İçeriğe geç

Seni bana yağmur getirdi

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Seni bana yağmur getirdi

Bölüm 1

bölüm 1

Geçmiş onu hatırladığında acı çekmiyorsan güzeldir..

İlk defa

Üniversitenin son yılı diye pek bir şeyi takmıyordum aslında, ama bazen hocalar fazla abartıyor diye aşırı sinirlendiğim durumlar oluyordu. Bu gün de sinirlenmiştim. Neymiş koskocaman kızmışım, ama giyimime dikkat etmiyormuşum. Ya bir insanın giydiği neden sorun olur ki başkasına? Anlamıyordum. Garip zihniyyete sahip bir çok kişi var üniversitede. Bir de okumuş, dünyagörmüş olacaktılar güya. Giydiğim de bir şey olsa bari. Normal pileli etekle, gömlek üzeri sweatshirt giydim işte. Nesi var bunun? Saçma sapan şeyler hepsi. Bunları düşünerek ünivesiteden çıkıyordum ki, yağmur başladı.

"Yağmura ne gerek vardı şimdi?"

Diye söylenirken daha da şiddetle yağmaya başladı.

"Bu gün de ters günümdeyim sanırım"

Sweatshirt kapüşonlu değil ki saçlarım ıslanmasın. Şemsiyem de yok. Hadi yürü yürüye bilirsen eve kadar. Aslında otobüsle de gide bilirim. Fakat sevmem insanla dolu yerleri. Taksilerden de korkarım. Eve kadar yürümem şart oldu.

Ağaçların altıyla gitmeye çalışıyordum ki, daha az ıslanayım. Birden ayağım taşa takıldı. Düşecek gibi oldum, ama düşmedim. Düşecek gibi oldum, ama düşmedim mi? Belimi tutan ellere baktım ilk. Tövbe, bunlar nasıl el? Bir de beni tutan kişiye baktım. Sert yüz hatlarına sahipti, garip bir şekilde içim ürpermişti. Düşdüğüm durumun farkına varıp hemen uzaklaştım. Boğazımı temizledim.

"Ah, şey! Ben, teşekkür ederim. Tutmasaydınız düşecektim."

Salak Adel! O da biliyor ya bunu.

"Rica ederim. İyi misiniz?"

Bu nasıl bir ses? Allahım! Kendimi ergen liseli kızlar gibi hissettim.

"İyiyim, sağolun"

"Sanırım şemsiyeniz yok?"

"Ah, evet. Havanın böyle olacağını bilmediğim için almadım yanıma."

"Alın bu benim. Ben zaten arabamla geldim. Siz daha fazla ıslanmayın."

"Yok, hayır, yani gerek yok. Teşekkür ederim."

"Israr ediyorum. Lütfen."

"Peki, teşekkür ederim tekrardan. Mahcup oldum cidden."

Şemsiyeyi aldım elinden. İkimiz durduk öylece altında.

"Belki bir gün tekrar karşılaşırız. O zaman daha farklı teşekkür edersiniz."

Gözlerinin içine baktım.

"Belki, olur."

"Ben sizi tutmayayım, bu arada, isminiz neydi?"

"Adel, Adel Lizya Gökalp. Peki ya sizin?"

Soyismini neden söylersin ki, gerizekalı?!

" Barış, Barış Keskin. Memnun oldum tekrardan."

"Ben de. O zaman size iyi günler."

"Size de."

Barışın yanından uzaklaştım. Arkama döndüğümde o hala oradaydı. Bana bakıyordu. Benim arkama döndüğümü görüp gülümsedi. Başını öne eğip arakasına dönerek gitti. Ben de önüme dönüp yoluma devam ettim. Evim aslında o kadar uzak değildi, ama yağmur yağıyordu ve düşmeyeyim diye yavaş yavaş yürüyordum. Elimdeki şemsiyeye baktım. Neden vermişti ki bunu? Her insan yapmazdı böyle bir iyilik. İyi insanlar iyi ki vardı cidden.

Bu gün olanları düşüne düşüne eve vardım sonunda. Kapıyı açıp içeri girdim. Evim ikikatlı. Yukarı kat kütüphane, banyo ve benim odamdan, aşağı kat ise salon, mutfak, misafir odasından oluşuyor. Odama çıkıp üzerimi değiştirdikten sonra kendime makarna yaptım. Aslına bakılırsa tüm yemekleri güzel yaparım. Fakat makarnayı daha çok seviyorum. Yemeğimi yedikten sonra bulaşıkları makineye bırakıp salona geçtim. Televizyon izlemeyi pek sevmezdim, sadece kanepede kıvrılacaktım bir az, fazla yorgunum çünkü.

2 saat sonra

Gördüğü kabus yüzünden kan ter içinde kalmıştı küçük kız. Geçmişi bırakmıyordu bir türlü peşini. Babası çıkmıyordu bir türlü rüyalarından. Sahi ne yapmıştı ki babası? Neden korkuyordu babasından? Neden kabus görüyordu sıklıkla? Bir insan babasından korkar mıydı? Peki nefret eder miydi ki? O neden nefret ediyordu peki? Babası ne yapmıştı ki ona?

"Baba, yapma, dur, lütfen! Anne! Anne, kalk, lütfen kalk, yalvarırım kalk! Anne!"

Yine babasının annesini öldürdüğü günü görmüştü. Yine yaşamıştı aynı günkü hissleri. Suçluyordu hep kendini. Annesini koruyamadı diye öldüğü günün gecesi o da ölmek istemişti. Kapkaranlık bi geceydi. O gün de yağmur yağıyordu, bu günki gibi. O gün daha şiddetliydi ama. Yaşlı bir adam kurtarmıştı onu uçurumun kenarından. Bir az da geç kalsaydı ölecekti. Kız kucağına yığılıp kalmıştı onu çekip kurtardığında. Kızın güçsüz bedenine baktı ilk önce, sonra onu kucağına alıp arabasına doğru yürümeye başladı. Kızı arabanın arka koltuğuna bırakıp öne geçti kendisi. Bir yandan arabayı kullanırken, diğer yandan kızı intihara kalkışacak raddeye getiren şeyi düşündü. Kızın en fazla 12 yaşı vardı.

Eve vardıklarında korumaları kucağındaki kızı görüp şaşırmıştılar. Korumalara doktor çağırmalarını söyleyip içeri geçmişti. Torunu da kucağında kızı görünce şaşırmıştı tabii. Dedesine sordu. Dedesi "sonra" deyip misafir odasına yol almıştı. Kızı yatağa bırakmış ve torununa olanları anlatmaya başlamıştı.

Doktor gelmişti. Stresse bağlı bir şey olduğunu, güçsüz düştüğünü ve iyi beslenmeli olduğunu söyleyip çıkmıştı odadan. Yaşlı adam da doktoru yolcu etti. Torunu ise kızın yanında kaldı. Öylece izledi dedesi gelene kadar.

Dedesi geldikten bir kaç dakika sonra kız kendine gelmişti. Uyandığında gördüğü tanıdık olmayan yüzlerle gerilmişti. Yaşlı adam onun korktuğunu anlayıp konuşmaya başladı.

"Ben seni uçurumun kenarından çekip aldım. Sonra yığılıp kaldın kucağıma. Ben de evinin nerde olduğunu bilmediğim için kendi evime getirdim seni. Doktor çağırdım ve stresse bağlı olduğunu dedi, kızım. Sen iyi misin? Neden oradaydın? Neden o haldeydin? Annen, baban yok mu? Evin nerede?"

"Ben teşekkür ederim, ama kurtarmasaydınız keşke. Babam sizi de öldürür, annemi öldürdüğü gibi. Benim babam katil! Vermeyin beni ona, lütfen. Annemi öldürdü o. ANNEMİ ÖLDÜRDÜ! NEFRET EDİYORUM ONDAN! ANNEM ÖLDÜ BENİM! ANNEM ÖLDÜ! YAPAYALNIZ KALDIM BEN, KİMSESİZ KALDIM. NEDEN KURTARDINIZ BENİ? NEDEN?"

Küçük kız sinir krizi geçiriyordu. Hem saçlarını çekiştiriyor, hem de bağırıp aynı şeyleri sayıklıyordu. Küçük kızın böyle olması nedense genç çocuğun canını yakıyordu. Ona yardım etmek istiyordu, fakat onu korkutacağını düşündüğü için yaklaşamıyordu. Sonunda dedesi dayanamayıp doktorun bıraktığı sakinleştirici iğneyi kızın koluna enjekte etti. Bir az geçtikten sonra kız güçsüz düştü ve uyuya kaldı. Dede ve torunsa onu izlediler uyanana kadar. Fakat farklı sebeplerle; yaşlı adam kızın tekrar sinir krizi geçirme ihtimaline karşı kalmıştı odada, genç çocuksa kızdan gözlerinin alamadığı için..

Selammm! Bu benim bu uygulamada ilk romanım. Umarım beğenirsiniz:))

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.