Elif ve Ali birbirlerini çocukluktan beri tanırlar. Ali, annesiyle yaşayan bir çocuktur; babası yoktur. Neden diye soracaksınız, bunun bir cevabı yok. Gerçi var: Ali annesine ısrarla babasının nerede olduğunu sorunca, annesi ona, “Baban gizli görevde oğlum. Eğer sana söylersem görev gizli olur mu hiç?” derdi. Peki gerçekten öyle miydi? Dediğim gibi, bunun henüz bir cevabı yok.
Ali, Elif’i ilk gördüğünden beri ona aşıktır ama Elif’in bundan haberi yoktur. Gerçi Elif’in de Ali’ye çok ilgisi yoktur; onun için oyun oynamak ve yaramazlık yapmak yeterlidir. Ali ise bu yaramazlıklara çok iyi bir ortaktır.
Elif’in en sevdiği arkadaşı Ali’dir. Elif’in, Ali’ye nazaran güzel bir ailesi vardır. Ali’nin ise sürekli Eliflerde kalmak isteyecek kadar sevdiği bir aile ortamı vardır.
~14 yıl önce~
Ali, sokakta misketlerini sayarken, Elif'in sesini duyduğunda kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. Her zaman böyleydi; Elif geldiğinde, dünyası bir renk cümbüşüne dönüşüyordu. Elif, çocukluğunun neşesi, en yakın arkadaşıydı. Ama Ali’nin içinde ona karşı hissettiği şey, sadece arkadaşlıktan çok daha fazlasıydı. “Elif, gel!” diye seslendi Ali, ama Elif hızla yanına koşarken, elinde bir cam parçası olduğunu fark etmemişti. Elif’in elinden akan kan, Ali’nin gözlerini korkuyla açmasına neden oldu. “Elif, ne oldu? Elin çok kötü olmuş!” dedi, sesi endişeyle titriyordu. Elif’in gülümsemesi, Ali’nin korkusunu biraz olsun dindirdi. “Korkma ya, ben yaptım,” dedi. Ali, “Ne? Neden böyle bir şey yaptın? Delirdin mi yoksa?” diye sordu, kafası karışmıştı. “Ya şapsal mısın Ali? Kan kardeş olalım diye ufacık kestim elimi. Defne’yle Uğur kan kardeş olmuşlar, ben de hemen senin yanına geldim.” Elindeki cam parçasını uzattı. “Hadi sen de kes, kan kardeş olalım.” Ali’nin yüreği burkuldu. “Yok, ben kan kardeş olmam seninle,” dedi, Elif’in elinden camı alıp yere attı. Cam, yerlere düşüp parçalandığında, Elif’in gözlerindeki hayal kırıklığı her şeyi anlatıyordu. “Niye böyle bir şey yaptın Ali? Kan kardeş olacaktık. Sen yoksa beni sevmiyor musun artık? Dün top oynarken en sevdiğim kişi sensin demiştin, kararından vaz mı geçtin yoksa?” Elif’in sesi titriyordu ve gözlerinin dolması, Ali’nin içini paramparça etti. “Hayır,” diye yutkundu. “Hâlâ en sevdiğim kişi sensin ama seninle kardeş olamam.” Elif, Ali’nin bu sözlerine anlam veremedi. “Neden olmuyorsun o zaman? En sevdiğim kişi bensem…” dedi, kaşlarını çatarak. Ali, gerginlikten parmaklarıyla oynamaya başladı. “En sevdiğim kişi sen olduğun için kan kardeş olamam seninle.” Elif’in bakışları birden yumuşadı. “Hee, anladım şimdi. Sen korkuyorsun değil mi? Elin kanayıp acıyacak diye!” dedi ve kahkahalarla gülmeye başladı. “Korkak Ali, korkak!” Koşarken, arkasını dönüp bağırdı: “Korkak Ali, korkak!” Ali, Elif’in neşesi karşısında gülümsemekten kendini alamadı. Onun bu hali, kalbinin derinliklerinde bir şeyleri kıpırdatıyordu. Zaman geçse de, Elif’in gülümsemesi Ali’nin aklından çıkmıyordu. Onlar için her şey birbirine karışmıştı; dostluk, aşk, ve çocukluğun masumiyeti. Elif, Ali’nin hayatında bir ışık gibi parlıyordu, ama Ali’nin içinde bir korku vardı. Elif’in kalbini kazanmak, belki de en büyük cesareti gerektiriyordu. Ali, Elif’in gülümsemesine karşılık vererek, “Belki de korkak değilim, sadece seni kaybetmekten korkuyorum,” diye düşündü. Ama bu düşünceleri, Elif’in kahkahaları arasında kayboldu. Çocuklukları boyunca süren bu dostluk, aşkın ilk tohumlarını atmaya başlamıştı. Ali, Elif’in yanına doğru koşarken, içinde yeni bir kararlılık hissetti. Belki de bir gün, cesaretini toplamalı ve hislerini ona söylemeliydi. Ama o gün henüz gelmemişti. Şimdilik, sadece Elif’in yanında olmak, onun gülümsemesini görmek yeterdi.
~Günümüz~
Devam Edecek…