Yine oradaydı işte yine parlıyordu her zamanki gibi belki bugün biraz daha parlak küçüklüğümden beri oradaydı gökyüzünde... O yıldız benim doğduğum gün ortaya çıkmış ve bir daha asla parlamayı bırakmamıştı. Bazen daha parlak olduğunu hissederdim ve öyle daha parlak parladığı günlerde aklımda olan be nerede duyduğumu bilmediğim bir ses gelir saatlerce kulağımdan çıkmazdı. Bugün de olduğu gibi.
"Yedisi açıldığında sekizinci de doğacak"
Öyle demişti o gizemli ses. Unutamadığım diğer bir şey ise bu sesin sahibine ait olduğundan adım kadar emin olduğum o gözlerdi. O gözler nasıl ve kime anlatabilirdim inanırlar mıydı? Kesinlikle hayır inanmazlardı deli muamelesi yaparlardı biliyordum. O sesin kime ait olduğunu bilmiyorum o gözlerin de ama benim bildiğim şey o sesi ne zaman hatırlasam içimde oluşan tedirginlik ve titreme. Peki ben nerede görmüştüm bu sesi bu gözleri nerede görmüştüm gecelerime giren ay ışığından yapılmış gibi duran o harika ve bir o kadar da ürkütücü gözleri. Bilmiyorum, ama yıllardır oradaydı bu sözcükler kotkutucuydu o gözler ürkütücydü ama bir o kadar da heyecan vericiydi inkar edemezdim.
Havanın soğukluğunu fark ederek düsüncelerimden çıkıp ayağa kalktım yaşadığım kasabaya doğru yürümeye başladım. Minik bir kasabada yaşıyordum. Güneşin asla doğmadığı bir yerde hayatta kalmak için çabalayan yüzlerce insandan biriydim sadece. Kasabamızın dışında kalan yarı ölü bir orman vardı. Günesin olmadığı bir yerde tamamen hayatta olan bir şey bulmak zordu. Bu ormansa büyülü bir şekilde nispeten ayaktaydı. Kalın gövdeli ve bol yapraklı ağaçlar arkasında her an çıkabilecek bataklıkları gizler gür ve dikenli çalılıklarsa karanlıkta oldukça korkutucu görünürdü. Kasabadaki çoğu insan korkardı. Bense burada huzur bulurdum. Ne zaman düsünecek sessiz bir yer arasam gelirdim. Bu günde geldiğim gibi.
Hava o kadar soğumuştu ki titremeye başlamıştım. Gökyüzündeki bulutlara bakılırsa biraz sonra yağmur başlayacaktı. Daha hızlı olmalıydım. Yolda giderken oldukça yakınımdan gelen sesler duydum. Bu ses her neyden geliyorsa bu kadar kısa sürede bu kadar yaklaşamazdı. Düşündüğümden uzun zamandır burada olmalıdı ama ben düşünmeye daldığım için duymamıştım. Adımlarımı hızlandırdım korkmaya baslamıstım kalbim göğsümde çok hızlı atıyordu. Burnuma gelen kokuyla korkuyla titremeye başladım. Toprakla karışmış pas kokusu. Bu kokuyu biliyordum ama onlar olamazdı değil mi? Kesinlikle yanılıyordum. Kendimi kandırdığımı biliyordum ama başka bir şansım yoktu. Birden karşıma çıkan bedenle korkuyla geri çekildim çığlık atmamak için ağzımı ellerimle kapattım.
Ay ışığında hastalıklı bir şekilde parlayan beyaz teni, zayıflıktan kemiklerine yapışmış derisi ve gözleri yerinde olan kanlı boşluklarıyla karşımdaydı. Ay ölüleri... Ayın lanetli ruhları. Nasıl bu hale geldiklerini kimse bilmezdi. Yüzyıllardır bu haldeydiler ama bildiğimiz bir şey varsa onlar sadece geldikleri yer her neresiyse oradan bir şey için çıkarlarlı. Avlanmak için ve bugün av ben olmak üzereydim galiba yinede göremedikleri için bir şansım vardı. Eğer sessizce yanından ayrılırsam kurtulabilirdim. Hızlı ve sessiz bir adımla arkamı dönüp yürümeye başladım. Kasabaya doğru ilerlerken birden karşıma çıkan bir ay ölüsüyle çığlığı bastım. Bir saniye durakladıktan sona ne yaptığımı fark etmemle sessizliği felan bırakıp koşmaya başladım evet görmüyor olabilirlerdi ama oldukça iyi duyuyorlardı.
Arkamdan gelen yarı ölü bedenlerin seslerini duyuyordum koşmaya devam ettim. Gecenin karanlığı ve bulutların ardına saklanmış olan ay asla işime yaramıyordu üzerine üstlük yağan yağmur zaten çamurlu ve kaygan olan toprağı daha da kayganlaştırıyir ve iki kat dikkat etmeme neden oluyordu mecburen istediğim hıza ulaşamıyordum ve arkamdaki iğrenç yaratıklarla aramda sadece birkaç metre vardı. Öyle böyle bir şekilde ormandan çıkıp kasabaya ulsmüştım ancak ay ölüleri kasabayı da basmıştı. Herkes saklanabileceği güvenli bir yer arayarak oradan oraya koşuyordu.
Hızla onların arasına katılıp güvenli bir yer aramak istesem de bu benim için çok zordu. Ormanda metrelerce koşmuştum ve bu beni çok yormuştu. Nefes nefes nefese kalmıştım bacaklarım titriyordu ayakta durmak bile benim için çok zordu. Son gücümle koşmaya başladım ama ayağıma takılan bir taşla yeri boyladım. Ayağıma saplanan keskin bir acıyla nefesim kesildi. Havanın soğukluğu yağan yağmur aldığüm nefeslerin bana yetmemesi ve ayağıma saplanan acı hepsi üst üste gelince dayanılmaz hissettiriyordu ayağa kalkamıyorum ve her an ay ölülerinden birinin sararmış dişleri beni parçalara ayırıp av olarak götürebilirdi ayağa kalkmalıydım. Ayağa kalkmak için çabalarjen bir ay ölüsünün benden tarafa geldiğini gördüm karanlıkta. Vücudumda salgılanan adrenalinle ayağa kalktım. Acıyan bacağımın üzerine elimden geldiğince az ağırlık vermeye çalışarak koşmak için çabalamaya başladım imkansızdı. Belimde ve bacaklarımda hissettiğim kıllarla kaskatı kesildim. Biri beni kucağına almıştı ve koşuyordu.
Beni kurtaran kişinin kim olduğunu bilmiyorum ve nereye gittiğimizi de ama hayatta kalmak için ondan başka çarem olmadığı için sessizce gideceğimiz yere varmayı bekledim. Beni kasabanın içinde daha önce hiç görmediğim bir kulübeye getirdi. Hiç de yumuşak olmayan bir şekilde yere bıraktıktan sonra hızla kapıyı kilitlemek için geri döndü. Bense yavaşça ayağa kalktım ve önümdeki sehpada bulunan gaz lambasını yakıp odanın biraz daha aydınlık olmasını sağladım. Beni buraya getiren kişiye baktım. Tam ağzımı açıp konuşmaya baslayacaktım ki birden bana bağırmasıyla sustum.
"Bu saatte ormanda ne işin vardı Nyra?" Bana oldukça sinirli bir şekilde bakan arkadaşıma bakıp üzgün bir şekilde kafamı eğdim "sadece kafamı dinlemek istemiştim" bunu der demez Rowen hiç de yumuşak olmayan bir bakış atıp "kafanı mı dinlemek istedin? Ay ölülerinin her an kaldırabileceği bile bile hem de " dedikleri doğruydu sorumsuzca davranmıştım ama bu kasaba beni boğuyordu bazen ormanda olmam gerektiğini hissediyordum sanki kasabada hep eksiktim ormanda var olan bir şey beni tamamlıyordu ama bunu Rowen'e söyleyemezdim deli muamelesi yapmazdı belki ama endişelenirdi. Derin bir nefes aldım ve konuyu kapatmak için "özür dilerim Rowen" onun konusmasına bile izin vermeden "doğduğumdan beri bu kasabadayım ama bu kulübeyi ilk kez görüyorum"
Duvarlara asılı olan onlarca hayvan postu duvardaki raflardan taşan onlarca bitki dolu kavanoz masa sandalye kanepe gibi eşyaların üzerine indirilmiş onlarca yanar haldeki mum ve evdeki ağır tütsü kokusu. Bu inanılmaz derecede korkutucu bir evdi böyle bir evi nasıl olur da daha önce görmemiştim. Rowen "ben de daha önce hiç görmedim o anki koşuşturmada önüme gelen ilk eve girdim" hızla ona döndüm "küçük bir kasabada yıllardır nasıl bir evi görmeyiz" o sırada üst kattan gelen ayak sesleriyle üst kata çıkan merdivene döndü bakışlarımız
--------
Çok heycanlıyım bu benim ilk kitabımdı okunması umuduyla buraya ilk bölümünü atıyorum harf ve mantık hataları olabilir şimdiden özür dilerim ❤️❤️