"Sevilmek ve sevildim sanmak arasında dağlar kadar fark vardır. Biri mutluluğun ardından tekrar mutluluk getirirken diğeri mutluluğun ardından felaketi getirir. Ve ben şuan büyük bir felaketin içindeyim."
"Abin geldi diyor bana ya, abin bu ne demek biliyor musun Mira?" bana sarılmış destek olmaya çalışıyordu. "O beni kardeşi olarak asla görmedi Mira, o Sarp ve Sare'ye abilik yapmakla meşgulken ben burada markette kasiyerlik yapıyordum." gözlerim dolmaya başladığında Mira "Kızım ne ağlıyorsun be uğursuz, yüzsüz, pislik abin için. Sil göz yaşlarını giy kıyafetini aslanlar gibi çık karşısına. İstersen ben de gelirim olmaz mı?" gözlerimi sildim. "Haklısın aşkı. Kalk hazırlanmam gerek. İki günlük insanlara ağlayacak değilim ya." Mira elimden tutup dolabımın önüne çekti.
Bi yarım saat boyunca kıyafet seçmeye çalıştık ve en son toz pembe mini bir elbise seçtim. Bir kaç takı taktım, Mira ile makyajımı yaptım ve en son siyah bilekten bir topuklu giyip çantamı alarak kapıya çıktım. Asonsörün tuşuna bastım ve geldiği an ikimiz de bindik.
Mira benim elimden tutup döndürerek "Kızım prenses gibi oldun yaa." dedi. Ona minnettarlığımı gösteren bakışlar attığımda yüzünde bir anne gülümsemesi belirdi. "Ayy ağlıyacağım galiba çocuklar ne çabuk büyüyor. Daha dün altını bezliyorduk." dediğinde ben büyük bir kahkaha patlattım Mira'da bizim için asansörün kapısını açtı. Asansörden çıkar çıkmaz Mira'ya sarıldım. "Teşekkürler annecim her şey için." şakaya devam ettiriyorduk.
Ben sadece Mira'ya 'teşekkür ederim annecim, her şey için.' böyle diyordum. Anneme bunu demem fırsatı hiç elime geçmemişti çünkü.
"Hadi git balım, rica ederim ayrıca." Onun şefkatli kollarından ayrılıp arabalarımıza doğru ilerledik. O kendi arabasına geçti ben de kendi arabama doğru ilerliyordu. Tam karşıdan karşıya geçiyordum ki sitenin içinden çıkan bir motor hızla önümden geçti.
"Öküze bak ya, eziyordun beni aptal, kör müsün ya." Diye bağırıyordum gözden kaybolmuş olan motora. Mira yanıma koşup "İyi misin bebeğim?" Diye sorduğunda söylenmeyi bırakıp ona döndüm. "Bir şeyim yok ya, sadece az önce ölüyordum o kadar." diyerek dalga geçtim onla. Beni yanağımdan öpüp "Gidiyorum ben sen de geç hadi arabana bekleyenin vardır şimdi." Dedi. "Aynen kesin öyledir." dedim ve yanından ayrılıp arabama bindim. Ve anında bağlanan telefonumdan Tom Odell'ın sesi yankılandı. Another Love çalıyordu. Aşırı seviyordum bu müziği. Yani Saye tarafım bayılırdı böyle slow müziklere.
Evin önüne geldiğimde bir kaç dakika boyunca arabadan inmedim. Daha doğrusu inemedim. Onlarla karşılaşmak istemiyordum. Neredeyse 4 yıl sonra tekrar karşılaşacaktık ve biliyordum onun soğuk cümleleriyle yine, yeniden buz kesilecekti her yanım. Ama yüzleşme vakti gelmişti.
Arabadan indim. Topuklarımdan çıkar her ses bugün büyük şeyler yaşayacağımı söylüyordu. İçimde kötü bir his vardı.
Küçükken abimin yanına her gittiğimde benimle dalga geçer sonrada bağıra bağıra gülerdi. Çok küçüktüm beni seviyor zanneder bende gülerdim. Nereden bilecektim ki aynı anneden babadan olduğumuz kişinin benimle eğlenmek için yanımda durduğunu.
Evin kapısını çaldım ve kapıyı çalışan aplalar açtı. "Hoş geldiniz Saye hanım."
"Hoş buldum Mahperi Apla." diyerek onları selamladım. Mutsuz veya yorgun olduğumu kimseye yasıtmama gerek yoktu sonuçta değil mi. "Neredeler?" ailemi kastediyordum tabii ki. Yani buna aile denirse.
"Yemek odasında sizi bekliyorlar." kafamı sallayarak mutfağın yanındaki büyük gösterişli odaya girdim. Herkes oradaydı. Annem, babam, abim, yengem, yengemin iki kardeşi ve o. Odanın içinde üç dört yaşlarından bir kız çocuğu vardı ve abimin yanında oturuyordu. Kimsede değil ama gözerim onda fazlaca oyalandığında abim ve yengem ayağa kalktılar.
Tabii ki babam "Saye hanımlarda teşvik edebildi sonunda." dediğinde gözlerim önce onda, sonra annemde gezindi. "Hoş buldum babacığım." anneme döndüm. "Hoş geldiniz." annem kafasını salladı soğuk ve kısık bir sesle. "Biz pek hoş bulamadık Saye hanım." diye karşılık verdiğinde hiç şaşırmıştım aslında. Ne yapmıştım yine?
"Sizler de hoş geldiniz abicim, yengecim." yengem bana doğru ilerledi ve sıkıca sarıldı. Abim tanıdığım en kötü abiydi, ama yengem tanıdığım en iyi yengeydi ve böyle bir adama nasıl aşık olduğuna anlam veremediğim bir kadındı. "Hoş bulduk Saye'm" diye karşılık verdi yengem hemen. "Hayırlı olsun bu arada." yengem anlamayarak bana baktı. "Bebeği kastediyorum, hamileymişsin." üzülerek baktı bana ve buruk bir sesle "Sağol birtanem." dedi. Ben ne olduğuna anlam veremediğimde formaliteden abimde sarılmaya yeltendi. "Kalsın." dedim ve uzattığı eli sıkmakla yetindim.
"Az önce gözlerinin biraz fazla oyalandığı o kız benim kızım. Ama sakın heyecanlanma o benim kızım senin yeğenin değil. Onun halası değilsin." bu kırmıştı işte. Ben daha yeni çocukları olacak zannediyorken, aslında doğacağını öğrendiğim çocuk 2. çocuklarıydı. "İnşallah huylarımız benzemiyordum abicim. Kızından da nefret edersin sonra." diye karşılık verip yerime doğru ilerledim.
Babam masanın en başında. Annem ve abimin kızı karşılıklı oturuyorlardı. Yengem ve abim de karşılıklı oturunca bana 2 seçenek kalmıştı. Ya Sare'nin yanına oturacaktım ya da Sarp'ın. İkisinden de eşir şekilde nefret ettiğim için Sarp'ın o tarafa doğru ilerledim, yanına oturmak yerine aramıza bir sandalye fazla koyarak oraya oturdum.
Yemeğe başlamıştık. Annem sürekli küçük kızın tabağına yemek koyuyor o da babannesi abime şikayet ediyordu. Bir süre boyunca masada sessizlik hakimdi bunu bozan ise yengemdi. "Saye sen buz patenine devam ediyor musun güzelim?" diye sorduğunda oynadığım yemekten başımı kaldırarak ona döndüm. "En son 1 yıl önce hobi olarak bir kaç kere devam ettim yenge şuan stajyer olduğum için yapmıyorum pek." yengem içeceğinden bir yudum alarak. "Benim tanıdığım çok iyi bir hoca var, birkaç yıldır yurtdışındaydı ama geçen ay geri dönmüş. Eğer hala ilgin varsa ona seni önerebilirim. Yılda sadece 60 öğrenci kabul ediyor. "Heyecanlı gözlerle yengeme döndüm tam cevap verecektim ki Sare (yengemizin kardeşi)
"Ne gerek var ki ablacım. Baksana Saye'ye daha çocukluktan çıkamamış. Şimdi önerirsin kabul falan edilirse orada rezil eder seni değmez yani." Sinirle çatalımı elimden bırakarak ona döndüm. "Pardon ama sana ne oluyor Sare. Ben bir şeyler için çabalayınca sana bir şeyler mi giriyor?" Sorumla herkes bana dönmüştü. " Aaa, konuşmaya bak. Kızım bana bak benim ablam senin için çabalamak zorunda falan değil biliyorsun değil mi." Sakince "Soruma cevap vermedin Sare, ayrıca Büşra apla beni buna uygun görmese söylemezdi değil mi. Eee hocanın parasını da ben ödeyeceğim. Banka hesaplarımızda ortak değil hayırdır yoksa benim kardeşim falan mısın da bu kadar çok sesin çıkıyor." Dediğim de bu sefer ortaya attığım taşın ucu ailenin her ferdine değiyordu. Abimden tutun babama kadar.
Bu sefer konuşan annemdi "Kızlar yeter arık, Saye sen de Büşra'ya cevabını ver ve sus!" Emiri kesindi. Susmamı istiyordu, her zaman ki gibi.
"Sen öner beni Büşra apla." dedim Sare'ye bakarak. "Tamam canım, ben bugün yarın konuşurum, sana da numarasını atarım." kafamı sallamamla yetinerek yemeğime döndüm.
Bu sefer de abim ve babam arasında bir konuşma dönmeye başladı. "Yıldırım ailesinin oğlu Arda yurtdışından dönmüş baba. Sen bunu biliyor muydun?" babam kafasını sallayarak "Haberim var yarın bizi bir davete çağırdı." Gözlerini abimden bana getirdi. "Bütün aile gelmemizi istedi." dediğinde Abim "Nasıl yani bunu da mı götüreceksin?" dedi. Babam ksık bir sesle "Maalesef" Diyerek cevapladı. Beni kastettiği çok açıktı. Sarp'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi, Sare kıkırdadı. Yengem ise abime bakarak "Bu derken aşkım? Saye senin kardeşin biraz daha kibar konuş onunla. Canın çıkmaz değil mi?" minnettar gözlerle ona baktım. Bana göz kırparak karşılık verdiğinde bu sefer gülen kişi bendim. Ayrıca Arda Yıldırım demişti. Ve ben bir tane Arda tanıyordum ama onun o olmaması için içimden peş peşe dualar sıralıyordum. Geçen gün çocuğa resmen rezil olmuştum!
"Bu ailedeki herkes artık nereye davet edilirsek eksizsiz gelecek." Bu ne demek oluyordu şimdi ya. Ben abime bir yemekte bile katlanamazken o bana gelmiş tüm davetlere, partilere, ziyaretlere ve daha fazlasına katlanmam gerektiğini söylüyordu. Bunun iyi olan tarafı abimlerin bir kaç haftaya tekrar gidecek olmalarıydı. Onlar hiç bir zaman buraya uzun zamanlı ziyarete gelmemişlerdi.
"Biz bir karar aldık ailem." abim annemin elini tutarak ayağa kaldırdı. "Artık Türkiye'ye dönmeye karar verdik."
Artık Türkiye'ye dönmeye karar verdik.
Artık Türkiye'ye dönmeye karar verdik.
Artık Türkiye'ye dönmeye karar verdik.
Bu cümle beynimin içinde dönmeye devam etti.
"İki çocuğumuzu da burada büyütmeye karar verdik." Herkes onları alkışlıyordu. Babam hemen ayağa kalktı önce oğluna sarıldı sonra gelinine. "Sizden önce Saye yeni bir eve taşınmak istediğin söyledi ve odasını boşalttı." Şaşkın gözlerle babama döndüm. Tam cevap verecektim ki eliyle bir işaret verdi. Cevap vermemi isteniyordu. "Ben de bu odayı torunlarıma veriyorum. Geniş ve ferah bir oda ve temiz hemen eşyalarını yerleştire bilirsiniz." Abimin kızı babasının bacağını tutmuş çekiştiriyordu."Babaa, beni kucağına all." abim hızlıca kızını kucağına aldı ve bana dönerek. "Oradaki koku gidene kadar tekrar tekrar temizlesinler baba, Saye'den de en ufak bir iz kalmasın. Duvarları kaplattırın; parkeleri, camları, kapıyı falan her şeyi de değiştirin. Bunlar yapılana kadar o odaya adım dahi atmayacağız." Alışmıştım artık abimin bu hallerine acıtmıyordu canımı artık.
Ama bir abi nasıl kardeşine bir çöpmüş gibi davranabiliyordu aklım almıyordu. Çantamı alıp sofradan kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Hızla kendimi dışarı attığım da temiz hava biraz iyi gelmişti. Arabama binip yolumu sahile çevirdim. Denizin sessizliği her zaman bana iyi gelmişti zaten.
Sahile geldiğimde arabayı durdurdu. Ayakkabılarımı çıkararak sağ koltuğa atıp indim arabadan. Biraz yürüdükten sonra kumları hissetmeye başladım. Denizin ve kumsalın birleştiği yere doğru ilerledim.
Denizi izlemek bana her zaman huzur vermişti zaten. Rahat hissettiğim bir yere oturarak seyrettim tüm olanları Deniz bugün hayatın gibi dalgalarla doluydu. Ve izledim tüm olanları. Abimi, babamı, annem, Sare'nin söylediklerini ve salak Sarp'ın gülüşü geldi aklıma.
"Allah'ım ne gibi bir günah işedim de beni bu hayatın içine düşürdün?" gözlerim dolmaya başlamıştı. İçimi tek dökebileceğim yerin deniz kenarı olduğunu biliyordum. Ama burada, bu saatte kendi kendime konuşursam insanların yargılayıcı bakışlarına maruz kalacağımı bildiğim için sadece düşünmeye devam ettim.
Bu her zaman böyleydi, hep de böyle devam etti. Ailem beni istemedi ben de zor da olsa bunu kabullendim.
Yağmurun yağmaya başlamasıyla gözlerimden yaşlar düşmeye başlamıştı. Üstüm inceydi, ayaklarımda bir şey yoktu ve yanıma şemsiye almamıştım.
Alışıktım aslında soğuğa. Küçüklüğümden beri kalabildiğim kadar soğuk ortamlarda kalır. "Bi gün soğuk bir yerde kalmak zorunda kalırsam en azından güçlü durmalıyım." derdi. Bugün o günlerden biriydi. Ben bu sahil kenarında durmalıydım. İçimden bir ses öyle söylüyordu.
Bunları düşündükçe gözlerimden yaşlar bir bir süzülüyordu. Sonra yakınıma yaklaşan bir ayak sesi hissettim, ve yağmur tanelerinin artık vücuduma değmediğini fark ettiğimde kafamı kaldırdım. Birisi bana şemsiye tutuyordu. İlk defa birisi bana şemsiye uzatıyordu. Bunu ilk defa yaşıyordum. Çünkü ben ıslandığımda bana şemsiye tutaca kimsem yoktu. Ve elinde bir çift terlik vardı, terlikleri hiçbir şey söylemeden bana uzattı.
Boş boş onu izliyordum. Yüzünde bir şapka vardı. Yüzünün tanınmasını istemiyor gibiydi. Eğer böyle düşünüyorsa benim bu kişiyi tanıma ihtimalim yüksekti. Terlikleri aldım, şemsiyeyi de ellerimin arasına bıraktığında yavaşça uzaklaşmaya başladı. Terlikleri ayağıma doğru giyip ona "Hey! Baksana" diye seslendim. Yapmayı düşündüğüm şeyde kararlıydım. "Böylede sen ıslanıyorsun, beraber yürüyeli mi?" sorumla birlikte hafifçe gülümsediğini bir kaç saniyeliğine de olsa görmüştüm.
Belki biraz sonra yapacağım şeyden utanacaktım ama kararlıydı. "Ama önce.." diyerek çocuğun gözlerini saklayan şapkasını kaldırdım. "Yürüdüğüm insanların yüzünün görünmesini severim." dedim kafasından çektiğim şapkasına bakarak.
Yüzüne bakmak için kafamı kaldırdığımda birde ne göreyim? O karşımdaydı. Arda Yıldırım, karşı komşum...
ARDA'NIN AĞZINDAN
Telefonumun çalmasıyla yatağımdan kalktım. Arayan babamdı. Benim için aramadığını kesin olarak bildiğim için önce açmadım. Ama ısrarla aradığı için 3. çalışında açtım.
"Efendim?" karşımda tek bir cevap geldi "Hazırlan şirkete gel konuşacağız." Allah bilir yine ne olmuştu. Ben cevap vermeden telefon kapandığında mutfağa gidip kendime bir kahve hazırladım ve içtim. Ardından hızlıca giyinip evden çıktım. Ben tam siteden çıkacakken o oradaydı ve pembe elbisesiyle çok güzel gözüküyordu. Nereye gidiyor acaba diye kendi kendime sorduğumda sana ne oğlum kızın nereye gittiğine, seni ne ilgilendirir diyerek motorumu çalıştırdım ve o arabasına doğru giderken hızla önünden geçtim. Ve şirkete sürmeye başladım.
Aslında şirket artık bana devrediliyordu ve yakın zamanda hizmete geçecekti.
Kapıdaki çalışanlardan babamın nerede olduğuna dair bilgi alıp olduğu yere doğru gittim. Kapıyı çalarak içeri girdiğimde kadrajıma farklı bir sima daha girdi. Baran Yılmaz. Babamın en yakın arkadaşının oğlu ve belki de Saye'nin abisi. Ama bu beni neden ilgilendiriyordu ki. Keşke Baran'ın kardeşi olarak kalsaydı benim için. Onu ilk gördüğüm günden beri kafamın içinde çalmaya başlayan tek müzik o olmuştu. 'Her neyse boş ver oğlum şu kızı' diyerek yanlarına ilerledim.
"Gel oğlum, otur şöyle." OĞLUM? Gösterdiği yere oturduğumda sorgulayan gözlerle Baran'a bakıyordum.
"Baran artık Türkiye'de yaşayacakmış Arda, ve ortak olmak için bir yer arıyormuş Aziz'de sağ olsun seni önermiş. Konuşun anlaşın bu işi halledin." dediğinde bu sefer daha keskin bakıyordum Baran'a. Bu ilk defa yüz yüze gelişimiz değildi.
Babam bu konuda çok ısrarcı gibi duruyordu ama benim kararım kesindi. Babama dönerek "Ben şirketime ortak falan istemiyorum." dedim ve sonra Baran'a döndüm. "Kusura bakmazsın umarım, şirket uzun süre sonra tekrar açılıyor ve artık yönetebileceğime inanıyorum anlıyorsundur umarım. En son konuştuğumuzda şirket işlerinden hiçbir şey anlamıyordun çünkü?" Aslında Baran'la geçmişten gelen bi sorunumuz vardı ve bunu o çok iyi biliyordu. "Anlıyorum, sağlık olsun ne yapalım Arda." diyerek ayağa kalktığında ben koltuğumda yayılmış oturuyordum ki aklıma gelen şeyi ona da iletmek istedim. "Bu arada Baran, baban söyledi mi bilmiyorum ama yarın şirketim için bir davet veriyorum tüm aile eksiksiz beklerim sizi." dedim. Bir anda yüzünün rengi attı. "Haberim var, geliriz." diyerek cevap verdi. Sonrada çıktı gitti.
"Ne diye kabul etmedin oğlanın teklifini." masanın üzerindeki ikramlıklardan alıp yemeye başladığımda babamın sorusuna net bir cevap veremeyeceğime karar verdim. "Şımarık veledin teki zaten boş ver Peder." dedim. Ama o cevabımdan tatmin olmamıştı. "Evleneceksin o zaman." verdiği cevapla bir kaç saniye dona kaldım. "Bu ne demek oluyor." Baran ile ortak olmayacağıma adı gibi emindi ve böyle bir şey düşünmüştü. "Duydun işte 2 ay içinde evlendin evlendin yoksa şirketi unut." daha da çok sinirlenmiştim "Ne anlatıyorsun sen? Ben 2 ay içinde nasıl evleneyim kim karar verdi buna?" Babam 'sence?' der gibi bir bakış attı. "Annenle karar verdik. Ve annen eğer Arda 2 ay içinde birini bulup evlenmezse ben evlendirecek kız bulurum dedi. Karar senin Arda ya evleneceğin kıza kendin karar verirsin ya da anne."
Daha fazla babamla konuşmadan aşağıya indim ve arabama binip sahil yoluna sürdüm. Ve önüme o tanıdığım araba çıktı. Onun arabasıydı çünkü plakasını ezbere biliyordum. Yağmur hafiften yağmaya başlamıştı ve Saye kumların üzerinde tek başına mini bir elbiseyle oturuyordu. Çok üşüyor mu acaba? diye düşünmeden edemediğimde hızlıca yakınımda bulunana bir dükkana girdim ve şemsiye, terlik ve şapka aldım. Şemsiyeyi alır almaz ismimin baş harflerini ve soy ismimi kazıdım üstüne.
A.A.Y iç içe kazıdığımda aşırı iyi durduğunu fark ettim. Ve anı kalması için fotoğrafını çektim.
Beni tanımaması için şapkayı kafama taktım ve gözlerime kadar indirdim ve yanına öyle ilerledi.
Şemsiye ve terliği ona verip yoluma devam ettiğimde arkamdan bana sesleniyordu. "Hey! Bakasana" diye seslendiğinde koşarak yanıma geldi. "Böylede sen ıslanıyorsun, beraber yürüyeli mi?" söylediği şey çok hoşuma gitmişti. Çünkü ilk defa biri benim onu düşündüğüm kadar beni düşünmüştü.
"Ama önce.." diyerek şapkamı aldığında şok olmuştum. Bana bakmadan "Yürüdüğüm insanların yüzünün görünmesini severim." dediğinde üsten ona baktım. Küçük bir kız çocuğu gibiydi ve bu hareketi benim çok hoşuma gitmişti.
"Sanırım daha önce sana kendimi eksik tanıttım." elimi uzatarak "Ben Arın Arda Yıldırım."

