Şu an sanki bir askermiş gibi sırada Yüzbaşıyı bekliyorduk , sadece sancak timi değil aynı zamanda hançer timi yani Güney'in timiyle beraber bekliyorduk. Yüzbaşı gelince bana hitaben "bizim eğitimler ağır olur savcım yorulduğunuz zaman çıkabilirsiniz" dedi ciddi bir şekilde.
Güney "kolun daha yeni iyileşti kendini zorlama" dediğinde "emredersiniz komutanım" cevabını verdim , bana keyifle "tabikide emrediyorum" dediğinde "seni burda gebertirim Güney" diye çemkirdim. Karargah etrafında 20 tur koştuktan sonra şınav , mekik ve barfiks üçlüsünü yaptık bütün içtimayı bende rahatlıkla yapmıştım önceki görev yerimde spor salonundan çıkmazdım. Güney ve Yüzbaşının kadar kasım olmasada bende de bir şeyler vardı.
İçtima bittiğinde herkesin adettendir dediği için yerde dinleniyorduk Güney "Vay be bütün içtimayı nasıl yaptın" diye sorunca kolumu açıp kaslarıma vurdum ve "bunları boşuna mı yaptım ben" dedim gözündeki parıltıyı size nasıl anlatamam , 'işte benim kardeşim' der gibi , nisbet eder gibi bakıyordu , bir gün bu kelimeleri ağzından duyabilecekmiyim emin değilim ama aramızdaki buzların eridiğine yemin edebilirim.
Hançer timinden adını Kerem olarak hatırladığım kişi"komutanım siz daha önceden tanışıyormusunuz" dediğinde sancak timine dahil benle Güney'e bakıyordu , bende Güney'e bakınca ağzından o kelimeler döküldü "evet tim size anlattığım karışan kardeşim Defne" dedi bu sefer benim gözlerimin içi parlıyordu. Bu sefer ismini Deniz olarak hatırladığım kişi "O zaman savcım albay sizin babanız mı" diye sorduğunda "evet" diye yanıtlayabildim ve Güney'e sıcak bir gülümsememi gönderdim.
İlahi bakış açısı
Yüzbaşı 'kardeşim' lafından başka bir şey duymamıştı sanki üstünden büyük bir yük kalkmış gibi rahatladı. 5dk dinlenmeden sonra herkesi duş alması için gönderirken savcıya 1 saat sonra burda olmasını söyledi ve kendiside odasına çıkıp duş aldı.
Defne Türkeri'nden devam
Güney ayağa kalkıp bana elini uzatınca bu 'seni kabullendim , bana bir şans ver' demekti , tereddütle yüzüne baktım bana güven verici bir gülümsemesi gönderince bu 'bana güven' di , ilk defa düşünmeden , tartmadan elini tuttum ona güvenmeyi seçtim. Bana "Teşekkür ederim kardeşim" deyince "abi demenin zamanı var ama rica ederim" dedim ardından "büyük bir sorunumuz var" dediğimde kaşlarını çattı "ne sorunumuz var" dedi ,ben ise üstümü göstererek "benim odamda banyo yok" dedim rahatlamış bir ifadeyle bana "onu mu sorun ettin benim odamdaki banyoda sırayla duş alırız da neden yüzbaşı sana '1 saat sonra burda ol' dedi" diye sordu kıskanç bir abi edasıyla.
"Bir görev için beni dövüş ve atıcılık eğitimi vericek" dedim ardından "bir itirazınız varsa üsteğmenim albayla konuşabilirsiniz" dedim aniden resmileşerek , bana "gerek yok savcım size güveniyorum" dedi göz kırparak . Yaptığı imayı bu seferlik boş vererek ilk kim girecek kavgasını taş-kâğıt-makas oyunuyla çözdükten sonra banyoya girdim. Pardon size bu oyunun ustası olduğumu söylemeyi unutmuşum ;)
Yaklaşık 10dk içinde girip çıkınca Güney girdi . Dün gece 4 saat uyuduğum ve banyo yaptığım için uykum gelmişti yarım saat sonraya alarm kurup Güney'in yatağına izinsiz yattım.
İlahi bakış açısı
Güney Atay kısa süre içinde banyodan çıkınca yatağında uyuyan kız kardeşini görünce yüzü istem dışı sıcak bir gülümseme belirdi. Kız kardeşinin yanına uzanıp o da telefonunu 1 saat sonraya alarm kurup yattı. Yanındaki kadın ona sarılınca ilk başta kas katı kesildi hemen kendine gelerek kadını kendine daha çok çekip uyudu.
Kadın yanındaki bedenin kim olduğunu bildiği için adam yanına yatar yatmaz ona sarıldı ve kafasını göğsüne yasladı. kadının yıllardır hasret kaldığı uykuya yanındaki adam sayesinde daldı.
Defne Türkeri'nden devam
Alarmın çalmasıyla hızla gözlerimi açtım . Alarmı kapatıp yatakta bana bakan Güney'e "eğitime gidiyorum Güney , sen uyu" dedim Güney yatakta doğrulup "bunu tekrarlayalım" dediğinde "tekrarlayalım" dedim gülümseyerek. Saçlarımı at kuyruğu yapıp sporlarımı giydim , Güney kaşlarını çatıp "saçlarını kurutmadın mı sen" dediğinde rahatça "hayır" dedim , bana "sen delimisin kızım hasta olursun" dediğinde "aynı senin gibi Güney bak bana diyorsun ama sende kurutmamışsın" dediğimde "Güney değil abi diyeceksiniz küçük hanım ayrıca geç kalıyorsun yüzbaşının azabına uğrama" dediğinde odanın kapısından "tabi tabi ondan derim Güney" dedim 'Güney' kısmını bastırarak.
Koşarak eğitim alanına gittiğimde yüzbaşının ortalıklarda olmadığını görünce tam rahatladım derken arkadan yüzbaşının sesini işittim "Geç kaldınız savcım" dediğinde ben nerden çıktığına şaşırdım yüzbaşıya dönerek "normalde çok dakik birisiyimdir yüzbaşım , bir daha geç kalmayacağıma emin olabilirsiniz" dedim üste çıkarak Yüzbaşı "umarım" diye yanıtladı beni , aklıma takılan soruyla "ne kadar geç kaldım yüzbaşım" diye sorduğumda sırıtarak "1 saniye 29 salise" dediğinde şokla ona baktım adam resmen saliseye kadar hesaplamıştı.
Yüzbaşı "ilk önce atış eğitimiyle başlayalım isterseniz savcım" dediğinde "olur" diye yanıtladım yüzbaşı aklına gelen soruyla "sizi kurtarmaya! geldiğimiz zaman savcım adamları bilerek mi öldürmediniz çünkü aldıkları hiçbir yara ölümcül değildi" dedi yürümeye başlarken bende yüzbaşıya ayak uydurarak "evet Yüzbaşım bilerek öldürmedim" dedim
Yüzbaşıyla ormanda düz bir alan geldiğimizde yüzbaşı tahta hedefleri göstererek "üç atış yapıcaksınız savcım önce bir sizi görmek isterim" dediğinde nişan alıp üç el atış yaptım.
İki hedefi tam 12'den diğerini ise 11'den sınırdan kaçırmıştım yüzbaşı "beklediğimden iyisiniz savcım ama daha iyi olabilir dediğinde 'sen ciddimisin' bakışımı attım , yüzbaşı "daha önceden eğitim aldınız mı" diye sorunca , "2 yıl boyunca her hafta sonu poligonda atış eğitimi yaptım" dedim . Bu sefer kendisi üç el atış yapınca üçünüde aynı yerden , milim kıpırdamadan vurmuştu. Şimdi ne demek istediğini anlamıştım. Yüzbaşı bana yaklaşıp ayağıyla ayaklarımı düzeltti "ayaklarınız omzunun hizasında değil biraz daha az açarsanız dengenizi daha iyi sallarsınız" dedi ardından kollarımı düzeltti ve "nişan aldıktan sonra gözlerinizi açın savcım böylece etrafınızdaki tehlikeleri kolaylıkla faredebilirsiniz şimdi üç el daha atış yapın" dedi.
Bu sefer hepsi 12'dendi ama onun gibi vuramamıştım , yüzbaşı "şimdi daha iyi savcım ama dediğim gibi daha iyi olabilir" dedi ve yaklaşık yarım saat boyunca ben atış yaparken yüzbaşı her seferinde daha iyi olabilmem için tüyolar veriyordu.
Yüzbaşı "10dk mola sonra yakın dövüş çalışacağız savcım" dediğinde "anlaşıldı yüzbaşım" dedim yorgun çıkan sesimle.
Mola bittiğinde yüzbaşıyı takip ettim. Ormanın içinde düz bir alana geldik . Yüzbaşı üstündeki hırkasını indirip bir ağacın dalına astı "daha önceden hiç dövüş eğitimi aldınız mı savcım" diye sorduğunda bende üşütmemek için giydiğim hırkamı bir ağacın dalına asarken "Yaşıyacak kadar biliyorum Yüzbaşım" dedim iddialı bir şekilde. Yaklaşık 8 yıldır yakın dövüşte kendimi geliştiriyordum.
Yüzbaşı "madem o kadar iddialısınız savcım gelin" dedi ne dediğini anlayarak ilk hamleyi ondan bekledim. Benim ilk hamleyi yapmayacağımı anlayan yüzbaşı sağ yumruğunu kaldırarak vuracakken ne yapmak istediğini anlayıp sağ yumruğumla sol yumruğunu tutup sol elimle karın boşluğuna vurdum. Yüzbaşı sanki hiç vurmamışım gibi dik bir şekilde duruyordu. Şaşkınlığımı bir kenara atıp sağ ayağımla kasıklarına geçirip sağ yumruğumu çenesine geçirirken yüzbaşı atik bir hareketle sol eliyle tekmemi sağ eliylede çenesine indirmeye çalıştığım yumruğu durdurdu.
Bir süre böyle eşit devam ederken yüzbaşı hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu ama ben ufaktan yorulmaya başlamıştım. Yüzbaşı beni saçımdan çekip diz kapağıma vurunca yalpalayıp dizlerimin üstüne düştüm. Yüzbaşı "yeriniz rahat mı savcım" diye muzipçe sorduğunda dirseğimi en sert biçimde saçımı tutan elinin koltuk altına vurdum. Elleri biraz gevşeyince ayağa kalkıp kasıklarına sert bir tekme geçirdim. Yüzbaşı iki büklüm olmasada canını yaktığımı iyi biliyordum çünkü alabildiğim en sert tekmemi atmıştım ve saçlarımın intikamını almıştım.
Yüzbaşının acısını fırsat bilerek kollarını arkadan tuttum , bu sefer ben onun diz kapağına tekme atarak diz çöktürdüm ve "evet yüzbaşım ya sizin" dedim onun gibi muzipçe. Yüzbaşı nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde ayağa kalkıp saldırdı anlaşılan kasıklarına indirdiğim tekme biraz! fazla canını acıtmıştı.
Her vuruşunu savururken bende ona vurmaya çalışıyordum. Karın boşluğuma yediğim yumrukla sendeledim , yarama vurmuştu... Yaram fiziksel bir şekilde ağrımıyordu çoktan iyileşmişti ama benim üzerimde bıraktığı psikolojik etkisi çok büyüktü...
Geçmiş
Kız 6 yaşındayken kaldığı yurdun bahçesindeki yaramaz kediyi takip ederek yanlışlıkla yurttan uzaklaşmıştı. Kıza araba çarpıcakken genç bir adam onu kurtardı , kız adama teşekkür edince adam kıza "ailen neredeler ufaklık" diye sordu , kız sinirlenerek "ben ufaklık değilim , ailemi araba kazasında kaybetmişim müdüre hanım öyle söyledi" deyince adamın göğsüne sanki öküz oturmuş gibi nefesi daralmıştı.
Adam kendini toparlayarak "hangi yurtta kalıyorsunuz 6 yaşındaki ufaklık olmayan hanımefendi" dediğinde kız kıkırdayarak kaldığı yurdun ismini söyledi. Adam kızı yurduna hiç istemesede bırakıp gizli görevine geri dönmek zorunda kaldı.
Kız yurda dönünce müdüre hanım kızın onu evlad edinmek isteyen ailen kaçtığını düşünerek bu duruma çok sinirlenmişti. Halbuki kız onu evlad edinmek isteyen bir ailenin varlığından bile haberdar değildi.
Müdüre hanım yaşadığı bütün sıkıntıları , dertleri ve yakın bir zamanda terk edilmişliğin acısını o gün sinir krizi geçirerek kızdan çıkarmaya başlamıştı. Kızı hem dövüyor hemde bir çocuğun o yaşlarda daha ne anlama bile geldiğini bilmediği kelimeleri kullanarak ona pisikolojik şiddet uyguluyordu. Kadın kızı ne kadar süredir dövdüğünü bilmiyordu zaman kavramını yitirmişti , en son eline aldığı cam parçasıyla kızın karın boşluğuna sapladı ve kulağına o sözleri fısıldadı "belki sana açtığım bu yara bir gün iyileşir ama bu sözlerimi sakın unutma pis sıçan , bu yarayı ben sana açtım her dokunduğunda veya hissettiğinde bu olanları hatırla ve tekrar tekrar yaşa" dedi ve saatlerdir süren krizden dolayı bayıldı.
Kız kadının dediği gibi yarasına kendisi veya başkası dokununca o anları tekrar yaşıyordu. Fiziksel bir tepki göstermesede kısa süreliğine durgunlaşıyordu...
Defne Türkeri'nden devam (günümüz)
Yüzbaşı sendelememi kullanarak aynı benim ona yaptığım gibi kollarımı arkamda ,benim aksime kolay bir şekilde , kavuşturdu ve ayağıma çelme attı. Dengemi kaybederek yere düşücekken yüzbaşı beni belimden ve kolumdan tutarken yarama dokunmasıyla sıkıca gözlerimi kapattım. Normalde ben istemediğim sürece yüzümde mimik oynamazken birinin gün içinde yarama ikinci kez dokunmasından baya etkilenmiştim.
Yüzbaşı şaşkın bir şekilde bana bakarken hızla dengemi sağlayarak ellerini bedenimden çektim. Kendime gelmek için ağacın altındaki plastik su şişemi sert bir şekilde alıp içtim , tabi yarısından çoğunu titreyen ellerimden dolayı yere döktüğümüz saymazsak.
Boş şişeyi yere fırlatıp bir ağacın altına oturdum. Yüzbaşı "iyimisiniz savcım" dediğinde klasik yalan cevabı vererek 'iyi' olduğumu söyledim. Biraz kendime gelince "kim kazandı Yüzbaşım" diye sordum. Yüzbaşı "En son ben sizi tutmasaydım yeri boylayacaktınız savcım" dedi sesindeki hafif yorgunlukla. Konuyu uzatmamak için "Rövanşını alırım o zaman Yüzbaşım" dedim oda benim gibi kendini karşımdaki ağacın gölgesine atarak "zevkle savcım böyle dişli rakip kolay bulunmuyor" dedi muzipçe .
Biraz soluklandıktan sonra ayağa kalkıp elimi yüzbaşıya uzattım. Bir elime birde bana bakınca "Sanırım ayağa kalkmaya niyetiniz yok Yüzbaşım" dediğimde elimi tuttu. Yüzbaşıyı ayağa kaldırıp "bu günlük bu kadar olsun mu Yüzbaşım , İşlerim var" dedim , dosyayı ezberlemeye devam etmem gerekiyordu , Kemal amirin dediği gibi en küçük hatam hayatıma mâl olabilirdi.
Yüzbaşı "Bitirelim savcım , beklediğimden iyiymişsiniz" dedi ve biraz düşünerek "karın boşluğunuza yumruk attığımda sanki bir durgunlaştınız" dedi soru dolu sesiyle. Hiç düşünmeden aklıma gelen ilk yalanı söyledim "Küçük bir dikkat dağınıklığı yüzbaşım bir daha tekrarlanmayacağına emin olabilirsiniz" dediğimde yüzbaşı sinirle bağırıp "sizin 'küçük bir dikkat dağınıklığı' dediğin şey yüzünden ölebilirsin" dedi .
Haklıydı benim 'küçük bir dikkat dağınıklığı' dediğim şey yüzünden ölebilirim. Aslında bu dünyadan kurtulmuş olurdum arkamda bırakacağım kimse yoktu. Belki Atay ailesi iki üzülür unuturdu...
Yere attığım su şişesini alıp geldiğimiz yolu hızlı adımlarla dönmeye başladım. Bir süre sonra koşarak devam ettim. Güney'in odasına girip soğuk bir duş aldım ve kendi odama geçtim. Kendimi koltuğa attıktan sonra mayışmaya başladım. Her ne kadar uykuya dirensemde yenilip kendimi uykunun karanlık kollarına bıraktım.
İlahi bakış açısı
Adam kadının 'küçük bir dikkat hatası' dediğinde çok sinirlenmişti , kendi canını tehlikeye atıcak bir hatayı küçük görmüştü. Yüzbaşı kendi ne kadar tutmaya çalışsada kadını sert bir şekilde uyarmıştı. Adam aptal değildi kadının karın boşluğuna vurduğunda ve onu tuttuğunda bir sorun olduğunu anlamıştı sadece kadının konuşmak istemediğini anladığı için susmuştu.
Adam , şişeyi yerden alıp hızla giden kadını gözden kaybolana kadar izledi ardından indirdiği hırkasını ağacın dalından almak için hareket ettiğinde kadının hırkasının hâlâ ağaçta asılı olduğunu farkedip kendisinkiyle birlikte kadının hırkasını da aldı.
Adam odasına geçip ılık bir duş aldı. Ne kadar kafasındaki sesleri susturmak istesede başarısız oldu... kadının hırkasını vermek için kadının odasına gitti ve kapıyı çaldı . İçeriden ses gelmeyince tekrar çaldı, yine ses gelmeyince içeri girdi. Koltukta uyuyan kadını farkedince yüzündeki ufak tebessümle elindeki hırkayı kadının üstüne örttü ve sessizce odadan çıktı.
Umarım bölümü beğenirsiniz :)
İyi kalın hoşçakalın :)

