Sabah saat 08.17'ydi.
Efe mutfağa girdi.
Tek istediği bir tost yapmaktı.
Hayatında ilk kez basit bir şey yapmak istiyordu.
Bu, hayatının en büyük hatası olacaktı.
Efe ekmek dolabını açtı.
İçeride üç dilim ekmek vardı.
Birini aldı.
Tam ortadan ikiye böldü.
Sonra ekmeğe baktı.
Ekmek de Efe'ye baktı.
Efe kaşlarını çattı.
“Ne?”
Ekmek cevap vermedi.
Çünkü ekmekti.
“Bana öyle bakma.”
Ekmek yine sustu.
Efe omuz silkti.
“Tamam, sen bilirsin.”
Ekmeği tabağa koydu.
O anda mutfaktan bir ses geldi.
“Ben bunu hak etmedim.”
Efe dondu.
Yavaşça arkasını döndü.
Mutfakta kimse yoktu.
“Kim konuştu?”
Sessizlik.
Sonra tabaktan aynı ses geldi.
“BEN.”
Efe tabağa baktı.
Ekmek konuşuyordu.
Efe yaklaşık beş saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra:
“Ben bugün okula gitmiyorum.”
Kapının önünden Mert'in sesi geldi.
“Ben de zaten seni almaya geldim.”
Efe kapıyı açtı.
“Ekmek konuşuyor.”
Mert içeri baktı.
“Tamam.”
“Tamam mı?”
“Evet.”
“EKMEK KONUŞUYOR.”
“Efe, dün buzdolabıyla kavga ettin.”
“Buzdolabı bana laf attı!”
“Buzdolabı sana 'kapağımı kapat' dedi.”
“Çok sert söyledi.”
Mert içeri girdi.
Ekmek ona döndü.
“Sen.”
Mert durdu.
“Ben?”
“Sen de beni yiyeceksin.”
Mert birkaç saniye düşündü.
“Evet.”
Ekmek sinirlendi.
“İNSANLAR NEDEN BÖYLE?”
Efe şaşkınlıkla:
“Sen ekmeksin.”
“Bunun konuyla ne alakası var?”
Tam o sırada kapı çaldı.
Lina içeri girdi.
“Çocuklar, okul—”
Ekmek bağırdı:
“İHANET!”
Lina çığlık attı.
“EKMEK KONUŞUYOR!”
Mert başını salladı.
“Sonunda normal tepki veren biri.”
Lina ekmeğe yaklaştı.
“Sen neden konuşuyorsun?”
Ekmek cevap verdi:
“Bilmiyorum.”
“Nasıl bilmiyorsun?”
“Ben de doğduğumda kimse bana kullanım kılavuzu vermedi.”
Efe ekmeği gösterdi.
“Peki şimdi ne yapacağız?”
Ekmek ayağa kalktı.
Evet.
Ayağa kalktı.
Kimse bunun nasıl mümkün olduğunu sorgulamadı.
Çünkü artık sorgulamak için çok geçti.
“Ben gidiyorum.”
“Nereye?”
“Dünyayı değiştirmeye.”
Mert:
“Sen ekmeksin.”
“Bunu sürekli söylemeniz gerekmiyor.”
Ekmek mutfaktan çıktı.
Sokağa girdi.
Sokağın başında duran bir karpuza rastladı.
Karpuz güneş gözlüğü takıyordu.
Ekmek durdu.
Karpuz da durdu.
İkisi birbirine baktı.
Karpuz:
“Geç kaldın.”
Ekmek:
“Neye?”
Karpuz gözlüğünü düzeltti.
“Toplantıya.”
Efe, Mert ve Lina arkalarından koşarak geldi.
“NE TOPLANTISI?”
Karpuz ciddi bir ifadeyle:
“Ekmeklerin ve meyvelerin geleceği hakkında.”
Lina:
“Sen meyve misin?”
Karpuz:
“Hayır.”
“Ne peki?”
Karpuz cevap vermeden yürümeye başladı.
Efe bağırdı:
“NE'SİN?”
Karpuz arkasını döndü.
“Vergi müfettişiyim.”
Üçü birden sustu.
Mert:
“Bu hiç mantıklı değil.”
Karpuz:
“Kitabın daha ilk bölümündeyiz.”
Sonra gökyüzünden bir sandalye düştü.
PAT!
Sandalye yere çarptı.
Üzerinde bir not vardı:
“BU SANDALYE ARTIK SİZE AİT.”
Efe sandalyeye baktı.
Mert sandalyeye baktı.
Lina sandalyeye baktı.
Karpuz sandalyeye baktı.
Ekmek sandalyeye baktı.
Sandalye de hepsine baktı.
Sonra sandalye konuştu:
“Ben aslında hukuk okuyorum.”
Efe yere oturdu.
“Ben eve dönüyorum.”
Mert:
“Evin nerede?”
Efe:
“Bilmiyorum.”
Lina:
“Niye?”
Efe:
“Çünkü az önce evim yürüyüp gitti.”
Üçü arkalarına baktı.
Gerçekten de ev yoktu.
Karpuz iç çekti.
“Toplantıya geç kalıyoruz.”
Ekmek:
“Ben gidiyorum.”
Sandalye:
“Ben de.”
Efe:
“Ben hiçbir yere gitmiyorum.”
Mert:
“Ben Efe'yle geliyorum.”
Lina:
“Ben de.”
Karpuz:
“Ben zaten gidiyorum.”
Sandalye:
“Ben tekerlekli değilim.”
Karpuz:
“Koş.”
Sandalye:
“Ben sandalye—”
Karpuz:
“KOŞ.”
Ve böylece dört insan, bir ekmek, bir karpuz ve konuşan bir sandalye, nedenini kimsenin bilmediği bir toplantıya doğru koşmaya başladı.
Saat 08.43'tü.
Okul 08.30'da başlamıştı.
Ama artık kimsenin umurunda değildi.
Çünkü Efe'nin çok daha önemli bir sorusu vardı:
“Arkadaşlar…”
Herkes durdu.
Efe ciddi bir ifadeyle konuştu:
“Ekmek neden hâlâ bizimle geliyor?”
Ekmek:
“Çünkü otobüs param yok.”
Sessizlik.
Mert başını salladı.
“Bu mantıklı.”
Lina:
“İlk defa.”
Karpuz:
“Ben hâlâ vergi müfettişiyim.”
Kimse ona inanmadı.
BÖLÜM SONU.