İçeriğe geç

Sen Ben ve O

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Sen Ben ve O

Bölüm 3

2.Bölüm: Nefretle Tutku Arasında

İyi şeylere yol açmadığı çok geçmeden belli oldu. Uzay'ın avucu çıplak tenimde ağır ağır gezindikçe, odadaki havanın ağırlaştığını, ikimizin de nefeslerinin sıklaştığını hissettim. Göğsüm inip kalkıyor, tenimin altından geçen o sıcak akım tüm bedenimi sarıyordu.

"Dur."

Sesim öyle çaresiz, öyle kısıktı ki kendim bile tanımakta zorlandım. Ama işin garibi, dudaklarımdan çıkan bu söze rağmen içimdeki bir taraf onun durmasını hiç ama hiç istemiyordu. Uzay da zaten durmadı. Sözlerimi tamamen görmezden gelerek elini daha da aşağıya kaydırdı ve o en tehlikeli, en kırılgan sınırda durdurdu.

Bakışları yüzümdeki her bir çizgiyi ezberlemek ister gibi gözlerime dikildi.

"Erkeklerden hoşlanıyorsun. Emir'le bu yüzden mi aranız bozuldu?"

"Hayır. Bilmiyor."

Normalde olsa, paçamı kaptırmamak için Uzay'a hayatımla ilgili tek bir kelime bile etmez, çenemi kapatırdım. Ama şu an o kadar silahsız, o kadar açıktaydım ki ne sorsa cevap verirdim. Uzay, cevabımla birlikte parmaklarını iyice aşağı indirdiğinde boğazımdan kesik, titrek bir nefes kaçtı. Benim o nefesimle birlikte Uzay da derin ve çok daha kesik bir nefes aldı; sanki kontrolünü kaybetmenin eşiğindeydi.

"Ne yapacaksın?"

Cevap vermedi. Sadece öne doğru eğildi ve dudaklarını dudaklarıma değdirdi. Değdirdiği o ilk an bir duraksama oldu ama sonrası adeta bir patlamaydı. Hiç durmadı. Yumuşak ya da masum bir dokunuş değildi bu; vahşiydi, açtı, açgözlüydü. Uzay beni öpmüyordu, adeta talan ediyordu. Dudaklarımı ezercesine, içimdeki tüm nefesi söküp almak istercesine bastırırken acıyla karışık sert bir haz her yanımı sardı. Ne kaçabildim ne de geri çekilebildim; onun o sert, fırtınalı ritmine kendimi bırakmaktan başka çarem kalmamıştı.

Dudaklarımı ezmeyi bıraktığı an omzumdan sertçe bastırıp beni yatağa itti. Sırtım eski şilteye çarptığında içimdeki acıyla haz birbirine karıştı. Başım hafifçe döndü ama gözlerimi üstüme çöken Uzay'ın gözlerinden ayıramadım.

Nefes nefeseydi. Bakışları artık o ilk baştaki soğuk, hesapçı adamın bakışları değildi; kontrolünü yitirmiş, karanlık bir hırsla patlamaya hazır bir adam vardı tepemde.

"Uzay. Ne yapıyorsun lan sen?"

Cevap vermek yerine ağır gövdesiyle üzerime abandı. Sağ eli çıplak göğsüme basarak beni yatağa sabitledi, parmakları morluklarımın üzerinde gezindikçe acıdan dişlerimi sıktım ama boğazımdan çıkan tek şey boğuk bir inleme oldu. Diğer eliyle pantolonumun kemerine asıldı.

"Kes sesini Hasan. Bana öyle bakmayı kes."

"Nefret ediyorsun benden."

Göğsümdeki elini itmeye çalıştım. Ama dermanım kalmamıştı. Kollarım iki yanımda çaresizce sarsılıyordu.

"Beni mahvettin zaten, yetmedi mi oğlum?"

"Nefret ediyorum."

Dudaklarını bu kez çenemin altına, boynuma gömdü. Sertçe emip ısırdığında gözlerimi yumup başımı geriye attım. Beni ne kadar kırmaya, ezmeye çalışsa da vücudumun ona verdiği tepkiyi durduramıyordum. Teninin tenime değdiği her nokta alev alıyordu. Emir'e olan o temiz, imkansız sevgimden bambaşka bir şeydi bu; kirliydi, tehlikeliydi ama karşı konulmaz bir şekilde beni içine çekiyordu.

Uzay kemerimi tek bir hamlede çözüp çıkardı. Metal tokadan çıkan şakırtı sesi odanın içinde yankılanırken gözlerini yeniden gözlerime dikti.

"Nefret ediyorum, ama şu an gitmene izin vermeyeceğim."

Ve tekrar dudaklarıma kapandığında, artık ben de ona direnmeyi bıraktım. Ellerimi geniş omuzlarına dolayıp onu kendime daha çok çektim. Bu odadan sağ çıkıp çıkamayacağımı bilmiyordum ama o an için dünya sadece ikimizden ibaretti.

Gecenin ne zaman başladığını, saatlerin nasıl geçtiğini anlamak imkansızdı. Odada zaman kavramı tamamen yitip gitmişti. Tek bildiğim; Uzay'ın beni bir an bile rahat bırakmadığı, durmak nedir bilmediğiydi.

Sırtım defalarca o sert yatakla buluştu. Ne zaman nefes almak için geriye çekilsem, Uzay ya bileklerimi yatağın iki yanına sabitledi ya da elini boğazımın altına koyup beni kendine çekti. Beni ne kadar hırpaladıysa, ne kadar nefretle baktıysa, o kadar hırsla dokundu. Sanırsın benden hıncını almanın, beni ezmenin yolunu bu temasta bulmuştu.

Bir ara kendimden geçer gibi oldum. Göz kapaklarım ağırlaştı, bilincim bulanıklaştı. Tam karanlığa teslim oluyordum ki Uzay'ın parmakları saçlarımın arasına dolandı. Başımı sertçe geriye çekip beni tekrar o sıcak, fırtınalı gerçekliğe fırlattı.

"Gözlerini kapatma. Bana bak Hasan."

Gözlerimi zorlukla açıp ona baktım. Terden alnına yapışmış saçları, karanlıkta iyice irileşmiş gözdağı veren bakışları. Tepemde bir kâbus gibi duruyordu ama ben o kâbusun içinden çıkmak istemiyordum. Parmaklarımı omzuna, sırtındaki kaslara geçirdim. Tırnaklarım etine battıkça daha da sertleşti ritmi.

Gece boyunca beni defalarca talan etti. Beni her öptüğünde, tenimde her gezindiğinde içimdeki Emir'e ait olan o masum, temiz köşeyi kirletiyor gibiydi. Ama tuhaf bir şekilde, bu kirlilik bana acı vermekten çok, bir tür özgürlük hissettiriyordu. Artık gizlenecek, saklanacak bir şeyim kalmamıştı. Şekilden şekle giren, beni kırmaya and içmiş bir adamın kucağında paramparça oluyordum.

Sabaha karşı odadaki soğuk hava iyice çöktüğünde Uzay en sonunda göğsüme doğru devrildi. İkimiz de sırılsıklam, nefes nefeseydik. Ağır gövdesi çıplak göğsümün üzerindeydi. Eli hâlâ belimi sıkıca tutuyor, sanki uykusunda bile kaçmamdan korkuyormuş gibi bırakmıyordu.

Işık yavaş yavaş odanın küçük pencerelerinden sızarken, gözlerimi tavana dikip öylece yattım. Vücudumdaki tek bir nokta bile acımadan durmuyordu ama en çok da içim, o tarif edemediğim yer sızlıyordu. Uzay beni gece boyunca hiç rahat bırakmamıştı; ama asıl felaket, benim de buna tek bir an bile pişmanlıkla bakmamış olmamdı.

Gözlerimi açtığımda oda buz gibiydi. Yan tarafıma uzandım; yatak boştu. Uzay gitmişti. Büyük ihtimalle antrenmana yetişmek için erkenden çıkmıştı.

Bir süre yataktan hiç kıpırdamadım. Zaten kıpırdamam pek de mümkün değildi. Vücudumdaki her bir kas, kemik küçücük bir harekette bile avaz avaz bağırıyordu. Dün gecenin izleri tüm bedenime kazınmıştı sanki. Yine de içimde garip, tuhaf bir rahatlama vardı. Tek seferlik bir şeydi işte. Yaşanmış, bitmişti. Uzay nefretini kusmuş, hıncını almıştı; ben de paysız kalmamıştım. Bir daha tekrarlanmayacağını bilmek içimi ferahlatıyordu.

Biraz kendime geldikten sonra dişlerimi sıkarak yataktan doğruldum. İki adım ötedeki küçük banyoya gitmek devasa bir maraton gibiydi. Acı her adımda beynimde patlasa da bir şekilde sürüne sürüne banyoya ulaştım. Kendimi küvetin içine bıraktım.

Sıcak su bedenime değdikçe, o uyuşukluk yavaş yavaş dağılmaya ve zihnim berraklaşmaya başladı. Ve tam o anda. Her şey bir tokat gibi yüzüme çarptı.

Neler olmuştu ?

Küvetin içinde öylece kalakaldım. Gerçekler zihnime kurşun gibi yağıyordu. Ayağımı kıran adamla yatmıştım ben. Arabasının frenlerini kestiğim adamla yatmıştım. Beni buraya kapatan, özgürlüğümü çalan adamla yatmıştı.. Ve en lanet, en berbat kısmı bu değildi? Hoşuma gitmişti. Gözlerimi kapatıp şakaklarımı ovdum. Düşünmek bile delirtiyordu insanı.

"Ne düşünüyorsun öyle?"

Duyduğum sesle sıçrayıp gözlerimi açtım. Uzay, banyo kapısının eşiğine yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş bana bakıyordu. Ne zaman gelmişti, içeri nasıl girmişti hiç duymamıştım.

"Ses yapsana oğlum! Ne geliyorsun hayalet gibi?"

Uzay duruşunu bozmadı.

"Sorduğuma cevap vermedin."

Niyetini anlayıp panikle suyu üzerime çekmeye çalıştım, bir yandan da bana doğru adımlayan Uzay'a baktım.

"Duştayım oğlum, gelmesene! Çıksana dışarı!"

Uzay aramızdaki mesafeyi kapatıp küvetin kenarına kadar geldi. Üstüme doğru eğilirken dudaklarında o sinir bozucu, alaycı tebessüm vardı.

"Seni yeterince gördüm. Geçtik biz o aşamaları."

Uzay ağır adımlarla yaklaşıp küvetin kenarına diz çöktü. Islak saçlarımdan süzülen damlalar suya düşerken, gözlerini bir saniye bile üzerimden çekmiyordu.

"Arkadaşlarının aklına seni aramak anca geldi."

Derin bir iç çektim. İçim cız etti birden. Emir acaba diğerlerine ne anlatmıştı? Sado ve Mert de şimdi beni Melek'e göz dikmiş bir hain sanıyorlardı kesin. Kardeş dediklerimin gözünde düştüğüm durum içimi kemiriyordu.

"Seni bırakacağım."

Şaşkınlıkla gözlerimi açtım.

"Polise mi?"

"Hayır, itirafını sildim."

"Neden?"

Beynim durmuş gibiydi. Ne yani, o kadar şantaj, o kadar tehdit boşuna mıydı? Uzay yüzüme doğru hafifçe eğildi, gözlerini gözlerime dikti.

"Dün geceden sonra hâlâ neden diye soruyor musun?"

Sözleri zihnimde yankılandığı an tepem attı. Kan beynime sıçradı sanki.

"Dur! Frenleri kesmemin karşılığı o mu oldu lan? "

Uzay kaşlarını çattı.

"Onu mu dedim ben?"

"Onu ima ettin ama!".

"Hasan, beni zorlama. Daha iyileşmeden dün geceyi tekrarlarız, bak."

"Tekrarı olmayacak ki!"

Olmamalıydı. Olsa batardık. Uzay aramızdaki mesafeyi sıfırladı. Yüzü yüzüme o kadar yaklaştı ki nefesi dudaklarımı yaktı.

"Olacak."

"Olmayacak!"

"Test edelim."

Ve aniden dudaklarıma kapandı. Sözde direnecektim, sözde bu iş burada bitecekti. Ama dudakları dudaklarıma değdiği an içimdeki bütün savunma mekanizması çöktü. İki saniye bile dayanamadan kendimi ona karşılık verirken buldum. Dilim, nefesim, iradem tamamen ona teslim oldu. Uzay yavaşça geri çekildi. Yüzünde o nefret ettiğim ama içten içe beni bitiren muzaffer gülümseme vardı.

"Ne diyordun?"

Yutkundum. Rezil olmuştum ama en azından sınır çekmeye çalıştım.

"Düzenli olacak bir şey değil, haberin olsun. Öyle kafana göre olmaz."

Uzay'ın gülüşü daha da büyüdü.

"Çok düzenli yaparsak kaldıramazsın zaten."

"Lan hayvan!"

Uzay cevabıma hiç takılmadı. Ne olduğunu anlamama izin vermeden kollarını altımdan geçirip beni sudan söküp alır gibi kucağına kaydırdı. Islak bedenimden sular damlarken beni kucağında banyonun dışına taşıdı. Ayaklarım yere değdiğinde düşmeyeyim diye bir eli hâlâ belimdeydi.

"Hadi giyin, seni evine bırakacağım."

Öylece, şaşkın şaşkın yüzüne baktım.

"Öylece mi?"

Uzay gözlerini kısıp sırıttı.

"İstiyorsan ayrılmadan önce bir öpücük veririm?"

"İstemez!"

Ben kendi kendime söylenip dururken, Uzay laflarımı hiç umursamadı. Canımı yakmamaya özen göstererek kıyafetleri giymeme, sızlayan ayağımı pantolondan geçirmeme yardım etti. Sert, acımasız ve beni kaçıran adamla; bu kadar incelikle üstümü giydiren adam aynı kişiydi. Ve ben artık bu herifle ne yapacağımı gerçekten hiç bilmiyordum.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.