İçeriğe geç

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 2 · 12 dk okuma

SEÇKİN KRALİÇE

Bölüm 2

Kızıl Ay'ın Leydisi

İmparatorluk başkenti inanılmaz bir sesle gümbürdüyordu. Zafer kutlamaları için başkente gelen insan sayısı bir hayli artmış bunun sonucunda da kutlamalar daha neşeli hale gelmişti. İnsanlar büyük bir heyecanla başkentin girişinden imparatorluk sarayına kadar yolun iki kenarında birikmişler alayın gelmesini bekliyorlardı. Ellerinde salladıkları bayraklar kızgın güneşin altında parlıyor göz kamaştırıyordu. Her yere asılan renkli süslemeler ve boyanan duvarlar bu zafere şehrin bile can bulup sevindiğini gösteriyordu. Lakin bu sadece gözüken tarafıydı asıl karanlık kısmı orduya katılan oğulları, babaları ve eşleri için umut dolu bir bekleyiş içinde olan halktı. Her ne kadar savaş meydanında ölmek bir şeref olsa da canlı olarak dönmeleri için tanrıya dua ediyorlardı.

Bu uzun bekleyiş imparatorluğun marşıyla kesildi. Alayın sesi gittikçe yaklaşırken marşın nameleri daha da bir yükseliyor halkı daha çok coşturuyordu. Beyaz Ay alayının gözükmesiyle insanlar sevinç çığlıkları attılar. Atın üstünde ki 3 genç general oldukça ulu gözüküyorlardı. Altın şeritlerle kaplı beyaz zırhları imparatorluğun parlak güneşini gururla gözler önüne seriyor arkalarından dalgalanan beyaz pelerinleri geniş omuzlarından dökülüyordu. En önde saraya giren Beyaz atın görkemi binicisi gibi arşa değiyordu. Eli havada ve halkının selamlıyor yakışıklı yüzüne kondurduğu parlak gülümsemesi kendine güvenini gösteriyordu. Veliaht prensin bu hareketleri halkı daha çok heyecanlandırırken alayın üzerine bunu kanıtlarcasına çiçekler yağmaya başladı. Ama beyaz ay alayını takip eden kırmızı ay alayı için bu durum geçersizdi.

Onlar geldiğinde aynı coşku yerini fısıldaşmalara ve gerginliğe bırakmıştı. Kırmızı ay alayının bu kadar korkulmasının asıl sebebi en acımasız savaşçıların burada bulunmasıydı elbette. Oldukça nadir gözüken kanlı ay gibi nadir usta yeteneklere sahip olanlar bu alayda bir ölüm makinesi olarak yetiştirilirdi. Çünkü halkın inancına göre ay tanrıçası bu çocuklarını özel olarak seçerdi.

Gecenin çocukları olarak.

Hatta o kadar çok efsane türemişti ki bunlardan biri onlardan birinin gözlerine bakarsanız gözlerinden kan gelerek öleceğinizdi. Bu yüzden bırakın onlara tezahürat yapmayı bakamıyorlardı bile. Bunun yerine tüm desteklerini güneşin çocuklarına veriyorlardı.

Kırmızı alay, siyah zırhlarının üstünde ışıldayan kanlı ayla oldukça erişilmez gözüküyorlardı Özellikle kanlı ayın rengi gibi saçları olan Reanna Ulbercht. Nam-ı diğer Kızıl Ay Leydisi. Simsiyah göz kamaştıran atı yeri dövüyor arkasında dalgalanan kırmızı pelerini başındaki alayına rehberlik ediyordu. Orduda ki en yüksek rütbeli generallerden biri olması ise hayran olunacak güzelliğini halkın gözünde korkulacak hale getiriyordu.

Savaş meydanında durdurulamayan gücü ve adım attığı her yeri kana boyaması ona bu ismi getirmişti. Keskin zekası ve gücüyle imparatorun gözünde oldukça değerli bir kuldu. Elbette asiller arasında da genç yaşında elde etmiş olduğu başarılar onu saygı duyulan bir konuma sokmuştu. Astlarının gözünde ise kızıl ay leydisi bir kurtarıcıydı. Her zaman onlarla omuz omuza savaşır kendi hayatını yok sayarak alayında ki her bir asker için canını ortaya koyardı. Aynı şeyi komutanları için yapacak olan şövalyeleri ise gözleri pekti. Tıpkı Reanna'nın arkasından gelen 2 komutan gibi. Gözleri liderlerinde olsa da herhangi bir yerden gelebilecek tehlikelere karşı tetikteydiler.

Fısıltıları bıçak gibi kesen bir ağlayış reanna'yı duraksattı. Atının önüne düşen küçük erkek çocuğu kocaman ıslak gözlerle bakıyor avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Kimse hareket etmedi çocuğu almak için bile yeltenmediler. Nefes almaya bile cüret etmeden ne olacağını bekliyorlardı.

Reanna çocuğa tepeden baktı. Üstü başı kir içinde ve bazı yerleri yaralıydı. Baştan savma kesilen siyah saçları ise keçeleşmişti. 3 4 yaşnda gibi gösterse de daha büyük olduğunu tahmin ediyordu. Büyük ihtimal yetersiz beslenme ve istismar onu böyle gösteriyordu. Yıllarca savaş meydanında gördüğü yıkımın en büyük acısını çeken çocuklardı. Ailesi ölen çocukların ne koşullarda yaşadığını öldüğünü bire bir görmüştü ve çoğu onun suçuydu. Kalbi daha da ezilirken yoldaşı Eustundan indi. Çevresinde olup bitenleri umursamadı ne fısıldaşmaları tek düşünebildiği belki de tanrının onu affedebilmesi için önüne bir sebep sunduydu. Ölen her bir çocuğun günahına karşılık olarak.

Alayın durmuş olması elbette görülmemiş bir şeydi ama yine de kimse itiraz etmedi. Beyaz ay alayının çoktan saraya varmış olması işten bile değildi. İmparatorun bizzat onurlandırdığı giriş törenine geç kalmak tarih boyunca görülmemiş bir şey olabilirdi. Halk merakla ve korkuyla olacakları izlerken reanna çocuğun yanına çömelerek kafasına elini koydu. Çocuk ağlamayı kesse de korku hayranlık karışımı bakışı üstündeydi.

"Aileni mi kaybettin?" Yumuşak melodik bir ses ortama bomba gibi düştü. Duyulan bu ilahi sesin şeytan olarak düşülen bir kadından çıkması onları dumura uğratmıştı. Çocukta etkilenmiş olacak ki hıçkırıklarla kesilen cümleleriyle konuştu.

"Benim annem babam yok" büyük bir kırıklıkla söylenen sözler acı doluydu. Reanna elini kafasından çekmeden çocukla konuşmayı sürdürdü.

"O zaman benimle gelmek ister misin? Seni bir sürü şekerlemenin ve arkadaşın olduğu bir yere götüreceğim." Sadece çocuk tarafından duyulan bu sözler anında etki göstermiş ve çocuğun yüzüne kocaman bir gülümseme konmasına neden olmuştu. Çocuk hevesle kafasını sallarken reanna ayağa kalktı ve elini uzattı. Çocuğun leydinin elini tuttuğunu gören halk şokla iç çektiler. Aralarında geçen konuşmayı duyamamış olmaları daha da meraklanmalarına neden olmuştu. Reanna kimseyi umursamadan çocuğu ata oturttu ve kendi de oturarak tekrar hareket etmeye başladı. Şaşkın bakışlar ve açıkça belli olan konuşmalar şimdiden başkentin aylar boyu sürecek dedikodu kaynağıydı.

Reanna önünde oturan koluna sıkı sıkı yapışan çocuğa baktı. bu kadar yükseğe alışık olmadığı titreyen bedeninden anlaşılıyordu. Onu rahatlatmak için konuşmaya başladı.

"Adın ne?" yine o sakin sesi duyan çocuk kafasını çevirerek genç kadının güzel yüzüne baktı.

"Ander" gülümseyen reanna tekrar sordu.

"Ander attan korkuyor musun?" ander bakışlarını kaçırdı ve yüzünü büyük bir endişe kapladığını fark etti reanna. Büyük ihtimal eğer korktuğunu söylerse onu attan atacağını düşünüyordu. Reanna eğilerek atı yelesini sevdi. Bu ander tarafından şaşkınlıkla karşılanırken meraklı bakışları siyah eldivenli elin üstündeydi.

"Bu Eustun. Benim en yakın dostum ve destekçim. Her ne kadar korkutucu gözükse de o oldukça cesurdur." Ander bu sözlerden cesaret alacak olacak ki küçük yaralı elini atın yelesine uzattı dokunduğunda ağzından şaşkınlık dolu bir nida döküldü.

"Wow çok yumuşak" sesindeki bariz hayranlık elle tutulurdu. Gülümseyen reanna okşayan ele baktı. "Ayrıca elmayı ve havucu çok sever. İstersen onu seninle besleyebiliriz." Ander'in sevinçle açılan gözleri reannaya bakıyordu. Tamamen güvenle dolu gözler biraz önceki korkusunu unutturmuş gözüküyordu.

"Evet çok isterim." Şimdi tamamen mutlulukla ışıldayan yüze gülümseyerek bakan reanna yolun geri kalanında ander'ın sorularını cevaplayarak geçirdi. İmparatorluk sarayının girişine vardıklarında beyaz ay alayının çoktan yerlerini almış olduğunu ve komutanlarıyla beraber veliaht prensin İmparator'un huzurunda olduğunu gördü. Kızıl ay alayının gelişi duyurulurken reanna atından indi ve arden'ı da alarak en çok güvendiği adamlarından olan komutan Caleb'a verdi.

"Onunla en iyi şekilde ilgilenildiğinden emin ol" caleb komutanın emrini ikiletmeden ander'ı kucağında tuttu.

"Ander benim şimdi gitmem gerekiyor ama söz seni ziyarete geleceğim." Ander itiraz edecek gibi gözükse de bir şey demeden kaderine razı oldu. Reanna ifadesiz bir yüzle beyaz ve kızıl ay alaylarının arasında yürümeye başladı. Her adımda dalgalanan pelerini ve kızıl saçları başka bir kahramanı gözler önüne seriyordu. Kendini izleyen tanıdık gözlere bakmadan imparator'un önüne gelerek selam durdu ve tek dizini yere koyarak başını eğdi.

"İmparatorluğun güneşini selamlıyorum" İmparator kurulan tahtından kalkarak önlerinde durdu. İmparator ihtişamıyla ve gür sesiyle bağırdı.

"Kalkın imparatorluğun kahramanları." İkisi de doğrulurken impartorun gurur dolu bakışlarıyla karşılaştılar. Yaşlı yüzü her ne kadar zayıf dursa da yayılan güç aurası elle tutulurdu. Kırlaşan saçlarında ki altın taç göz kamaştırıyordu. Tıpkı kıyafetindeki mücevherler gibi.

"Kahramanlarımız bize batının zaferini getirdiler. İmparatorluğumuz'un bu şanı adına zafer eğlenceleri başlasın." İmparator'un resmi ilanıyla halk çılgınlar gibi bağırmaya başladılar.

"İMPARATORUMUZ ÇOK YAŞA!" gittikçe yükselen sesler yankılanırken imparator halkını selamladı.

Sarayın strateji toplantılarının yapıldığı oda da derin bir sessizlik hakimdi. Oldukça büyük odanın ortasında büyük bir masa bulunuyor üstünü imparatorluk haritası kaplıyordu. Etrafına dizilen 7 sandalye oldukça rahat doğu kumaşlarından yapılmaydı. İmparatorun İhtişamlı tahtı ise masanın en başında duruyordu. Geniş pencerelerden gelen güneş ışıkları ortamı ısıtıyor kütüphanenin üstüne vurarak renkli ciltlerin parlamasını sağlıyordu. Savaştan sonra yapılan toplantı pek bir telaşlı gerçekleşmişti. Topraklara yeni katılan parçalar ve ganimetler üzerine uzun uzadıya tartışılmıştı.

Şimdi ise derin sessizlikte üç kişi bulunuyordu. İmparator hiç istemese de bugünün geleceğini biliyordu. Sonuçta kızıl ay'ın leydisiyle yaptığı bir antlaşma vardı.

"Majesteleri" yumuşak ama resmi ses sessizliği bir bıçak gibi kesti.

"Söylemene gerek yok Reanna ne istediğini biliyorum" huzursuzca kıpırdandı. İmparatorun huzursuzluğu ve isteksizliği gözle görülürdü. Tıpkı veliaht prens Alastair de de olduğu gibi.

"Eğer bana zaferi getirirsen sana özgürlüğünü verecektim." Eli tahtın kolçağını kavradı. "Nitekim üstün başarılarınla bunu yerine getirdin. Ama imzalamadan önce teklifimi duymanı istiyorum." Reanna itaatle başını eğdi. Ne derse desin burada kalmasını hiçbir şey sağlayamazdı.

"Sana batıda ki madenleri vereceğim ve yüce kurulda general olarak olmasan bile kalacaksın. Yine de antlaşmayı imzalamak istiyor musun?" imparatorun kabul etmesine dair umudu sesine yansıyordu.

"Bu yüce teklifinizi üzülerek reddetmek durumundayım majesteleri." İmparator derin bir iç çekti. Kızı gibi sevdiği en yetenekli generallerinden biri ayrılıyordu ve bu onda oldukça derin bir üzüntü yaratmıştı. Onu oğlunun yanında geleceğin imparatoriçesi olarak görmek istese de yapılan antlaşma önüne engeldi.

"Senin gibi üstün bir dehayı kaybedecek olmak çok yazık. Geleceğin imparatoriçesi olarak bu topraklara pek çok yarar sağlayabilirdin." Reanna daha önce çok kez duyduğu sözlere sessiz kaldı. Bakışları Alastair'i bulurken yine her zaman ki gibi ifadesiz bir yüz takındığını gördü ama bu sefer mavi parlak gözleri yanıyordu.

"İltifatınız için teşekkür ederim majesteleri. Haddimi aşarak söylemeliyim ki ben imparatoriçe olacak son insanım. Ayrıca veliaht prens Alastair'i istemediği bir evliliğe sürüklemek istemiyorum." Yumuşak sesi sakin ve ikna ediciydi. Bakışları imparatorun yüzünde olsa da diğer delici bakışları hissedebiliyordu.

"İmparatorluğun geleceği için batının prensesiyle olan evliliğin daha çok yarar sağlayacağının düşüncesindeyim." Kısa bir sessizlik hakimiyet sürdü.

"Ah güzel kızım." İmparatorun mırıldanan yumuşak sesi genç kadının kafasının kalkmasına neden oldu. İmparator onun için her zaman bir baba figürü yerine geçmişti. Küçük yaşta orduya satılması onu çok zorlasa da ve nefret etse de bundan kurtulmanın yolunun çok çalışarak kendini yükseltmek olduğunu biliyordu. Nitekim öyle de oldu keskin zekası ve hızlı öğrenen yapısıyla genç yaşında çoktan komutanlığa yükseltilmişti. Bu durum imparatorunda dikkatini çekmiş ve reannayı himayesi altına alarak zekasından yararlanmıştı. İmparatoru her daim sözleriyle ve stratejileriyle şaşırtması ve kılıçtaki ustalığı hedefine açılan bir kapı olmuştu. Yıllarca arzuladığı özgürlüğü şimdi bir adım önündeydi. Reanna içten gülümsemeyle baktı.

"Majesteleri bu zamana kadar sizden çok şey öğrendim. Haddimi aşarak söylemeliyim ki ailem oldunuz. Bana sağladığınız bu duygular için size içten bir minnet duyuyorum. Nerede olursam olayım her zaman hizmetinizde olacağım. Tanrı sizi ve imparatorluğu korusun." Önünde yerlere kadar eğilerek selamladı. İmparatorun gözleri kısıldı ve oturduğu tahttan kalkarak reanna'nın önüne kadar yürüdü. Büyük elleri generalin omuzlarını kavrayarak doğrulmasını sağladı. Yaşlı ama asalet dolu gözleri onunla buluştu. Tüm hayatının bilgi birikimi mavi gözlerinden okunuyordu. İmparator olduğu süre boyunca kimse onun gözlerine doğrudan bakmaya cesaret edememişti çünkü tir tir titreten gücün altında ezilmek istemiyorlardı. Lakin şuan o gözlerden eser yoktu daha çok vedanın acısıyla dolan bir çift safirdi. Reanna'nın gerçekten gitmesini istemiyordu.

"Tanrı her daim seni korusun kızım." Reanna'nın elini iki eliyle kapattı. "Gündüz tanrı, gece tanrıça yolunu aydınlatsın. Ne ben ne de imparatorluk bu yaptıklarını unutmayacak." Sesi yumuşak ve sevgi doluydu. İmparatorun sert görüntüsüne rağmen sarf ettiği sözler ve duygu dolu davranışları pek alışıldık değildi. Bu durum Alastair tarafından bile şaşkınlıkla karşılanmıştı. Reanna şaşırsa da elini çekmedi. Ayrılmanın vermiş olduğu kırgınlığı görmezden gelmeye çalıştı. Tüm içtenliğiyle gülümserken korkutucu bir savaş tanrıçasından çok normal bir genç kadın gibi gözüküyordu.

Çalışma odasının kapısı kapanırken içinde oluşan karmaşık duyguları düzene sokmaya çalıştı. Artık özgürdü ve vahşetten uzak bir hayat sürecekti.

Hızla karargaha doğru yürüdü. Batan güneşin kızıllığı altın rengindeydi. Bahçedeki rengarenk çiçekleri ve ağaçları boyuyor saraya yakışır olmalarını sağlıyordu. Olduğu yerde kalırken uzun zamandan sonra ilk defa aklında hiçbir düşünce olmadan gökyüzünü seyretti. Esen temiz havayı ciğerlerine doldurdu. Puf puf gözüken bulutları izledi ve kısa süreli olsa da yalnızlığın keyfini çıkardı. Ama bu kısa sürdü ve telaşlı ayak sesleri ona doğru hızla yaklaşmaya başladı. Kafası geldiği yöne dönerken kimin geldiğini tahmin edebiliyordu.

Alastair'in gece gibi kara saçları parladı ilk önce sonra ona endişeli ve az da olsa kızgınlık emaresi gösteren bir çift mavi göz eşlik etti. Zırhı her hareketinde ışıldadı. Tam olarak güneşin oğlu gibi gözüktüğünü aklından geçirdi reanna. Alastair önünde durduğunda kafasını hafifçe yukarı kaldırdı ve konuşmasını bekledi. Alastair'in kuru dudaklarından tek bir şey döküldü.

"Neden" kısık ama derinden sarsan sesi acı ve merak doluydu. Reanna derin bir nefes aldı. Alastair onun sırt sırta savaştığı arkadaşıydı, yoldaşıydı birlikte pek çok şey paylaşmışlardı ve reanna en çok ona dürüst olması gerektiğini hissediyordu.

"Çünkü yoruldum artık Al" sadece onun kullanabildiği bu takma ad prensin irkilmesine neden oldu. Yorgunlukla dolu sesi sanki omuzlarına binmişti. Öyle bir çökmüştü.

"Kendimi bildim bileli savaştayım. Bundan kurtulmak için çok çabaladım. Tüm o elimde can veren yüzleri unutmak için benim yüzümden ailesiz kalan çocukları unutmak için." Yüzünü ellerinin arasına gömdü. "Bunların hepsini ülkenin refahı için yaptığımı bilsem de öldürdüğüm tüm o insanların kanı beni zamanla boğdu ve ben artık kim olduğumu bilmiyorum." Yutkundu ve kafasını kaldırdı. "Kızıl ay'ın leydisi olarak anılmaktan da kan dökmekten de bıktım. Tüm bunları geri de bırakarak günahlarımın kefaretini ödeyeceğim." Dürüst sözleri sessizliğe neden oldu. Alastair de bu kadar açık olacağını düşünmemiş olacak ki şaşkındı. Bir şey söylemek ister gibi ağzı açılıp kapanıyordu.

"Yoruldum." Derin bir iç çekti. "Eğer saray da alayın başında kalmaya devam edersem savaşım hiç bitmeyecek." Sözlerini bitirir bitirmez sert bir el tarafından çekildi. Yüzü ve vücudu sert sıcak zırha yaslanırken şokla kalakaldı. Kollar onu sıkıca sararken o hareketsiz kaldı. Alastair'in büyük eli sırtını sıvazlarken güven aşılıyordu.

"Yalnız değilsin Rea. Tüm bu yükü tek başına taşımana izin vermeyeceğim." Kararlı sesi kulaklarında yankılandı. Reanna yavaşça konuşmaya başladı. Kafası alastair'in omzundan çekmediğinden sesi boğuk geliyordu.

"Al yaptığın her şey için teşekkür ederim. Tanıştığımız ilk günden beri bana çok iyi bir dost oldun. İnanıyorum ki ilerde en az baban kadar iyi bir imparator olacaksın." Ellerini alastair'in göğsüne koyarak kendini geriye doğru itti. Alastair'in çözülen kolları iki yanına düştü. "Şimdi izin verirsen acil bir yere gitmem gerekiyor." Samimi gülümseme tüm yüzünü kapladı.

Alastair'in karmaşa dolu bakışları yüzü inceledi. İyice batmaya yüz tutan güneş kızıl saçlara son bir dokunuş yapıyor güzel yüzünün yarısını okşuyordu. Bakmaktan usanmadığı gözleri ise tüm çıplaklığıyla onu izliyordu. Kalbi ayrılığı kabullenmek istemezcesine hızla attı. Aklı duygularını ona itiraf etmesi için dürterken mantığı bunun hiçbir işe yaramayacağını söylüyordu. Çünkü o hedeflediğinden asla geriye dönmezdi. Kararlılığını diğer pek çok şeyini sevdiği gibi seviyordu.

Ona ilk defa geri dönülmez bir şekilde aşık olduğunda çok gençti. Her vaktini onunla geçirmeye o kadar alışmıştı ki o olmadığında gözleri onu arar olmuştu. Onunla strateji felsefe tarih ve diğer pek çok konuda tartışmayı seviyordu. Onunla idman yapmasını, av yarışlarını ve diğer pek çok şeyi seviyordu. Eğer o hayatından çıkarsa büyük bir yanının eksik kalacağını da biliyordu. Boğazına dizilen kelimeleri çıkmalarına fırsat bulmadan yuttu.

"Gideceğin yere kadara sana eşlik edeyim" demekle yetindi.

Yan yana yürürlerken kendilerini ilk defa bu kadar özgür hissediyorlardı.

Bölüm sonu

27 yorum

  • Gerçekten de anlatım çok akıcı ve betimleyici. Sanki masalı yaşayarak anlatan birisinden dinliyormuşsun gibi. Ama bu kadar güzel bir anlatıma yakışmayacak kadar noktalama hataları ve anlatım bozuklukları var. Umarım bir gün tekrar gözden geçirirsiniz bölümleri :(

  • Mükemmel olmuş ama çok uzun okurken buğazım yırtıldı 😩

  • Mükemmel olmuş ama çok uzun okurken buğazım yırtıldı 😩

  • Mükemmel olmuş ama çok uzun okurken buğazım yırtıldı 😩

  • Mükemmel olmuş ama çok uzun okurken buğazım yırtıldı 😩

  • Mükemmel olmuş ama çok uzun okurken buğazım yırtıldı 😩

  • Mükemmel olmuş ama çok uzun okurken buğazım yırtıldı 😩

  • Mükemmel olmuş ama çok uzun okurken buğazım yırtıldı 😩

  • Betimlemelerin gerçekten çok güzel ve bölüm kendini okutturdu. Ne can sıkacak kadar uzun tutulmus ne de kestirilip atilacak kadar kısa. Daha ilk bölümden kendimi basılmış bir fantastik kitap okuyormuş gibi hissettim. Bölümde gördüğüm tek eksik yan, imla ve çok az yerde de mantık hataları oldu. Kendine bir editor bulman seni daha da ileriye taşır! Harika bir bölümdü!!!

    1Yanıt
  • Betimlemelerin gerçekten çok güzel ve bölüm kendini okutturdu. Ne can sıkacak kadar uzun tutulmus ne de kestirilip atilacak kadar kısa. Daha ilk bölümden kendimi basılmış bir fantastik kitap okuyormuş gibi hissettim. Bölümde gördüğüm tek eksik yan, imla ve çok az yerde de mantık hataları oldu. Kendine bir editor bulman seni daha da ileriye taşır! Harika bir bölümdü!!!