bu maçta üstüme düşen çocuktan başkası değildi! Kayalar.. Soyadı bu olmalıydı.
"Ukde ve Sarp! Valla şanslı günümdeyim. İkinizi birden yakaladım! "
Demek adı Sarptı.
"Durun ben sizi tanıştırayım. Ukde, Sarp basketçi. Bir takımda oynuyor. Sarp, bu da Ukde. Öğrenci bu gariban, daha okuyor. Neymiş efendim matematik öğretmeni olcakmış!"
Bunların hepsini şaka amaçlı söylüyordu. Alınmayacaktım tabi ki! En büyük destekçim olurdu kendileri!
"Biz azcık tanıştık gibi. Dün maçta üstüne düştüm."
"Ağır bi tanışma oldu."
"Bir tık."
🦋
Sonunda sarı saçlı kızın adını öğrenmiştim! Göktuğ abiye şşööööööyyyle bi koç kesesim vardı. Şimdi ise eve dönüyordum. Yarın akşam buluşma kararı almıştık. Göktuğ abi bir hafta buradaydı ve bizimle vakit geçirmek istiyordu. Bana on dört yaşımdan beri abilik yapıyordu. Eğer yanlış duymadıysam Ukdeyle de uzun süre arkadaşmış.
"Ilgaz nereye gidiyon sorması ayıp?"
Kafasını telefona gömdüğü için önüne bile bakmıyordu. Evi çoktan geçmişti.
"Evi geçtin falan hayırdır? Terk mi ediyon beni?"
Kafasını kaldırdı ve etrafa bakındı.
"Görmedin!"
"Yoo gördüm."
"Ya abi ya!"
Eve girip salondaki koltuğa uzandım. Aşırı derecede sıkılıyordum. Her gün antrenman yapmaya alışmıştım. Sanırım sahaya gitmek istiyordum. Koltuktan kalkıp üst kata, odama, çıktım. Yine bir kapşonlu - eşofman kombini yaptım. Odamdaki koskocaman dolabın önünde durdum. Dolabın üst tarafı camlıydı. Şimdiye kadar aldığım bütün kupa ve madalyalar orada duruyordu. Dolabın altını da daha çok toplarımı ve çeşitli spor aletlerimi koymak için kullanıyordum. Toplardan havası en şişik olanı seçtim ve çantama attım. Boks torbamın yanından sıyrılıp ayakkabılığa yöneldim. Evet, odamın içinde bir ayakkabılık vardı ve içinde sadece basketbol oynarken giydiğim ayakkabılar duruyordu. Bir tanesini seçtim ve çantama attım. Renkleri dışında pek bir fark yoktu. Yatağımın yanındaki küçük çekmeceden cüzdanımı, evin ve motorun anahtarını aldım. Sallana sallana alt kata indim.
"Ilgaz çıkıyom ben!"
Salonda telefonuyla takılan Ilgaz kafasını bike kaldırmadan cevap verdi.
"Tamam."
"Acıkırsan eve bir şeyler söyle. Mutfağa girip de evi patlatma sakın!"
Kafa sallamasını belli belirsiz gördükten sonra kapıyı kapatıp çıktım.
Saha pazar günü olmasıyla bomboştu. Kapı normalde kitli olurdu ki kitliydi zaten.
"İyi ki anahtarı alıp yenisini çektirmişim."
Bence bu hırsızlık sayılmazdı çünki bir saat içinde anahtarı aldığım yere koymuştum. Ne yapsaydım? Gece on ikide çalışma perilerim gelince koçu mu uyandırsaydım? Onun akıl sağlığı için yapmıştım. Gayet yeterli bir açıklamaydı. Çantadan ayakkabıları ve topu çıkardım. Ayakkabıları giydim ve ilk üçlüğümü attım.
🦋
Ukde GÜNAY
Kafeden çıktıktan sonra eve gitmek isterdim ama eve gidip ne yapacaktım ki? Saat zaten on iki olmuştu. Akşam altıda babamın yanına gidecektim. En mantıklı seçenek olan 'Badeyi rahat yatağından kaldır' seçeneğini seçtim. Çantamdan telefonumu çıkardım. Yani benim telefonum olsaydı çıkaracaktım. Bu benim telefonum değildi! Galiba Göktuğ abi ve Sarpla otururken karışmıştı.
"İnşallah telefonda şifre yoktur."
Ekranı yukarı kaldırdım ve evet! Telefonda şifre yoktu. Dünya üzerindeki en mantıklı olayı yaparak telefon listesinden kendi numaramı aradım. Telefon çalıyordu fakat açan yoktu. Numarayı kontrol ettim. Doğru tuşlamıştım. Tam üçüncü aramayı gerçekleştirecektim ki yukarıdan arama olduğunu belirten ekran çıktı.
"Belki de fark etmiştir ve başka telefondan arıyordur."
Telefonu açtım.
"Alo abi? Bizim eve pizza söylicem ben haberin olsun."
"Şey ben abin değilim. Galiba telefonlarımız karışmış. Yanına gelince kendi numarasını arasın. Olur mu?"
"Tamam. Kimdi deyim?"
"Ukde."
Hala kendi numaramı aramakla meşguldüm. Artık sıkılmaya başlamıştım. Telefon elimde geziyordum çünki ararsa duymayabilirdim. Saat üçe geliyordu. Elimde telefonun titremesiyle ekranı açtım. Arayan benim numaramdı! Neredeyse sevinç nidaları atacaktım.
"Alo?"
"Sabah kafede telefonlarımız karışmış."
"Farkettim. Nerede buluşacağız."
"Sana neresi uyarsa. Bana fark etmez. Sen nerdesin ben geleyim."
"Peki. Dün maçın olduğu sahaya gelebilir misin?"
"Yarım saate ordayım."
Telefonu kapattım. Sahaya gitmem gerekiyordu. En azından zaman öldürüyordum.