2. Bölüm – Gölgelerle Yolculuk Kapının önünde, gece rüzgârında titreyerek duran siyah paltolu adam, hâlâ Deniz’e bakıyordu. Bastonunun ucundaki gümüş işlemeler ay ışığında parlıyordu. Deniz, annesinin yüzündeki ifadeye bakınca anladı: Bu yabancıya güvenmek zorunda kalacaktı. “Git,” dedi annesi, sesi titreyerek. “Ben sana hiçbir şey söyleyemedim… ama o desenin ne demek olduğunu hep biliyordum. Senin kaderin bizden çok daha büyük, Deniz.” Deniz’in boğazı düğümlendi. “Ama ben… ben daha çocuğum,” dedi kısık sesle. Adam bir adım yaklaştı: — “Hiçbir mühür taşıyıcısı, hazır olduğunda seçilmedi. Hepsi beklenmedik anda çağrıldı. Senin de vaktin geldi.” Elini uzattı. Deniz, tereddütle ama içindeki tuhaf bir çekimle o eli tuttu. Dokunduğu an, desenin damarlarından sıcaklık aktı, sanki bir kapı açıldı. Adam bastonunu havada hafifçe çevirdi ve yere vurdu. Anında önlerinde, karanlık sokaktan kopup yükselen, ışığın içine gömülmüş bir geçit belirdi. Dönüp annesine son kez bakan Deniz, gözyaşlarını gizleyerek adama doğru yürüdü. Geçitten içeri girdikleri an, dünya yerinden kaydı. Önce uçuyormuş gibi oldu, sonra hızla aşağı düşüyormuş gibi. Gözlerini açtığında, kendini bambaşka bir yerde buldu. --- Burası, devasa bir tren istasyonunu andırıyordu ama normal trenlerden çok uzaktı. Rayların üzerinde şeffaf, kristalden yapılmış gibi görünen arabalar kayıyor, içlerinden ışık saçıyordu. Etrafta pelerinli insanlar, ellerinde parlayan kitaplar ve garip yaratıklarla dolaşıyordu. Deniz’in ağzı açık kalmıştı. “Burası… neresi?” Adam cevap verdi: — “Burası Ara Kapı İstasyonu. Bizim dünyamızla sizin sıradan dünyanız arasındaki sınır. Buradan seni okula götüreceğiz.” “Okul mu?” diye şaşırdı Deniz. Adamın gözlerinde sert ama gururlu bir ifade vardı. — “Umbra Akademisi. Mühür Taşıyıcılarının ve gölgelerden doğan büyücülerin tek sığınağı. Orada desenin anlamını öğreneceksin.” O sırada, karşı yönden üç genç geçti. İkisinin ellerinde tuhaf, zincirle bağlı defterler vardı; birinin yanında ise kanatları tüyden çok duman gibi görünen küçük bir yaratık uçuyordu. Gençlerden biri Deniz’e bakıp alaycı bir gülümseme takındı. “Yeni mühür çocuk bu mu?” diye mırıldandı. Deniz’in içi ürperdi. Daha yolun başında bile düşmanlar mı edinmişti? Adam trenlerden birine doğru yürüdü. Kapıları sessizce açılan şeffaf vagonun içine girdiler. İçerisi, dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü; uzun koltuklar, tavanda dönen yıldız ışıkları, camların ötesinde ise boşluk yerine sanki bambaşka manzaralar akıp gidiyordu. Deniz kendini koltuğa bıraktığında kalbi hâlâ deli gibi atıyordu. “Ben… buraya ait değilim. Yanlışlık olmalı,” diye düşündü. Ama göğsündeki desen, şimdi hiç olmadığı kadar güçlü parlıyordu. Adam ona dönüp kısa ama derin bir cümle söyledi: — “Mühür seni seçti. Senin ne düşündüğün, bu saatten sonra pek önemli değil.” Tren sarsıldı, hareket etmeye başladı. Deniz, camın dışına baktı. Önlerinden geçen manzaralarda sıradan şehirler değil, dev gölgeler, yanıp sönen kuleler, ışıkla dokunmuş ormanlar görünüyordu. Yolculuk, Deniz için yeni bir dünyanın başlangıcıydı. Ama o, farkında bile değildi: Onun gelişi, sadece akademiyi değil, tüm büyü dünyasını sarsacak bir kehanetin ilk adımıydı.
Bölüm 2
Gölgelerle Yolculuk
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.