İçeriğe geç

SAYE'DE AŞK/ ANLAŞMALI EVLİLİK

Bölüm 8 · 15 dk okuma

SAYE'DE AŞK/ ANLAŞMALI EVLİLİK

Bölüm 8

Verilmesi Gereken Kararlar Var

Seveceğine inandığın insanlardan sevgi beklemek kadar kötü bir şey yoktur.

Dünden beri telefonum sürekli çalıyordu. Annem, babam, abim, yengem sırayla arayıp duruyorlardı, hiçbirine cevap vermedim. Felaket gibi bir gün yaşıyordum yine.

Kahvaltı dahi yapma gereksinimi duymadım bugün. Üstüme bir eşofman bir de beyaz crop giydim ve dışarı çıktım.

Arabaya binmek yerine yürümeyi tercih ettim. Kulağıma kulaklığımı taktım ve yürümeye başladım. Sırayla müzikler çalıyordu ama benim aklımda sadece bir cümle dönüyordu.

"Saye ile Alp evlenecek." Aklıma geldikçe gözlerim doluyordu. Böyle bir şeyi ne ara düşünmüşlerdi? Neden bir anda gelip evlen diyorlardı? Ben bazı işlerin hallolması için bir arabulucu olabilir miydim?

Kaç dakikadır ya da saattir yürüdüğümün farkında değildim. Sadece bacağımın ağrısıyla durmam gerektiğini biliyordum. Etrafıma baktım bir sürü mekan vardı ve bende dışı en çok hoşuma gidene girmeye karar verdim.

Dışı bembeyaz, içi simsiyahtı girdiğim mekanın ama göz yormuyordu. Masalar ve sandalyeler gerçekten özenle seçilmişti. Bar kısmına doğru ilerledim. İçerisi çok dolu değildi. Sadece birkaç masa ve bar kısmından bir

iki koltuk doluydu.

Boş bulduğum ve etrafı boş olan bir koltuğa oturdum. Barmene dönerek "Elinizde biraz ekşi ve alkolsüz bir içecek var mı?" Diye sorduğumda "Ben size benim tariflerimden birini hazırlayayım." Dedi genç adam. Onaylar şekilde kafamı salladım ve gözlerimi mekanın içinde gezdirmeye başladım.

İnsanını bunaltmıyordu, duvarlarda birçok ünlü tablo vardı ve estetik bir mekandı. Aşırı hoşuma gitmişti bana verdiği hava. Ben mekanı incelerken telefonuma bir bildirim geldi. Mesaj Büşra Apla'dandı.

Büşra Apla: Saye öncelikle merhaba tatlım, sana güzel haberlerim var. Sana bahsettiğim hocayla konuştuk ve bu yıl eğitim vereceği öğrenciler arasında seni de görmek istediğini söyledi.

Sevinçten ellerim titriyordu, telefonun düşmesinden korkarak sıkı sıkı tuttum ellerimin arasında. Şansım ilk defa yaver gitmişti. Ben tam cevap yazacaktım ki Büşra Apla'dan bir mesaj daha geldi.

Büşra Apla: Ve canım bu akşam bize gelmen gerekiyor.

Bunu Büşra Apla'ya babam mı yazdırmıştı acaba? Hemen titreyen ellerimle cevap yazmaya başladım.

Saye: Öncelikle Büşra Apla, beni önerdiğin için çok çok teşekkür ederim. Hakkın ödenmez.

Saye: İkincisi ise son attığın mesajı sana babamlar mı yazdırıyor? Ben, benim numaramda onlarda var diye biliyorum sana neden yazdırıyorlar ki?

Sinirlerim mesaja dönüşmüştü. Haklı olduğum bir konuda konuşmayı çok severdim ve bunu tüm yakınlarım bilirdi. Tabii ki de yine haklı olduğum bir konu hakkında konuşuyorduk. Eğer öyle olmasaydı ben ağzımı bile açmazdım çünkü.

Büşra Apla: Rica ederim bebeğim, ama hayır kimse bana yazdırmıyor sadece konuşmamız gereken konular var. İkimizin konuşması gereken konular hem de.

Sadece ikimizin konuşmasını istemesi ilginçti. Ama kabul edecektim tabii ki de. Büşra apladan bana hiçbir zaman zarar gelmemişti.

Saye: O zaman konum atayım sen bana gel apla. Ya da geleyim ben alayım seni.

Büşra Apla: Tamam canım, sen at konum abin getir beni.

Abimin benim yaşadığım yeri öğrenmesini istemiyordum. Belki babam ona bahsetmiştir ama ben ne olursa olsun gelmesini istemiyordum.

Saye: Sen kimseye bir şey deme apla, ben gelir alırım seni.

Büşra Apla: Ahh çiçeğim, ne olacak senin bu ailenle olan savaşın. Ama tamam sen gel al beni.

Saye: Tamam bir kaç saate kadar gelirim.

Dedim ve telefonumu kapattım. İçeceğim gelmişti. Barmene teşekkür anlamında kafamı salladım ve içeceğimden bir yudum aldım.

Almamla birlikte boğazım yanmaya başlamıştı. Aşırı ekşi bir tadı vardı ama tadı güzeldi. Biraz sosyal medyada takılarak içtim içeceğimi. Kafamı telefondan kaldırdığımda bir masanın etrafının siyah takım elbiseli adamlarla çevrili olduğunu fark ettim.

Bakışlarımı oraya çevirdiğimde adamlardan biri beni gözleriyle işaret ederek oturan adama bir şeyle söyledi. Dudak okuyamadığım için hiçbir şey anlamadım tabii ki. Zaten adamında yüzünü görmemiştim daha da rezil olmadan kafamı tekrar içeceğime çevirdi.

Bir kaç dakika içinde içeceğimi bitirdim ve göz ucuyla tekrar o masaya baktım. Acaba adam beni gördü mü? Diye geçirdim aklımdan ama görmesine imkan yoktu çünkü arkası dönük oturuyordu. Korumaları çekildiği için görebiliyordum. "Yani galiba korumalı." Sesim fısıltı gibi çıkmıştı.

Ben içtiğim bardağı kenara koyarken barmen bir bardak daha koydu önüme. "Ben başka bir içecek söylemedim yanlış oldu galiba." Bardağı barmene doğru geri uzattım. "Hayır hanımefendi, yandaki beyefendiden bu içki." Gözlerim bahsettiği adamı bulduğunda onun zaten bana baktığını fark ettim. Yavaşça ayağa kalktım, barmene uzattığım içecekle birlikte adamın yanına doğru ilerledim.

Bardağı elimin ulaşabileceği bir yere bıraktı ve adama dönerek "Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz?" Gözlerimden öyle bir öfkeye bulanmıştı ki. "Ne yapmışım, siz bana bakıyordunuz ben de ne demeye çalıştığınızı anlayarak bir içecek ısmarladım işte." Bu sözün ardından sesimi biraz yükseltmeye başladı. "Ben ve size bakmak mı? Beyefendi sin iyi misiniz, ben size falan bakmıyordum çünkü. Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?" Adam aşağılayıcı bir şekilde bana baktı oturduğu yerden ve sonra ayağa kalktı

"Asıl sen kendini ne zannediyorsun be. Oradan bakmak güzel dimi. Baktın bizde para var yavşayayım ben buna dedin değil mi."

Şaşkınlıkla adamın konuşmasını dinliyordum. Sesim artık konuştukça artmaya başlamıştı.

"Sen ne diyorsun be, benim seninle ne işim olur ayrıca o kelimelerine dikkat et yoksa bir dahakine ben dikkat etmeyeceğim. Ayrıca al içeceğini." Az önce bıraktığım içeceği aldım ve adamın başından aşağı döktüm. Adam önce bana sonra üstüne baktı "Sen bu gömleğin kaç lira olduğunu biliyor musun be sürtük. Annesi ekmek al diye yollamış bu salak mekanlarda dolaşıyor." Kendini bilmiş adamın tekiydi pislik. "Pardon da ben sen ve türevlerin için mi giyiniyor gibi duruyorum oradan geri zekalı" Ve bunu dememle kendimi yerde bulmam bir olmuştu.

Ben daha ne olduğunu anlamadan küt diye bir ses mekanın içinde yankılandı. Kafamı sesin geldiği yere çevirdiğimde az önce beni yere düşüren adam şuan yerdeydi. Karşısında ise Arın Arda Yıldırım vardı.

Hızla toparlanıp ayağa kalktığımda "Arın." Diye seslendim ona. Bakışları beni bulduğunda "İyi misin?" Sorduğu soruya cevap vermeden konuşmaya başladım "Arın ben yemin ederim ki bakmıyordum o adama. Kendisi bana içecek gönderdi. Ben onu görmedim bile." Ben şuan onun söylediklerini duymuyordum. Tek derdim kendimi açıklığa kavuşturmaktı. "Deniz, sen siktir etsene şu adamı. Sen nasılsın sen. Benim için önemli olan sensin." Bağırmıyor veya bunlar neden yaşandı Saye demiyordu. "B- Ben iyiyim Arın." Bunu dememle birlikte gözlerini az önce masanın üzerine fırlattığı adama çevirdi. Ona doğru ilerledi ve adamı yerden kaldırdı. Ben ne

yaptığına anlam vermeye çalışıyordum.

Kaldırdığı gibi tek yumrukla tekrar yere serdiğinde gözlerim fal taşı gibi açılmış ona bakıyordum. Arın ne yapıyordu şuna? Adamı tuttu ve tekrar kaldırdı. Gömleğinin arkasından tutuyordu adamı bir de. İçim cız bile etmedi o adam dayak yerken. Arın yakınlarda bulunan takım elbiseli iki adamı yanına çağırdı ve "Bir daha bu ve bunun gibi dallamaların mekanıma girmesine izin vermiyorsunuz." Diyerek adamlarına bir uyarı verdi.

'Adamları' diyorum çünkü az önce mekanım demişti bu yer için. Ben de diyorum bu mekan neden benim bu kadar ilgimi çekti. Arın'ın olduğu içinmiş. Adamlarından biri "Ama efendim o beyefendi bir yıllık üyelik yaptırdı." Arın çatık kaşlarla konuşan adama döndü "Ne yapayım lan üyelik yaptırdıysa! Sizi kaç kere uyaracağım. Ne kadar para ödediyse geri verin bu da uzasın bu mekandan." Adamlarına bağırdığında ben irkilmiştim onlar nasıl irkilmesinler. Bana baktı ve ekledi.

"Bir daha müşterilerimin rahatsız olmasını istemiyorum." Gömleğinden tuttuğu adamı yere bıraktı ve bana doğru ilerledi. "Biraz hava almak ister misin?" O kadar nazik bir şekilde sormuştu ki yok diyemedim. "Olur" Dediğimde önden gitmem için eliyle işaret verdi. Bu davranışı aşırı hoşuma gitmişti. İstemsizce gülümsedim ve çıkışa doğru ilerledim. Arın'ın adamları da az önceki adama doğru ilerlediler ama dönüp bakma gereksinimi duymadım tabii ki de.

Dışarı çıktığımda ilk gözüme çarpan banka doğru ilerledim. Denize bakıyordu :)

Arın bir iki adımla bana yetişti. Oturduğumuzda ona baktım. Kendimi açıklama gereği duyuyordum. Neden ona karşı kendimi açıklama gereği duyuyordum? Arın'ın bendeki yeri neydi?

"Arın, ben gerçekten bakmıyordum o-" Diyerek konuşmaya başladığımda lafımı böldü. "Biliyorum ona bakmıyordu." Nasıl anlamında kafamı salladığım da kafasını çevirdi ve bana daha doğrusu gözlerimin içine baktı. "Bana bakıyordun." Görmüş müydü? Şaşkınlıkla ona bakıyordum. O bakışlarını benden ayırıp denize bakmaya devam ediyordu. Yüzünde küçük bir tebessüm vardı. "İyisin değil mi şuan, benim görmediğim bir anda adam sana bir şey yaptı mı?" Hayır anlamında kafamı salladım. "İyiyim, yok bir şeyim. Sen? Sen peki nasılsın?" Cevap vermedi ve denizi izlemeye devam etti.

Benim gözlerim ise onun üzerinde gezinmeye devam etti. Takım elbiseliydi. Sağ eli dikkatimi çekti ve yavaşça uzanarak eline ellerimin arasına aldım. Arın şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Yeni mi oldu bunlar." Ellinin üzerinde yararlar vardı ve belliydi az önce olmuştu. "Boş ver geçer bi' iki güne. Önemli değil." Sert bakışlarım bu seferde onu bulmuştu. "Ne demek önemli değil ya sen kendini önemsemiyor musun hiç?" Elini elimden çekti ve "Boş ver dedim ya Deniz." Cevabı çok netti ama bende inatçının tekiydim.

"Hayır, boş falan vermiyorum Arın." Uzandım ve boynundaki kravatı aldım. Ne yaptığıma anlam vermeye çalışıyordu Arın. "Hiç bakma öyle. Benim yüzümden olduysa ben iyileştireceğim. Açtığım yarayı sarmayı iyi bilirim." Bakışlarımı benden uzaklaştırdığı eline çevirdim ve "Ver hadi şu elini." Dedim sakin bir sesle. İnadı inattı, uzandım ve arkasına sakladığı elini elime aldım ve kravatı eline sarmaya başladım.

Bana değil eline bakıyordu, sarmayı bitirdiğimde ise kafasını kaldırdı ve bana baktı. "Teşekkürler." Sesi aşırı samimi gelmişti bir anlığına. "Ricalar. Arın Bey" Dedim hafifçe gülerek. Elini tuttuğum eline bakıyordu. Hızla elimi çektim ve "Kusura bakma, unutmuşum." diye ekledim. Anladım anlamında kafasını salladı ve ayağa kalktı. "Hemen çözecek misin elini? Masumca sorduğum soruyla şaşkınlıkla bana baktı. "Sen ne yapmamı istesin?" Benim düşüncemi ilk defa biri merak mı ediyordu. Bence çıkarma, en azından bir daha karşılaşana kadar." Eline baktı "Bir dahaki karşılaşmamızda eğer kravat hala duruyor olursa sen çıkaracaksın o zaman. Anlaştık mı?" Çocuk gibi sevinerek ayağa kalktım "Anlaştık o zaman" Dudakları yukarıya kıvrıldı ve "Peki, gel eve bırakayım seni." Diye ekledi.

Hazırcevaplık yaparak "Gerek yok, senin işlerin vardır. Bende biriyle buluşacaktım zaten." Anlayışla karşıladı ve kafasını sallayarak "Görüşürüz o zaman." Dedi iki eli de cebindeydi. Ben el salladım "Görüşürüz Arın." İçindeki çocuk asla büyümeyecek değil mi Saye? Hala kendime Deniz diye hitap edemiyordum. Çünkü denizler özgür olurdu, ben o olaydan sonra asla özgür olamamıştım..

Arın mekana doğru ilerledikten sonra yanımda bir şeylerin eksik olduğunu fark ettim. "Eee çantam, çantam yok. İçeride kaldı galiba." Mekana doğru ilerlemeye başlamıştım ki zaten mekandan çıkan biri elinde benim çantamla yanıma yaklaşıyordu. "Saye hanım?" Benim anlamında kafamı salladım ve çantaya doğru uzandım. Adam arkasını dönüp gidiyordu ki kolundan tuttum. "İçeride bir içecek içtim, hesap ne kadar?" Adam şaşkınlıkla bana baktı ve gülerek "Hesabı boş verin Saye hanım, Arın bey ödedi." Adamın kolunu bıraktım, o kafasını salladı ve mekana geri girdi.

Eve gitmem gerekiyordu ama ben yürümek istemiyordum. Telefonumdan bir taksi uygulamasına girdim ve konumuma en yakın olan bir tanesini çağırdım. On dakika içinde taksim geldi, bende bindim ve evin konumunu tarif ettim.

Eve geldiğimde hızlıca bir duşa girdi, çıkınca da Büşra aplayı aradım. "Alo, apla ben geliyorum sen yanına eşofman falan al çünkü bu gece bana misafir oluyorsun." Karşımdan bir süre boyunca cevap gelmedi. "Alo" Karşıdan ses gelmesini bekliyordum ki yengemin değil abimin sesi geldi." Büşra al şu telefonunu Saye arıyormuş. Benim karımı neden arıyorsa, sanırsın aplası." Abimin bu boş konuşmalarından nefret ediyordum. "Aynen abi, yengem benim aplam var mı bir itirazın. Ayrıca telefonda benim adım kayıtlı değil mi sen neden bile bile açıyorsun ki?" Karşıdan tabii ki de cevap gelmedi. Bir süre bekledikten sonra yengemin sesini duymamla rahatladım.

"Canım söylediklerini abin iletti. Sen de kalmak isterim ama biliyorsun bende bir tane cimcime var onu napacağız?" Aslında o cimcimenin gelmesini bende isterdim ama abim izin verir miydi bilmiyordum. "Abim izin verirse getir yenge. Ne olacak ki?" Karşımdan gülme sesi geldi ardından da bir cevap. "Beni çocuğuma abin ne karışabilir Saye. Bekle bizi geliyoruz. Hatta sen geliyorsun, hadi gel al bizi Gece'nin halası." Kızlarının adını Gece koymuşlardı. Kalbimde bir yerin ağrıdığını hissettim. Küçükken en beğendiğim isimlerden biriydi Gece. Abim kızına koymuş demek ki.

Bunu neden yaptı bilmiyorum. Ama artık umursamıyorum da. Arabanın anahtarını alıp dışarıya çıktım. Arın'a rastlamamak için içimden dua ede ede arabaya doğru ilerledim. Yarası öyle birkaç saatte iyileşmezdi. Bu yüzden erkenden karşılamamalıydık.

Sadece iki üç gündür birbirimizi görüyoruz. Ama sanki ben onu yıllardı tanıyormuşum gibi. Arabaya bindim ve bir müzik çalmaya başladı. Madrigal'in Sen ya da Hiç müziğiydi. Tam da gününde çalmaya başlamıştı.

Evin önüne geldiğimde Büşra apla ve Gece kapıda bekliyorlardı. Ona hala yeğenim diyemiyordum. Camı açıp onlara seslendiğimde yengem önce Gece'yi arka koltuğa oturttu ve çantasını da yana bırakarak kapıyı kapatıp yanıma oturdu. Telefonu ona uzattım ve "Al bakalım hanımefendi, aç istediğin müziği." Gülerek telefonu eline aldı ve Duman'ın Aman Aman müziğini açtı. Gerçekten bugün müzikler benim duygularıma göre açılıyordu galiba. ( Aman Aman bu kitaba çok uydu dimi ne dersiniz???) "Giderek üzdün bizi zaman" Diye bağırarak müziğe eşlik ettim bende.

Yol boyu aklımda sadece Arın vardı. Onu bu kadar düşünmem hiç normal değildi. Yengem eve gelene kadar Duman'dan birkaç müzik açtı. Benim ve onların evi arasında 20-25 dakikalık bir mesafe vardı.

Eve geldiğimizde Gece çoktan uyumuştu bu yüzden onu benim yatağıma yatırdık ve biz yengemle mutfağa geçtik. "Söyle bakalım apla, bu kadar önemli ne konuşmamız gerekiyor." Endişeli gözlerle bana baktı. "Saye nasıl söylenir bilmiyorum ama direkt söyleyeceğim." Heyecanla kafamı salladım "Bizimkiler seni evlendirmekte kararlılar. Birkaç gündür sadece bunu konuşuyorlar." Şaşkınlıkla yengeme bakıyordum "Sen ne diyorsun apla?"

Benim o çocukla evlenmeme imkan yok. Bunu herkes biliyor "Gerçekten güzelim size İtalya'dan ev bulmuşlar, Sen çalışmayacak ev hanımı olacakmışsın." Kafamı arka arkaya sallamaya başladım. "İmkan yok buna apla. Ben buz pateni için çalışmaya başlayacağım burada. Hayatta olmaz." Biliyorum der gibi baktı bana. "Biliyorum aşkım biliyorum, ülke dışına git diyeceğim ama gidersen buz pateni hayalin yalan olacak, evlen dersem sen yalan olacaksın. Nasıl biri olacağını ben bile kestiremiyorum." Bir çözüm yolu söylemesi için ona bakıyordum.

"Saye bu söylediğime kızma bebişim ama evlensen mi sen?" Sorduğu soruyla birlikte şaşkın bakışlarımı ona çevirdim. "Ne saçmalıyorsun sen apla." Dediğimde uzandı ve ellerimi tuttu "Öyle değil Saye. Sana arkadaş gözüyle bakan biriyle. Batu'yla mesela. Anlaşmalı olarak birkaç yıl sadece." Şaşkınlıkla ona bakıyordum. "Olmaz apla kim böyle bir şeyi kabul eder." Stresten yine ellerimin kenarlarını kopartıyor, kanatıyordum. "Batu'ya sor Saye, o sana hiç aşık gözüyle bakmadı. Bir kaç yıl anlaşmayı sürdürür sonra ayrılırsınız." Ellerimi iyice koparmaya başladım. Yengeme cevap vermiyor onu duymuyordum bile.

Ben nasıl bir çıkmaza girmiştim böyle. Ben hiçbir zaman özgür olamayacak mıydım? Kendi kararlarımı kendim veremiyecek miydim? Hayallerimin peşinden koşamayacak mıydım? Ailemin istediği gibi bir evlat mı olmak zorundaydım?

"Saye, Saye" Yengem biraz sesini yükseltip bana baktı. "Ne diyorum ben sana. Batu'ya sor diyorum dimi?" Hayır anlamında kafamı salladım "Batu olmaz yenge." Yengem bana ne dediğinin farkında mıydı? Batu'ya bunu dersem işte o zaman benim sonum olurdu. "Neden Saye? Neden?" Yengemden kaçışım olmadığını fark ettiğime artık açıklama kararı aldım.

"Çünkü Mira Batu'ya aşık apla. Ben Batu'ya bunu dersem Mira bana ne der, hiç düşünmüyor musun." Yengemin benim cevabımla ağzı açık kaldı. "Bilmiyordum ben Saye, kusura bakma öyle ağzımdan çıktı işte." Kafamı salladım ve "Yatsak mı artık yenge, ben çünkü bugün baya yoruldum."

Onu Gece'nin yanına gönderdim ve ben koltuğa uzandım. Aklımda farklı farklı düşünceler dönüyordu. Gitmeyi düşündüm önce, sonra kalmayı, ailemle kavga etmeyi garip garip şeyleri düşündü. Ve uykuya öyle daldım.

ARDA'IN AĞIZINDAN

Dün davetini verdiğim mekan açılmıştı. Mutlu gibi görünüyordum ama içten içe pişmandım. O takım elbiselerin içinde değil ringde kendimi özgür hissediyordum. Bundan üç yıl önce hem ailem hem de Baran yüzünden hayallerimden vaz geçmek zorunda kalmıştım.

Başta çok kavga ettim ailem ile, olmaz dedim, işin başına geçemem dedim. Ama ne kadar olursa olsun karşı koyamadım. Bu işi kabul etmezsem daha da kötü şeyler yaşanacaktı biliyordum. Ama içimde bir umut vardı bir gün asfaltın tozunu gerçekten attıracak, ringlerde tanınacaktım. Mutlu olacağım günler çok yakındaydı belki de...

Evlen diyorlardı. Kiminle diyemedim. Annem evlenmezsen ben bir kız bulurum diyor ama kimse benim düşüncelerimi sormuyordu. Yıllar sonra ülkeme tekrar dönmemin bedelini yine ve yine baskı ile ödüyordum.

Geleceğim hakkında gerçekten çok endişeli bir insan olmaya başlamıştım. Zaten çocukluğumdan beri sürekli geleceğimden endişe ederdim.

Karşı çıkacaktım. 2 ay içinde evlenmezsem açıkça şirket alınacaktı ellerimden. Bu umurumda değildi ama hayallerimi gerçekleştirmek için en azından şuan için şirketin başında durmalıydım.

"Zaten bu karaktersiz Baran yıllar önce bu boku yemeseydi ben şuan gayet rahat bir hayat yaşıyordum. Siz ne istiyorsunuz benden

Babamın beni aramasıyla yanlarına, onların evine gittim.

"Zaten bu karaktersiz Baran yıllar önce bu boku yemeseydi ben şuan gayet rahat bir hayat yaşıyordum. Siz ne istiyorsunuz benden?" Öfkem gitgide artıyordu. "Ölmemi falan istiyorsanız merak etmeyin onu bende istiyorum.

Ama ne yapalım daha zamanımız gelmemiş galiba." Kız bulduklarını ve

evlendireceklerini söylüyorlardı.

Hay ben böyle işi sikeyim abi ya. Lan yıllar önce zaten hayatımız alt üst olmamış gibi bi de bu çıktı başıma. Mutluluk haram bana galiba amına koyayım.

"Arın." Elimle babama dur işareti yaptım. "Sakın, sakın bana bir daha böyle seslenme. Bir kere o hatayı yaptım ikincisi olmayacak peder." Baba demiyordum ona "Arda bizimle doğru düzgün konuş." Annemin uyarısıyla ona döndüm. "Allah aşkına daha hangi dilde sizinle konuşmam gerekiyor. Lan istemiyorum istemiyorum." Sesim gitgide yükseliyordu "Bırak lan o zaman benim paramla aldığın her şeyi." Babamın cümlesiyle tüm dikkatimi ona çevirdi

Önce cebimdeki cüzdanı çıkardım "Bu bana özel çıkarttığın tüm banka kartları." Diyerek benim adıma olan tüm kartları tek tek yere fırlattım. Biri dışında, çünkü onu babam değil aplam almıştı ilk maaşıyla... Ama durmadım, devam ettim. Elimdeki telefonun hattını çıkardım ve onu da fırlattım yere "Annem almıştı buna da" Dedim üstüne basa basa. Arabanın anahtarını da pedere doğru fırlattım "Bu da o günkü doğum günü hediyem peder hatırladın mı? Hayatımı hiçe çeviren o gün. Hatırladın, hatırladın ne zaman unuttun ki zaten." Cebimde bulunana nakit paraları da yere

fırlatıp motorumun anahtarını aldım ve kapıya doğru ilerledim.

Arkamdan "Arda motorun anahtarı." Sinirimden gülmeye başladım. "Hangi anahtar peder? Ben o motoru kafelerde garsonluk yaparak aldım. Ne anahtarından bahsediyorsun sen?" Kapıyı çekip çıktım evden motora bindim ve No.1'in Dünya Gül Bana müziği ile birlikte sahile doğru sürdüm.

Kafamı toparlamak istediğimde ya motor sürer ya da bizim çocukların boks kursuna gider kafa dağıtırdım. Bugün öylesine motor sürmek istedim.

Tanıdık bir yere denk geldiğimde Deniz geldi aklıma. Nedense şuan ona ihtiyacım varmış gibi

geldi.

"Sen bu kızı neden bu kadar kafana takıyorsun Arda. Olmaz o kızdan ümitlenme çok." Diye söylendim kendi kendime. Sonra aklıma o gün hastanede gördüğümüz çocuk geldi. 'Nasıl acaba şuan' düşünmeden edemedim. Deniz bu konular hakkında bilgiliydi. Mesaj atmamı da söylemişti. Motoru kenara çekip telefonumu çıkaracaktım ama lanet olsun ki az önce fırlatmıştım telefonu.

Bide bu çıktı başımıza tabii ki. "Yarın erkenden gider bir tane alırım ya." Diyerek geçiştirdim kendimi yine.

Bir kaç saat boyunca orada durup denizi izledim. Motoruma bakarak "Kimseyi bulamadık Kumsal, seninle evlensem olmuyor mu?" Dedim gülerek. İnsanlar motoruma bir isim vermeme hep gülerlerdi ama o benim için sadece bir motor değildi. Bu yüzden ben gülüp geçemiyordum.

Bu akşamda yalnızdım. Eve gitmek istemedim. Hem başımdaki sorunlar yüzünden hem de Deniz'le karşılaşmaktan korktum. Daha elimi sarmasının üzerinden çok geçmemişti, şimdi karşılaşırsak erkenden kravatı çıkaracağı için üzülecekti.

"Arda! Yapma oğlum, kaptırma kendini, olmaz senin de onunda canı yanar." Kafamdan Deniz'i çıkarmıyordum ama çabalıyordum. Ne kadar işe yarıyordu orası henüz açıklığa kovuşturulamadı maalesef.

Motorumu farklı rotalara çevirdim. Kulağımda bir sürü müzik değişip duruyordu ama ben düşüncelerim yüzünden hangi müziği dinlediğimi bile bilmiyordum...

-BÖLÜM SONU-

Bölüm hakkındaki yorumlarınızı bekliyorumm

Her bölüme özel müzik bırakacağım artık bu bölümün müziği Duman Aman Aman olsunn

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

9. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.