"Her şey, benim bir hız trenindeymişim gibi hissetmeme sebep oluyordu. Hızlı yükselişler ve yavaş yavaş dibe vuruşlar."
Her zaman ki tatil günlerimden biriydi. Stajyer bir doktor olduğum için sık sık hastanede olmama gerek kalmıyordu. Bu boş zamanımda evde kalmak istemediğim için Mira ile birlikte bir buluşma ayarladım.
Uzun süre sonra tekrar hizmet vermeye başlayan bir mekan varmış, ben ismini yeni duyuyorum ama Mira'nın böyle şeylere pek bir ilgisi olduğu için o sürekli takip ediyor.
Bir kaç saat yatakta oyalandıktan sonra kalktım ve dolabıma doğru yürüdüm. İçinden bej bir tişört ve siyah bir kot pantolon çıkarıp yatağın üzerine koydum ve hızlıca duşa girdim.
Ben duştayken Mira aramıştı, yine geç kalmamam için beni uyarmak istediği çok belliydi.
Kendi kendime "Şimdi seni tekrar aramak isterdim Mira ama kusura bakma azar işitmemek için bugün zaten erken uyandım" Deyip yatağın üzerindeki kıyafetlerime yöneldim.
Giyindikten sonra dalgalı saçlarıma fön çekip hafifçe bir makyaj yaptım. Tam çantamı almış aşağı iniyordum ki Mahperi abla karşımda belirdi. "Ay, abla ödümü kopardın ya."
"Kusura bakma kızım, Aziz bey gitmeden önce size iletmemi istediği bir şey var da." Dinliyorum anlamında kafamı salladım.
"Annenizin yokluğuyla kendinizi rahatlamış hissetmemenizi ve bugün eve olabildiğince erken gelmenizi söyledi. Anneniz şuan yurtdışında olabilir ama bu onun koyduğu kurallara karşı gelebileceğiniz anlamına gelmiyormuş"
Babam bazen aşırı mantıksız cümleler kuruyordu ve bu da onlardan biriydi.
Kafamı sallayarak "Anlaşılan Aziz beyinizin uğraşacak işi gücü kalmamış bana sarıyor yine.
Merak etme Mahperi abla erken gelirim ben." Dediğimde tamam anlamında kafasını sallayarak. O mutfağa doğru gitti, bende arabama doğru.
Arabama binip telefonumu bağladığımda benim en sevdiğim ve açık kalmış olan "Sweater Weather" çalmaya başladı.
Müzik eşliğinde yola çıkmış sakince gidiyordum. "Ya ben Mira'yı aramayı unuttum, sinir küpüne dönmüştür şuan." Hızla telefonu elime alıp en üsten ki Mira'yı aradım.
Telefon 3. çalışında açıldığında "SEN NERDESİN BE KIZIM." Mira'nın sesi arabada yankılandı. Ben o a gülmekten cevap bile veremiyordum. Arabayı sağa çekip telefonu elime aldım.
"Miram" Ben böyle seslenir seslenmez Mira "Hiç öyle Miram falan deme Saye, bu saate kalınır mı hiç. İnsan bir haber eder." Gerçekten aşırı sinirlenmişe benziyordu.
"Tamam, özür dilerim. Gelince sana kendimi affettireceğim söz. Hem bu saate kalınır mı da ne saat daha on iki ve evet bugün erken kalktım" Mira yanımda olsaydı kesin gözlerini devirirdi biliyordum.
"Hiç kalkmasaydınız prensesim ben gelirdim ayağınıza." Daha ben cevap vermeden Mira ağzında bir şeyler daha geveleyip telefonu kapattı bende tekrar arabayı çalıştırdım.
Trafik o kadar sıkışık ve yoğundu ki artık bir şeylerden şüphelenmeye başlamıştım, normalde bu yol hep sakin ve tek tük araba bulunan bir yoldu.
"İleride çalışma falan mı var acaba?" Ama asıl olayla 10 dakika sonra karşılaştım. Yoldan karşı karşıya geçmek isteyen çocuğa araba çarpmıştı ve annesi öyle bir bağırıyordu ki...
Hemen arabadan inip kadının yanına doğru koştum. Çocuğun etrafı o kadar çok kalabalıktı ki sanki arabalarında bulunan herkes bunun için inmişti. Asıl bilinçsiz insanlar bunlardı işte.
Kadının yanına geçip "Ambulansı aradınız mı?" Diye sordum. Ve o kadar kalabalıktan çıt çıkmadı.
Annesi gözü yaşlı bir şekilde bana bakıp yavaşça elimi tuttuğunda kafamı ona çevirdim "B- ben aradım." Diyebildi sadece. Zaten yüreği yanmış bir insana mı kalmıştı bu görev? İnsanlar o kadar acımasız ki.
Etrafa ki insanlara dönerek "BOŞLUK AÇIN. ÇOÇUĞUN NEFES ALABİLMESİ İÇİN BOŞLUK AÇALIM LÜTFEN." Elimle insanları uzaklaştırmaya çalışırken içlerinden bir kadın konuşmaya başladı. "Kimsiniz siz doktor falan mı?" Diyerek alaycı bir şekilde güldü. "Saye Yılmaz ben, İstanbul... Hastanesi'nde doktorum." Dediğimde kadın olduğu yerde kalmaya devam etti. "
İnanmazsanız kartımı göstereyim?" Kadına çıkıştığımda kadın yavaşça yanımızdan uzaklaştı ve bende çocuğa yöneldim. Çocukta büyük bir hasar yoktu başı bile kanamıyordu.
Büyük ihtimalle baygınlık geçiriyordu ciddi bir sorun yok gibiydi.
Çocuğa çarpan arabanın sahibi karşımızda duruyordu.
"Beyefendi kaç ile gidiyordunuz?" Adam panik halinde bana bakarak "Size yemin ederim ki ya otuz ya da otuz beş ile gidiyordum doktor hanım.
Zaten trafik sıkışıktı hızla gelip çarpmam imkansız." Çocuğun durumuna bakılırsa söyledikleri doğru olabilirdi eğer iç kanama riski yoksa tabii.
"Birisi arabamın bagajındaki ilk yardım setini getirebilir mi?" Bir elimle çocuğun kolunu tutuyor diğer elimle de anahtarı bir ele doğru uzatıyordum. Bir iki dakika içerisinde de ilk yardım seti elime ulaştı.
İlk önce çocuğun kanamasını durdurdum ve üzerine bir bandaj taktım. Kolunda sorun vardı bu durumu direkt annesine söylediğimde yüzünün rengi öyle bir attı ki bu beni şüphelendirdi.
Bu çocuğun kolu önceden olan bir şey miydi?
"Hanımefendi çocuğun kolunun şimdi olduğundan emin misiniz? Sanki daha önce oluşmuş gibi" Elinde kasklı bir genç şüpheli gözlerle kadını izliyordu tabii ki o da cevap alamadı.
Zaten yüzünü görmediğim birine ben de cevap vermekten korkardım kim yazı ortasında yüzüne bandana takar ki?
Yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra çocuğu kucağıma alarak ayağa kalktım. "Arabama geçin lütfen." Annesine sesleniyordum ama kadın hiç oralı olmamıştı bile.
"Ama ambulans" Hiç beklemediğim bir anda o maskeli ya da bir diğer adıyla kasklı çocuk "Ambulansı bekleyecek zamanımız yok" Dedi bana doğru yönelerek "Bana verin lütfen, ben götüreyim." Adamda tereddüt edebileceğim hiçbir şey yoktu ama bundan bana neydi ki?
Çocuğun annesi o adamın arabasına doğru ilerlediği için maalesef bende çocuğu o arabaya bıraktım.
Aslında garip olan şuydu elinde kask vardı ama buraya araba ile geldiğini söylüyordu, bu nasıl mümkün olabilirdi?
Adam bir kaç kişi ile konuştuktan sonra arabanın yanında duran siyah motora bindi ve hızla gaza bastı.
"Motorcu muymuş bu bide?" Of Saye bundan sana ne kızım sen sür arabanı, ayrıca çocuğun elinde kask olduğunu gördün neden şaşırıyorsun ki anlamıyorum. endi kendime söylenmekte üstüme yok cidden.
Biraz sonra aslında motorlu çocuğun bizim için yol açmaya çalıştığı her halinden belliydi. Önce çocuğun bulunduğu siyah araba ardından benim arabam peş peşe hızla hastaneye doğru ilerliyorduk. Ama ben düşünmeden edemiyordum, çocuğun kolu yanlış kaynaşmıştı ve bunun eskiye bağlı olduğu her halinden belliydi.
Hastaneye geldiğimizde direkt çocuğu ameliyat odasına aldılar. Ben, annesi ve o motorcu çocuk kapıda bekliyorduk.
Çocuğun annesine doğru dönerek "Çarpan kişi peki, polisi aradınız mı?" Kadın tam cevap verecekken motorcu olan çocuk kaskını çıkardı, bana bakarak "Benim arkadaşlarımda oralardaydı aldırdım adamı onlara."
Teşekkür anlamında kafamı salladım. Ve o kendi önüne döndüğünde ben bir süre onu inceledim.
Kaskın içinde gözleri mükemmel gözüküyordu, hala maske taktığı için yüzünü görememiştim ama maskeli halinde de gözleri mükemmeldi. "Kahverengi göz her zaman favorim olmuştur zaten." Ne saçmalıyordum ben? Az önceki cümleyi dıştan mı söylemiştim az önce "Bir şey mi dediniz?" Sorgulayan gözlerle bana bakan motorlu çocukla bir anlığına göz göze gelmiştik
"Hayır, öyle mırıldanıyordum kendi kendime." Rezil olmuştum, hemen gözlerimi farklı yere çevirdim ve o an aklıma gelen bir soruyu kadına sormak zorunda olduğumu fark ettim.
"Çocuğunuzun kolu arabadan dolayı öyle olmuş gibi durmuyordu hanımefendi. Daha ciddi bir sorunu mu var kendisinin?" Kadın bu sorum karşısında bir iki dakika konuşmadı. Bu şüphelerimi biraz daha arttırmıştı.
"Bisikletten düştüğü için oldu." Dediğinde motorcu çocuğundan odağı biz olmaya başlamıştık.
"Peki, neden çocuğun kolu yanlış kaynaşmış?" Buna bir cevabı var mıydı acaba? "Gittiğimiz hastane yüzünden oldu hanımefendi artık beni sorguya çekmeyi bırakır mısınız lütfen?" Teslim olur gibi ellerimi havaya kaldırdım.
"Peki öyle olsun. Siz kendi çocuğunuzu bizden daha iyi tanırsınız sonuçta." Az önceki cümlemden sonra bir gülme sesi gelmişti kulağıma ama etrafıma baktığımda gülen kimse yoktu, deliriyor muydum acaba?
Kadının yanından ayrılıp hastaneniz daha ücra bir köşesine geçtim. Tabii ki de kadına inanmamıştım.
Kadın motorcu çocuğa bakarak "Siz buradaysanız ben bir kaç dakika bir yere uğrayabilir miyim?" Diye sorduğunda çocuk evet anlamında kafasını salladı, kadın yerinden hızla kalkıp gitti.
"
Bu nasıl annelik Allah aşkına çocuğun daha yeni ölümden döndü ve şuan durumu belli bile değil." Mırıldandığımda motorcu çocuğun yanıma geldiğini fark etmemiştim "Haklısın." Dedi.
Bir anda duyduğum sesle irkilerek ona baktım. "Biraz önce konuştuklarınıza kulak misafiri oldum da, o kadının gerçeği söylediğine emin misin?" Hayır anlamında kafamı salladım.
"Sosyal hizmetlerden tanıdığım bir kaç arkadaşım var istersen yönlendirebilirim?"
Bunun duymamla resmen gözlerimin içi parladı "Gerçekten mi?" Çocuk yardım ederim diyor ben gerçekten mi diyorum. Gerçekten Allah beyin dağıtırken sen ne yapıyordun Saye? Motorcuları falan mı izliyordun.
Olabilir, yani küçüklüğümden beri motorcuların hayranıyım neden olmasın ki dimi? İyice saçmalamaya başladım kesin deliriyorum ben.
Gülerek "Gerçekten, bana numaranı ver bir haber olduğunda sana söyleyeyim." Dediğinde telefonumu çıkardım ve söylediği numarayı tuşlamaya başladım.
------------ 30 DAKİKA SONRA ------------
Doktorlar çıktığında çocuğun durumunun iyi olduğunu söylediler. Bu bir kaç dakika içinde polisler üçümüzün de ifadesini aldı ve hepimiz hastaneden ayrıldık.
Kadın bize 'kocam' diye bahsettiği adam ile gitti motorcu çocukta konuşuruz bir gün diyerek uzaklaştı yanımdan. Motoruna birkaç saniye gözüm takılmıştı küçük ama göze çarpar bir sticker vardı üzerinde, dalga steckerı.
Ben hemen Mira'yı aradım. "39 cevapsız çağrı ne demek ya" Diye söylenmeye başladım tabii hemen. "Kızım bundan sonra seninle plan yapanın ben var ya." Aşırı sinirliydi anlamıştım.
"Bi' dinle be Mira bi' dinle." Ben kısaca olayları özet geçtim ama bugün 1 saatte olsa buluşma kararı aldık, arabamı buluşacağımız mekana doğru sürdüm.
Geldiğimde Mira ortalarda yoktu fakat daha garip bir şey vardı. "Az önce hastanede karşılaştığım motor bu."
Ben olayın şaşkınlığını atlatmadan Mira arkadan hızlıca gelerek bana sarıldı.
"Güzelim, maalesef bu mekan bugün kapalı ben de bilmiyordum çünkü sahibi 3 yıl ardından tekrar açmaya karar vermiş." Ona döndüm motor konusunu es geçerek "Bize mi gitsek? Hem babam da bugün erken gelmemi istiyordu."
Babamın ne zaman istekleri bitmişti ki zaten?
"Olur güzelim gidelim sen nasıl istersen." Mira hep benim karalarıma saygı duyan bir arkadaştı zaten :D
BÖLÜM SONU
-Kirabımda kullandığım platfor adları, müzikler, sanatçılar veya müzisyenler ile hiçbir bağlantım yoktur. Reklam, iş birliği gibi şeyler söz konusu bile değildir.-
Uygulamada bu tarz kitapların çok az ele alındığını fark ettim ve tüm çizgiyi buraya taşıdım (tabii ki reklam değil*) şimdilik pek bir okurum yok ama yakında kitabıma özel sosyal medya hesaplarıyla karşınızda olacağım şuan için yalnızca pinterest uygulamasında hesabım var adım buradakiyle aynı.
Ayrıca bildirmek isterim ki kitabımda şuan ki ve ileri ki bölümlerde +18 hiçbir şey olmayacak bilginiz olsun. Küfür vs. kullanıyorum ama abartmadan sansürlü zaten bir çoğu rahatsız oluyor iseniz şimdiden özür dilerim.
Bölümlerin uzunluğu ise sürekli artış gösteriyor aslında inişli çıkışlı diyebiliriz.
Ayrıca her bölüme özel müzik ithaf ediyorum bu bölümün müziği ise iki tane olacak.
Yılmaz Taner- Aşk Kazası ve Mavi- Gözlerindeki Ay
2. müzik biraz ileriki bölümlerin spoilerı gibi oldu ama olsunn.
İyi okumalar dilerim. Oylamayı ve yorum yapmayı unutmayınnn







