Kalabalık…
Düşündüğümden daha da kalabalık.koca saraya sığmayacak kadar kalabalık.
Benim bile fazlalık olabileceğim kadar kalabalık.
Herkesin toplandığı mezarlığa baktım, bir zamanlar babamla tekrar uğradığımız, vedalaşmak zorunda kaldığımız topraktan bedenlerle dolu mezarlığa baktım.
Göğsümü sıkan sızıya rağmen tepkisizliğimle baş başa kaldığım acı duruma baktım.
Beyaz kefende bir avuç toprağın hemen altında yatan servetimin tamamı,hayatım ,her şeyim olan beden için tek bir gözyaşı dökemememe yandım.
Boğazımda koca bir yumru vardı ama ben yutkunmaya bile korkuyordum. İşte o an servetimin bedeninden önce ruhumun çürümeye başladığını hissettim.
Ağzımda aya dolusu toprağın acı tadı yayılıyordu.
Lakin ben hala tepkisiz, mezarın başında bir şeyler söyleyen hocayı dinliyordum.
22 yıllık hayatımda öyle günahlar işlemiştim ki başımı kaldırmaya utanıyor ama yinede dimdik, itinayla mağlup edilmemiş gibi olağan bir ifadeyle Fatiha okumayı bekliyordum.
Gömülen benim ruhum değilmiş gibi…
Herkes gibi yalnızca bekliyordum.
Bunca çabama rağmen tek beceremediğim şey O’nun varlığını kalabalıkta aramaktı.
Gelmemişti elbette.
Hayatını kurtaran adamın cenazesine gelmemişti.
“el Fatiha!” Hocanın mülayim sesiyle ellerimi semaya açtım.
Ezbere bildiğim duayı okuma başladım. Tek çare! Kurtuluş olur muydu ettiğim herhangi bir dua? Bunu cidden soruyordum…
Bizim gibilere kurtuluş var mıydı?
Allah bizi affedecek miydi?
Şu anda cehennemi yaşarken, bir yenisini daha hak ediyor muydum?
Her şey olması gerektiği gibiydi. Babamı defnedip Fatiha okumuştuk. Bitmişti!
Cenazenin sonuna gelindiğinde çoğu kişi başsağlığı verip ayrılıyordu.
Kalabalık dağılmıştı…
“bugün epey ketumsun.” Gıcırtılı sese döndüm.
Kaşları çatık, bıkkın bir ifadeyle bana bakıyordu. Yaş almanın sonucunda oluşabilecek bütün çizikleri yüzünde taşıyor ve bununla tonton bir dedeye benziyordu. Konuşmazsa.
“Seni şaşırtmamışımdır. Neyse ki bugünün sulu gözü sensin.” Beni dikkatle dinledi. Yüzünde hafif tebessümle kafasını iki yana salladı.
“bir vasilisa’nın hezeyana uğraması pek acıklı olurdu.” Dedi. Sıkıntıyla iç çektim.
“beni bu durumdan kurtardığın için teşekkür etmeli miyim Amca?” dudakları iki yana kıvrıldı ama pek keyifli değildi. Sıkıntılıydı. Onun da benden bir farkı yoktu. Ben babamı o kardeşini toprağa vermişti. Acısı en az benim kadardı ama o acısını yaşamakta daha özgürdü.
Uzunca yüzüme baktı. İnceledi. Ne bulmayı umuyordu biliyorum ama gözlerinden bir parıltı geçti.
“aynı annen gibi güzelsin. Ona o kadar benziyorsun ki…” sustu. Nasıl devam edeceğini bilemiyormuş gibi bir ifade takındı. Ama diyeceklerini söylemekten de geri durmamıştı.
“akıbetinde ona benzeyecek diye korkuyorum.”
Mideme bir kramp girdi öne eğilmekten son anda kurtulmuştum ama yüzüm ilk defa ifadesizliğini bozmuş, acıyla buruşmuştu.
Kendimi hızla toparladım. Ne kadar mümkünse!
“endişelenme Amca. Sen babamın yasını tut, dua et.” dedim
Yalnızca kafasını salladı. Sonra aniden aklına bir şey gelmiş gibi bana döndü.
“şu durumda herkes sana saldırmaya çalışacaktır. Sakın! Sakın onlara müsaade etme. Ailemden bir sen kaldın.” Sözlerince bariz bir telaş vardı. Tek nefeste konuşmuştu. Daha fazla duygusallık yaratmamak için olsa gerekti.
Kafamı salladım. Ne söylenebilirdi ki?
Yüzüne baktım yalnızca. Aynı dünyada bambaşka hayatlar yaşıyorduk. Bu yaşlı adama imreniyordum. Uzun boyu yaşlanmanın etkisiyle kısalmış, sanki ömrü boyunca ağır yükler taşımışçasına eğilmişti. Halbuki oldukça iyi şartlarda yaşamıştı ve inanılmaz bir gücü vardı.
düşüncelerimde kaybolmak üzereyken içimi garip bir his kapladı. hem içimi gıdıklayan hem de tedirgin olmama sebep olan bir his.
irademden bağımsız olarak sağıma döndüm.
mezarlığın kasvetli ve sisli havası arasından seçebildiğim kadarıyla uzun bir silüet yakaladım.
Onu farkettiğimi anlamış gibi fötür şapkasının önünü iyice aşağı çekerek garip bir baş selamı verdi ve ölülerin arasında kayboldu. kaşlarımı çatmış onu arayacakken
"keşke... keşke benim kızım olsaydın." şaşkınlıkla amcama baktım. böyle bir cümleyi ilk defa duyuyordum. belki anın getirmiş olduğu duygusal yoğunluktan söylemişti bunu o kadar umursamıyordum ama zaten oldukça yakın ilişkiler içindeydik. Amcamı en az babam kadar severdım ve hatta ona karşı inanılmaz bir sempati besliyordum. amcam olmasının yanısıra akıl hocamdı.
yinrde böyle bir şeyi bu kadar içten söylemesi kalbimi sızlatmıştı. kendisinin hiç çocuğu olmamıştı bunun eksikliğini de çektiğinide söyleyemezdi.