Giriş bölümü ile karşınızdayım!
Başlama tarihinizi belirtmeyi unutmayınız :)
Beğenmeniz dileğiyle iyi okumalar dilerimmmmmmm
"Adaleti çıkarsan,
devlet,büyük bir çeteden başka nedir?"
Augustinus
De Civitate Dei

İyi Okumalar...
Hakemin düdüğünü çalması ile maçın ikinci yarısı başlamıştı. Karşısındaki rakibe o kadar kin beslemişti ki her bir vuruş darbesinde gücünü sonuna kadar kullanmaktan asla vazgeçmiyordu.
Rakipten gelen bir darbe yüzünden tüm hırsını ortaya koyup adamın karın boşluğuna sert bir yumruk geçirmesiyle adam yere yığılmıştı. Karan gözü dönmüş bir şekilde adamın üstüne çıkıp suratına yumruk geçirmeye devam etmişti. Hakem ayırmaya çalışsa bile bu Karan gibi kas yığınına işlemiyordu. Hakemi hafifçe sol koluyla iteklemesine rağmen hakem sendeleyip düşmüştü.
Rakibin öleceğini anlayan eğitmenleri ringe atlayıp Karan'ı kenara çekmişlerdi. Karan hiçbir şey duymuyor, görmüyor gibiydi. Tek duyduğu "Ambulansı arayın adam ölecek durumda!" cümlelerinin havada uçuşmasıydı.
Karan'ın eğitmeni ringe gelip suratına su dökünce Karan en sonunda eğitmenine baktı. Ayılmış bir şekilde etrafa bakarken ,seyircilerin yarısı korku ve endişe ile ortamı terk ederken bazı seyirciler kalmış Karan'a hakaretler savuruyordu. Fakat bunların hiçbiri Karan'ın umrunda bile değildi. Tek düşündüğü adamın yaşayıp yaşamayacağına dair gelicek bir cümleydi.
Hafif adımlarla ayağa doğrulduğunda taraftarlar eline aldığı her şeyi Karan'a atmaya başlamışlardı. Fakat Karan'a ufak tefek vuruşlar gibi hissettiriyordu.
En arkalardan birisi şişe atmasıyla Karan'ın kafasına gelmişti. Karan elini kafasına götürünce eline kan gelmişti. Kan normal akmıyordu. Durmak bilmeden delicesine akıyordu. Bunu gören eğitmeni Karan'ı kolundan sürükleyerek ringden aşağı indirdi. Soyunma kabinine giderken taraftarlar tükürerek bağırmaya devam ediyordu.
Hiçkimseden sevgi görmeyen birisine bunlar işlemiyordu. Zaten ona yapılmayanı başkasına nasıl yapabilirdi ki?
Soyunma kabinine gelince eğitmeni bağırmaya başladı.
"Nasıl yaptın Karan, adam gerçekten ölürse bir daha ringe çıkamayacağının farkında mısın!?"
"Sesinin tonuna dikkat et!" dedi Karan. Hiçbir şey umrunda değildi. Eğitmeni de cevabına şaşırmıştı.
Donuk bir ifade ile "Hastaneye git. Kanaman çok fazla" diyebildi sadece. Karan üstüne asker yeşili bir kazak geçirdi. Dolabından arabasının anahtarını alıp tek kelime etmeden dışarı çıktı. Arabasını çalıştırıp yola koyuldu.
Hastane kapısının önüne gelince arabasını park edip içeriye doğru yürüdü. Görevlilerden birine durumu anlatır anlatmaz muayene için odaya sevk edildi. Karan kafasındaki yaranın bu kadar büyük olduğunu bilmiyordu. Sadece içinden bunu yapan kişiye hakaretler savurup duruyordu.
İçeriye doktor girer girmez pansuman yapılıp sargıya alındı. Çok fazla kan kaybettiği için kan grubunu soran doktora kara gözlerini çevirdi." A RF+" cevabını alan doktor odadan çıktı. Geri döndüğünde elinde 2 tüp kanla dönmüştü. Bunu görünce Karan hafifçe haraket ederek uzanma pozisyonunda yerini aldı.
Doktor narin bir şekilde serumu takıp odadan çıktı. Karan o sırada bu suçu üstünden kaldırabilecek bir avukatı nasıl bulacağını düşünüyordu. Diğer yandan da sol eline bağlamış olduğu kırmızı bandanaya bakıyordu. Her ringe çıkmadan önce bileğine bağlıyordu çünkü uğur getirdiğine inanıyordu. 5 yaşındayken sevdiği kız düşürmüştü bandanasını. Geri vermeye çekinip saklamıştı onca yıl.
Bandanaya bakarken yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Bunu içeriye giren daha doğrusu içeriye dalan eğitmeni bozmuştu. Karan'ın hemen gülüşü silindi. Eğitmeni yanına oturunca hemen sorusunu yöneltti.
"İyi misin?"
"İyiyim... Adam... Ölmüş mü?" diye bi anda soruverdi. Kap kara gözleri küçük çocuk gibi bakıyordu eğitmenine.
"Karan..."
"Adam...Ölmüş mü?"diye yeniledi sorusunu. Bu sefer sesi daha baskındı.
"Ölmüş" bu cevabı alacağını biliyordu Karan. Bu suçla ne yapacaktı. Kim kurtaracaktı bu lanet suçtan. Karan direk eğitmenine bir emirde bulundu.
"Benim için ara tara en iyi avukatlardan birisini bul!... Bu suçu üstümden atmam gerek!"
"Tamam sakin. Bulucam sana en iyi avukatı sen sadece sağlığını düşün. Ben bu akşam araştırmaya başlarım tamam."
"Tamam" diyerek onayını verdi. Arkasına yaslandığında narkoz etkisiyle gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. Son gördüğü şey eğitmeninin odadan çıkmasıydı...
Karan hafif bir dürtü ile uyandı. Gözlerini açtığında gördüğü şey eğitmeninin 32 diş sırıtmasıydı.
"Karan. Buldum. Avukatı buldum" sözünü duyar duymaz Karan oturuşunu dikleştirip sorusunu sordu.
"Adı ne?"
"Ilgın Karataş... Karataş Şirketi varya onun sahibi işte."
"O kadın neden benim avukatım olsun ki. Hem nerden biliyorsun belki kabul etmeyecek"
"Böyle boş boş beklersek tabikide kabul etmez. Bende dünyaca ünlü bir avukat olsam bende kabul etmem... Ama sen bişey yaparsan olabilir"
"Ne yapacak mışım ben?"
"Şirkete gideceksin. Kadınla bire bir konuşacaksın"
"Saçmalama. Beni almazlar oraya"
"Hadi ama Karan. Seni görünce insan bi düşünür şu boyuna posuna bak"
"Olmaz"
"Sen bilirsin! Git hapishane köşelerinde çürü o zaman!"diyerek ayağa kalkan eğitmenini kolundan tutup durdu.
"Tamam gidicem"
"Hele şükür yaa"derken Karan'ın koluna hafifçe dokundu...
🕯️
Şöminenin başında oturmuş 2 gün sonra olacak görüşmeyi düşünüyordu Karan. Ilgın Karataş. İsim neden bu kadar tanıdık geliyordu. Aklından birisi geçiyordu ve onun çıkmasını istiyordu fakat bir yandan da aklından geçen kişi çıkacak diye endişeleniyordu.
Ata içeriye elinde 2 bardak sıcak çikolata ile girdi.
"Abi, gine ne düşünüyorsun?" diye Ata seslenince Karan düşüncelerinden çıkıp kendi bardağından bir yudum aldı.
"Görüşme gününü... Kadının ismi çok tanıdık geliyor"
"Ad neydi? Araştırmamı ister misin?"
"Boşver araştırmana gerek yok"
"Sen bilirsin... Ama ginede aklında bulunsun"
Ata ile Karan arkalarına yaslanmış telefonlarıyla uğraşıyorlardı. O sırada kapı açılma sesi duyuldu. Karan seslendi. "Abla... Sen misin?"
"Benim benim. Napıyorsunuz burda"
"Oturuyoruz abla belli değil mi?" diye dalgaya vurarak cevap verdi Ata. Ablası Filiz Ata'nın kafasına hafifçe vurdu.
"Ablam nöbetten geldi yorulmuştur demek yerine dalga geç sen"diyerek yanıtını verdi Filiz.
"Hastane yoğun muydu bugün?" diyerek ablasına sorunun cevabını almak için kafasını çevirdi Karan.
"Yoğundu... Sen onu bunu boşver bugün yaşanan olayları anlat sen. Polisler çoktan evi basmaları gerekirdi."
"Araştırma yapıyorlarmış. Açma şu konuyu!"
"Aman bişey demedik. Ben yatıyorum öldüm yorgunluktan hadi iyi geceler"
"Sanada" dedi Karan ve Ata aynı anda.
"Bende odama gidiyorum. Sende geç olmadan yat" diyerek Karan merdivenlere yöneldi.
Ata'da çok oyalanmadan odasına çekildi.
Karan o kadar yorgundu ki yastığa kafasını koyar koymaz uyuya kaldı...
🍀
"Ilgın kızım yemek hazır" diye seslenince Ilgın minik ayaklarıyla koşmaya başladı.
Karan arkasından "Ilgın çok hızlı koşuyorsun yavaş ol biraz düşüceksin" dediğinde Ilgın arkasını dönüp dilini çıkardı.
"Banane ya koşcam işte"
"Ilgın yolarım o sarı saçlarını"
"Gelde yakala"diyerek tekrar dil çıkarınca Karan oturduğu yerden kalkıp peşinden koşmaya başladı. Koşarken Ilgın yere düştü.
"Karan! Karan! Bacağım uf oldu. Çok acıyoooo" diye bağırarak ağlamaya başladı Ilgın. Karan koşarak Ilgın'ın yanına geldi. Hafifçe eğilip dizine baktığında Ilgın hayla salya sümük ağlıyordu.
Karan gizli kozunu kullandı. "Eğer böyle ağlarsan unicorn falan gelmez" diyince Ilgın hemen ağlamasını kesti.
"Tamam tamam sustum. Gelcek dimi unicorn... Gelcek dimiiiiiiii?"
"Gelcek Ilgın gelcek uslu uslu bekle burda anneni çağırıcam" diyip ayağa kalktı minik Karan.
Evin kapısından gür bir sesle Zeynep teyze diye bağırdı. Fakat içerden ablasının sesini duydu.
"Annemle beraber namaz kılıyorlar. Gel bana söyle"
"Abla bi baksana"
"Sen gel Ata'nın üstünü giydiriyorum"
"Ya Ilgın düştü orda bekliyor gelsen ölücek misin?"
"Dile bak dile geldim... Nerde Ilgın?" diye anlası sorunca minik eliyle Ilgın'ın olduğu tarafı işaret etti.
Filiz Ilgın'ın yanına gidip kucağına aldı. Filiz 7 yaşında olmasına rağmen 3 yaşında olan Ilgın'ı kaldırabiliyordu.
Ilgını içeriye götürdü ablası. O sırada annesi ile Zeynep teyzesinin namazını bitirdiğini gördü. Ilgın'ın yanına koştu Zeynep.
Birden kendisini annesinin kucağında buldu Karan. "Hadi bakalım... Yemek vakti." lafını annesinden duyunca sevindi. Annesi çok güzel yemek yapardı.
Karan yemeğini bitirince Ilgın'ın gine ağladığını duydu.
"Kırmızı bandanam yoğkkk. Babam almıştı onu banaaaa. Bandanam yoğkkk" diye ağlıyordu. Zeynep tek çareyi Ilgın'ı uyutmakta buldu.
Saat akşam 9 olmuştu. Zeynep teyzesi annesinin en yakın arkadaşıydı. Zeynep eşiyle kavgalı olduğu için bir haftadır Karan'ın evlerinde kalıyorlardı. Bir hafta dolmuştu. Kapıda Zeynep teyzesi kucağında uyuyan Ilgın'ı gördü. Annesi Tılsım ile Zeynep teyzesinin konuşmasını duydu Karan.
Zeynep teyzesi annesinin yanına memlekete dönecekti. Ilgın'la beraber gideceklerini ve uzun bir süre Afyon'a uğramayacağını söylediğinde Karan koşa koşa odasına gitti. Kafasını yastığa koyup ağlamaya başladı. Ilgın'ı çok seviyordu. Onsuz ne yapardı bilmiyordu.
Ilgın ve Zeynep teyzesi gittikten 2 saat sonra bahçeye çıkıp Ilgın'ın kırmızı bandanasını aradı. Elinde el feneri ile heryeri aradı. Uzun uğraşlar sonunda bandanayı buldu. Kırmızı bandanayı alıp odasına döndüğünde bandanayı sakladı. Belki bir gün Ilgın bandana için geri döner diye...
Sabah uyandığında görüşme günü gelmişti. Kalkar kalmaz saate baktı. Görüşme 3 saat sonraydı. Mutfağa gidip kendine kahvaltı hazırladı. Ablası doktor olduğu için hastaneye gitmiş Ata da polis olduğu için karakola gitmişti. Karan evde tekti. Eğer bu olay yaşanmamış olsaydı o da antremana gidecekti ama gidemiyordu. Suçsuz olduğu kabullenile kadar gitmesi yasaktı.
Antremana gitmediği için sağlıklı beslenmesini bozmamasına dikkat etmeliydi. Protein dolu bir tabak hazırladı kendine. Masaya oturduğunda aklına avukat geldi. Adı ona çok tanıdık geliyordu. İlk defa bir avukat ile görüşmeye gidecekti. Belkide bundan dolayı böyle hissediyordu.
Yemeğini bitirdikten sonra odasına gidip hazırlandı. Üstüne kaslarını gösteren bir beyaz gömlek giydi. Altına bol paça, açık mavi bir kot pantolon giymişti. Bembeyaz ayakkabılarını giydikten sonra ayakkabılarına zıt siyah montunu üstüne giydi. Cebine cüzdanını telefonunu, araba ile evin anahtarını atıp evden çıktı. Çanta taşımayı sevmezdi. Rahat takılmak hoşuna giderdi.
Otoparkın kapısı açılınca montu gibi simsiyah arabası gözüktü. Şoför koltuğuna oturup arabayı çalıştırdı. Montunu çıkartıp yanındaki boş koltuğa koydu.
Yoldayken aklı gine avukata gitti. Nasıl olsa koskoca şirketin sahibiydi. Acaba şu an şirkette miydi? Yada benden sonra mı gelecekti? Görüşmelerine zamanında gelir miydi? Karan'ın kafası sorularla doluydu. Bu soruların tek cevabı vardı. Oda gidince görecekti.
Şirketin önüne gelince otoparka girmek için güvenliğe görüşmesinin olduğunu kanıtlamak için telefonundaki yazıyı gösterdi. Güvenlikler bile takım elbise giyiyordu.
Arabadan inip şirkete giriş yaparken bir sürü güvenlik önlemlerinden geçti. Hepsinden geçtikten sonra avukatı sormak için görevlilerin olduğu yere gitti.
"Bakar mısınız?"diye seslendiğinde çalışan kafasını kaldırıp Karan'ı iyice süzdü.
"Buyrun" dedi sert bir sesle.
"Benim Ilgın Karataş ile görüşmem vardı" dediğimde kadın bana küçümser bir bakış attı.
"Güvenlik önlemlerinden geçtiniz değil mi?"
"Evet geçtim" telefonumu çıkardım. "Buda görüşmem olduğunun kanıtı" kadın görür görmez afallamıştı. Bu kadar mı değerli birisiydi bu avukat?
"Siz bekleyin birazdan gelir görüşmelerine geç kalmaz. Kalsa bile büyük bir nedeni vardır"
"Tamam" dediğimde kadın masasının üstünden telefonu alıp kulağına götürdü. Aceleci bir şekilde telefonu kapattı ve bir anda "Ilgın Hanım şirkete giriş yapıyor!" diye bağırdı. O sırada şirketin kapısından arkasında 3 koruma ile gözlüklü bir kadın girdi. Gözlüğünü çıkartınca Karan gözlerine inanamadı. Bu... bu kadın... küçükken sevdiği minik Ilgın'dı...
Evet sevgili okur. Biliyorum giriş bölümü beklediğinden de kısa oldu. Fakat bunu telafisini 1.bölümde yapmayı düşünüyorum.
Giriş bölümü sevilirse 1.bölümü yazıcam.🫠
Buraya kadar okuduysan yıldıza basıp destek olur musun?✨
Seviliyorsunuzzzzzzzzz
🌷⏳