Bu bölüm bbyzagn'a ithaf edilmiştir. Bölüm Şarkısı- Soner Avcu- Beni Azad Et
Hasan'dan
Sıcak suyun başımdan aşağı dökülmesine izin verirken gözlerimi sıkıca kapattım. Su taneleri şakaklarımdan süzülüp göğsüme doğru akarken, zihnimdeki o uğultu bir türlü dinmiyordu. Uzay'ın varlığı, o dokunuşları ve kulağıma fısıldadığı her bir kelime hâlâ tenimde bir sızı gibi duruyordu.
Suyu kapatıp derin bir nefes aldım. Duş kabininin camını kaydırıp dışarı adım attığımda, Uzay'ın omuz dayadığı duvarın dibinde beni beklediğini gördüm. Üzerinde sadece altındaki eşofmanı vardı. Yüzünde o her zamanki kendinden emin, insanı çıldırtan sırıtış duruyordu.
"Uzun sürdü."
Gözleriyle bedenimi yukarıdan aşağıya yavaşça süzdü. Cevap vermedim. Kenardaki havluya uzanıp kurulanmaya başladım. Uzay, aramızdaki mesafeyi kapatıp tam arkamda durdu. Islak saçlarımdan damlayan bir su damlası sırtımdan aşağı kayarken, parmağının ucuyla o damlayı takip etti. Tenim buz kesti.
"Dokunma Uzay. Giyineceğim."
"Sanki görmediğim yerinmiş gibi davranıyorsun Hasan."
Bu kez beni zorlamadı. Bir adım geri çekilip kenara çekildi. Hızlı adımlarla yerdeki kıyafetlerime uzandım. Tişörtü kafamdan geçirirken kollarımın titrememesine özen gösteriyordum.
Uzay da duşunu alıp üzerini giyindiğinde, Kaptan Odası'ndan sessizce çıktık. Kulüp binası neredeyse boşalmıştı. Koridorda attığımız her adım, sanki yaptığımız her şeyi duvarda çınlatıyormuş gibi hissettiriyordu.
Dışarı çıktığımızda hava kararmaya yüz tutmuştu. Uzay, siyah arabasının kapısını açıp başıyla yolcu koltuğunu işaret etti.
"Bin. Seni ben bırakıyorum."
"Gerek yok, kendim giderim."
"Bin dedim Hasan. İkiletme."
İtiraz etmenin bir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordum. Sessizce arabaya bindim. Uzay sürücü koltuğuna geçip motoru çalıştırdı. Arabanın içi Uzay'ın o ağır, odunsu parfümü ve ikimizin tenine sinen sıcaklıkla kaplıydı.
Yol boyunca tek bir kelime bile konuşmadık. Yoldan gelen hafif ışık, Uzay'ın keskin yüz hatlarını yarı karanlıkta daha da belirginleştiriyordu. Direksiyonu tutan uzun parmaklarına baktım. Birkaç saat önce o parmaklar tenimde geziniyor, beni adeta kendi dünyasına çekip aklımı başımdan alıyordu. Şimdi ise sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi soğukkanlı ve rahat bir tavırla arabayı sürüyordu.
Bizim sokağa girip evin önünde yavaşladığımızda emniyet kemerine uzandım. Tam mandalı çözecekken Uzay elini vites kutusunun üzerinden uzatıp bileğimi yakaladı.
"Kaçışın bu kadar hızlı mı olacak?"
Sesi alçak, alaycı ama bir o kadar da davetkardı. Ona dönmek istemedim ama bileğindeki o sıcak, sarsılmaz tutuş beni kendine mecbur bıraktı. Gözlerine baktığımda, orada yine o tehlikeli, ne yapacağı kestirilemeyen bakışı gördüm.
"Yorgunum Uzay. Bugünlük bu kadar oyun yeter."
"Oyun mu?"
Dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Aradaki mesafe kapandıkça göğsümdeki sıkışma yeniden başladı.
"Hasan, ben oyun oynamam. Sen de bunu gayet iyi biliyorsun."
Uzandı, parmak uçlarıyla çenemi kavrayıp başımı hafifçe kendine doğru kaldırdı. Başparmağı alt dudağımın üzerinde yavaşça gezindi. Odada bıraktığı o izleri, attığı imzayı hatırlatmak ister gibi sertçe bastırdı.
Dudaklarıma kısa ama sert bir öpücük kondurup geri çekildi. Bileğimi bıraktığında elim istemsizce kapı koluna gitti. Hiçbir şey söyleyemeden arabadan indim. O da arabadan inince ona baktım. Yuh , yine mi?
''Öyle bakma , evini merak ettim. Uslu duracağım.''
Buna hiç inanmıyordum ama şimdilik görmezden geleceğim. Anahtarı kilide sokup eve girdiğimde karanlık koridor bana her zamankinden daha yabancı geldi. Çantamı yere bırakıp odama geçtim. Işığı bile açmadan kendimi yatağa attım.
Gözlerimi kapattığımda zihnim ikiye bölünüyordu. Bir tarafta Emir vardı. Senelerdir yanımda olan, beni yanlış anlayan ama yine de beni koruyan Emir. Diğer tarafta ise Uzay. Beni sınırlarıma kadar zorlayan, kontrolü elimden alan ve her dokunuşunda beni kendine biraz daha bağlayan o hırçın adam.
Uzay bir anda kendini yatağa bıraktı. Yatak dardı bu yüzden tamamen bana değiyordu. Gözlerimi kısarak ona baktım. Rahat durma anlayışı bu muydu? Uzay kafasını çevirip bana baktı. Sonra da elini belime atıp beni kendine çekti.
''Evine gitmeyi düşünmüyor musun?''
''Hayır. Babamla uğraşasım yok.''
''İyi git , içerideki kanepede yat.''
''Yok , burada iyiyim.''
Böyle sarılması güzeldi. Yani hoşuma gidiyordu yalan yok. Ama sanki sevgiliymiş gibi hissettiriyordu. Genelde bizim gibi başlayan durumlarda taraflardan biri çekip giderdi. Ama Uzay gitmiyordu, hatta kalmaya çalışıyordu.
Kapı çaldığında Uzay'ın kollarından ayrıldım, adımlarımı isteksizce kapıya doğru attım. Açtığımda karşımda Emir'i buldum. Söyleyecek hiçbir şeyim yoktu, ama o zaten bana fırsat vermedi. Ben daha ne olduğunu anlayamadan içeri fırladı ve kapıyı arkasından sertçe kapattı.
"Benimle yat."
Duyduğum şeyle kalakaldım. Zihnim adeta durdu. Emir mahalleden arkadaşım. Bana kardeşim diyen Emir ne diyordu?
"Ne saçmalıyorsun sen?"
Sesi titreyen bendim ama saçmalayan kesinlikle o gibi duruyordu.
"Kimseye söylemeyecek biri lazımdı."
Sesindeki o aşırı ciddiyet beni daha da sarsıyordu.
"Ben kimseye söylemem."
Öylece, boş boş yüzüne baktım. Aklım almıyordu. Bu bir şaka mıydı, yoksa sırf beni Uzay'dan korumak için uydurduğu saçma sapan bir mahalle korumacılığı mıydı? Emir bana doğru bir adım attı.
"Ben o hayvan gibi canını yakmam."
O an gözlerimi kırpıştırdım. Ne diyeceğimi, bu cümlenin neresinden tutacağımı tamamen şaşırmıştım. İçimdeki o eski, çaresiz Hasan bu söze tutunmak için çıldırıyordu ama gerçeklik tam arkamda duruyordu.
"Hoş teklif. Ne yapacaksın Hasan?"
Koridorun sonundan, benim odamdan gelen o tanıdık, ukala sesle donup kaldım. Uzay sanki kendi evindeymiş gibi rahat adımlarla salona doğru yürüdü.
Emir'in gözleri aniden irileşti, kafasını o tarafa çevirdiğinde yüzündeki o şok ve nefret ifadesi görülmeye değerdi. Lan bu herif hiç rahat bırakmıyor mu der gibi bakıyordu Uzay'a. Ben ise ikisinin arasında ne yapacağımı bilemeyerek dilsiz kalmış gibi sustum. Cevap veremiyordum. Uzay bana baktı, sonra Emir'e döndü.
"Error verdirdin çocuğa."
Emir'in şakaklarındaki damarlar fırladı, Uzay'a doğru tehditkar bir adım attı.
"Sen bir sus lan lolipop!"
Uzay ise o sinir bozucu rahatlığını hiç bozmadan omzunu silkti, gözlerinin içi gülüyordu.
"Beni de dâhil ediyorsun. Nasıl susayım?"
"Hayır!"
Sesim evde tokat gibi patladı. Aylardır, belki de yıllardır içimdeki o çocuk gibi körü körüne beslediğim Emir sevgisini kalbimden söküp atmak için yırtınıyordum ben. Kendimi mahvediyor, sırf aklımı ondan alabilmek için Uzay'a, o tekinsiz sulara teslim ediyordum. Oysa o gelmiş, tam karşımda durmuş bana ne teklif ediyordu?
İçimdeki o zavallı, o çaresiz taraf tek bir saniye bile düşünmeden evet diye bağırmak, Emir'in göğsüne sığınmak istedi. Ama bu kadar ucuz değildi hiçbir şey. Böyle olamazdı.
Emir erkeklerden hoşlanmıyordu ki. Erkek sevmiyordu. Bana baktığında gördüğü tek şey mahalleden kardeşi, koruması gereken o çocuktu. Şimdi sırf araya Uzay girdi diye, sırf o hırsı, o garip mülkiyetçilik hissi kabardı diye bana bu teklifi yapıyordu. Biliyordum. Başka hiçbir sebebi yoktu. İçimde bükülen acı bir anda yerini devasa bir öfkeye bıraktı.
"Çık! Çık evimden!"
Emir şaşkınlıkla bana doğru bir adım attı.
"Oğlum bir dinle."
"Sen ne dediğinin farkında mısın lan?"
İki elimle saçlarımı kavrayıp hırsla geriye doğru dağıttım. Zihnim karıncalanıyordu. Neden yapıyordu bunu bana? Neden? Ben kendi çapımda mahvolmaya, hayatımı bir şekilde bir düzene oturtmaya çalışıyordum. Uzay'la bir felakete sürükleniyordum belki ama en azından ne olduğunu biliyordum. Şimdi gelip tam ortama dalıyor, tek bir saçma cümlesiyle hem kalbimi delicesine hızlandırıyor hem de aynı saniyede inim inim inletecek kadar acıtıyordu.
"Ne sanıyorsun sen beni ha? Oyun hamuru mu sanıyorsun Emir? Uzay'a gıcık oldun diye benimle mi yatacaksın? Sen ne saçmalıyorsun lan?"
"Öyle değil!"
"Öyle lan! Tam olarak öyle! Bu musun sen ha? Sırf hırsından, sırf o lanet egonu tatmin etmek için kardeşim dediğin adama bunu mu yapacaksın?"
İçimdeki yangını söndürmeye yetmedi o kelimeler. Gözüm karardı, yumruğumu var gücümle savurdum. Emir'in yüzüne değil. Hemen yanımdaki vestiyer aynasına. Aynanın tuzla buz olma sesiyle odada büyük bir patlama oldu. Keskin cam kırıkları yere saçılırken, Emir ve Uzay aynı anda panikle haykırdı.
"Hasan!"
Elimden süzülen sıcacık kanı hissettim. İkisi de bana doğru hamle yaptı, ama hızla kenara çekildim. İkisinin de dokunmasına izin vermedim. İkisini de görmek, istemiyordum. Ellerimi havaya kaldırıp ikisine de birer duvar ördüm.
"Yapma."
Sesimdeki o amansız öfke bir anda kırıldı, yerini derin bir yalvarışa bıraktı.
"Yapma Emir. Ne kalbimi ne de gururumu ayaklar altına alma. Yalvarırım yapma."
O an Uzay, hiç tereddüt etmeden üzerindeki tişörtü başından çıkarıp tek hamlede sıyırdı. Yanıma yaklaşıp, itiraz etmeme fırsat bile vermeden parçalanmış, kanayan elimi sıkıca tişörtüyle sardı. Kan hemen kumaşa işlemeye başladı ama en azından akmasını yavaşlatmıştı.
Emir ise tek bir adım bile atamadı. Olduğu yerde çakılı kaldı. Sargılı, kanlı kendi eli böğründe, gözlerindeki o mahvolmuşlukla bana bakıyordu. Ağzını açıp tek bir kelime bile edemedi.
Emir tek bir kelime bile edemeden arkasını döndü, kapıyı sertçe çekip çıktı. O hışımlı gidişinin sesi koridorda yankılanırken dizlerimin bağı çözüldü. Yere doğru kayıp çökecektim ki Uzay arkamdan yakalayıp beni tuttu.
"Yer kırık dolu."
Sesi her zamanki alaycı tonundan uzaktı. Beni sarmalayıp yürümeme yardımcı oldu ve oturmam için odadaki yatağa yönlendirdi. Yatağın kenarına iliştiğimde başımı ellerimin arasına aldım. Uzay odadan çıkıp evin içinde dolaşmaya başladı. Çok geçmeden elinde bir kap su, temiz bir bez ve merhemle geri döndü.
"Dikişlik bir şey varsa hastaneye gideceğiz."
Tam önümde, dizlerinin üzerine çöktü. Avucumun içine batan küçük ayna parçalarını dikkatle temizlemeye, kanı silmeye başladı. Canım acıyordu ama içimdeki yangının yanında bu hiçbir şeydi. Uzay elimdeki derin kesiğe pansuman yaparken gözlerini kaldırmadan, gayet sakin bir sesle konuştu.
"Aşıksın değil mi ona?"
Cevap vermedim. Sessizliğim zaten her şeyi fısıldıyordu.
" Kalbimi ayağının altına alma dedin."
Bakışları yüzüme kaydı.
"Aklındaki o isim Melek değildi. Emir'di."
"Öyleydi."
Artık gizleyecek, kaçacak tek bir siperim bile kalmamıştı. Uzay elindeki bezi hafifçe bastırdı.
"O zaman neden kabul etmedin? Ayağına kadar gelmişti işte."
"Erkeklerden hoşlanmıyor bile. Sırf sana gıcık kapıp hırs yaptı diye böyle bir saçmalık teklif etti. Ben ona bunu yapmam. Kendime de bunu yapmam."
Uzay pansuman yapmayı bıraktı. Elimi sakince kucağıma düşürdü ve parmaklarını çeneme dolayıp yüzümü kendine doğru kaldırdı. Gözlerinin içindeki o koyu, derin ifadeyle doğrudan bana baktı.
"Hoşlansaydı. Beni bırakır mıydın?"
"Erkeklerden hoşlansa bile , bu benden hoşlandığı anlamına gelmezdi."
Uzay çenemi biraz daha sıkı tuttu.
"Beni bırakır mıydın?"
Bu sefer daha net, daha baskın bir sesle sordu. Cevap veremedim. Dudaklarım kilitlendi sanki. Bırakırım diyemiyordum ama bırakmam demeye de dilim varmıyordu. İki ucu keskin bir bıçağın tam ortasında kalmış gibiydim. Uzay gözlerindeki o ince kırılmayı ve ardından gelen o garip tatmin duygusunu gizlemedi.
"Kafanı karıştırdım."
"Kalbimi karıştırdın."
Ağzımdan dökülen bu iki kelime, ikimizin arasında asılı kalan en büyük itiraftı. Gerçekten de öyleydi. Uzay hayatıma bir felaket gibi girmiş, aklımı da kalbimi de paramparça etmişti. Artık neyi, kimi hissettiğimi bilemeyecek kadar karıştırmıştı beni.
Uzay bu sözümün üzerine öne eğildi. Bu sefer o hırslı, o sert öpücüklerinden biri değildi. Dudaklarını dudaklarıma çok hafif, neredeyse şefkatle bastırdı. Ve yavaşça geri çekilip alnını alnıma yasladı. Nefesi yüzümü yakıyordu.
"Ben bırakmam. Sen bıraksan da ben seni bırakamam.''
Arkadaşlar benim kafam yine karıştı. Şuan mesela Uzay ne Hasan'a aşık nede Emir'e. Sadece ikisine de çekim hissediyor. Bunu aşka mı çevirsem yoksa Uzay sadece Hasan'a mı aşık olsa? Buna cevap verirseniz sonraki bölüm için iki alternatifim var, ona göre devam edeceğim.