"Şüpheleriniz doğruymuş savcım Albay Halil Taşdeğmez ve Eren Demir'i Vatan Haini olduğu tespit edildi , üstlerim onları sizin sancak timi yardımıyla tutuklayıp Ankara'ya yargılanmaları için gönderilmesini emretti savcım. Ayrıca bende size katılacağım yaklaşık 8 saat içinde Hakkari'ye varacağım , varır varmaz sizinle yüz yüze görüşmek istiyorum" dediğinde şaşkınca onu dinledim tamam biraz şüpheleniyordum ama onların gerçekten hain olması...
"Bir planım var ..." dedim kısaca aklımdaki taslağı anlatmıştım. Her ne kadar olayları düşünmemek için kendimi oyalamaya çalışsamda bir B planı yapmıştım."Yarın size atacağım konuma gelirseniz detayları konuşabiliriz savcım , iyi akşamlar" dedi ve yüzüme kapattı.
Şu an bu duruma inanamıyordum bir it nasıl Albay rütbesine kadar yükselebilir. Arkamı döndüğümde bütün aile beni izliyordu, onları takmayarak Eslem hanımla Mustafa beye "Çok acil bir işim çıktı efendim hemen işimin başına dönmeliyim bana bir kaç hafta ulaşamayabilirsiniz ben müsait olunca size dönerim" dedim.
Mustafa bey "Bir sıkıntımı var kızım" dediğinde"Çok büyük bir sorunumuz var onu çözmem lazım izninizle şimdi çıksam anca yarınki toplantıya yetişirim" dedim ve Eslem hanım "Fatma kızımın kabanını getirirmisin" dedi. Fatma abla kabanımı getirdiğinde hızlıca teşekkür edip giydim. Çıkışa doğru hızlı adımlarla gidince çıkmadan arkamı dönüp "her şey için teşekkürler , bir gün bende sizi ağırlamak isterim Eslem hanım" dediğimde Eslem hanım sanki kötü bir şey olacağını hissetmiş bir şekilde sıkıca bana sarıldı. Onu bu sefer itmeyip küçük bir karşılı verdim , "iyi akşamlar" dedim ve abi tayfasına bakmaya gerek bile duymadan evden ayrıldım.
Arabama binip ilk önce kaldığım otele gidip küçük çantamı ve Gece'nin eşyalarını topladım daha sonra Gece'yi bakım evinden alıp tam gaz Hakkari'ye sürmeye başladım.
...
Saat gece 3 gibi evime vardığımda eşyaları 2 seferde çıkardım . Kendime kahve yapıp planın bütün ayrıntılarını hesaplamaya başladım. Çalan telefonumu evin dört bir köşesinde aradıktan sonra vestiyerdeki (mont , kaban , ayakkabı konulan dolap) kabanımın cebinde buldum arayan mitteki adamdı , evet adamın ismini öğrenmek bir türlü nasip olmamıştı o yüzden adama 'mitçi' diye seslenecektim kendi içimden.
Hızlıca hazırlanıp dün çıkardığım notları ve tabletimi kol çantama koydum .
(Yargı dizisindeki Ceylin Erguvan Kaya'nın çantasını örnek alabilirsiniz ki ben bu kitap boyunca Defne karakterine hep o çantadan taktıracağım:)
Tam kapıdan çıkacakken Gece'yi öpüp evden öyle çıktım. Aşağı indiğimde benimle beraber çıkan sancak timine baş selamı verip mitçinin bana attığı konuma sürmeye başladım.
İlahi bakış açısı
Kadın gittikten sonra Eslem Atay'ın gözleri kızı erken gittiği için dolmuştu , Mustafa Atay ise kızının savcı olduğunu ailede bilen tek kişiydi... , abi tayfasıda pek umursamıyorlardı hatta kadının erken gittiği için bazıları sevinmişti bile .Mustafa bey kızını telefonda öyle sert ve sinirli konuşurken görünce onu aynen Barlas Atay'a benzetmişti çünkü Barlas Atay'da sinirlenince aynı onun gibi tırnaklarını eline batırırdı. Her şeyden habersiz uyuyan Ayça Atay ise evlerine gelen o güzel ablayı düşünerek uyumuştu , babasına sorduğunda ise 'hiç kimse' cevabını almıştı ama biliyordu ki o güzel ablayla tekrar görüşeceğini.
Defne Türkeri'nden devam (soy ismini değiştirmedi)
Mert namlı diğer mitçiyle bir kafede buluştuk ve ordan bir ev gibi bir yere geçtik. Ona aklımdaki her şeyi anlatınca üstlerine ileteceğini söyledi ardından evime geçip kendimi özlediğim derin uykunun kollarına bıraktım.
Şu an ne mi yapıyordum bütün karargaha görünmeden albayın odasına girmeye çalışıyorum. Elimdeki daha doğrusu cebimdeki ses dinleme cihazlarını albayın odasına koymam lazımdı. Albayın postası ortalıklarda yoktu , albay desen klasik olarak mesai bitimi çıktı anlayacağınız karargahın yarısı yok , olanlarda ya odalarında ya da dışarıdaki çardaktalar sadece küçük bir kısmı benimle birlikte içeride. Koşmadan hızlı adımlarla odaya girdim , etrafa bakındiğimda şanlı bayrağımızı farkettim , görünmeyecek şekilde bayrağın iç kısmına sakladım. Diğerini ise ortadaki sehpanın içine üsten bir şekilde sabitledim .
Temkinli adımlarla odadan çıkıp kantine indim , bir çay alıp odama geri geçtim . Bana verilen yeni ve güvenli numaraya 'tamam' mesajını atıp toparlanmaya başladım. Arabama binip tam çalıştıracaktım ki arabanın sağ koltuğuna Kara bindi. Ona 'ne yapıyorsun' bakışı attım , bana "yalnız konuşabileceğimiz bir yere sür" dediğinde aklıma bin bir türlü şey gelmişti acaba odaya girerken veya çıkarken benimi görmüştü , bir şey mi olmuştu...
Kara'nın dediği gibi yalnız konuşabileceğimiz ve eve yakın bir parka geldik. Bir banka oturduk. Söze başlaması için Kara'ya baktığımda "Sen nasıl bir albayın odasına gizlice girebilirsin ayrıca cebindekilerde neydi, umarım bir açıklaman vardır" dediğinde şokla ona baktım ne ara , nasıl görmüştü ve onlarında çoktan karargahdan çıkmış olması lazımdı , ona dönüp "bana 10 dk ver"dedim en soğuk sesimle. Telefonumu çıkarıp numaraya olanları kısaca yazıp attım ve bir cevap bekledim. İstediğim cevap gelince ona döndüm ve yine en soğuk sesimle "Görev" dedim , histerik bir şekilde gülerek "görev öyle mi" dedi.
"Sana görev diyorum neyini anlamıyorsun, teyit etmek istiyorsan sana vericeğim numarayı ara" dedim , onun telefon numarasını alıp 'Kara' diye telefonuma kaydettim ve numarayı ona attım. Yanımdan kalkıp beni görebileceği ama benim onu duyamayacağım bir yere geçti. Kısa sürede konuşup yanıma geldi , düz bir sesle "savcım" dedi ve devamını getiremedi ona "umarım kimseye bahsetmedin bu olanları" dediğimde "kimse bilmiyor , belki bir açıklamanız olur diye diğerlerine bahsetmedim" dedi . Sessiz geçen bir yolculuktan sonra "iyi geceler" diyip eve geçtim.
... 1 hafta sonra
1 haftadır albayı dinliyor ve sözde savcıyı takip ettiriyorduk. Onlar sayesinde hepsi aynı zaman diliminde yapılacak olan 'Kuzgun' operasyonu bizim albayı ve sözde savcıyı almamızla başlayacaktı.
Albayın odasına sancak timiyle geldiğimizde Yüzbaşı ve üsteğmen sözde albayı yaka paça bahçeye çıkardı. Belimdeki silahımın emniyetini açtım ve albayın gözlerinin içine baka baka "Sen Samet Engin Vatan Hainliğinden dolayı Türkiye Cumhuriyeti adına seni tutukluyorum" dedim , gözlerindeki korku öyle bir hâl almıştı ki anlatamam size. Can'dan telsizi alıp savcıyı yakalayacak olan pöh'lerle iletişim kurdum "Ben Cumhuriyet Savcı'sı Defne Türkeri albayı yakaladık tekrar ediyorum albayı yakaladık sizde durum ne" dedim aynı zamanda içimden dualar ediyordum yakalamaları için.
Kısa süre içinden telsizden tanıdık bir ses geldi "ben Pöh başkomiser yardımcısı Barlas Atay , Eren Demir'i tutukladık , birazdan Halil Taşdeğmez'ide alıp Ankara'ya götüreceğiz o zamana kadar albayı sorguya alın savcım" dedi 'savcım' kısmını bastırarak , ona hitaben "geldiğimizde konuşuruz , burdan sizinle birlikte bir tim daha çıkacak tekrar ediyorum sizinle birlikte bir tim daha çıkacak" dedim ve telsizi Can'a verdim.
Yüzbaşı Öztürk'e yine Halil'in gözlerinin içine baka baka "yüzbaşım vatan haini iti sorgu odasına alın" dedim ve ardından "yiğit üsteğmenim" dediğimde yiğit "kıdemli üsteğmen Yiğit Eroğlu" diye tekmil verdi . "Gelen pöh'lerle gitmesi için bir tim ayarlarmısınız" dediğimde "emredersiniz savcım" dedi ve yanımdan ayrıldı. Yarım saat sonra sorgu odasının önünde durdum yüzüme en soğuk maskemi takıp yüzbaşıya "çıkın odadan" dedim ve çıkmasını bekledim. Yüzbaşı gözlerimin içine değişik bir şekilde bakarak odadan çıktı. Albayın pardon itin karşısına oturdum ve 5 dk boyunca sessizce gözlerinin içine baktım aynı onu odasından yaka paça çıkardığımız zamanki gibi...
Hatırladığı anları defalarca ona yeniden yaşattım , bilerek her hareketimi onun gözlerinin içine bakarak yapıyordum çünkü her gözünü kapattığında bu olayları tekrar ve tekrar yaşamasını istiyordum. Yine gözlerinin içine baka baka söze girdim "Nasıl becerdin , yeni terfi almışsın burda çalışalı 8 bilemedim 9 ay olmuş yandaşların kim , kim sana yardım etti" dediğimde histerik bir şekilde gülerek "sana bunları söyleyeceğimi düşündüren ne savcı , diğerleri kadar eğitim almasamda bende bordo bereli eğitimi aldım istediğini yap döv , piskolojik baskı kurmaya çalış" dedi alayla.
Histerik bir şekilde gülerek "Kime güveniyorsun sözde az önce yakaladığımız Eren Demir'e mi? yoksa yine az önce tutuklanan İbrahim Talan'ımı ama dur sen onun adını tanımazsın değil mi sen onu İbram başkan olarak bilirsin" dedim. Yüzündeki korku görülmeye değerdi ardından "karın ve kızında örgüttendi değil mi" dedim histerik bir şekilde , tabikide kızı ve karısının örgütten olmadığını biliyordum , ikiside vatanına milletine sağdık insanlardı. İt korkuyla "onların hiçbir şeyden haberleri yok" dedi ardından "lütfen benim bu durumumla ilgili hiçbir şey bilmesinler" dedi ve biraz düşündü "eğer onları koruma altına alırsanız bildiğim her şeyi anlatırım" dediğinde "Yüzbaşı Öztürk" dedim içeri giren yüzbaşıya "her şeyi anlatınca beni çağırırsınız" dedim ve direk odadan çıktım .
Aynı zamanda diğer odadan Barlas çıktı bana "iyi iş çıkardınız savcım , ama konuşmamız lazım" dediğinde odama geçip masanın önündeki koltuklardan birine oturdum , Barlas da karşıma oturunca "ne bilmek istiyorsun" dedim ,"neden bize savcı olduğunu söylemedin" dediğinde "Dosyalarınız gizliydi , kim olduğunuzu bilmeden size mesleğimi söylemek istemedim" dedim.
"Peki benim pöh olduğumu öğrenince neden gerçeği söylemedim" diye sorunca , Sinirle gülerek "hepinizin bana karşı tavırları , duruşları belliydi size savcı olduğumu söyleyince hepiniz yumuşayacaktınız aynı senin şu an senin bana karşı yumuşadığın gibi , ben beni mesleğim yüzünden kabullenmenizi istemiyorum, beni ben olduğum için kabullenin istiyorum" dedim uzunca kendimi açıklayarak ardından konuşmasına fırsat vermeden "mesleğimi kimseye söylemeyin sayın Pöh başkomiser yardımcısı" deyip odadan çıktım. Koridorda Ali'yle karşılaştım "savcım it her şeyi anlatınca çağırmamızı istemiştiniz" dedi yüzündeki garip gülümsemeyle, "bilgileri doğrulatın" dedim ve hızlıca sorgu odasına girdim. Yine albayın karşısına oturdum gülerek arkası görünmeyen camı gösterdim "karınla kızına el salla , başından beri içerideydiler bütün söylediklerini duydular yani , artık her şey bitti, senin nasıl vatan haini bir it olduğunu öğrendiler" dedim ve "karın ağlamaktan helak oldu, kızınsa bu benim babam değil diyor" diye ekledim.
Bu itlerin yüzlerindeki ifadelere bayılıyorum ya , it bağırarak bana küfrediyordu bende onu keyifle izliyordum benim keyifli halimi görünce küfürlerini daha yüksek sesli ve daha yaratıcı şekilde söylüyordu .Bu kadarının yeteceğini düşünüp ayağa kalktım "merak etme koruma altına alındılar ayrıca ben senin kadar şerefsiz ve aşağılık değilim içeride değiller seni hiç duymadılar hiçbir şey bilmiyorlar" dedim içini rahatlatırcasına ve odadan çıktım. Çıkar çıkmaz küfür sesleri kulağıma yeniden dolmaya devam etti.
Benim çıkmamla beraber çıkan sancak timine ve Barlasa döndüm "Yiğit hangi tim pöh'lerle çıkacak" diye sordum , "kılıç timi savcım" dedi , Barlasa dönüp "iti alabilirsiniz giderken sorgunun yedek bir videosunuda alın" dedim , Barlas "savcım konuşabilirmiyiz" diye sorunca kesin bir dille"hayır" dedim ve odama geçtim. Mert'e kısaca ne yaptıklarını sorduğumda her şeyin yolunda olduğunu söyledi.
İlahi bakış açısı
Barlas Atay savcıyı sorgunun başından beri izliyordu resmen hayran kalmıştı. Kardeşinin sesini telsizde ilk duyduğu anda şok olmuştu , zar zor konuşabilmişti. Kardeşinin dediği gibi mesleğini öğrenince onunla hem gurur duymuştu hem de yumuşamıştı ama o kadar sadece mesleğine saygı duymuştu gerisi yok...
Yüzbaşı ise savcıyla pöh'ün konuşmasına sinirlenmişti , anlayamıyordu neden sinirlendiğini tek bildiği o pöh'ün kim olduğunu ve neden 'konuşanilirmiyiz' dediğini bulmalıydı.
Sorguya giren herkes savcının son yaptığına hayran kalmıştı . Kimse böyle bir şey yapcağını tahmin etmiyordu.
İtin ise ızdırabı şimdiden başlamıştı her gözünü kapandığında aynı anları tekrar yaşıyordu...
Umarım bölümü beğenirsiniz :)
İyi kalın hoşçakalın :)


