İçeriğe geç

Sen Ağlama

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Sen Ağlama

Bölüm 1

Ayrılık

Nefes alamıyorum ama yine de koşmaya devam ediyordum. Geç kalamazdım ve derse sadece on dakika kalmıştı.

İlk dersimizde edebiyat sınavımız vardı. Sabahın üçüne kadar uyumayıp edebiyat çalışmış ve kahve içerek ayakta kalmıştım. Edebiyatım ne kadar kötü olsa da bu sınavdan yüksek alınca babamın bahsettiği bisikleti alabilirdim. Maddi durumumuz çok iyi değildi ama rahattık. Yine de bisiklet almak için biraz beklemem gerekti.



Nefes nefese kalmış bir şekilde okulun kapısına gelince nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Saçım başım rüzgardan dağılmış, dudaklarım kurumuştu.

Zilin çalmasına iki dakika kala sınıfın kapısından geçerken arkadan öğretmenin de geldiğini gördüm. Çabucak sırama yerleştikten sonra babamın sabah söylediği duayı okumaya başladım. Acaba babam nasıldı?

Bu sabah çok kötüydü. Yürümekte zorlanıyor, derin derin nefesler alıyordu. Aslında birkaç gündür kötüydü babam. Annem de pek endişeliydi. Birşey olmadığını söyleseler de endişelenmeden edemiyordum. Ne kadar aklımda babam olsa da sınavlarım için çalışıyordum. Arada onunla ilgilenip tekrar ders çalışmaya gidiyordum. Babamla annem de bundan rahatsız değildi zaten. Bir sonraki senemde üniversite sınavım vardı ve çalışmamı istiyorlardı.




Sınav çıkışı okulun bahçesindeki bir bankta oturmuş kantinden aldığım çayı yudumluyordum. Sonbaharın ortalarıydı. Çok soğuk olmasa da boğuk hava yüzünden bir kaç kişi hariç herkes içerideydi. Sınav soruları bir yana babamı düşünmeden duramıyordum. Acaba onunla pek ilgilenemedim diye üzgün müdür? Eve gidince ona bir hediye versem kendini daha iyi hissederdi sanırım. Evet bunu aklımın bir köşesine yazdım.




Çayım bittikten sonra üşüyüp içeriye geçtim. Tuvalete gidiyordum ki Cemre'yle karşılaştım.

"Günaydın Sema" dedi bana samimiyetinden emin olamadığım bir tonda. Cemreyle geçen sene aynı sınıftaydık ama pek sohbetimiz olmamıştı. Zaten kimseye pek samimi bakmıyordu. Siyah uzun saçlı uzun boylu gayet güzel bir kızdı. Ama kişiliği hakkında birşey diyemeyeceğim. Etrafta biraz dedikodusu gezsede pek umursamamaya çalışıyorum.

"Günaydın sanada" dememle elini "byee" dercesine sallayıp gitti. Bu kızın davranışlarını sevmiyordum bana itici geliyordu. Umursamamaya çalışarak yoluma devam ettim.




Tuvalette dağılmış saçımı düzeltip üzerimdeki yorgunluğu atmak için yüzümü yıkadım.

"Semoşum günaydınn" Nehirin sesini duymamla yorgunluğumu atıp gülümseyerek arkamı döndüm. Karşımda yine fazlaca mutlu bir şekilde sırıtıyordu. Nehirle ortaokuldan beri yakın arkadaştık ve lisede de aynı okula birlikte gelmeye karar verdik. O sözel bende eşit ağırlık alanlarını seçtiğimiz için ayrı sınıflardaydık.

"Günaydınn, sınav nasıl geçti."

"Nasıl olabilir?" diye gülünce bende gülmeye başladım.




Kısa bir sohbetin ardından onun sınıfının kapısının önüne gelmiştik.

"Ee bugün bizim eve gelecek misin?" Hafta sonu Nehirlerde kalacağıma söz vermiştim ama aklımda babam varken gidemezdim. Çok düşünmeme gerek yoktu aslında. Babam herşeyden önemliydi. "Gelemeyeceğim galiba Nehir. Üzgünüm ama babam bu sabah biraz kötüydü." Anlayışla karşılayan yüzunu görünce gevşedim. Nehir iyi bir kızdı.

"Çok geçmiş olsun. Sorun değil. Kadir amcanın neyi var peki?"

"Bende tam bilmiyorum ama bu günler biraz hasta gibi." Nehir başını onaylarcasına sallayıp "Çok geçmiş olsun" derken zil çaldı. Onunla ayrıldıktan sonra babamı düşünerek sınıfıma doğru yürüdüm.




***




Okuldan çıkar çıkmaz yüzümde bir neşe vardı. Edebiyat öğretmenimizi sınavları okuması için çok zorlamış ve sonunda okutturabilmiştik. Sınav sonucum gayet yüksekti ve istediğim bisikleti alabilirdim. Ama ilk önce babama atkı almaya gitmeliydim.

Babam bu günler hastaydı. Bu yüzden soğuk havalar için ona bir atkı almaya karar verdim. Belki de biraz neşelenirdi.




Bir elimle atkının olduğu poşeti tutarken diğer elimle Nehire mesaj yazmaya çalışıyordum. Son mesajı da yazıp telefonu montumun cebine attıktan sonra elimdeki poşeti açıp atkıya bir kez daha baktım. Koyu yeşil, üstünde siyah desenler olan bir atkıydı. Fena değildi ama babamın yüzündeki tepkiyi düşündükçe yüzümdeki gülümsemem daha da artıyordu.




Eve yaklaştığımda evimizin önünde duram ambulansı görünce endişelendim. Ya babam daha kötü olduysa? Daha nesi olduğunu bile bilmiyordum. Yavaş adımlarla ambulansın yanına ilerledim. Aracın içerisinde kimse olmadığını görünce içim bir rahatlamıştı. Ama uzun sürmedi. Arkamdan gelen sesleri duyduğumda başımı o yöne çevirdim. Annemi ağlarken bulmayı beklemiyordum. Annem hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Başım soldaki sedyeye kayınca elimdeki poşet yere düştü. Babam sedyede bilinci kapalı bir şekilde uzanıyordu. Rengi gitmiş ve dudakları kurumuştu. Neden bu haldeydi? Neden gözleri kapalıydı?




Anneme bir kez daha bakıp sedyenin kenarından tuttum. "Baba! Babama ne oldu? Nesi var?" Görevlilerden biri ben daha ne olduğunu anlamadan beni babamdan uzaklaştırıp annemin yanına götürdü.

Annem bana sarıldığında gözlerimden yaşlar fışkırıyordu. "A-anne babamın nesi var?"

Annem daha da ağlamaya başlayınca başımı göğsüne yaslayıp bende hıçkırmaya başladım.

"Çok hastaydı, başaramadı kızım. Hastalığı ona çok ağır geldi."




Annemin söylediklerine inanmak istemedim. Babamın ciddi bir hastalığı yoktu. Son günlerde ki babamın durumu gözümün önüne gelince gözlerim büyüdü. Bunu yapmış olamazlardı. O anda irileşmiş gözlerimi anneme doğrulttum. "Bana hiçbir şey söylemediniz! Babam gittikçe kötüye giderken bana bakıp yalan söylediniz!"

Annem ellerini yanaklarıma doğrultup bir şeyler diyordu ama duyamıyordum. Tüm sesler kesilmiş başım dönüyordu.

Kendimi yerde bulunca ellerimle yüzümü kapattım. Yağmur başlamış ve hava kararmıştı. Soğuk vücudumu ele geçirirken etrafı görmemeye başladım.

Gözlerim kapanmadan önce son hatırladığım şey babamın olduğu sedyeydi.




Babam beni bırakmazdı ki.

Sözü vardı bana gidemezdi.

Ağlamama izin vermezdi ki...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.