"Belki de denizler de güven bekliyordur birilerinden. Sadece dalgaları yetmez onlara, insan isterler. Kendilerine güvenen bir insan."
SAYE'NİN AĞIZINDAN
Şapkayı çektiğimde altından çıkan yüze şaşkınlıkla baktım. Karşı komşum Arda'yı karşımda görmeyi beklemiyordum çünkü. Burada onun ne işi vardı ki?
"Sanırım daha önce sana kendimi eksik tanıttım." uzattığı eline baka kaldım ve o cümlesine devam etti. "Ben Arın Arda Yıldırım." şuan yaşadığım an film gibiydi. Ne cevap vereceğimi başta şaşırdım ama sonra bulunduğumuz yerin ve havanın verdiği cesaretle ben de konuşmaya başladım. Ve bu sefer daha neşeliydim.
"Peki, hangisini kullanıyorsun?" sorduğum soru bana göre mantıklıydı ama Arda için aynısını söyleyemezdim. Yüzü değiştiğinde "Rahatsız olduysan konuyu değiştireyim." diyerek ondan cevap beklerken o "Sen hangisini kullanmak istersin?" Sorusuyla önce afalladım. Sonra bir tercih yapmam gerektiğini fark ettiğim ve cevabımı verdim. "Arın, Arın'ı kullanabilir miyim?" Bana baktı "Olur, olur kullanabilirsin tabii ki."
Yüzümde hafif bir gülümseme belirdiğinde bulunduğumuz sahil kenarı da bana bir cesaret verdi. Kendini eksik tanıtan sadece Arın değildi. Bende kendimi ona karşı eksik tanıtmıştım.
Ona doğru döndüm "Sanırım ben de daha önce sana kendimi eksik tanıttım." Dedim, ona onun cümlesini kullandım ve onun gibi elimi uzattım ben de. "Ben Deniz Saye Yılmaz." Bakışları önce uzattığım ele sonra gözlerime kaydığında "Peki Sen hangisini kullanıyorsun Deniz?" Bana Deniz diye seslenmesi o kadar hoşuma gitmişti ki. Yıllar sonra ilk defa biri bana Deniz diyordu.
Elimi hala sıkmamıştı. Sol elini tuttum ve kendi elime doğru yaklaştırarak el sıkışmamızı sağladım. "Memnun oldum o zaman Arın Bey." Bu sefer elimi sıkıca tuttu. Elinin sıcaklığı içimi bir anlığına bile olsa huzur doldurmuştu.
"Ben de memnun oldum Deniz Hanım." bir kaç saniye bakıştıktan sonra kafamı kaldırdım ve gökyüzüne baktım. Yağmur durmuştu. Arın'a baktım "Oturalım mı şöyle?" Kumları işaret etmiştim ve o önce kumlara sonra bana ve en son üzerimdeki elbiseye baktı. "Kirlenmez mi üstün?" Cidden bunu önemsemiş miydi? Yeni tanıştığım bir insanın bu kadar ilgi göstermesi normal miydi? "Sonuçta hepimiz hayatın tadını çıkarmak için varız. Ve kirlenmek eğlenmenin tabiatında var."
Şemsiyenin altından çıkarak gösterdiğim yere doğru ilerledim ve oturdum. Arın'da şemsiyeyi kapatıp yanıma oturduğunda ben denizi izliyordum. "Söylesene isminin anlamı ne?" Bir müddet o da benim baktığım yere baktı ve sonra konuşmaya başladı. "Saf, temiz anlamında kullanılırmış. Tabii ben kabul etmiyorum ama öyle." Ona döndüm. "Neden kabul etmiyorsun ki? Gayet güzel bir isim bence ve anlamının hakkını verdiğini düşünüyorum ben." Bana baktı ve hafifçe gülümsedi. "Ben sandığın gibi temiz veya saf bir insan değilim Deniz." Dediğinde nedenini soracaktım ama üstelemek istemedim.
Anlatmak istese anlatırdı zaten. "O zaman sen söyle, Saye ismin anlamı ne?" Ben de bu sorunun sorulmasını bekliyordum. "Gölge demek. Senin aksine ben ismimin anlamını taşıyorum galiba." Neden dermiş gibi yüzüme baktığında "Genellikle toplum arasında falan hayalet gibiyimdir. Ve her zaman birilerinin gölgesine mahsur kalarak büyüdüğüm için böyle düşünüyorum." O da belki üstelemek istemişti. Ama üstelemedi, belki de o da bana zaman tanımıştır diye düşündüm sadece.
Bana getirdiği şemsiyeyi aldım. Üzerine iç içe geçmiş A. A.Y. harfleri kazınmıştı. "Bir şirketin logosuna benziyor, ne kadar güzelmiş." Dediğimde Arın elimdeki şemsiyeye bakıyordu. "Beğendin mi?" Sorusuyla gözlerimi Arın'a çevirdim. "Bayıldım desek daha doğru aslında. Daha önce çok rastlamadığım bir tasarım aslında. Yani ayakkabı, kozmetik gibi mağazalarda gördüm ama bi düşünsene şirket logosu olduğunu çok hoş ve ilginç dururdu." Dediğimde o bir şeyler düşünüyormuş gibiydi.
Sonra ikimizde denizi izlemeye başladık. Sessizdi bugün hiç olmadığı kadar sessizdi hem de.
Bir süre daha sahilde oturduktan sonra kalkmaya karar verdik.
"Şemsiye sende kalsın Deniz." Ona baktım ve "Neden ki sen satın aldın bunu." Omzunu salladı ve "Motorla geldim ben, koyacak yer yok. Sen de kalsın lazım olur." Şemsiyeyi hafifçe yukarıya kaldırarak. "Teşekkürler, ama bir gün ben de sana bir şey hediye edeceğim. Ödeşmiş olalım." Kafasını olur anlamında salladı ve ben arabama o da motoruna doğru ilerledi.
"Sen buradan direkt eve git benim biraz işim var." Ne işi vardı acaba? Sevgilisi olabilir belki. Var mıdır ki ya. Aman sana ne be kızım, çocuğun sevgilisi varsa var seni ne ilgilendirir. "İyi görüşürüz o zaman." Kaskını taktı ve ufak bir el hareketi yaparak motoruna bindi.
Ama ben arabayı çalıştırıp gidene kadar yerinden oynamadı bile.
Yeni tanıştığı bir insana neden böyle davranıyordu ki. Ne ilgilendirirdi ki onu, benim ıslanışım? Neden tanıştığımızdan beri aklıma gelip duruyordu. Bu düşüncelerden sıyrılmak için telefonumu elime aldım ve rastgele bir müziğe bastım. En sevdiğim gruplardan biri olan Perdenin Ardındakiler(+AnIL Piyancı) Yağmurlar müziği çalmaya başladı.
Sorunlu bir günün ardından evime geldiğimde hemen duşa girdim, çıktığımda da yarın için elbise almam gerektiğini hatırladığım için Mira'ya yazdım.
D. Saye: Aşkım yarın boş musun? Davet için elbise seçmem lazım ve tek gitmek istemiyorum.
Mira: Tabii ki aşkımm, benim de elbise almam lazım o yüzden geliyorum tabii ki.
D. Saye: O zaman iyi akşamlar bebeğim, yarın görüşürüz.
Mira: Görüşürüz canım, İyi akşamlar benli rüyalar :)
D. Saye: Uyu hadi
Mira'yla mesajlaşmak, konuşmak falan oldum olası bana huzur verirdi. Sır kutum gibi bir şeydi Mira, Batu'dan sonra. Ben Batu ve Mira'nın sırlarımı bana karşı kullanmayacaklarına emin olduğum için bu kadar rahattım. Aksini düşünemiyordum bile.
Tam o anda bir bildirim daha düştü mesaj kutuma yengemdende.
Büşra Apla: Canım baban ve anne söylememi istedi. Yarın ki davet saat 20.00'de başlayacakmış. Mekanın sana konumunu atıyorum yarın geç kalmamanı istiyorlar.
D. Saye: Tamam.
Yazdım sadece. Şuan kimseyle uğraşmak istemiyordum. Arın şuan napıyordur acaba, eve gelmiş midir?
"Off! sana ne be kızım, seni neden bu kadar ilgilendiriyor bu çocuk.?" Diyerek yorganı başıma çektim ve derin bir uykuya kucak açtım.
Sabah Mira ve Batu bana geldiler ve güzel bir kahvaltı yaptık. Ardından da alışverişe çıkmak için hazırlandık biraz.
Mira ve Batu aşağı indiklerinde bende yukarıda kapıyı kilitliyordum ki Arın ile karşılaştık. "Selam!" Demesiyle yerimden sıçramam bir olmuştu. "Selam!" aynı samimiyetle bende cevap verdiğimde bundan mutluluk duyuyor gibiydi. "Senin işin var gibi duruyor tutmayayım ben seni." Teşekkür edip asansöre bindim ve bizimkilerin yanına geldim.
Batu'nun arabası ile gitmeye karar verdik. O dönüşte bizi evimize koyacaktı çünkü.
Mağazaya geldiğimizde Mira hemen kıyafet seçmeye başladı. O böyle şeylere aşırı meraklıydı ve benden çok daha bilgisi vardı.
Ben tek tek sütunlarda dolaşıyordum ve gözüme sarı çok güzel bir elbise çarptı. Onu askıdan çekip aldım. Ve gezinmeye devam ettim.
Birkaç elbise daha aldıktan sonra Mira ve Batu'yu beklemeye başladım.
Mira'da elinde 5-6 elbiseyle geldi ve Batu'da bir siyah bir de lacivert bir takım ile gelmişti.
Mira elindeki 6 elbiseden üçünü aldı, ben elimdeki 4 elbiseyi de aldım ve Batu'da iki tane takım alarak mağazadan ayrıldık. Benim kıyafetlere uygun çantam ve ayakkabım vardı bu yüzden yenisini almaya gerek duymadım.
Eve gelip Mira ile birlikte hızlıca hazırlandık. Sacımızı falan ayarladıktan sonra o gerekli birkaç şeyi daha almak için evine uğramak istedi, ve gitti. Batu'da zaten başta bizi eve bırakıp gitmişti.
Ben aldığım elbiselerden sarı olanı giymiştim. Rengi çok güzeldi ve yüzümü daha parlak gösteriyordu. Önden hafif bi dekoltesi vardı ama çok açık değildi, beli ise tamamen açık, askılı mini bir elbiseydi. Aşırı güzeldi aslında. Uyumlu ayakkabılarımdan birini giydim, birkaç takı taktım ve çantamı da alarak aşağıya indim.
Arabama binip her zamanki gibi bir müzik açtım ve Büşra aplanın attığı konuma doğru sürmeye başladım.
Geldiğimde her yer ışıl ışıl parlıyordu ve konsept şansıma sarıydı. Böyle bir tesadüfe daha önce hiç rastlamamıştım. Tam mekana giriş yapacaktım ki kapının önünde Sare yolumu kesti.
"Ay ay ay bu ne güzellik Saye hanım. Abisi ve ailesi tarafından kabul edilmeyen bir kıza göre fazla şıksınız." Anlaşılan yine damarıma basmak istiyordu bu iki metre öteden anlaşılıyordu.
Etrafa bakındım, ve benim çaprazımda korkuluklara dayanmış üç kişilik bir erkek grubu gördüm. Görmemde sorun yoktu ama içlerinden biri Arın'dı. Ama şu andan itibaren bunun bir önemi yoktu.
"Ama Sarecim neden öyle düşünüyorsun ki? Sonuçta yalaka bir insan olmaktan güzeldir değil mi. En azından ben istenmediğim ortamlarda zorla durmuyorum senin gibi." Sare gözlerini devirerek bana baktı. "Emin ol Saye, sen ben olamazsın." Diye karşılık verdi parmağıyla önce kendini sonra beni göstererek.
"Bunu sana düşündüren nedir Sare. Sen değil miydin dört yıl önce bana özendiğin için Sevilay olan adını Sare diye değiştiren. Asıl sen asla ben olamazsın Sare. Benimle konuşurken laflarına dikkat et." Yanakları al al olmuştu. "Senin gibi tiplerin buraya girmemesi gerekiyor canım hadi ikile. Kim çağırdı seni buraya?" Ben tam ağzımı açmış cevap verecektim ki arkamdan bir ses geldi.
"Bizzat ben daveti Deniz Hanım için ayarladım, asıl sen burada ne arıyorsun Sare, kim çağırdı seni?" Bu ses bizzat ona Arın'a aitti. Şaşkınlıkla arkamı döndüğümde benden üç adım uzakta duruyordu.
Sare hiçbir şey demeden yanımızdan uzaklaş ve ben şaşkınlıkla Arın'a bakmaya devam ettim." Sen az önce ne dedin?" Dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı ve "Tekrar etmemi mi istiyorsun?" Dedi. Kalbim küt küt atıyordu. Bu çocuk iki gündür neden böyle davranıyordu.
"Yok, gerek yok yani ben içeri geçeyim en iyisi." Dedim ve onu ardımda bırakarak içeri geçtim. Arın arkada kalan diğer iki arkadaşıyla sohbete devam etti.
Annemlerin masasını bulup yanlarına ilerlediğimde canım fazlasıyla sıkılıyordu. Mira ve Batu daha gelmemişlerdi.
O sırada annem ve yanında onunla konuşan kadın dikkatimi çekti. Bir şeyler konuşuyorlar ve ara sıra bana bakıyorlardı. Ne konuştukları hakkında hiçbir fikrim yoktu ve şuan telefonumla ilgilenmek dışında yapabileceğim pek bir şey de yoktu. Sonra annemler masadan kalktılar ve bir yere gidiyoruz diyerek yanımdan uzaklaştılar.
O sırada yanıma bir kadın, bir adam ve Arın yaklaştığında istemsizce ayağa kalktım. "Annem tanıştırmamı istedi de bu gördüğün güzellik dünyalar güzeli, canım, prenses aplam." De yanındaki 34 35 yaşlarındaki kadını tanıtırken ve sonra tiksiniyormuş gibi bakarak aplasının yanındaki adama döndü. "Bu da eniştem işte." Dediğinde gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Aplasıyla ve eniştesiyle el sıkıştıktan sonra onlar kendi masalarına doğru ilerlediler ve bende dışarıya çıktım. Nedenini bilmiyordum ama Arın'da beni takip ediyordu.
Mekanın kuytu köşe bir yerine gittim ve korkuluklara yaslandım. O da belini yasladığında bana öyle çekici gelmişti ki bunu fark etti mi bilmiyorum ama fark ettiyse yine rezil olmuş olurdum.
"Neden beni aplanlarla tanıştırdı?" sorumla yerinde biraz kıpırdandı "Annem istedi." O kadar rahattı ki bende bu rahatlığa sahip olmak istiyordum. "Peki, annen kim ve beni nereden tanıyor?" Sorumla sesli bir şekilde güldü ve "Az önce annenle masanızda oturuyordu ya Deniz." Dediğinde annemin bana bakarak konuştuğu o kadının aslında Arın'ın annesi olduğunu öğrenmem şok etkisi yaratmıştı.
"Bilmiyordum ben ya." Utandığımdan yüzüne bile bakamamıştım çocuğun. "Öğrendin işte, artık tanıyorsun. Ve daha çok görüşeceksiniz." son söylediği cümleyi o kadar kısık söylemişti ki neredeyse anlamıyordum.
"O nedenmiş Arın Bey?" Benim gibi durduğuna "Ne niyeymiş Deniz Hanım?" Bana böyle seslenmesine BA-YI-LI-YOR-DUM gerçekten. "Son söylediğini söylüyorum." Dediğimde yanımdan ayrıldı ve kollarını iki yana açarak dudaklarını büzdü. "Orasını da sen düşün Deniz." Kalbim küt küt atmaya başlamıştı. Bu çocuk neden bana karşı böyle davranıyordu ya. İçim gidiyor- Ama olmaz kendine gel Saye aklının uçundan dahi geçirme sakın.
Ben de Arın'ın gitmesiyle içeriye geçtim. Herkes oradaydı ama artı olarak Mira ve Batu eklenmişti.
Ortalarında bir sandalye boştu ve bende hemen gidip oraya oturdum. "Bebeğim mekanla pişti olmuşsunuz ya. Önceden biliyor muydun yoksa." Hayır anlamında kafamı salladım ve masada bulunan ikramlıklardan bir tanesini ağzıma attım.
"Canım çok sıkılıyor ya Mira." Mızmızlanmaya başlamıştım bile. "Ama bizde daha yeni geldik Saye. Hemen kalkarsak yanlış anlarlar." Mira'da bugün bir gariplik vardı ve bu çok açık bir şekilde fark ediliyordu. Batu'da kitlenmiş birine bakıyor. "Kim o adam Batu?" Sorumla gözlerini bana çevirdi. "Boş ver güzellik." Dediğinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Neden böyle davranıyorlardı ki?
Abim ve babamda sürekli Batu'nun baktığı yere bakmaya başlayınca artık bir şeylerden şüphelenmeye başladım.
"Mira kim şu adam." Adam diyordum çünkü belliydi yaşı benden biraz büyük gibiydi. "Aslan Holding'in oğlu o." Gözlerimin içine bakarak söylediğinde bi garip olmuştum.
Neden her güzel günümün ardından böyle kötü şeyler yaşanıyordu?
Daha ne kadar acı çekmem gerekiyor?
Hayat beni daha ne kadar kıracaksın?
Arın ünlü bir insanmış gibi orkestranın yanına ilerledi ve bana görre aşırı karizmatik bir şekilde mikrafonu eline aldı.
"Sevgili konuklar, ailem, ve sen." Ve sen dediğinde gözleri beş altı saniyeliğine beni buldu ve hemen uzaklaştırdı. Biri görmüş müdür acaba diye aklımdan geçirmeden edemedim tabii ki. "
"Bu değerli günümde yanımda olduğunuz için hepinize içtenlikle teşekkür ediyorum. Bu yola adım attığımda yeni yüzler tanıdım, belki de aşık oldum. Yeni işimin bana ve çevreme yararlı olması dileğiyle. İyi akşamlar, eğlenceye devam." Son cümlesini söylerken sesini biraz daha yükseltmişti. Benim gözümde aşırı karizmatik gözüküyordu ve yine bana baktığını fark ettim ama maalesef odağımı hemen başka yere çevirmek zorunda kaldım. Birinin bizi görmesini asla istemiyordum
Hem biz daha o kadar yakın değildik ki. Zaten kendisi de söylemişti, aşık olduğu biri vardı ve ben ondan uzak durmalıydım. Arın konusu bugün burada kapanmalıydı.
~BİRKAÇ SAAT SONRA~
Etraftaki herkes yavaş yavaş dağılıyordu. Biz, Arın ve ailesi bir de o Aslan ailesi kalmıştı. Unutmadan Mira ve Batu tabii ki de gitmediler.
Aslan ailesi yavaş yavaş masamıza doğru geldiklerinde ben yerimde kıpırdandım. Neden masamıza geliyorlardı ki? Arın'ında odağı biz olmuştuk artık. Bu sefer gözlerimi çekmedim ondan çünkü onunda gözlerinde anlamsız bir ifade vardı aynı benim gözlerimdeki gibi.
Masamıza oturduklarında gözlerimi Arın'dan çektim.
Gözlerim Arın dışında herkeste gezindi ama ona gitmediler. Onu baktıkça ondan hoşlandığımı falan düşünmeye başlıyordum çünkü.
Babam ve o adam arasında (Alp'in babası) kısa bir konuşma geçti ve babam söze girecekti ama bir sandalye sesi buna engel oldu. Gelen kişi Arın'dı, benim dışımda herkesin gözü Arın'a dönmüştü. Ben ona değil çaprazına bulunan adama bakıyordum. Ve gözlerim nedense öfke doluydu.
"Siz beni takmayın Aziz amca, devam edin konuşmanıza." Arın babam ile o adamın arasına oturmuştu aa bu önemli bir detay değildi. Gözlerim onu bulduğunda destek arıyor gibiydim. Çünkü Arın'ın yüzü benim gözlerimi gördükten sonra değişmişti. Gözlerimi onda oyalamayarak babama çevirdim. Ağzından çıkacak sözleri duymayı bekliyordum.
"Sözü dolandırmayacağım, Saye ve Alp'in evlenmesine karar verdik." Alp dedikleri babamın yanında oturan o adamdı çünkü masada evlenmeye aday gösterilecek ve adını bilmediğim kişi oydu. Alp pişkin pişkin sırıtmaya başlayınca yumruk halini alan elimi masaya vurdum. Tüm gözler benim üzerimdeydi.
"Ne saçmalıyorsunuz siz." Sakindim aslında. Ayağa kalkmadım ama bunun tek bir nedeni vardı o da Arın'dı. Önünde rezil olmak istemiyordum.
"Ve evlendiklerinde burada değil İtalya'da yaşayacaklar. Ve Saye mesleği olan doktorluğu bırakıp ev hanımı olacak. Her kadın gibi." Abim tam ceavp veriyordu ki onu elimle susturdum. Bu cümlelerin ardından ayağa kalktım, oturduğum sandalye yere düştü ve tiz bir ses çıkardı. Arık sakin kalma ihtimalim yoktu çünkü ben babamın dediklerini yapacak bir kız değildim. Ben Deniz Saye Yılmaz'dım özgür olmak için doğmuş olan o kızdım.
"Size ne saçmaladığınızı sorumdum, Alp midir nedir evlenmiyorum bu adamla, bırakmıyorum işimi ve bahsettiğiniz o İtalya'ya da gitmiyorum. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız be." Sesim gittikçe artıyordu. Mira alttan kolumu çekiştiriyordu ama hızla kolumu kurtardım ondan.
"Siz de biliyordunuz dimi?" Diyerek geriye doğru bir adım attığımda Mira kafasını hayır anlamında sallarken Batu sessizce Alp denen o pisliği izliyordu. "Siz de biliyordunuz." Dedim çaresizce.
Masaya döndüm. "Ben Deniz Saye Yılmaz sizin oluşturduğunuz o kuş kafesinde asla yaşamayacağım. Ve sen baba hele ki senin kurduğun o kafeste artık bir dakika bile durmam." Masanın üzerindeki örtüyü elimle çektim ve üzerinde bulunan tabaklar, bardaklar, içecekler her şey yere düştü.
"Naz yapıyor." Dediğinde Alp artık dayanacak gücüm kalmamıştı. "Ne saçmalıyorsun lan sen. Kes o sesini kimsin sen de benim hakkımda ileri geri konuşuyorsun. Hayırdır baba iki laf etti diye kendini kocam mı zannettin, oğlum sen anca beni rüyanda görürsün onu da İnşallah Allah sana nasip etmez. Bir daha karşılaşmayalım, gözüm görmesin seni." Gözlerimi Alp'ten çekip Arın'a baktım iki üç saniyelik bir bakışmaydı.
Ben ona nadiren bakıyordum ama o ben ona her baktığımda bana zaten bakıyordu.
Çantamı aldığım gibi mekanın çıkışına ilerledim. Arkamdan konuşmalar döndü ama asla cevap vermedim.
Bu asla olmayacaktı. Ben Alp ile evlenmeyecektim.
Mekandan çıktığımda dikkatimi tek bir şey çekti. Önümde kocaman bir poster vardı ama ilginç olan bu değildi karşımda Arın'ın yeni açılan mekanının fotoğrafı vardı ve logosu iç içe geçmiş A.A.Y. harfleriydi.
Bi hayırlı olsun bile diyememiştim çocuğa. Bende posterine doğru söyleyeyim dedim. "Hayırlı olsun Arın Arda Yıldırım." Arabama doğru ilerledim ve hızlıca biniz çalıştırdım. Bir müzik çalmaya başladı hemen. (Batın- Yiitsama Sende'Mi müzik adıı)
Arabayı eve değil yine aynı sahile sürdüm...
BÖLÜM SONU
Bu bölüm nasıldı? Yorumlarınızı bekliyorumm