"Her şey bitmek için başlar."
Büyük denmeyecek dairenin içini, her sabah aynı sese uyanan birisi için son derece sinir bozucu olabilen alarm sesi doldurdu. Derin gözlerini aralayarak ve yastıktan düştüğü için ağrıdığını tahmin ettiği boynunu hafifçe döndürerek sağ tarafında sabah olmasına rağmen güneşin değil sokak lambalarının aydınlatmaya çalıştığı karanlık şehre baktı.
Her sabah aynı saatte; aynı manzarayı, aynı insanları, aynı koşuşturmacayı görmek en güzel yalılarda oturan ve hiçbir derdi olmayan zenginlere bile yaşamın amacını sorgulatabilecek türdendi. Üstelik manzara; güneş bile mesaisine başlamamışken beş kuruş para kazanmak ve ailesini geçindirmek uğruna sokaklara dökülmeye başlayan insanlardan ibaret ise. Bu düzen her yerde zordu, ama İstanbul'da başka bir zorluğu olduğu inkâr edilemezdi.
10. kattaki bir manzaradan bakıldığında bile insanların içinde bulunduğu huzursuzluk ve yorgunluk görülebiliyordu. Bu düzenin ve bu düzenin çürümüşlüğünün farkında olmanın en iç karartıcı yönü ise sizin de bu düzenin bir parçası olmanız ve sizden 15 dakika sonra uyanacak, karşı apartmanın 12.katında oturan memur Leyla'nın da sizin de içinde bulunduğunuz umutsuz insanları görerek bunları düşünmesi idi.
Bu düşünce ile bir avukat olarak bu koşuşturmacanın bir parçası olduğunu kabullenen bir iç çekiş ile yatağından kalktı Derin. Uyuşuk hareketler ile odasından çıktıktan sonra hâlâ mışıl mışıl uyumakta olan kedisine baktı. Yumuşak turuncu tüyleri uyurken terlemesinden dolayı saçları alnına yapışan bir bebeği andıran bir şekilde kıvrılmıştı. Derin bu görüntüye gülümsemeden edemedi. Bazen Güneş'i evde tek bırakıp gittiği için vicdan azabı çekiyordu ancak işine gelmeyen durumlarda yaşlı bir teyze gibi huysuzlanan kedisinin konfor alanını bozarak başka bir kediyi kabul etmeyeceğinin farkındaydı. Yüksek ihtimal ile çok da memnun olmadığı ancak kendisinin tercih ettiği bir yalnızlığın içindeydi. Bazı konularda ne kadar da benziyoruz diye düşündü Derin.
Bir an önce hazırlanabilmek adına midesini tutması için kahvaltı bile denemeyecek kadar atıştırdı. Makyajını abartısız ama her gün yaptığı gibi koyu yeşil gözlerini belirginleştirecek ve beyaz tenine canlılık verecek şekilde yaptıktan sonra gerçekte sarı olan, uzamaya başladığı an boyamasına rağmen hâlâ gür ve sağlıklı görünen, bazı şeylerin genetik olduğunun kanıtı niteliğindeki turuncu dalgalı saçlarını daha sonra toplamak üzere açık bıraktı.
Her zamankine benzer bordo ve dar bir bluz, siyah bir ceket ve siyah bir kalem etek tercih etti. Kıyafetleri dile gelse ne kadar sıkıcı olduğundan ve ne kadar sıkıcı bir hayatı olduğundan bahsederdi.
Son iki yıl denebilecek süre zarfında Derin hayatını aynı akışta, rahatsız olmasa da sıkıcı olduğu gerçeğinin farkındalığı ile yaşıyordu. Aynı saatte uyanıyor, önce ofise oradan gözaltına alınan bir müvekkil için emniyete veya hâkim karşısına çıkmaya hazırlanan başka bir müvekkil için adliyeye gidiyordu. Boş olduğu günlerde çoğunlukla, son iki yılda bir avukat olarak artmaya başlayan şöhretinin sayesinde yeni bir iş alıyordu.
Tanık listeleri, dosyaya eklenen deliller, tanıkların verdikleri ifadeler ve ifadeleri için çağrılan müvekkillerinden mütevellit yüz göz olmak zorunda kaldığı savcılar; işin en kötüsüydü. İyi veya üniversiteden beri arkadaş olduğu bir savcıya, Çınar gibi ve bundan bir zaman önce Emre gibi, denk gelmek Derin için büyük bir şanstı. Bazı aksi savcılara göre daha anlayışlı olabiliyorlardı en azından.
Hayatının sıradanlığı ise dışarıdan birisinin gözlemlerine göre idi sadece. Derin'in kafasından geçen düşünceler, planlar, duygular su üstüne çıksa Derin'i tanıyan herkes için bir yabancı haline gelirdi.
Her şeyin yine sıradan başladığı ve sıradan devam edeceği bu yağmurlu günde, yağmurun sokaktaki pislikleri sürüklemesi ve insanların ayakları altına taşıması gibi, Derin'in de planları gerçekleşmeye ve gerçekler birer birer dökülmeye başlayacaktı. Derin'in uzun süredir beklediği bir yenilikti bu ve aynada evden çıkmadan önce son kez kendine bakan Derin, her şeyin başlamak üzere olduğunun farkındalığı ve heyecanı içerisindeydi.
*
Derin; küçük ancak yoğunluğu hiç de küçük çapta kalmayan ofisine geldiğinde Başak'ı, kahvaltısını masasında bir kuru simit ve dumanı üzerinde bir çay ile yaparken buldu. Başak her zamanki insanın içini ısıtan koca gülümsemesi ile Derin'i selamladı.
"Günaydın! Duruşman var 11'de, unutma."
"Nasıl unuturum ki?"
"Neden zengin bir züppe ve hippi bir müzisyenin kavgasının davasını aldığını hatırlatsana bir daha."
Derin ceketini çıkarıp vizon renginin evraklardan beyaza dönüştüğü masasına oturdu. Masasını düzenlerken Başak'ın sorusunu yanıtsız bırakarak sessiz kaldı.
"Bazen ufak kavgalar çok para getirebilir. Özellikle bu tarz insanların kavgası." dedi en sonunda. Başak ne sorduğunu çoktan unuttuğundan dolayı oralı olmadı.
Bir avukata göre dikkati kolay dağılan ve çabuk unutan biriydi. Kadınsı ve güzel dış görünüşüyle muhteşem bir tezatlık yaratan çocuksu karakteri ile genelde çoğu erkeğin sahip olmak istediği türden bir kadındı. Ancak çocuksu, sıcak ve arkadaş canlısı tavrının erkekleri kapsamadığını erkekler zor yoldan öğrenirdi genelde. Yalnızca duruşma salonunda ve bir erkeğin kendisine içki ısmarlamak için yanaştığı bir bar sandalyesinde büründüğü sert ve soğuk tavrı kendisine karşı daha önce hiç görmemişti Derin. Bazen içerisinde iki farklı karakterin yaşadığını düşünüyordu. Her ne kadar çocuksu ve sevecen tavırlarını çok sevse de sert ve soğuk davranışları da Derin'in hoşuna gidiyordu. Bilhassa arkadaşlıklarının başlamasına Başak'ın bu özelliğinin vesile olması ama 6 yıl süregelen tanışıklıklarında bir kere bile kendisine bu tavrın gösterilmemesi Derin'in gözünde Başak'ı en yakın arkadaşı yapıyordu.
Üniversiteden mezun olalı 1 yıl olmuş, deneyimsiz bir avukatı işe alan bir hukuk firmasının yılbaşı yemeğinde başlamıştı dostlukları. Derin, kendisine yeni bir mezun olarak şans verildiğini sanırken insan kaynakları müdürünün amacı firmaya bir avukat kazandırmaktan ziyade kendisine yeni bir sevgili yapmaktı. Neyse ki Başak yardıma yetişerek herkesin iyi bir müdür sandığı adamın gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştı ancak herkesin bildiği gibi hiçbir iyilik cezasız kalmazdı. Henüz yeni alınan ve daha 1 yılını bile tamamlamamış Derin ve mezun olduğundan beri o firmada çalışan Başak işten çıkarılmıştı.
Haksızlık gören ve idealleri olan iki genç kadına bu muameleyi yaptıktan sonra karşılıksız kalacağını düşünmek bu firmanın asıl yanlışı oldu. Derin'e yapılan muamelenin ilk kez bir kadına yapılıyor olmaması her ne kadar üzücü bir gerçek olsa da bu olayların hepsinin üstünü örterek kadınları işten çıkaran bu firmaya karşı açtıkları davayı kazanmalarını kolaylaştırmıştı.
İş dünyasında kadınlara karşı sergilenen bu tutum ile Derin erken yaşta tanışmıştı ancak bu tanışma Derin'in çalışan bir kadın olarak karakterinin ve fikirlerinin oturmasını sağlamıştı. Tıpkı Derin gibi dünyanın her köşesinde bulunan ve bu muameleye her gün uğrayan kadınlar gibi.
Telefonuna ayarladığı bir başka alarmın sesi ile kendisine gelen Derin saatine baktı. Duruşmasına 1 saat kalmıştı. Adliye çok da uzakta olmamasına rağmen İstanbul güvenilmez bir şehirdi.
*
Yetişmek uğruna 1 saat erkenden yola çıktığı duruşma için adliye koridorunda 2 saattir bekleyen Derin artık bu sıkıcılığa alışmıştı. 20'li yaşlarının sonuna gelmiş olmasına rağmen hâlâ 18 yaşında bir genç ruhu taşıyan müvekkil arkadaşı da mahkeme ortamından ve adliye koridorlarının boğuculuğundan hemen sıkılarak telefonu ile oynamaya başlamıştı.
Derin ellerini göğsünde birleştirip etrafı incelerken karşı taraf avukatının yanında sessizce oturan kaşına yarım bir yara bandı yapıştırmış olan genç adamla göz göze geldi. İnkâr edilemez bir yakışıklılığı olan bu genç adam yaralı dudağı, kaşındaki yara bandı ve dağınık dalgalı saçları ile kendisini tanımayan birisi için serseri imajı çizebilirdi. Ancak Derin onu tanıyordu.
Türkiye'nin en ünlü ilaç şirketlerinden biri olan Evren İlaç Şirketi'nde çalışan bir iş adamı ve aynı zamanda bir kimyagerdi. İnternette okudukları kadarı ile sınırlı değildi Derin'in bildikleri. Üniversiteden beri aynı ortamlarda birkaç kez denk gelmişlerdi ve birden fazla da ortak arkadaşları vardı. Sadece bu da değildi. Firmalar çoğu zaman avukat gerektiren durumlara maruz kalıyordu. Bu nedenle birkaç kez iş meselelerinde denk gelmişlerdi. 6 ay önce genç kimyagerin çalıştığı firmanın hukuk departmanına iş başvurusunda da bulunmuştu. Şartlarda anlaşma bile sağlanmıştı ancak Derin son dakika kararı ile işi kabul edemeyeceğini söylemişti. Adamın kendisini bildiğine, duyduğuna ve daha da fazla araştırdığına, şu anda da hatırladığına emindi.
Kimyager, 32 yaşına muhteşem bir eğitim-öğretim hayatı ve kariyer sığdırmıştı. Böyle birinin gittiği bir bardaki müzisyen ile birbirlerinin dudağını patlatmalı bir şekilde kavga etmesi ve hemen kavga edecek kadar çabuk kışkırtılması gülünçtü. Erkeklerin bu kadar kolay gaza gelebilen ve kandırılabilen varlıklar olması Derin'i her zaman sinsi bir şekilde mutlu etmişti. Bir erkeği manipüle ederek onlara isteklerini yaptırmak işini bilen bir kadın için çok kolaydı.
Derin, karşısındaki adamın gözlerini kendisine sabitlemesinden rahatsız olmak üzere iken duruşma salonundan çıkan mübaşir isimleri seslenerek sessizliği böldü. Arda Emirkan isminin okunması ile genç kimyager bakışlarını Derin'in üzerinden çekerek ayağa kalktı ve az önce ruhuna kadar bakmaya çalışmamış gibi bir tavırla görmezden gelerek duruşma salonuna geçti.
Yarım saat bile sürmeyen duruşma sonrasında davalı Arda Emirkan'ın basit yaralama suçundan dolayı 6 aylık hapis cezası adli para cezasına dönüştürülmüştü.
Duruşma salonundan çıkan bar müzisyeni ile Derin tokalaştıktan sonra müzisyen uzaklaştı. Uzun boylu ve omuzlarından sarkan uzun saçlara sahip adamın gidişini izledikten sonra arkasını dönen Derin, genç kimyager ile burun buruna geldi. Fakat ne yerinden zıpladı ne de geri adım attı. Onun yerine hafifçe kaşlarını kaldırdı.
Buz gibi bir sesle "Bir sorun mu var Arda Bey?" dedi. Topuklu giymiş olmasına rağmen karşısındaki adam hâlâ kendisinden uzun olduğu için kafasını bir tık yukarı kaldırmak zorunda kaldı. Bu kadar yakında olmasından dolayı parfümünün kokusu Derin'in burnundan içeri doldu. Beynindeki sinirleri uyaran ve insanın içini titreten güzel bir kokuydu. Kahverengi zannettiği gözleri yakından bakıldığında yanan bir kömür kadar koyu ve canlıydı.
Derin her zaman insanları ele verenin gözler olduğunu düşünürdü. Üzgünken, sevinçliyken, ağlarken, gülerken, sinirliyken, âşıkken ve birini öldürme isteği ile dolup taşarken bile bu duyguların hepsi insanların gözlerinden okunurdu. Bu nedenle duygularını ve aklından geçenleri saklamaya, renginden dolayı insanların genellikle hayran olduğu ve bu nedenle sürekli baktığı gözlerine yansıtmamaya çalışırdı.
Bir heykeli yapılsa Antik Yunan eserlerinin yanında sırıtmayacak kadar yakışıklı bu adamın suratına bu kadar yakınken istemsizce duyduğu hayranlığı ve takdiri gözlerine yansıtmıyor olmayı diliyordu.
Her ne kadar kendisi bu düşünceler içerisinde olsa da yıllardır edindiği tecrübelere dayanarak karşısındaki adamın da kendisine hayranlık duyduğunu okuyabiliyordu. Derin için şu anda bu, bu adamın karşısında dimdik durmasına yardımcı olan bir bilgiydi.
"Derin Dalkıran öyle değil mi? Bir mahkemeden istediğini almadan çıkmadığını duymuştum. Sanırım senin için bir ilk oldu."
Sesi kalın ancak bir kadife gibi yumuşak, insanın suratını okşayan cinstendi.
"İstediğimi alamadığımı nereden çıkardın?"
Gülümsedi. Alaycı bir gülüştü. Erkeklerin en sevdiği türden.
"Alabildin mi? Tuhaf, müzisyen arkadaşının hatırı için beni hapse attırmak istediğini düşünmüştüm."
"Senin gibi tiplere hapislerde neler yaptıklarını bilsen bu kadar rahat olamazdın." dedi Derin alayla gülümseyerek. Derin'in cevabı karşısında Arda'nın gülümsemesi daha da genişledi.
Güldüğünde gözlerinin yanında beliren belli belirsiz kırışıklıklar 30'lu yaşların habercisiydi. Yeni tıraş olmuş yanaklarında normal bir mesafeden bakıldığında gözükmeyecek kadar ufak bir gamze belirdi. Ancak bu gereksiz yakınlıklarından dolayı Derin yakalamıştı.
Adamın yakışıklı suratını daha iyi incelemek için değil, kendisinden gözü korkmadığını belirtmek için çekilmiyordu. 6 yıllık avukatlık tecrübesinden bunu öğrenmişti. Kaçarsan, üzerine gelirler. Doğanın kanunuydu. Her avcı, avı kaçmaya başladığı an tüm gücü ile avının peşine takılırdı. Ancak kaçmazsan, avcının karşısında dimdik dikilirsen, sen onun üzerine gidersen; artık avcı sensindir.
"Benim gibi tipler derken?"
Derin, adama daha da yaklaşarak samimiyetten çok uzak bir gülümseme sundu. Derin'in bu gülümsemesi her ne kadar içten bir gülüşten çok uzak olmasına rağmen adamın gözlerindeki parıltının arttığını ve neredeyse kalbinin atışının hızlandığını duydu.
"Zengin, şımarık ve ukala."
Arda kaşlarını kaldırdı sahte bir şaşkınlıkla.
"Fazla peşin hükümlüsünüz. Bu kadar fazla çıkarım yapacak kadar beni iyi tanıdığınızı mı düşünüyorsunuz?"
"İnsanları anlamam için tanımama gerek yok. Gözlemlerim yetiyor."
"Yanlış gözlemlemişsiniz."
"Öyle mi?"
Arda kaşlarını kaldırarak başını salladı onaylamak adına. Daha sonra küçümser bir tavırla ekledi.
"İstediğinizi alamadığınız için olabilir mi bu öfkeniz? Bazen bazı avukatların sizden daha iyi olduğunu kabullenmeniz gerekebilir."
"Şu anda cezaevi nakil aracında olmamanızın tek sebebi, ben istemediğim için. Bir dahakine birilerini dövmemeye çalış."
Adamın gülümsemesi genişledi. Ancak bu sefer alay etmekten ziyade bu durumdan gerçekten zevk aldığı için gülümsedi.
Derin, adamın cevabını beklemeden yanından geçip gitti. Koridordan dönmek üzere iken tanıdık kalın sesi tekrar duydu.
"Yine görüşeceğiz Derin Hanım!"
Evet. Görüşeceğiz.
*
Yorucu ve uzun bir günün ardından 12 saat önce duruşmasına girdiği müzisyenin çaldığı şarkıları dinlerken içkisinden bir yudum daha aldı Derin.
İnsanlar üzücü bulsa da kendi başına dışarı çıkmayı, gezmeyi, yemek yemeyi ve içmeyi çok seviyordu. Her cuma ya tek başına ya Başak ile beraber bu bara geliyor, biraz müzik dinleyip biraz içki içip eve gidiyordu. Önceden daha kalabalık arkadaş grupları ile daha neşeli bir halde gelirdi Derin ancak zaman geçtikçe hayatının akışı, kontrol edemediği bir şekilde bozulmuştu. Melis, Emre, Çınar, Süreyya, Başak... Birbirinden farklı bir sürü arkadaşı vardı ancak şimdi tek başınaydı. Başak vardı evet ama herkesin kendine ait bir hayatı da vardı aynı zamanda.
İnsanlar hayatlarının akışlarına kapılıp gittiğinde Derin her zaman tek başına kalıyordu. Bunun en önemli nedeni ise Derin dışındaki herkesin bir ailesinin olmasıydı. Eve gelip gelmediklerini haber verdikleri anneleri, para lazım mı diye yoklayan babaları, para atsana diye darlayan kardeşleri, arada bizi de ara diye sızlanan akrabaları... Derin ise bunlardan hiçbirine sahip değildi. Gün bitip herkes kendi evine, kendi hayatına döndüğünde Derin'i tek bekleyen kendisine sarılması için sırnaşan Güneş'ti.
Güneş, Derin için dünyalara bedeldi ve onun için adam bile öldürürdü Derin ancak bazen yalnızlığını daha çok hissetmesine neden oluyordu. Derin'in kalbini kıran bir durumdu bu. Bunun çözümünü yıllardır arkadaşlarında, kendi eliyle seçtiği ailesinde bulmuştu ancak o aile de zamanla dağılmıştı. Belki de her ailenin sonu budur diye düşünüyordu Derin. Ancak ne zaman bir aile yıkılsa yalnız kalan yine Derin oluyordu.
Derin düşüncelerinden silkelenmek için bardağının dibinde kalan son yudumu hızla kafasına dikerek boğazını yakıp geçmesine izin verdi. Hafta yine bitmişti ve ertesi günün tatil olduğunu bilmenin rahatlığı ile en sevdiği kokteylden bir tane daha sipariş etti Derin.
Müzisyen şarkısını bitirdikten sonra alkışlar eşliğinde "Küçük bir mola." dedi ve kalabalığın üzüntülü sesleri ile sahneden indi. Barda kokteylini içen Derin'in yanına geldi.
"Mesai bitmiş ha avukat?" dedi gülerek.
"Seninki de yeni başlamış." dedi Derin.
"Öyle oldu. Çalmamı istediğin bir şey var mı?"
"Takıl kafana göre." dedi Derin içkisini yudumlarken. İsmi Baran olan müzisyen, kendisine seslenen arkadaşına eliyle bir dakika işareti yaparak tekrar Derin'e döndü.
"Bir şey soracağım sana. İlk sorduğumda söylememiştin ama duruşma geçtiğine göre şu an söyleyebilirsin bence." dedi Baran. Derin meraklanmıştı.
"Sor."
"Niye o zibidi ile kavga çıkarmamı istedin? Kiranı çıkarmaya çalışıyorsun desem ödeme istemeyi bırak, kavga çıkartmam için bana para ödedin." dedi Baran. Derin yanında ayakta dikilen Baran'a yan bir bakış attı.
"Kimseye söylemedin değil mi?" dedi.
"Hayır, ama kendim merak ediyorum. Senin için kafamda şişe patlatıldı sonuçta."
Derin güldü.
"Kendisiyle yollarımızın kesişmesi gerekiyordu. Ben de böyle bir yöntem buldum. İyisin işte, üstüne para kazandın. Önemli olan ikimizin de istediğini alması." dedi Derin sırıtarak. "Ayrıca ben sana kavga et demedim, o kavga çıkarsın diye kışkırt dedim." diye ekledi Derin. İstediğini de almıştı Derin. Bu da erkeklerin kolay kışkırtılan varlıklar olduğunun bir kanıtı daha idi. Baran gözlerini kısarak Derin'e baktı.
"Çok garip bir kadınsın." dedi.
"Teşekkür ederim." dedi Derin dalga geçerek. Baran sırıtarak Derin'e baktıktan sonra arkadaşlarının kendisini tekrar çağırması ile gözlerini Derin'den ayırmayarak geri geri yürüdü. Derin, Baran'ın şerefine içkisini havaya kaldırdı ve bağırdı.
"Güzel bir şeyler çal!"
*
Yaklaşık iki saat sonra, alkolün etkisi Derin'in vücudunu giderek kontrol altına alırken durması ve eve gitmesi gerektiğini düşündü Derin. Bu şekilde nasıl araba kullanacağına dair hiçbir fikri yoktu ancak çok uzak sayılmayan evine gidecek kadar ayık olduğunu düşünüyordu.
Hesabı ödedikten sonra ceketini alıp kalabalığın içinden zar zor geçerek dışarı çıktı. Soğuk ve İstanbul'un ne kadar temiz olduğu tartışılabilir temiz havasının aniden burnundan içeri girmesiyle ciğerleri adeta buz kesti. İçtiği birkaç kokteylin etkisi ile titremeye başladı.
Hızlı adımlarla arabasının kapısını açmıştı ki arkadan uzanan bir el kapıyı kapattı. Şaşkınlıkla arkasına dönen Derin, adliye koridorundaki karşılaşmalarından da daha fazla yakınlıkta buldu kendisini kimyager ile.
"Bu kadar erken olacağını beklemiyordum." dedi Derin gülümseyerek.
"Neyin?"
"Görüşeceğiz demiştin. Bu kadar erken olacağını beklemiyordum."
"Sözümün eri bir erkeğimdir." dedi ve duraksadı kimyager. Daha sonra sahte bir merak ile düşünür gibi yaptı. "Bu halde araba kullanmanın cezası nedir avukat hanım?"
"Yakalanmadığın sürece hiçbir şeyin cezası yoktur."
Derin arabanın kapısını bir daha açmaya yeltenmişken Arda hızlı bir hareketle araba anahtarını elinden aldı.
"Bu gece şoförünüz olabilirim."
Derin ilk başta ters bir bakış atsa da kendisine veya bir başkasına bu halde araba kullanarak zarar verme düşüncesi onu yumuşattı. Ayrıca Arda ile baş başa bir vakit geçirme şansını kaçırması için hiçbir sebep yoktu. Bu nedenle sessiz kalarak arabaya bindi ve Arda'nın sürmesine izin verdi.
Henüz 5 dakika geçmemişti ki Arda, radyoyu açtı. Şarkının melodisinden hemen tanımıştı Derin. The Night We Met. Gülerek "Tanıştığımız gece olduğunu düşünürsek manidar oldu biraz." dedi Arda.
"Bu ilk tanışmamız değil."
"Hatırlıyorsun yani beni?"
"Sen hatırlamıyor musun?"
"Elbette hatırlıyorum. Senin gibi bir kadını unutmak pek mümkün değil. Ama senin varlığımı bile fark etmediğini sanmıştım."
"İlk tanıştığımızı düşünsem gecenin bu saatinde arabamı kullanmana ve evimin yerini öğrenmene izin vermezdim, değil mi? Gerçi siz erkeklerin böyle dertleri olmadığı için size anlamsız gelebilir."
Arda sessiz kalmayı tercih ederek sadece "Haklısın." dedi. Bu konularda bir kadınla tartışmaması gerektiğini iyi biliyordu. Karşısındakinin avukat olduğunu da hesaba katarak olası bir tartışmada kendisini çiğ çiğ yiyebileceği ihtimalini de göz önünde bulundurdu. Üstelik gerçekten haklıydı da.
Yaklaşık 15 dakikalık sessiz bir araba gezintisinin ardından Derin'in evine ulaştılar. İlk önce Arda daha sonra ise Derin arabadan indi.
"Teşekkür ederim." dedi Derin, Arda'nın uzattığı araba anahtarını alırken.
Yağmur etkisini yavaşça azaltıyor, rüzgâr ile insanın burnuna taşınan toprak kokusu havanın serinliği ile birleşince insanın ciğerini bayram ettiriyordu.
"Rica ederim. Ne zaman kokteyli abartırsan arayabilirsin."
"Numaran bende yok."
"Numaramı istemeye bu kadar çekinmene gerek yok." dedi Arda kendinden emin ancak sempatik bir gülüşle. Derin gülümseyerek elini ceketinin iç cebine atarak kartvizitini çıkarıp Arda'ya uzattı. Tam o sırada Derin'in apartmanının önünde bekleyen bir gölgeden ses geldi.
"Derin?"
Derin kafasını çevirdiğinde Emre'nin yeni ayılmaya başlayan bir sarhoş gibi kendisine doğru geldiğini görmeyi beklemiyordu.
"Emre?"
"Emre mi?"
Derin, Arda'ya baktı. Arda'nın altında yatan sorunun medeni durum kontrolü olduğunu biliyordu. Emre'nin sevgilisi olmadığını belirtmek için kafasını iki yana salladı.
"Bakıyorum yeni arkadaşlar edinmişsin. Bu kim?"
"Seni ne ilgilendirir Emre?" dedi bıkkınlıkla.
Emre'nin sesi Derin'in beklediğinden agresif ve tehditkâr çıkıyordu. Ancak kendisine karşı yöneltilen bir tehdit değil, daha çok Arda'ya yöneltilen bir tehdit gibiydi. Derin; Emre'nin kendisine asla zarar vermeyeceğini, bunu aklından bile geçirmeyeceğini çok iyi biliyordu. Arda hızlı bir hareketle Derin'e sinirle yürüyen Emre'nin önünü keserek Derin'i arkasına aldı.
"Arda Emirkan. Memnun oldum. Sen?"
"Arda, yapma." dedi Derin arkasından. Sesi Emre'nin olayları büyüteceği düşüncesi ile endişeliydi.
Emre'nin kendisi ile aynı boyda olan Arda'nın tam karşısına dikilmesi ile siniri iyice arttı. Arda'yı göğsünden itekleyerek "Seninle konuşmuyorum." dedi ve tekrar Derin'e döndü. Derin'in kolunu yumuşak bir şekilde kavramasına rağmen Emre'nin "Bu kim?" sorusunu bitirmesine bile fırsat vermeden, Emre'yi yakasından çekip yumruk attı Arda.
"Seni ilgilendirmez demişti." dedi Arda sinirle.
Derin istemsiz küçük bir çığlık attı. Yumrukla sendelemesine rağmen Emre hemen toparlanarak karşılık verdi. Arda'nın bir yumruk için daha Emre'ye yöneldiğini gören Derin hızla Arda'nın önüne geçti.
"Ne yapıyorsun? Dur artık." diye bağırdı Derin. Arkasında duran Emre'ye bakarak "Defol git." dedi sinirle. Emre, Derin'in gözlerinin içine baktı. Derin dediğini tekrarlatmayacağını biliyordu ve öyle de oldu. Kanamış dudağını elinin tersiyle silerek Arda'ya son kez dik dik baktı ve gözden kayboldu. Derin rahat bir nefes aldı.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" dedi sonunda sinirle önünde durduğu Arda'ya. Arda bunu duyduğuna şaşırmış duruyordu.
"Derken? Herifi görmedin mi?"
"Gördüm ve tanıyorum. Seni gördüğü için sinirlendi sadece bir şey yapacak birisi değil. Hele bana, asla bir şey yapmaz."
Arda sinirle güldü. Duyduklarına şaşırdığı belli oluyordu. Derin'in teşekkür ederek boynuna atlamasını bekliyor olmasa da en azından azarlanan kişinin kendisi, savunulan kişinin o herif olacağını düşünmüyordu. Bunu düşününce kendisine kızdı Arda. Ne bekliyordu Derin'den gerçekten?
"Doğru. Kötü olan benim."
"Onu kast etmediğimi iyi biliyorsun. Sen hep böyle kavgacı biri misin? Daha bu sabah seni mahkeme koridorlarında kavgaya karıştığın için görüyorum şimdi de bu. Böyle biri misin gerçekten?"
Arda sessiz kaldı. Derin'in gözünde bu şekilde görünüyor olması çok normal olmasına rağmen içinde bir yerlerde onu rahatsız etmişti. Çabuk öfkelenen birisi olduğu doğruydu ancak kavgacı birisi değildi.
"Daha önce de numaramı verdiğime pişman olduğum erkekler olmuştu ancak bu kadar hızlısı olmamıştı."
Derin arkasını dönerek apartmana girdi ve Arda'yı orada bıraktı. Atıştıran yağmurun altında biraz ıslandığı için üşümüştü. Hızlıca evine çıktı. Perdesini aralayarak hâlâ orada olup olmadığını kontrol etmek için pencereden dışarı baktığında Arda'nın telefon ile konuştuğunu gördü. Telefonu kapatıp ellerini cebine koydu.
Dolunay olmasına birkaç gün kalan ay ışığının altında, bu kadar mesafeden bile yakışıklı gözüktüğünü fark etti Derin. Arda izlendiğini hissedermiş gibi bakışlarını Derin'in olduğu kata çevirdiğinde göz göze geldiler. İki saniye bile geçmemişti ki Arda'nın yanına bir taksi durdu. Arda bakışlarını taksiye çevirdiğinde Derin çoktan çekilmişti pencereden. Arda taksiye binmeden son kez Derin'in olduğu pencereye baktı ama göremedi.
Taksinin kapanan kapısının sesini ve araba motorunun uzaklaşırken çıkardığı sesini Derin gecenin getirdiği sessizliğin içerisinde, penceresinden uzakta dikildiği salonundan duydu.
Kendisini iç çekerek koltuğa bıraktı ve kendi düşünceleri arasında kaybolurken yüzüne bir gülümseme yayıldı. Sabah evden çıkarken yaşadığı gerginlik, yerini sıcak bir rahatlamaya ve kurguladığı planın meyvelerini vermeye başlaması görmenin huzuruna bıraktı.
Yıllardır Arda'nın kendisini fark edeceği ancak ulaşamayacağı kadar gözü önünde bulunmuştu. Girdiği ortamlara girmiş, arkadaşları ile arkadaş olmuş, Arda'nın sürekli kendisini duymasını sağlamıştı. Birebir tanışmalarından sonra ise geriye tek kalan, Derin'in güzel bir kadın olmasına ve Arda'nın adım atmasına güvenmekti. Öyle de olmuştu.
Beklemediği, hesaba katmadığı tek ayrıntı olan Emre ise her şeyi berbat etmektense Derin'e daha önce düşünmediği bir bakış açısı kazandırmıştı. İstenmediğini göstermek. Derin bir erkeğe istenmediğini hissettirmenin onu kendine bağlamanın en iyi yol olduğunu ancak büyük bir risk taşıdığını da biliyordu. Ancak Arda'yı tanıdığı kadarı ile Emre'nin ortaya çıkması ve Derin'in Arda'ya numarasını verdiğine şimdiden pişman olduğunu söylemesi, Arda'yı kendisine daha çok çekecekti.
Emre'nin ilk kez iyi bir işe yaradığını düşündü Derin. Arda'yı bir kez etkisi altına aldıktan sonra gerisi çok kolay gelecekti. Derin bir sonraki hamlesini iyi planlamalı ve istediğini almak için vereceği savaşta herhangi bir şeyin planlarının önüne geçmesine engel olmalıydı