Şehrin sabahı, gri ışıklarla yavaşça uyanıyordu. Deniz, gözlerini ovuşturup yatağından kalkarken hâlâ uyku sersemi, ama içinde hafif bir gerginlik vardı. Kahvesini hazırlamak için mutfağa geçti; makinenin hırıltısı, bardakların tıkırtısı, pencere ardından gelen hafif rüzgar… hepsi sabahın ritmini oluşturuyordu. Kendi kendine mırıldandı: “Tamam Deniz… küçük adımlar. Sadece bugün, bir şeyleri yoluna koymak için bir adım at. Yavaş, sakin ama emin.” Kahvesini yudumlarken caddeyi izledi. İnsanlar yürüyordu; aceleyle, yavaş, bazıları başlarını telefonlarına gömmüş, bazıları ise etrafa bakıyordu. Tramvayların hırıltısı, araçların uzak uğultusu, bir kedinin miyavlaması… hepsi birbirine karışıyor, şehrin karmaşası Deniz’in adımlarına eşlik ediyordu. Kahveyi bitirip ceketini giydi, yürüyüşe başladı. Bugün bir şeyleri yoluna koyması gerekiyordu. Başvurular, kafede planlar, belki uzun bir yürüyüş… ama ilk adım sadece yürümekti. Köşe başını dönerken onu fark etti. Hafif sallanan saçları, elinde kahve bardağı, kararlı ama hızlı adımlar… Deniz istemsizce bakışlarını ona dikti, sonra utangaç bir şekilde kitaba yöneldi. Zihninde sürekli bir ses vardı: “Ne garip… neden dikkatimi çekiyor? Sadece bir yabancı… sadece bir kız…” Metroya vardıklarında vagon kalabalık ama hareketliydi. Deniz kitabını eline aldı ama göz ucuyla onu izliyordu. Kız hafifçe gülümsedi, bir bakış attı. Deniz boğuk bir sesle başını salladı, kalbi hızla atıyordu. “Her sabah mı buradasın?” dedi kız, metro yolculuğu boyunca. “Sanırım…” diye cevapladı Deniz, kelimeler ağzında düğümlenmiş gibiydi. “Sen biraz farklısın… hoşuma gitti,” dedi kız hafifçe gülümseyerek. Deniz utangaç bir şekilde kitaba gömülmek ister gibi oldu ama içten içe sevindi. “Fark etmek istemiyorum ama… hoşuma gidiyor…” Metro durağında indiler. Dışarıda hafif bir yağmur başlamıştı; kaldırım taşları ıslak ve parlaktı. Deniz, cebinden şemsiyesini çıkardı ve utangaç bir şekilde sordu: “Paylaşalım mı?” Kız hafifçe durdu, sonra başını salladı: “Olur… ama hızlı yürürüm, uyarıyorum.” Yan yana yürürlerken sessizlik garip ama rahatlatıcıydı. Deniz kendi kendine düşündü: “Bir yabancıyla yan yana yürüyorsun… ama garip bir güven var. Küçük adımlar, büyük bir bağ gibi.” Kafeye geldiklerinde kız siparişini alırken Deniz sessizce bekledi. Kız arkasını döndü ve gülerek: “Sen de mi buraya geliyorsun hep?” “Evet… kahve… ve biraz… şehir.” “Şehirle kahve… güzel ikili,” dedi kız, gözlerini Deniz’e dikerek hafifçe gülümseyip masasına geçti. Deniz kafede otururken kendi kendine tekrar tekrar düşündü. Gözlerini kapatamıyor, uykusu kaçıyor, kafasında sabahın ve önceki anların küçük detaylarını tekrar tekrar oynatıyordu. Küçük gülümsemeler, bakışlar, metroda yaşanan sessizlikler… her şey zihninde bir film gibi dönüyordu. Bazen yalnız kalıp yürüyüş yapıyor, bazen kafede oturuyor, bazen şehrin sesleri arasında sadece düşünüyordu. Melis ise enerjik ve meraklı; yürürken konuşuyor, küçük şakalar yapıyor, Deniz’in utangaç tavrını fark edip hafifçe gülümsüyordu. Küçük tartışmalar, paylaşılan sessizlikler ve sessiz gülümsemeler… hepsi ikisini yavaş yavaş birbirine yaklaştırıyordu. Deniz bazen geceleri uykusuz kalıyor, kafasında Melis’in gülüşünü, bakışlarını ve metroda yaşanan küçük sessizlikleri tekrar tekrar oynatıyordu. Yatakta dönüp duruyor, şehirden gelen uzak sesleri dinliyor, kahve fincanının bıraktığı ılık izleri hatırlıyor ve kendi kendine mırıldanıyordu: “Bir gülümseme, birkaç bakış… ve bütün günüm değişiyor. Garip… ama hoşuma gidiyor.” Bir noktada, kafede kısa bir sessizlik anında Deniz cesaretini topladı: “Ben… adını hiç sormadım, değil mi?” Kız hafifçe şaşırdı, sonra gülerek cevapladı: “Ah, sanırım haklısın… Melis.” Deniz hafifçe gülümsedi, içten bir nefes aldı: “Melis… işte artık daha da gerçek.” Sonraki zamanlarda, her küçük karşılaşma, her sessiz bakış, her paylaşılan şemsiye ve kahve, onları birbirine daha da yaklaştırdı. Deniz’in utangaçlığı, Melis’in enerjisi ve şehrin ritmi… hepsi yavaş ama kesin bir şekilde aşkın filizlendiğini gösteriyordu. Melis’in küçük şakaları, konuşkan tavırları ve Deniz’in sessiz, düşünceli hali… hepsi bir araya gelince şehir, sanki onların kendi dünyasına dönüşüyordu. Deniz, geceleri uyuyamazken bile Melis’i düşünüyordu; her bakış, her konuşma ve her sessiz an zihninde dönüp duruyordu. Bir kahve, bir metro yolculuğu, bir yağmur… ve bütün şehir, yavaşça onları birbirine çekiyordu.
Bölüm 1
Bölüm 1: Yan Yana
Bölüm sonu
3 yorum
Neyse yorumda yazayım güzel yazmışsın.
Güzel başladı yani anlatım tarzını beğendim ✨
1YanıtBaşlıyorum :))
1Yanıt


