İçeriğe geç

Satürn’de Hayat var

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Satürn’de Hayat var

Bölüm 1

Giriş

•Sesini bile özlersin.

GİRİŞ:Dalgalar küsmüş _____________

20.50

Televizyon da alt yazılı film bulamamıştım. Oysa ki İlk defa film izlemek istemiştim.

Bulamayınca sinirle kumandanın tuşlarına basarak kanalları gezmeye başladım . Bulmayınca bir hışımla televizyonu kapattım.Gözlerimin dolması ile kumandayı alıp fırlattım. Televizyon da ki ağlayan kızı seyrettim. Gözlerimden akan damlalar gözümü terk ediyordu. Yerine gelenlerde aynısını yapıyordu.

Bu mide kaldırıcı yansımaya daha fazla katlanamazdım

Ağlayarak bir hışımla evden çıktım. Bu böyleydi her zaman. Yalnızsanız ağladığınız da sarılacağız kimseniz olmazdı.

O kadar hızlı yürüyordum ki bu öfkeden değilde daha çok hayata olan kırgınlığımdandı. Dünya adil değildi! "Dünya sanki beni istemiyordu" Ama bir o kadar da bu hayatı terk etmeme izin vermiyordu.

En sonun da varmak istediğim yere geldiğimi burnuma dolan huzur kokusundan ve buz gibi havadan anlamıştım . Bu mevsimde sahil çok soğuk ve bir o kadar tehlikeliydi ama aynı zamanda huzur verici ve sakindi de .

Sahil bomboştu, hoş sahil bomboş olmasa ne olurdu ki? Sesimi çıkarsam kimse duyamayacaktı...

Boş bakan gözlerimle dalgaların yağmur eşliğinde kıyıya vuruşunu izlemeye başladım. Çözemiyordum , dalgalar yağmur ile dans mı ediyordu yoksa dalgalar küsmüş müydü?

" Dalgalar küsmüş..."

Üşüyordum, yanımda kıpırdama hissedince sol tarafıma doğru döndüm. Kafamı cevirmem ile gözlerim ela gözlerle buluştu. Gözlerinde cevap bekleyen bir hâl vardı.

Kafamı dalgalara çevirip izlemeye devam ettim.

Ortamda o kadar hoş bir müzik vardı ki fakat Damla'nın derin sessizliği bu sesi duymasına engel oluyordu. Oysaki ela gözlerin sahibi Damla'nın bu çalan müziği beğenip beğenmediğini kendince sorguluyordu. Bulut dayanamayıp Damla ya sormuştu.

" Müzik çok hoş değil mi?"

Maalesef bu cümleler Damla'nın derin sessizliğinde kaybolup çoktan gitmişti.

Tam kafamı sol tarafa çevirmiştim ki yanımdaki çocuk bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Sadece dudak hareketlerinden anladığım kadarıyla "değil mi" demişti.

'Neyden bahsediyordu ki bu ?'

Cidden mi konuşamayan birinin hiç susamayan bir iç sesi olması hiç normal değildi . Bu durum en az benim kadar normal di ...

Çocuğa tam konuşmadığımı , sessizliğe mahkûm edildiğimi anlatacaktım ki vazgeçtim . Eminim ki konuşmadığımı fark edince gidecekti.

Ayağa kalkıp denize küsmüş dalgalara baktım. Benim dünyaya küsüşüm gibiydi.

Tam arkamı dönüp gidecekken kolumda bir el hissettim. Arkamı dönmemle yüzümü en ince ayrıntısına kadar süzdü.

Keşke bu kadar kolay olsaydı onun benim kolumdan tutup gitmeme engel olmasıyla keşke ben gitmeseydim.

Gözlerini gözlerime dikmişti , hayatımda gördüğüm en elâ gözlerdi onun gözleri.

Elâ tek tonla sinirlandirilir mi bilmem ama onun elâ sı bambaşkaydı.

"Adın ne, bari onu söyle."

Tam olarak bunu sormuştu dudaklarının arasından kelimeler o kadar net çıkıyor du ki dudak okumayı bilmeyen bile anlardı bu cümleyi.

Konuşmadığım için ellerimle "Damla " dedim.

O an gözlerinde ki kocaman hüzün boşluğuna ben şahit olmuştum. O ise adım kadar eminim ki benim gözlerim de kocaman Bir boşluğa şahit olmuştu.

Kolumu elinden kurtarıp yoluma yürüdüm.

Biliyordum ,gidecekti.

Kız eve doğru yol alırken genç adam ise hiç bir şeyin tesadüf olmadığını ona ulaşmak için cabaladığını kendine saklamıştı.

Adamın kendisinden gittiğini sanan kızın kendinden gittiğinden daha haberi yoktu. Genç adam onu kendine getirmek için gitmemişti. Aksine kendisine getirmek için hayatın silsilesine boyun eğip kızın hayatına girmişti.

Yalnız olduğunuzu nasıl hissedersiniz? Seslendiğinizde cevap veren kimse olmadığında mı yoksa ağladığınızda başınızı yaslayacak bir omuz bulamadığınız da mı?

Hissetmek,duymak kadar önemli benim için. Ben yalnızlığı hiç bir zaman duyamadım. Ama hissettim. Duyamasam da duyamadığım için yalnızdım belki de . Yalnızlık belki bir tuğla , bir duvar ya da bir binadır. Benim için yalnızlık artık bir bina olmuştu. Her bina gibi benim yalnızlığım çok yorulmuştu. Ne zaman yıkılacağını bilmeyen Bir binaydı benim yalnızlığım.

Ama artık o yalnızlık ben olmuştu. Ben yıkılmayı bekleyen bir bina gibiyim. Sadece bir tuğlaya bakar yıkılmam belkide ben sahildeki genç adamın bir tuğla koymasına katlanamayacağım için gittim.

Yalnız ve sessiz bir kahvaltı yaptım tek başıma.YALNIZ VE SESSİZ.

Dışarıda kar yağmaya başlamıştı bile... Vücudum da ki ağrılar artmıştı. Sahile o hava da gitmemeliydim. Resmen dünya beni istemiyor ama gitmeme izin de vermiyordu. Bu gayet bu ağrılardan belliydi. Sessizliğimi hesaba katmıyorum bile!

Bulunduğum oda çok havasız olduğu için pencereyi açmak zorunda kaldım.

Camı açar açmaz yüzüme çarpan fırtınanın soğukluğu tokat gibi bir etki yaratmıştı. Kendine gel dercesine bir tokat dı âdeta.

Ben kendimden çoktan gitmiş, gittiğim yollarda kaybolmuştum. Kendime gelemezdim.

Buz gibi havayı iliklerime kadar hissetmiştim.

Eminim ki dışarıda fırtınalar kopuyordu. Daha önce duymuştum ama hatırlamıyordum fırtına sesini. Fırtınayı izlemeyi seviyordum. İçimizdeki sessiz bir yok oluşun ardından çıkan fırtına gibiydi benim için.

Camın önünde durmak beni daha da üşütmüştü.

Kahvaltımı toplamaya başlamıştım. Yediklerimi toplayınca kitaplığıma yöneldim direk.

Rafta gözüme çarpan ilk kitabı almıştım elime Kaos diye bir kitaptı.

Kitao ile birlikte koltuğa oturdum. Sesi olmayan şeyleri seviyordum. Kitaplar üstelik bana benziyordu. Yazmaktan başka çareleri yoktu başkalarına ulaşmak için...

Kitabımda kaldığım yerden okumaya devam ettim . Gözüme çarpan aklıma kazımak istediğim o cümle hayatımın özetiydi belkide.

Benim sessizliğim onun kaosunu susturmaya yetmişti.

Belki de artık başkalarının kaosunu susturmalıydım kendi kaosumu oluşturamıyorsam.

Kitap okurken Damla göz kapaklarının kapanmasına engel olamamıştı. Gözleri resmen kilitlenmişti. Uykusu geldiği için kapanmamıştı belki de gözleri. Bu kâbusu unutmaması için sunuyordu hayat ona o geceyi. Damla artık o kâbusu görmekten iliklerine kadar hissetmekten başka çaresi yoktu.

15 yıl önce

Annem ve babam ile araba da benim için açtıkları şarkıya eşlik ediyorduk.

Unutamayacağım kadar güzel bir gündü başlangıçta...

"Acıktım ben anne."

"Az kaldı Damla dayan biraz."

"Zehra kız acıktım diyor aldığımız yolluklardan kalmadı mı?"

Annem yollukların olduğu poşeti ararken babama seslendi."Onur yok burada yolluklar. "

Babam yolu kontrol ettikten sonra arkasını dönüp mavi poşeti işaret etti ,onda, Zehra dedi.

O sırada duyulan fren sesi ile üzerimize yıkılan kamyonet. Gerisi sadece çıkarılan ben ve söylediğim tek şey.

"Annemle babama söyleyin mavi poşeti istemiyorum artık , onlar gelsin sadece."

Bu cümle kurduğum son cümle. Duyduğum son şey ise babamın"onda Zehra" demesiydi.

Gözümden akan yaşı hissetmemle gözlerim açıldı. Vicdan azabı aynı bir soğuk gibi tüm vücudumu ele geçirmişti..

Mavi bir poşet iki kişiyi benden almıştı.

Dayanamıyordum, kendimi soğuk dinlemeden evden dışarı attım direk. Ayağımda sadece çorap üzerimde ise sadece bir kazak. Çoraplarım buz gibi ıslak karların üzerine değdikçe vücudum uyuşuyordu.

Kanadı kırılmış bir kuş gibi ölmeyi istiyordum.

Saatlerce o karların üstünde oturdum.

Kendimden geçtiğimi hissederken şu kelimler döküldü dudaklarımdan "Yıkılmayı bekleyen bir bina gibiyim,yıkılıyorum."

Vücudum sıcaklığını yavaşça kaybederken sıcak bir ten buz bedenimi yerden kaldırmıştı. Yıkıldığım yerden kaldırılmaya çok ihtiyacım vardı .

☄️ Buz gibi bir bölümdü ☄️

Spoi verdim sürekli cümlelerimle resmen . Bence o sıcak ten kim tahmin ediyoruz. Ben Damla'nın o çaresizliğini yazarken hissediyorum. Neden bilmiyorum ama o cümleler benim hayatımı anlatıyor sanki. Sizleri çok ❄️seviyorum❄️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.