Müzik, hayatının tinisi, rengiydi.
Kaldırım taşlan arasında kendine yol bulup çıkan sarı ve beyaz çiçekler, rüzgann müziğiyle birbirine sanılmış dans ediyordu Rüzgar, çiçekler, saçlar, ağacın dalları, yapraklar adeta çalınma- yan bir şarkıya eşlik ediyordu. Sert dikenli yaprakların arasındakı sert, gülkurusu renginde olan minik çiçek bile sertliğini geride bı- rakmış, yumuşayıp hareketlenmeye çalışıyordu. Özgür neredeyse yoldaki trafik ışıklannin bile kendisine uyum sağladığını düşünü- yordu. Kırmızı, şanı, yeşil, kırmızı. Ayni notalar gibi
Bir orman ve ortasında simsiyah bir piyano hayaliyle siyah deri taburesine oturdu. Parmakları tuşlar üzerinde gidip geliyor; saçla nnin dalgası, kalbinin atışı müziğin ritmiyle giderek hızlanmaya başlıyordu.
Ozgür'ün aklı, duyduğu ve şu anda da kulağında çalan parçada kalmıştı. Zihnini meşgul eden bir konu olduğu için, dondurma do- labının yanından geçtiğini fark etmedi. Notalar kulağında yankıla- nurken parmakları onde, sanki piyano tuşlarına basıyordu. Om- zunda bağlaması, elleri önündeydi. Parmaklan inip kalkıyor, göz- leni kapalı, başını aşağı yukarı sallarken birine çarptı. Gözünü açtı- ginda kendisine şaşkın şaşkın bakan birini gördü