İçeriğe geç

SAYE

Bölüm 9 · 9 dk okuma

SAYE

Bölüm 9

3. BÖLÜM - SOLMUŞ ÇİÇEK BAHÇESİ

~"Ne kadar gülümsüyorsa insan, bir o kadar acı çekmiştir. Ne kadar suratsızsa insan, bir o kadar da yaşanmışlık biriktirmiştir. Her gördüğün insan, her gözyaşı da acıdan değildir." SAYE

1 Ay Sonra Düğün günü Bu aralar endişeli olduğumu inkar edemezdim. İnsanın kendi içinde ikiye bölünmesi tıpta yer alır mıydı bilmiyorum fakat beni endişelendiren bir konu olduğunu söylemeden edemem. Çoklu kişilik bozukluğu diye tanımlıyorlardır belki de. Emin olduğum tek şey son bir ayda bu durumun oldukça artmasıydı. Hayır, ben hasta değildim Zihnimin kendini ikiye ayırması benim kontrolümde değildi. Saye, duygusaldı. Hisleri olan naif biriydi. Saye Baldemir ise onun aksine asi biriydi. Hakkını yedirmeyen, duyguları gizli, sert ve otoriter. Saye Baldemir'in başı her daim dikti. Nasıl oluyor bilmiyorum ama ruhum öyle bir karmaşa içerisinde ki bu beni korkutuyor. Bedenim bazı durumlarda başı yıkılmaz kadını ortaya çıkarırken bazenleri bağırsan ağlayacak bir kadına dönüşüveriyordu. Buna ben değil bedenim karar veriyordu. Sanki, o an ki durum için gerekeni neyse ona bürünüyordu. İkiside bendi ama bir o kadar da değildi. Hayır, ben hasta değildim. Başımı ellerimin arasına alarak gözlerimi yumdum. Hepsi beynimin uydurduğu salakça şeylerdi. Derin bir iç çekip ihtişamlı odamda volta atmaya başladım. Hâlâ saraydaydım. Aradan geçen 1 ayda hiç olmadığım kadar yıkık bir durumdaydım fakat artık toparlanmam gerekiyordu. Geçen bu bir ayda Veliaht ile hiç karşılaşmamıştım. Odamdan bile doğru düzgün çıktığım söylenemezdi. Hizmetçiler yemeklerimi odaya getirip gerekli temizliği yaptıkları için odamdan neredeyse hiç çıkmamıştım diyebilirdim. Anlaşma gereği buradaydım ve bunu aksatmamalıydım. Acımın boyutu azalmamıştı hâlâ yanıyordum fakat yenilmemeliydim. Bana yenilmek yasaktı. İlkeleri olan bir kadındım. O gün orada yaşadıklarım dışında, Veliaht'ı da oldukça fazla düşünmüştüm. Prens kendi isteği ile beni seçmişti ve geleceğini benimle yaşamayı kabul etmişti. Ben onun karısı olacaktım. Hakkımda öğrendiği şeylerden sonra neden hâlâ benimle olduğunu veya neden Siyah olduğu halde bir Beyaz ile evlenmekten vazgeçmediğini anlayamıyordum. Siyah'lar ve Beyaz'lar birbirlerine karşı ezelî düşman gibilerdi. Gibilerdi değil öyleydi. Her iki tarafta, diğer tarafı yok etmeye çalışırdı. Veliaht'ın hakkımda ki düşünceleri yanlış değildi. Bir Beyazdım ve Beyaz'lar bu saraya adım atamazdı. Bu ülkede Beyaz'lara yer yoktu. Hâlâ burada olduğuma göre benim için planlar kuruyor olmalıydı. Derin bir nefes daha alıp gözlerimi araladım. Sonra düşünmeye karar verip gösterişli boy aynasından son kez kendime baktım. Üzerimdekileri kontrol edip kırmızı rujumu tazeledim. Oldukça güzel bir görüntü sergilediğim su geçirmez bir gerçekti. Dudak uçuklatacak bir doğallığa sahiptim. Evet; o gün gelmişti, bugün evleniyordum. Ellerimin titreme sebebi bu durumdu belki de. Kapanın tıklatılması ile vaktin geldiğini anladım. Sadece dakikalar sonra Veliaht beni kapımdan almaya gelecekti ve onun kolunda ana salona doğru ilerlerken herkese mutlu çift imajı verecektik. Kimse gerçek yüzümü görmemeliydi. Kanunlar açıktı. Kraliyet'e baş kaldırmanın sonucu ada sürgünüydü. Haddini aşanlara ise idam. Beyazlar, Cumhuriyeti kazanmak için yönetime baş kaldırırdı. Hele ki Kraliyet ailesinin sarayına sızmış bir insan olarak idamdan kurtuluşum olamazdı. Yeni idrak ettiğim gerçekler ürpermeme neden olmuştu. Veliaht beni buna karşı kullanacaktı. Elinde bana karşı bir koz vardı. Sıkıntıyla nefesimi verip Veliaht'ı beklemeye başladım. Bir an önce kalbine çipi yerleştirilen kızı bulmalıydık. DN örgütü olarak bu bilgiye aylar önce ulaşmıştık ve bunu öğrenir öğrenmez örgüt lideri olarak verdiğim ilk emir o kızı bulup çipi kalbinden almaktı. Çipte, ülkeyi yıkıma götürecek bilgiler vardı. Şayet özgürlüğümüzü vermezlerse bu ülkeyi başlarına yıkacaktık. Bütün örgüt buna yemin etmiştik. Siyahlara karşı nefret dolu olduğumuz gerçekti. Erkeklerin söz sahibi olduğu bu yönetimi destekliyorlardı. Kadınlar ve çocuklar hep ikinci plandaydı. Resmen cahiliyet dönemine geri dönüş yapılmıştı. Kadınlar, kız çocuğu doğurduğunda lânetler yağdırılarak aşağılanıyordu. Kadınları birer nesne gibi kullanıyorlardı. En acısı ise Siyahların sadece erkeklerden oluşmamasıydı. Kendi cinsine ihanet eden kadınlar, kendimden utanmamı sağlıyordu. Kapının tıklatılması ile onay veren bir ses çıkarıp, Veliahtı'ı aylar sonra ilk kez karşıladım. Üzerinde kraliyet ailesine özgü beyaz bir damatlık vardı. Beyazın üzerine altın rengi işlenmişti, dik duruşu ile kıyafeti çok güzel taşıdığını söyleyebilirdim. Uzun ceketinin ön tarafı arka kısmına kıyasla kısaydı ve bu durum ona ayrı bir hava katıyordu. Siyah, uzun saçları arkaya doğru taranmış bir tutam saçı sol kaşının üzerine düşmüştü. Nefretim, dudaklarımı ısırmamı engellemek için iyi bir nedendi. Gözlerim gözlerine ulaştığında onun da tıpkı benim gibi üzerimdekileri incelediğini fark ettim. Beyaz, kollarımı ve gövdemi dar bir şekilde sarıp, ayaklarıma doğru genişleyen, eteği dalgalı bir elbiseydi. Omuz kenarlarımdan göğsüme doğru V şeklinde uzanan derin bir dekolteye sahip olması umurumda dahi değildi. Altın, dikenli gül desenleri elbisemin eteğine ince bir şekilde işlenmiş gövdeme doğru uzanıyordu. Duvak takmak istemediğim için; fazla gösterişli olmayan, elbisem ile uyumlu bir tac takmıştım. Kıvırcık topuzum, ince boynumu ön plana koyarken; beyaz inci küpelerim, kolyem ile ahenk içinde dans ediyordu. Yeşil gözlerime kahverengi bir göz makyajı yapmış ve hafif bir allık sürerek makyajımı tamamlamıştım. Kırmızı rujumu ise es geçmemek gerekti. Rujum olmadan asla dışarı çıkmazdım. Ya olurdu ya olurdu, o kadar! Göz göze geldiğimizde içimde büyük bir nefret dalgası belirdi. Avuç içlerim karıncalanırken, öldürme arzumu dindirmeye çalışıyordum. Nefes alışlarım sıklaşırken kaşlarım istemsizce hafif çatık bir hâl almıştı. Veliaht'ın hafif çekik gözlerinde bir pişmanlık hiç olmazsa bir hüzün duygusu aradım lakin yaptıklarından zerre kadar pişman olmayan bakışları öfkemi alevlendiriyor aklımda bin bir türlü suikast planı yapmama neden oluyordu. "Leydim, göz kamaştırıyor oluşunuzu bildirmek isterim." Başımı yukarı kaldırıp duygusuz bir ifadeyle "Düşüncelerinizin üzerimde bir etkisi olmadığını anlayamayacak kadar aptal olmadığınızı sanıyordum, Veliaht."dedim. Kelimeler ağzımdan iğnelercesine dökülmüştü. Dudakları hafifçe yukarı doğru kıvrılmış, ona laf sokmamdan zevk alırcasına gözlerini kısmıştı. "Formunuzdan düşmemeniz beni mutlu etti. Her ne kadar sohbetimizi sürdürmek istesem de aşağıda bizi bekleyen koca bir halk var." Elini bana doğru uzatırken "Hazırsanız, inmemiz gerektiğini hatırlatmak istedim leydim." Muzipçe sırıttı. "Bildiğiniz üzere bugün düğünümüz var." Uzattığı eline kısa bir bakış attım. "Haklısınız, halkı bekletmemek gerek." Uzattığı elinin üzerine elimi koyup, sol tarafına geçtim. Kapıdan çıkıp koridorda ilerlemeye başlayana kadar ne o konuştu ne ben. Küçük adımlarıma uyum sağlayan Veliaht bu durumdan zevk alırmışçasına "Bir kaç saat sonra karım olacaksın." Dedi. Kurduğu cümleyi her ne kadar garipsesemde aksini iddia eden bir cümle kurmadım. "Yani?" Dedim ne olmuşçasına. "Hiç. Dile getirmek istedim." Hödük! Gülümseyen ifadesi, çatık kaşlarına ve sert bakan gözlerine ters düşüyor ve bu durum aklımda bir sürü tilki dolaşmasına neden oluyordu. Salon kapısının önünde durduğumuzda muhafızlar selam vererek yavaşça kapıyı açmaya başladı. İçerideki gürültü birden kesilmiş gözler bize doğru çevrilmişti. Tamam Saye, öncelikle sakin oluyorsun. Plan belli: Giriyoruz evleniyoruz ve çıkıyoruz. İç sesimin değiştirilmesini talep ediyorum! İçeriye doğru bir adım attığımızda vücudumun gerildiğini hissettim. Gerildiğimi hissetti. Adımlarımız, yavaş yavaş sahneye doğru ilerliyordu. Durmaksızın göğüs kafesimi delmeye çalışan kalbim, adeta geri dönmem için can çekişiyordu. Pekala işte başlıyoruz.. Veliaht ile yan yana yerlerimizi aldık. Alkış sesleri kesilince o klasik cümleler duyulmaya başlandı... ~~~ Her şey çok hızlı gelişmişti yüzükler takılır takılmaz taç takılma töreni yapılmış hemen ardından ise geleneksel danslar ile gün uzadıkça uzamıştı. Şuan ise giden misafirleri ayakta uğurluyor düğünün kapanışını yapıyorduk. Üzerimdeki 30 kilogram altını yok sayarsak oldukça rahat hissediyordum.. Son misafirinde kapıdan çıkması ile derin bir nefes aldım. Salonda sadece Veliaht ,Veliaht'ın ailesi ve ortalarında adeta yıldız gibi parlayan ben kalmıştım. Yıldızmış, kıçımın kenarı! Sana sesini kesmeni söylemiştim! "Kızımın ailesinden kimsenin gelmemesi beni şaşırttı doğrusu." Beni daha ilk aydan kızı gibi sahiplenen kayınvalidemin sesini duymam ile bakışlarımı ona doğru çevirdim. Hafifçe tebessüm ederek gözlerine baktım. "Ailem buraya uzak yerlerde yaşıyor efendim, yetişememiş olmalılar." Üzgün bir şekilde dudağımı büktüm. Yalan söylüyorsan işini iyi yapmalıydın. Kayınvalidem hüzünlü bir şekilde, "Üzgünüm bilmiyordum ama... Hiç akrabanın olduğunu da görmedim. İşin aslı biraz garipsedim." Dedi. Tam ağzımı aralamış cevap verecektim ki Veliaht'ın sesi ile tenim buz kesti. "Leydim" derken elini bana doğru uzatmıştı. "Yorulmuş olmalısınız, sizi odamıza götüreyim." O sırada kayınpederim, Kral Hector, gülümseyerek eşine doğru döndü. "Evet Kraliçem, yorulmuş olmalılar sorularını sonra sorarsın." Dedi. Gülümseyerek elimi Veliaht'ın elinin içine bıraktım. "Teşekkür ederim prens, çok sevinirim." Veliaht'ın çekik gözleri içimde ürpertici bir his bıraksada sorgulamadım. Kral ve Kraliçe'nin önünde referans yaparak kapıya doğru yol almaya başladık. ~~~ Şiddetli bir gök gürültüsü ile ortam saniyelikde olsa aydınlanmıştı. Yağmurun şiddetini cama vuran sert su damlalarından anlayabiliyordum. Veliaht ile odamıza geleli bir kaç dakika olmuştu. Gözlerim, yeni bir şimşeğin çakması ile duvardaki yazıyı buldu. Yutkundum. Dinle. Zihnin gerçekleri haykırıyor. Aklım derin düşüncelere dalarken odanın ortasına doğru yavaş adımlar ile yürüyüp, şöminenin yanındaki ikili koltuğa oturmuştum. Veliaht ise beni dikkatlice izliyor, gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Çekik duran gözleri gözlerim ile buluştuğunda hafifçe tebessüm etmişti. İfadesiz gözlerim gözlerine değdiğinde iğrendiğimi hissettim. Büyük bir intikam arzusu içimde harlandıkça harlanıyor ve bu durum kendimi sakinleştirmemi zorlaştırıyordu. Nefretim kanımda asilce akarken tek yaptığım dik duruşumdan ödün vermeyip bacak bacak üstüne atmaktı. Sakinliğim hoşuna gitmiş olmalıydı. Bu gece birlikte olacağımızı düşünüyorsa yanılıyordu. Veliaht yavaş adımlarla büyük, çift kişilik yatağımızın yanındaki mini buzdolabından içki şişeleri çıkardı. Bu gece uzun olacaktı. İki şişeyi önüme koyduktan sonra ilerleyip karşımdaki tekli koltuğa oturdu. Kollarını dizlerine yaslayıp önüne koyduğu 4 şişeden birini aldı. Bacakları ayrık bir şekilde kadehini doldururken kısa bir an onu izleyen gözlerimi yakaladı. Düşünülenin aksine gözlerimi kaçırmamış hatta umursamamıştım bile. Üzerindeki geleneksel, arkası uzun ceketi çıkarıp yakasındaki düğmelerden dört tanesini açtı. Doldurduğu kadehi masaya bir kez vurup havaya kaldırdı. "Beyaz'ıma." Dediği şey ile kaşlarımı çattım, garipsemiştim. Uzun zamandır bana karşı sahiplik eki kullanan olmamıştı. Söylediği şeyi umursamamazlıktan gelerek cevap verme tenezzülünde dahî bulunmadım. Açtığı düğmelerden göğsünü görebiliyordum ve kavruk teni bana hiç yardımcı olmuyordu. Aklımı dağıtmak adına gözlerimi kaçırdım. Hafif gülen sesini duysamda onu kâyda almadım. Gözlerim odanın içinde dolanmaya başlamıştı. Koyu kırmızının hüküm sürdüğü koltukların gözümü aldığı ise bir gerçekti. Oldukça ihtişamlı bir odadaydık. Gözlerim yatağı bulduğunda beyaz renginin özellikle seçildiği belli oluyordu. Eminim ki kayınvalidem yarın çarçafı kontrole gelecektir. İçimden derin bir of çektim. Kraliyet şimdi de Veliaht'ın eşinden hamile haberi bekleyecekti. Beşinci ayın geçmesi ile artık akıllara "Kısır mı?" sorusu düşecekti. Tanrım ne biçim bir kuyudayım! Önümdeki bira şişesine uzanarak bir tanesini açtım ve yavaşça kadehimi doldururmaya başladım. Veliaht'ın üzerimdeki elbisede oyalanan gözlerini hissetsemde sesimi çıkarma gereği duymadım. Maskelerimizi takmış, birbirimizi yalanlarımız ile boyamak için an bekliyor gibiydik. En azından ben kendimi bunun için hazırlamıştım. Dakikalar birbirini kovaladı. Ne o konuştu ne ben. İkimizde önümüzdeki şişeleri bitirmiş yenilerini açmıştık. Kanımda dolaşan içki beynimi uyuşturmuştu ve adeta beni serseme çevirmeye çalışırcasına başımı döndürmeye devam ediyordu. Buna rağmen hala dik duruşumdan ödün vermeyip gözlerimi Veliaht'tan ayırmıyordum. Bence kocam demenin vakti geldi Saye. Sana fikrini soran olmadı iç ses. İtiraz etmedin, sende demek istiyorsun kabul et. Saçmalamayı kes iç ses! Aslına bakarsanız Veliaht'ın beni soruları ile boğacağını ve gece boyunca konuşmamızın süreceğini düşünmüştüm. Fakat düşüncelerimin aksine Veliaht odadaki banyoya girmiş ve sadece altına giydiği uzun şort ile geri dönüp yatağın sağ tarafına uzanmıştı. Kollarını başının altına yasladığında karın kasları daha da belirginleşmişti ve bu durum akıl sağlığım için iyi bir şey değildi. Açıkçası beni şaşırtmış ve hiç zora sokmadan günü sonlandırmayı seçmişti. Bu durum her ne kadar garibime gitsede yeni bir gök gürültüsü ile dikkatimi duvardaki yazıya çekmiştim. Dinle. Zihnin gerçekleri haykırıyor. Veliaht bu sözü özellikle seçmiş olmalıydı. İçimden bir his bunun altından bir pisliğin çıkacağını fısıldıyordu. Sahi neden böyle bir söz yazılma gereği duyulmuştu? Salak kafam! Elbette ki altında yatan bir anlamı olmalıydı. Hiç bir şey amaçsız yapılmazdı. Gözlerimi yumup başımı yukarı doğru kaldırdım. Odada boğuluyor gibi hissediyordum. Üzerimdeki elbise, yağmurlu havada dışarı çıkmam için bir engel değildi. Ayağa kalkıp Veliaht'a hiç bakmadan kapıya doğru ilerledim. Topuklu ayakkabılarımdan çıkan sert sesler zihnimde ki düşüncelerden beni kurtarıyordu. Hiçbir muhafız ile göz teması kurmadan uzun koridorlarda hızla adımladım. Sonunda bahçeye indiğimde adımlarım yavaşladı, şiddetli yağmur beni çoktan ıslatmayı başarmıştı bile.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.