Selim’i gülümsemesini gördüğüm anda kanımın donduğunu hissettim, sanki tüm kanım bir anda biri tarafından çekildi ve ben ne olduğunu bile anlamadım.
Olduğum yerde kalırken ne diyeceğimi bilemedim, sadece bakakaldım.
“Seren” iğrenç gülüşünün ardından bana bakarken onun hemen önünde duran Mert, Yasemin abla ve birkaç kişi daha önce ona sonra bana baktı.
“Cansu” Yasemin ablanın adımı tekrarlamasıyla kendime gelmeye çalışarak birkaç adım daha attım ve onlara daha da yakınlaştım.
“Ne işin var burada? Nasıl buldun beni?”
“Karıcığım benden kaçamazsın ki” her konuşmasında midem daha çok bulanıyordu.
“Ben senin karın değilim”
“Öylesin!” sesi az önceye nazaran daha sert çıkınca Mert gözlerini Selim’e sabitledi.
Yasemin abla herkesi süzüp “biri burada ne olduğunu anlatsın” dedi ve herkes susarken Selim konuşmaya başladı.
“Seren benim karım. Ben onu almaya geldim!”
“Kardeşim geri bas buradan istediğini alıp gidemezsin.” Mert’in sesiyle ona döndüm ama hiçbir şey diyemedim.
“Ne oluyor burada?” Ne ara geldiğini anlamadığım şekilde Yaren’in sesini duyunca herkes ona baktı ve yine söze atlayan Selim aynı cümleyi kurdu. Yaren herkesi süzüp odasına gitmemizi söyledi ve bir anda herkes kendini onun odasında buldu, Mert kapıya yakın duruyorken Yasemin abla ve ben masanın önünde ki tek kişilik odada otururken Selimde masanın karşısında ki iki kişilik koltukta oturuyordu.
“Seren benim karım ve onu almaya geldim.” Ben olanları anlamaya çalışırken Yasemin abla aklında ki soruyu dile getirdi, “Seren kim? Bu kız Cansu değil mi?”
“Gerçek adını söylemeyince benden kaçmış olmuyorsun”
“Sen konuşma lan” Mert’in ani çıkışının ardından Yaren sakin bir sesle “Mert, lütfen daha sakin”
“Ben nereden başlasam bilmiyorum” yutkunmak da konuşmak da en son kızımı kayıp ettiğimde bu kadar zor gelmişti.
“Cansu’nun asıl adı Seren çünkü öyle olması gerekiyordu.” Yarene konuyu ben anlatmadığım için bu bilgiyi öğretmenimin verdiğini anladım. “Siz beyefendi burayı nasıl buldunuz?” Selim arkasında daha da yayıldı ve iğrenç gülüşüyle gevşekçe konuşmaya başladı.
“Ben bulurum, karımı almak için geldim bu boş tanıtımlara gerek yok. Verin karımı gideyim”
“Beyefendi, burası sizin ahkam keseceğiniz bir yer değil. Cansu da sizin karınız değil!”
“O benim karım!”
“Lan kadın değil diyor”
“Mert!” Mert’in sert çıkışının ardından Yasemin abla da sesini yükselterek ona bağrınca Mert ellerini sıkarak yerinde kaldı.
“Yeter” sessizliğimi bozarak bağırmam üzerine tüm gözler beni bulduğunda kimseyi umursamadan devam ettim “Burada konu benim! Kimse benim hakkımda böyle konuşamaz.”
Ayağa kalkıp Selim’e döndüm “Ben senin karın değilim. Evet annen nikah kıydırdı ama yaşımı gizleyerek yaptı o yüzden sana dava açacağım ve bu konu kapanacak. Ve unutma ben bir daha ne senin yanına ne de annenin yanına dönmeyeceğim, nasıl bulduysan beni öyle de git”
Ellerimle gözyaşlarımı silip devam ettim “Evet adım da Cansu değil Seren çünkü burada ki her kadın gibi benim de bir hikayem var ve buna mecburdum.” Dökülen gözyaşlarımı yeniden silip kimseye bakmadan odadan çıktım.
Nereye gittiğimi bilmesem de yürümeye başladım, sanki attığım her adım yaşadığım kötü anıları siliyor ve ben yürüdükçe temizleniyor gibi hissediyordum, daha çok adım atmak için daha hızlı yürümeye başladım. Yürüdükçe gözlerimden süzülen yaşların acısı azaldı, kalbimin sesi daha az duyulmaya başladı. Yürürken yaşadığım tün anıların zihnimden silindiğini hissetsem de kalbimden silmek bu kadar kolay olmayacaktı ve bunun farkındaydım. Oysa en çok kalbimden silinmesini isterdim.
“Ne ara bu kadar ilerledin?” aniden irkilerek senin geldiği yere baktığımda Mert’i gördüm ve olduğum yerde durdum, arabadan inip hemen karşımda yerini aldı.
“Yasemin abla gönderdi, zaten evden çıkmaları doğru değil sende biliyorsun” evi işaret ettiği elleri cümlesinin sonunda cebinde yerini alırken bana bakıyordu. “Dönmek istemiyorum”
“O zaman dönmeyelim?” anlamadığımı belli edercesine ona bakarken ellerini cebinden çıkarıp arkamda ki ormanı işaret etti “orada banklar var orada oturabiliriz” işaret ettiği yere baktıktan sonra onayladım ve işareti üzerine arabaya geçtim, o ön koltuğu işaret etmesine rağmen arka koltuğa geçip dışarıyı izlemeye başladım.
Birkaç dakikanın ardından arabayı park ettiğinde ondan önce inerek dışarı çıktım ve onu geride bıraktım. Önümde uzun bir nehir ve etrafında banklar vardı, insanın içini açacak bu manzaranın bu kadar gizli bir yerde olmasına üzüldüm ama herkesin rahatça ulaşacağı bir yerde olsaydı da bu kadar güzel kalır mıydı ondan emin değilim. Birkaç adım ötede duran banka oturdum ve saniyesinde Mert yanımda belirdi, şu aralar ya çok fazla yanımdaydı ya da bana öyle geliyordu.
“Nelere mecbur kaldığını bilmiyoruz o yüzden seni yargılamıyoruz zaten böyle bir hakkımız da yok” demesiyle ne anlatmaya çalıştığını anladım ve bir şey söylememeyi seçtim.
“Annem ben küçükken vefat etmiş, babamı da hiç tanımadım, dedem baktı bana. Okula gidiyordum o kadar çok seviyordum ki orada olmayı anlatamam, okulda olmak bana öyle iyi geliyordu, öyle mutlu ediyordu ki hiçbir yerde o kadar mutlu değildim ama günün birinde bu mutluluğumu elimden almak için dedem geldi yaka paça aldı beni. O gün çok büyük kavga etmişti okuldakilerle, kız okur mu, kocaya kaçar, okumaz diye ortalığı yıkmıştı. Efsun öğretmenim izin vermedi çok yalvardı, her gün bize geldi dedeme dil döktü, onun bu inadı sayesinde gidebildim çünkü öğretmenim her şeyini ben alırım yeter ki sen gönder dedi, bu şekilde iki sene daha okudum ve orta okula kadar gidebildim ama sonra yine geldi aldı dedem beni ve bu defa Selimle evlendirdi. Ama Efsun öğretmenim benim devam etmem için yazdırdı yine fakat bu defa gizli olmak zorundaydı, bizde herkesten gizli okulda buluşuyorduk o da beni sınava sokuyordu işte.” Anlatırken neden anlattığımı bilmeden dümdüz anlatmaya devam ettim. “Çok fazla kaçtım o kadar çok kaçtım ki tüm köy her seferinde beni aradı ama bunun da sonu geldi ve bir gün bu kaçmalarım yüzünden Selimin anne babasından dayak yedim” cümleme devam etmek boğazımı öyle yaktı ki ne söyleyeceğimi bilemedim zaten Mertte anlat demediği için bir süre ikimizde sustuk.
“Her yerim mosmor olmuştu, o ise sadece baktı. Sonra da vurmadım işte daha ne istiyorsun diye kendini savundu” kalbime dikenler batmaya devam ederken anlatarak nefes aldığımı hissediyordum.
“Sonra çocuk istediler o zaman kaçmam diye düşündü onlar yalan yok bende artık dövmezler sandım ve tamam dedim zaten başka şansım da yoktu çünkü benim ne istediğime bakmıyorlardı” yeniden sustum o kadar çok bağırmak isterken sadece sustum.
Güneş batıp ay yerini alana kadar oturduk, o konuşmadı bende sustum.
“Gidelim mi?” saatlerdir konuşmadığı için sesi pürüzlü gelmişti, gözlerimi nehirden çekip onunla buluşturunca “Gitti mi?” demem üzerine gözlerini sıkıca kapatıp “Evet, korkmana gerek yok seni her ne olursa olsun koruyacağım” gözlerimi ondan çekmezken panik yaptı “yani biz hani buradakiler” yüzüm acısa da haline tebessüm edip kalktım, o da peşimden geldi, ama bir içimden gelen bir his Selim’in gitmediğini söylüyordu.
Kendimi doğan güneşin vurduğu odamda bulup gözlerimi açmadan yatağımda yatmaya devam ettim, dün döndükten sonra odama gelip direkt uyumuştum, yolda da hiçbir şey konuşmamıştık. Düşünceler arasında dolanırken kendimi yataktan kazıdım ve ayağa kalktığımda masanın üzerinde bir kutu görmemle şaşırırken korkarak kutuya yaklaştım ve üzerinde ki notu okudum; ‘OKUL DEĞİL AMA BU DA SENİ O KADAR MUTLU EDER BELKİ” dünden beri ağlayan gözlerim gülümsemeye başlamıştı, heyecanla notu kenara koyup kutuyu açtım, içerisinde bir sür ders kitabı olduğunu görünce gözlerim doldu, ilk defa mutluluktan ağlamak ne demekmiş onu yaşıyordum..