"Belki bugün zengin biriyle karşılaşırım." kombini.
Hiç düşünmeden onu giydim.
Aynanın karşısına geçtim.
Dudağıma lip gloss sürdüm.
Bir kat.
İki kat.
Üç kat.
Bir ara dudağım değil, talihim parlıyor sandım.
Olsun.
Parlayan her şey değerlidir.
Bunu ben demiyorum.
Kuyumcular diyor.
Çantamı aldım.
İçinden...
İki tane saç tokası.
Bir fiş.
Yarım paket naneli sakız.
Bozuk kulaklık.
Bozuk para.
Bir de ne zaman koyduğumu bilmediğim kendi kendine sıcaktan haşlanmış, yapıp yapış bir şeker
Kadın dediğin hazırlıklı olur.
Evden çıktım.
Köşedeki dürümcüden mis gibi tavuk kokusu geliyordu.
İşte buna dayanamadım.
"Usta."
"Buyur abla."
"Çift lavaş. 45 cm olandan. Sosta da cimrilik yapma."
Adam büyük bir titizlikle dürümü hazırladı. Hazırlarken de bana baktı.
"Acı?"
sadece "ne aptal aptal sorular bunlar kaç yaşındasın sen" demek istedim. Ama demedim.
belli bir süre bakıştık karşılıklı ve nihayet
Adam hiçbir şey demeden sosu bastı.
İşte profesyonellik. Müşerinin duruşundan, bakışından anliycan, esnaflık bunu gerektirir. Bunları düşünerek ustanın terli ve bol kıllı elinden (tanrım bu ne kadar çok kıl) dürümümü aldım.
Dürüm elimde yürümeye başladım.
İlk ısırık...
Allah'ım.
İnsan neden salata yer ki?
Şu dürümün verdiği mutluluğu marul verse inekler kasap görünce bile ağlamazdı.
Sos dirseğime kadar aktı.
Silmedim.
Lezzetin izi olur.
Tam o sırada...
Yanıma simsiyah bir araba yanaştı.
Öyle böyle değil.
Bizim apartmanı sat, yine bunun jant kapağını zor alırsın.
Kapı ağır ağır açıldı.
İçinden uzun boylu, takım elbiseli biri indi.
Ayakkabısı bile maaşımdan pahalı duruyordu.
Parfümü burnuma geldi.
Benim çocukluğumun geçtiği mahalle bile ilk defa güzel koktu.
Elimdeki dürümü refleks olarak arkama sakladım.
Niye sakladım bilmiyorum.
Belki zenginler dürüm yiyen kadın sevmiyordur.
Çocuk önümden geçerken göz göze geldik.
Bana hafifçe gülümsedi.
Kalbim küt diye attı.
Sonra arabaya baktım.
Yok...
Kalbim çocuğa değil arabaya atıyormuş sanırım
Şimdilik emin değilim.
Tam yürüyüp gidecekken elimdeki dürüm kaydı.
Yavaş çekimde yere düştü.
Ben dürüme...
Dürüm bana...
Hayallerimiz birbirinden ayrıldı.
Çocuk eğilip yerden peçetemi aldı.
Bana uzattı.
"Sanırım bunu düşürdünüz."
Peçeteyi aldım.
"Tenks." (mk malı dürüm düştü, dürüm. Sen peçeteyi mi aldın yerden)
dedim.
(girllll you speak English god damn) dedim içimden. Omen tonrem, omeen toonrem, bu akıcılık, bu kendini aşmışlık... tam br dvayım beee.
Çocuk gülümsedi.
Arabasına binip uzaklaştı.
Ben hâlâ arkasından bakıyordum.
Dürümcü uzaktan bağırdı.
"Ablaaa!"
"Ne var lan?"
"Dürüm yerde..."
Aşağı baktım.
Elimde peçete vardı.
Dürüm ise asfaltın ortasında son nefesini vermişti.
Kader...
Yine zengini seçmişti. (kimse bakmıyor alsam mı lan? )