Otobüs durağında ayakta durmayı oturmaya tercih ederim hep. Özellikle durakta yaşlı sayısı çoksa.
Yaşlıları sevmediğimden değil. Sadece bazıları sırf eğlencesine gelip sizi kaldırıyor ve sizin yerinize oturuyor. Ellilerine vardıktan sonra bu da onların eğlencesi olmalı. Bir gün bunu ben de yapacağım fakat o zamana kadar bu durumu yaşamak istemiyorum.
Üniversite başlamadan birkaç gün önce geldim. Erkenden yerleşmek için değil tabii ki. İnsanların çok uğramadığı mekânları keşfetmek için. Hem kampüste hemde şehirde.
Aslında yerleşme işlerini dün hallettim fakat bunu söylemedim sayın.
Bazen kafa dağıtmak için tek başıma takılabileceğim yerler olsun isterim. Tabii ki bir mekânın yıldız müşterisi olmak da cezbeden türde bir durum. Ya da devamlı müşteri olmak.
Saat 10:00'da merkeze geldim. Tam dört saattir geziyorum ve birkaç yer hariç kafama yatan pek fazla yer yok. Yalnız olmayacağım zamanlarda da gezmek veya alışveriş yapmak için uğrayabileceğim birden çok yer buldum tabii ki.
Fakat yalnız kalmak haftanın çoğu gününde istediğim bir şey. Sebebini zamanla anlayacaksınız.
Saat 14:04 ve beklediğim otobüs geliyor. Normalde otobüs bekleyen çoğu kişi ya hızlıca yer kapar ya da otobüsün dolmaya yakın olup olmadığını kontrol eder.
Fakat benim gibi kafadan kontak birisi saat 14:00 ile 16:00 arasının en müsait zamanlar olduğunu bilir.
Erken saatlerde insanlar ya işe gider, ya çocuğunu okula bırakır ya da hastaneye erkenden gidip işlerini hızlıca halletmek ister.
Akşamları ise işten eve gidenler, okuldan eve gidenler, yani kısaca eve gidenler çok olur.
Ben zaten gezeceğim zamanlarda erken saatte değil, ikindi saatinde gezmeye başlarım. Bugün istisna yaparak fazla erken geldim çünkü gezmekten ziyade keşfetme günüydü. Arada fark var.
Kısaca, ikindi vakti ile öğlen arası otobüs için bence buradaki en iyi zamanlama.
Her neyse, otobüs boş olduğu için sıkış tepiş bir hâlde yol almaktan kurtuldum.
Kartı okuturken aklınızdan genelde çoğu zaman şu soru geçer: "Acaba kartta para var mı?"
Bu çok sık olur.
Kartı okuttuktan sonra da eğer benim gibi fazla kafada kuran birisi değilseniz hemen herhangi bir yere oturuyor olabilirsiniz.
Eğer otobüs boşsa sonradan kalabalıklaşma ihtimaline karşı cam kenarına oturun. Biri gelince sizi kaldıramaz çünkü yanınızda birisi olur ve bu, iki kişinin kalkması demek.
Ha, eğer kız iseniz — kız diyorum çünkü bu genelde onların başına gelir — ayakta kalmak zorunda kalırsanız oturakların olmadığı kısımlar olur. Sırtınızı o duvar kısmına yaslayın. Eğer elinizde çanta varsa çantayı karın bölgenizin biraz aşağısında tutun. Bu sayede büyük bir yüzdeyle sıkıntılı durumlardan kurtulursunuz.
Çünkü kalabalık ortamlarda kimin ne yapacağı kestirilemez.
...
Evet, hâlâ otobüsteyim. Yirmi dakika falan oldu. Tam sekiz trafik lambası saydım ve bunun anlamı dört dakika sonra yurdumun önündeyim.
Evet, merkeze giderken de bu otobüsü kullandım. Gerisini anladınız herhâlde. Trafik lambaları falan.
Yurdum klasik yurtlar gibi ama şanslı olarak tip bir odada kalıyorum. Bu hepimizin hayali yani. Paraya kıyıp bunlardan birkaç yüz bin tane yaptırılabilir bence. Ya da en kötü tip üç.
Bu tip muhabbeti her yurtta kalan kişi için önemli bir konu.
Odam dördüncü katta ve oda numaram "114". Sabah güneşini çok fazla görmüyorum, bu da benim için ayrı iyi. Yazları ilk güneşi gören bir odanız olsun istemezsiniz, ayrıca çatı katına fazla yakın olmayı da. Sonbaharda olsak bile sabah güneşine maruz kalmak istemiyorum. Vampir falan değilim, sadece sabahı sevmiyorum.
Şu an "Anladık, sabahları sevmiyorsun." diyor olabilirsin. Senin için konuyu finale kavuşturuyorum.
Okuyacakların cidden fazla romantik, korkunç, komik, dramatik ve daha nice saçmalık ile dolu olacak. O yüzden ufak bir mizah ve kamu spotu ile başlamış olmam seni sıkabilir.
Pekâlâ, resmî olarak tanışmadık fakat tanışmak için bolca zamanımız var. O yüzden şimdilik sana sadece adımı söyleyebilirim.
Benim adım "Mavi".