İçeriğe geç

Sasunaru # one-shot

Bölüm 1 · 44 dk okuma

Sasunaru # one-shot

Bölüm 1

chosen one

Merhaba, ben Uzumaki Naruto. Küçüklüğümden beri şanslı olarak anılan 21 yaşında sıradışı biriyim.

Herkes şanslı olmamın tanrısal bir hediye olduğunu söylerdi. Ne zaman etrafımda bir sorun çıksa, eğer o olaya karışırsam illa ki bir şekilde olayların çözülmesini sağlardım. İnsanlar bana anlam veremezdi çünkü ben, herkesin gözünde sakar ve aptal biriydim. Ancak olan buydu, ne zaman bir şey yapmak istesem pozitiflik beni hep buluyordu.

Herkesin düşüncesinin tanrısal bir hediye olması bana garip gelirdi, bu garipliği kısa sürede çözmüştüm. Bu şans diğer insanların düşündüğünün aksine bu tanrısal bir mucize değildi. Böyle şanslı olmamın sebebi, seçilen kişi olmamdı.

Seçilen kişi, dünyanın kaderini yaşayarak değiştirebilen kişi idi. Normalde seçilen kişilerin hayatlarını üniversitede harcamadığına emindim ancak ben mühendislik fakültesinde okuyarak dikkat çekmemeyi seçmiştim.

Dünya giderek berbatlaşıyordu, bense diğer seçilmiş kişiler gibi dünyayı olumsuzluktan silmeliydim.

Bunu düşündükçe daha da heyecanlanıyordum. Ben her zaman saf biri olarak anılırdım, yüksek ihtimalle eğer benim seçilmiş kişi olduğumu duysalardı kalp krizi geçirirlerdi. Dünyayı güzelleştirmek için ben seçilmiştim. Bu olağanüstü bir şeydi.

Her yere pozitiflik yaymak için sık sık dışarıya çıkardım. Her seferinde farklı bir kavgayı barışa dönüştürür, nefreti aşka döndürdüm. Ancak her zaman bu kadar küçük şeyler yaşanmazdı.

Bazen bir tsunamiyi, bazen ise araba kazasını durdurabiliyordum.

Tokyo'nun merkezinde 3 ayda bir düzenlenen "Tōhyō" adlı bir parti yapılıyordu. O partiye binlerce insan katıldığı için bende onlara yardım etmek adına katılmaya karar vermiştim.

O partinin tüm yaşamımı değiştireceğini bilmiyordum.

"Naruto hadi, geç kalacağız bak." Gaara'nın söylenmeleriyle beraber adımlarımı hızlandırdım. Parti için belli bir saat gerekmiyordu ancak o erkenden bir yerlere yetişmeye meraklı olduğu için sürekli peşinden beni koştururdu.

"Bu kadar acele etmene gerek yok!" Gaara cıklayarak hızlı yürümeye devam ettiğinde bıkkınlıkla bir bakış attım.

Gaara ile ben ilk defa lise 2'de tanışmıştık. Kimsenin onun yanına yaklaşmaması bana eski beni hatırlatmıştı. Ben de eskiden şansıma rağmen dışlanırdım. Bu benim kötü soy olarak bilinen ailemden gelmişti.

Ailem hiç iyi anılmıyordu ve pis işler yaptıkları söyleniyordu. Onlar hakkında hiçbir şey bilmediğim için sadece susup oturmak zorundaydım. Bu berbat olaylara rağmen tek bir kişi benim yanına gelmemişti.

Şimdi ise bunu Gaara yaşıyordu. Ailesi hakkında pek bir şey bilmiyordum ancak soyadını asla kullanmıyordu, soyadının olmadığını ve sadece Gaara olarak hitap edilmesini söylemişti.

O günden beridir yakın arkadaştık, çok iyi anlaşır ve asla kavga etmezdik. Bazı zamanlar hiç yanıma gelmediği olurdu, o zamanlarda aslında sıradan şeyler yaşardı ancak ona şans vermediğim için o kötü şeyler yaşadığını sanardı.

Bu şans sayesinde çoğu kişiyi bana muhtaç hale getirmiştim. Bu isteyerek olmuyordu, bu sadece gücümün getirdiği bir şeydi.

Parti alanına yetiştiğimizde Gaara partinin önündeki korumalara doğru yöneldi. Gaara'da benim kimliğim vardı, korumalara iki kimliği de gösterdi.

Korumalardan biri kimliğe baktıktan sonra bana uzun bir süre baktı. Bir şeyi kontrol ediyor gibi gözüküyordu. En sonunda demirliğin üstündeki kırmızı kumaşı çekerek bize yol gösterdi.

Gaara başını teşekkür edercesine eğdi ve içeriye girdi. Bense korumaların bana o şekilde bakmasından dolayı teşekkür etmeden onlara bakmıştım. Bir sorun var gibi gözüküyordu.

İçeriye girdiğimizde kocaman bir kalabalık bizi karşılamıştı. Tokyo'nun en büyük gece kulüplerinden biri, bu partiye ev sahipliği yapıyordu. Mekan, modern mimarisi ve zarif dekorasyonuyla göz kamaştırıyordu. Yüksek tavanlar, büyülü ışıklandırmalar ve şık mobilyalar, partiye katılanları adeta özel hissettiriyordu.

Girişte, partiye katılımcılara özel bileklikler veriliyordu. Böylece, içki ve yiyecek alımlarını kolaylıkla yapabiliyorlardı. Kapıdan geçen herkes, müzik ve coşkunun içinden bir an bile kopmak istemiyor gibi görünüyordu.

Parti mekanının ana alanı, devasa bir dans pistiyle doluydu. Renkli ışıkların oyunu, dans pistine enerji katarken, DJ'nin eşsiz seçimiyle müzik herkesi kendine çekiyordu. Müziğin ritmi, her bir katılımcıyı harekete geçiriyor, dans pisti adeta bir deniz gibi coşkuyla dalgalandırıyordu.

Dans eden insanlar, şık ve modern kıyafetleriyle birbiriyle uyumlu bir görüntü oluşturuyordu. Dans pistindeki coşku, mekanın etrafını sarıyor ve herkesi içine çekiyordu.

Dans etmenin yanı sıra, mekanda geniş bir oturma alanı da bulunuyordu. Rahatça oturup sohbet edebilecekleri büyük koltuklar ve masalar, partiye katılanlara keyifli bir mola sunuyordu. Bu alanda, lezzetli atıştırmalıklar ve egzotik kokteyllerle dolu bir bar hizmet veriyordu. İçkilerin lezzetli aromaları, partiye farklı bir keyif katıyordu.

Gaara mekanı biliyormuş gibi içeriye ciddiyet ile girmişti. Bende arkasından etrafı inceleyerek ilerliyordum. Genelde bu tür yerlerde her zaman bir olay yaşanırdı. Bir olaya karıştığımda kolayca o olayı düzeltebildiğim için oldukça dikkatlice herkese göz atıyordum.

Gaara, ileride olan şık bir kırmızı koltuk görmüştü. Bu tür koltuklar genelde VIP kısımlarında olurdu ancak bu partinin bu kadar büyük olmasından dolayı VIP kısmı özel bir oda şeklinde kullanılıyordu.

"Burası iyi gibi." Gaara'nın bu kadar dikkatli davranmasına anlam veremeden Gaara'nın seçtiği koltuğa oturmuştum. Parti düşündüğümden çok daha sesliydi ve bu kadar kişinin olması bazı görmediğim olayları gizleyebilirdi.

"İki tane Old Fashioned alabilir miyim?" Gaara içkilerden iyi anlardı aksine ben, içkilerden hiç ama anlamazdım ve biri içki dediğinde aklıma gelen tek şey, evde biri gelirse içeriz diye bulundurduğum Budweiser birasıydı. Gaara her türlü içkiyi, kokteyli bilirdi, hatta içki isimlerini dahi ezbere bilirdi.

"Ne içkisi söyledin?" Gaara koltuğun masanına elini koydu. "Klasiğin klasiği deniyor buna. Old Fashioned ismi, viski, şeker, angostura ve portakal dilimi var içinde. Basit ve zarif bir kokteyl."

Ona anlamsızca bakıp "Viski yani?" Diye sordum. Gaara gözlerini devirdi ve başını salladı. "İçki aptalıysan viski, evet."

O bana aptal muamelesi yapmaya başladığında ona sinirli bir bakış attım. İleriden garson bize doğru gelmeye başlamıştı. Gülümsedim ve Gaara'ya baktım. "Umarım güzel bir tat alabilirim."

"Tat anlayışın varsa alırsın." Garson bize yaklaştığında ona baktım, biraz gergin duruyordu. Garson, kokteylleri tam masaya koyarken bir anda kaymıştı. Hemen garsona baktım. Benim bakmamla bir anda tepsisini tuttu ve doğruldu.

"Ah.. özür dilerim" Garsona gülümsedim ve kokteylleri aldım. "Teşekkürler." Dedim kibar bir şekilde. Garson rahatlamış bir şekilde gülümsedi ve tepsiyi düz tutarak geri gitmeye başladı.

"O da neydi öyle?" Diye sordu Gaara. Bilmem dercesine başımı salladım. Tabi ki de ne olduğunu biliyordum, herkesin geleceğini düzeltebilme gücüm vardı sonuçta.

Garsonun bu kadar gergin olması büyük ihtimalle onun ilk işi olmasıydı ve bu parti çok büyük bir organizasyon olduğu için eğer o içkileri düşürseydi işinden olabilirdi.

İçkileri ben dokunmadan düşürmeseydi bile onu şikayet edecek olursam ne yaptı diye sorgulamadan direkt kovabilirlerdi. Bu partilerde çalışmak resmen bir işkenceydi. Ancak parası iyiydi.

"Herkes yere yatsın!"

Bir anda gelen sesle bağıran kişiye döndüm. Bir adamın elinde bir silah vardı ve etrafa tutuyordu. Silahı farkeden herkes bağırışmalarla yere çökmüştü. Şaşkınlıkla Gaara'yı tutarak yere çöktüm.

"Seçilmiş kişi çık ortaya!"

Duyduğum sesle şaşkınca başımı aşağıya götürdüm. Varlığımı bilen birileri mi vardı?

Silahlı adamın yanına silahlı başka adamlar da gelmişti. Her birinin yüzünde maske vardı ve kim oldukları asla belli olmuyordu.

"Burada olduğunu biliyorum, eğer çıkmazsan buradaki herkesin ölümüne sebep olursun!"

Kalbim hızlanmaya başladığında yanımdaki kapı gözüme çarpmıştı. Kapı açıktı ve kimse farketmeden çıkabilirdim. Ne kadar kolay olurdu bilmiyordum ama burada olursam pek iyi şeyler sonuçlanmayacaktı.

Tam yavaşça eğilmiş bir şekilde adımlarken arkadan Gaara fısıldadı. "Naruto, gidemezsin." Ona baktım ve ciddiyetle "Gitmeliyiz, ikimiz de. Acilen. Burası güvenli değil." Diye fısıldadım.

Başını onaylamazca salladı. "Hayır, Naruto. Burada kalmalısın." Tekrar itiraz ettim. "Eğer sen gelmeyeceksen ben gidiyorum. Burası güvenli değil."

Bana endişeyle baktığında tekrar önüme döndüm. Yavaş yavaş kapıya doğru yöneldim. Silahlı adam arkada konuşurken kapıdan geçmeyi başarmıştım.

Hızla ayağa kalkıp koşmaya başladım. Silahlı adamların kim olduğunu bilmiyordum ancak bunların kim olduğunu bulmak zorundaydım.

Belki de eski seçilmiş kişi de bu adamlar yüzünden ölmüştü. Seçilmiş kişi halk tarafından bilinmediği için hakkında çok şey bilmiyordum ancak erken yaşta başkasına devrettiğini biliyordum.

Devrettiği kişi bendim ve belki de öldürüldüğü için erken yaşta başkasına devretmek zorunda kalmıştı.

Bütün bunlar çok karmaşıktı ve ne yapacağımı hiç bilmiyordum.

Kapıdan sonra koşmaya başladığımda aynı bir labirentin içinde gibi hissetmiştim çünkü çıkış çok karmaşıktı. Bir sağa bir sola dönüyordum, yakalanacağımı hissediyordum.

Köşeyi döndüğümde, yorgunluktan soluğum kesilmişti. "Exit" yazısını görmek beni biraz rahatlatmıştı, ancak ne yazık ki hızlıca rahatlamaya fırsat kalmadı. Aniden arkamdan bir el beni sertçe ağzımdan kapattı ve hızla çekti. Kim olduğunu anlayamadan, gözlerimde şaşkınlıkla etrafa bakındım. O esnada gözlerim, karşımda beliren tanıdık bir yüzde takılıp kaldı.

"Nereye kaçtığını sanıyorsun, seçilmiş kişi?" diye fısıldadı kişinin sesi. Bir an için şaşkınlıktan donakaldım. Gözleriyle beni tanımış olmalıydı çünkü bir anlık tereddütten sonra, kendisi de benim gibi duraksamıştı. Kim olduğunu ben de anlamıştım. "Sasuke..." dedim soluğum daralarak.

Gizlice beni çekenin Sasuke olduğunu anlamıştım, ama neden beni böyle yakalamıştı? Gözlerimiz birbirine kilitlendi ve aramızdaki sessizlikle dolan anlar, kalbimin hızla çarpmasına neden oldu. Sasuke'un yüzündeki ifadeyi okuyamıyordum. Şaşkınlık mı, öfke mi, yoksa başka bir duygu mu vardı, emin değildim.

Gözlerimiz birbirine kilitlenmişken, Sasuke'nin yüzündeki ifadenin ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ancak, o an için kafamda bir sürü düşünce dolaşıyordu ve kalbim hızla çarpmaya devam ediyordu. Birdenbire, Sasuke maskeyi çıkararak yüzündeki şaşkın ifadesini ortaya çıkarmıştı.

"Naruto..." diye mırıldandı, ama sözünü tamamlayamadan arkadan gelen seslerle birlikte Sasuke ciddileşti ve gerildi. Hemen sonra beni saklamaya çalışarak konuştu. "Buradan gitmeliyiz, daha sonra sana her şeyi açıklayacağım."

İçimde bir heyecan ve merak dalgası vardı, ancak Sasuke'nin ciddiyetini ve endişesini görmek, beni de tedirgin etmişti. Onunla birlikte hızlıca oradan uzaklaşmaya başladık. Koridorun sonunda gizlice giriş yapabildiğimiz arka kapıya ulaştık. Dışarı çıktığımızda, hala etrafa dikkatlice bakıyor ve kimseyi görmemeye dikkat ediyorduk.

"Sasuke, ne oluyor?" diye sordum, gözlerindeki belirsizliği görebiliyordum. "Niye beni çekip getirdin ve kimdi o silahlı adamlar?"

Sasuke'nin ifadesi bir an için daha da ciddileşti. "Senin seçilmiş kişi olduğunu bilmiyordum, Naruto." dedi düşünceli bir şekilde. "Seni korumam gerektiyor. Silahlı adamlar, seni tanıyor. Seçilmiş kişinin peşindeler, ne olursa olsun seni onlara veremem."

Kalbim daha da hızlı atmaya başladı, neler döndüğünü anlayamıyordum ancak Sasuke'nin yanında güvende olduğumu hissetmek, korkumu biraz hafifletti. "Ama neden beni yakalamak istiyorlar?" diye sordum kafam karışık bir şekilde.

Sasuke bir an tereddüt etti, sonra iç çekerek yanıtladı. "Bunu anlatmak için henüz uygun bir zaman değil, bir yere saklanmalıyız önce. Yetiştiğimizde sana detaylı bir şekilde anlatacağım."

⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯

Sasuke, benim çocukluk arkadaşımdı. Aslına bakarsanız ona arkadaş diyemezdim. Okul hayatım boyunca gerçek bir arkadaş edinmemiştim, Sasuke bana kötü davranmayan biriydi sadece.

İlk yıllarda ne kadar nefret görsemde Sasuke'nin sınıfına geçtiğimde bu nefret yokolmuştu. Hala arkadaşım yoktu ancak bu kadar fazla nefret görmüyordum.

Sasuke her zaman bana iyi davranmıştı. Eskiden oyun konsolu alamadığım zamanlarda bana bir oyun konsolu vermişti, o oyun konsolu benim için önemliydi çünkü insanlar bana fakir gözüyle bakıyordu. Bu kadar yıldan sonra bile o oyun konsolunun değeri benim için hiç düşmemişti.

Bazen keşke bana bu iyi davranışlarını herkese yansıtsaydı diyordum. Kendisi popülerdi ve milyoner olarak anılan Uchiha ailesinden geliyordu. Belki de popülerliğini benimle kaybetmek istemiyordu.

Onu anlayabiliyordum, her ne kadar seçilmiş kişi olsam da sakar ve aptal olarak anılıp dışlanan birine popüler biri iyi davranırsa artık o da dışlanan kişi gibi dışlanırdı.

"Burada güvendeyiz." Dedi perdeyi çekerken. Sasuke'nin gizli bir yeri vardı. İnşaatı durdurulmuş eski bir binanın en üst katında bir yer yapmıştı kendine. Bu gizli yerde koltuk, buzdolabı, yatak ve televizyon gibi normal bir evde bulunan çoğu şey vardı.

"Yani.. artık anlatacak mısın? Neden silahlı adamlar gibi giyinmiştin? Beni kaçırmaya mı çalışacaktın?" Soru üstüne soru sorduğumu farkedince susmuştum. Sasuke yanıma geçip oturdu. "Uchihalar sadece paranın peşinde değil, Naruto. Onlar seni istiyor, seçilmiş kişiyi.. seçilmiş kişinin köle olmasını istiyorlar."

Şaşkınca ona bakmıştım, köle olmak mı? Neden bir insan bunu isterdi ki?

"Babam seçilmiş kişinin varlığını öğrendiğinde bunu erişkin olan her aile üyesine söylemişti. İlk önce sadece bu saçmalığı onu öldürerek bitirebileceğini düşündü ve gerçekten de birini öldürdü." Onu şaşkınlıkla dinlemeye devam ediyordum. Uchihalar birini nasıl öldürebilmişti? Bu çok şeytancaydı.

Sasuke duraksadı ve dişlerini sıktı ardından konuşmaya devam etti. "Ancak daha sonra yeni kişilerin seçilmiş kişi olabileceği öğrendik. Abim ve ben babama karşı çıkmaya başladık. Abim babamdan işleri devraldı ancak işlere hala babam karışmaya çalışıyordu. Abim onları yakalayıp çalıştırmamızın en iyisi olacağını söyledi, her ne kadar şeytanca gibi gözükse de bu Uchihaların iyiliği içindi."

"İlk hedefim sendin ancak seçilmiş kişinin sen olduğunu bilmiyordum. Seni onlara götüremem, seni köle olarak kullanmalarına izin veremem."

Sasuke'yi dinleyince düşünmeye başladım, eğer o partiye gitmesem şu an Uchihalardan kaçmak zorunda kalmayabilirdim. Ancak Sasuke'nin beni buraya getirip korumaya çalışması beni az da olsa rahatlatıyordu. Gerçekten beni koruyacak mıydı emin değildim ama şuan başka çarem yoktu.

"Peki.. öyleyse ne yapacağız?" Sasuke sakinleşmeye çalışır gibi derin bir nefes aldı. "Şimdilik burada bekleyelim. Ben abime ulaşmaya çalışacağım, o beni anlar. Bize yardım edebilir."

Başımı olumlu anlamda salladım. Bir anda düştüğüm bu durum çok ilginçti. Bazen keşke ben seçilmiş kişi olmasam diyordum ancak o her şeyi düzeltebilme gücü çok mükemmel bir şeydi.

Aynı zamanda seçilmiş kişilerin ölümsüz olmaması bana saçma geliyordu. Madem evren beni seçmişti neden bir kurşun ile ölebilecek kadar güçsüzdüm?

Sasuke ayaklandı ve buzdolabına doğru ilerledi. "Aç mısın?" Diye sordu. Ona garipserce baktım. "Her yerde bizi arıyorlar, rahatça yemek mi yiyeceğiz?"

Sasuke sakince başını salladı. Bu çocuk beni delirtmeye çalışıyor gibiydi. "Sonuçta birkaç gün burada kalacağız ve saatte geç oluyor. Akşam yemeğimi geciktirmeyi sevmem."

Ne hallere düştüğümü düşünerek iç çekmiş ve ayaklarımı karnıma yaklaştırıp ellerimle dizlerimi birleştirdim. Sasuke bana baktı ve tekrar sordu. "Aç mısın?"

Başımı hayır anlamında salladım. Sasuke önüne geri dönerken bir anda yüksek bir şekilde karnım guruldamıştı.

Sasuke sarkastik bir şekilde gülümseyerek bana döndü. "Karnın başka bir şey söylüyor ama.." Yüzümü hemen çevirdim, çok utanmıştım.

Tanrım neden böyle bir anda guruldadı ki.. Yerin dibine girsem çok iyi olacaktı.

Sasuke mutfakta yemek yapmaya başlamışken ben onu süzmeye başlamıştı. Ben Sasuke'yi, en geç lise zamanlarından hatırlıyordum. Aslında en başından beri beraber okumuştuk. Anaokulu, İlkokul, Ortaokul ve Lise. Anaokulunda hep beraber oturduğumuzu hatırlıyordum, o zamanlar ikimizin de sorunları yoktu ve çok mutluyduk.

Ancak İlkokula geçtiğimizde, 3. Sınıfta yavaş yavaş kendisi popülerleşmeye ve şuan olduğu gibi ciddi bir tavırda davranmaya başlamıştı. Hala beni önemsiyordu ancak bir anda değişmişti. Ortaokul'a geçtiğimizde tanıdıkların çoğu gitti ve okul hayatım büyük oranda değişti. Çok fazla kişi ailem hakkında bir şeyler biliyordu yada sadece duymuştu.

Sasuke bunlara karşı çıkmadı, belki de çıkamadı. Bilmiyordum ancak diğerleri gibi benden uzaklaşmayıp yakınımda olması ve girdiği ortamlarda kimsenin bana bir şey diyememesi bana az da olsa güven veriyordu.

Son olarak lisede beraberdik, her türlü şeyi yaşadığım yıllardı. Sasuke ailesine kafayı takmıştı o yıllarda, ben anlam veremiyordum çünkü ne bir ailem vardı ne de ailesi ile olan ilişkisini biliyordum. Gaara ile lise 2'de tanışmıştık ancak asla samimi olamamıştık. Samimi olmamız üniversiteye kadar gecikmişti.

Sasuke şuan lisede olduğundan çok farklı duruyordu. Lisede biraz korkutucu gözüküyordu ancak hiç yanımda o ifadeyi takınmamıştı. Şimdi ise her zaman korkutucu duruyordu, belki de bulaştıkları iş onu böyle değiştirmişti.

"Yemek hazır." Sesi tam bir anne gibi çıkan Sasuke'ye baktım. Hemen ayaklandım ve masaya doğru yürüdüm. Sasuke benim aksime gerçekten de çok iyi yemek yapıyordu.

Masanın ortasında, beyaz bir tabakta, taze ve dilimlenmiş deniz ürünleri lezzet dolu bir şekilde görünüyordu. Sasuke özenle masayı hazırlamış, Sashimi dilimlerinin yanına bir tutam yeşil wasabi ve ince dilimlenmiş zencefil koymuştu. Bir kenarda, zarif bir sos tabağı vardı. Soya sosu ve teriyaki sos gibi lezzetli soslar dizmişti. Soslar, Sashimi dilimleri içindi, dilimleri içine batırınca Sashimi'nin lezzeti daha da artardı.

Masanın diğer yanında, Gohan vardı, geleneksel Japon pirincini, şık beyaz porselen bir kaseye koymuştu. Pirinç taneleri, mükemmel bir şekilde haşlanmış ve hafifçe yapışkan bir kıvamdaydı. Pirinci lezzetlendirmek için yanında, bir parça nori yosunu ve susam tohumu da koymuştu. Masada yer alan küçük bir yan tabakta ise, taze edamame (soya fasulyesi) vardı. Yumuşak kabukları ve hafif tuzlu tadı, Sashimi'yi tamamlamak için harika bir atıştırmalık olarak vardı.

Sasuke, mükemmel bir sofra hazırlamıştı. O kadar özenli ve lezzetli görünüyordu ki, bu sofrayı ancak bir restoranda yiyebilirdim. Gözlerimle Sasuke'ye iltifatlarda bulunmuştum bile. Onun yüzünde hafif gurur dolu bir tebessüm belirdi ve sonra birlikte sofraya oturduk.

Masaya koyduğu chopstickler bile lükstü. Bazen onun bir milyoner olduğunu unutuyordum. "Bizi dışarıda ararlarken böyle lüks bir yemek hazırlaman cesurca." Dedim ironik bir sesle. Chopsticklerini aldığında bana baktı, "Cesurluk zekiliktir." Diye cevapladı.

Gözlerimle anlamsızca baktıktan sonra başımı yemeğe çevirdim. Chopsticklerimi almadan önce ellerimi birleştirdim. "Itadakimasu!" Sasuke az kalsın unutmuştu, benim sözümle chopsticklerini bıraktı ve benim gibi ellerini birleştirdi. "Itadakimasu."

Yemek beklediğimden daha lezzetliydi. Sasuke'nin ellerinden çıkan şey her zaman lezzetli olurdu ancak yıllar sonra onun bu yeteneği çok daha fazla artmıştı. "Üniversitede ne okuyordun?" Diye sordum yemeğimi yerken.

Kendisi bu sorduğum soruyla duraksadı ve "Okumuyorum." Dedi. "Babam okumamam gerektiğini söyledi." Babasının isteğinin çok saçma olduğu düşüncesi beynimde dönüyordu ancak bunu söylersem bu haddimi aşmak olabiliyordu, genellikle haddimi kolayca aşardım. "Oh.. anladım." Dedim. "Peki ya okusaydın ne okurdun?"

"Hiç düşünmedim." Sasuke umursamadan cevaplamıştı. Bu konuyu sevmiyor gibiydi, yada pişmanlık duyuyordu. "Bence gastronomi okumalıydın." Dedim gülümseyerek. "Bu işte oldukça iyisin."

"Sende seni ararlarken rahatça gülebiliyorsun." Dedi imada bulunarak. Gülümsememi büyüttüm ve "Evet ben cesurum." Dedim. Alaycı bir şekilde güldü, uzun zamandır onun gülüşünü görmemiştim.

"Hiç liseden sonra sevgili yaptın mı?" Bu soru ortamı bir anda değiştirmişti. Sasuke bir kaşını kaldırarak bana baktı. "Yani.. demek istediğim.. hani çok kız peşinde koşuyordu ya, hiç bir zaman gidipte biriyle sevgili olmamıştın."

Sasuke iç çekti ve "Sen hiç değişmemişsin, hala çok safsın." Dedi. Ona garipserce baktım. "Saf mı? Hayır. Ben hiçte saf değilim." Sasuke gülümsedi, "Yani eskiden her erkekle yattığımı bilmeyecek kadar saf değil misin?" Diye sordu.

Şaşkınlıkla baktım. "Her erkekle mi yattın!" Diye sordum. Ağzım açık bir şekilde ona baktım. Gözlerini devirdi ve bana ciddiyetle baktı. "Aptal.. sence her erkekle yatmış olabilir miyim? Gerçekten safmışsın işte."

"Hah.. o şekilde söylersen tabi ki inanırım, çok ciddi duruyordun!" Dedim. Ardından başımı kaldırıp "Yani.. bu demek oluyor ki bir erkekle daha önce yattın?" Sasuke garipserce baktı ve reddetti. "Hayır tabiki de. Ben kimseyle yatmadım."

"Eğer bir erkekle yatmaktan bahsettiysen eminim biriyle yatmışsındır." Dedim bilgiliymişçesine. Sasuke kaşlarını çattı ardından bir şey hatırlar gibi bana baktı. "Oh evet doğru. Biriyle yattım. Sen. Oyun oynadığımız günün gecesi. Hatırladın mı?"

Duraksadım ve "Hey! Ben ondan bahsetmiyorum. O sayılmaz. Biz sadece uyuduk!" Dedim. Sasuke çapkınca gülümsedi ve "Sadece uyumamamızı mı isterdin?" Dedi.

Bunu duyunca bir anda kalbimde ağrı hissetmiştim. Utancın getirdiği sinirle "Uh.. ne demeye çalışıyorsun!" Dedim. Sasuke gülümsemeye devam ederken "Yani uyumayalım istiyordun, öyle mi?"

"Hayır!" Dedim yanaklarım kızarık bir şekilde. Kesinlikle öyle olsun istemiyordum! Anladınız mı!

Sasuke çapkınca gülümserken "İstiyordun.." Dedi melodik bir şekilde. "Ah! Kes şunu!" Yüzümü biraz aşağıya indirdim. Neden böyle kızarıyordum ki?

Sasuke o çapkın gülüşüne devam ederken bir anda ayaklanmış ve boşalmış olan tabakları toplamaya başlamıştı. Konuşmanın verdiği eğlenceyle yemekleri çoktan yediğimizi farketmemiştim.

Sasuke'nin ardından ben de ayağa kalktım ve tabakları toplamaya başladım. Bu çok utanç verici bir andı ve neden kızardığımı bile bilmiyordum.

Tabakları kirliye doldurduğumuzda Sasuke "Erken yatalım, sabah erken kalkmamız lazım. Uykumuzda basılma ihtimalimiz az da olsa var." Dedi. Başımı salladım, Sasuke yatağa doğru ilerledi.

Etrafa baktığımda tek bir yatak olduğunu farkettim. "Uh.. başka yatak yok mu..?" Sasuke yataktakileri çıkarırken "Niye, benle aynı yatakta yatmak istemiyor musun?" Diye sordu.

Başımı reddederek salladım. "Hayır.. sorun o değil..." Diye mırıldandım. Sasuke anlamamış bakışlarla bana bakıyordu. ".. ben uykumda bir tık fazla hareket ederim de.. sabah gözün morarmış bile uyanabilirsin.."

Sasuke gülümsedi ve "Sorun olmaz." Dedi ve yataktaki örtüyü açarak yatağa oturdu. Dudaklarımı birleştirip Sasuke'ye baktım. Sasuke hala gelmediğimi görerek bana döndü, sertçe buraya gel tarzında bir bakış attı.

Onu görünce irkildim ve yavaş yavaş yatağın diğer tarafına ilerleyerek yatağa oturdum. Sasuke uzandığında onunla aynı anda bende uzandım. Sasuke'ye baktım, başını tavana çevirmişti.

Örtüyü göğüslerime kadar çektim ve ellerimi örtünün üstünde birleştirdim. "Nasıl seçilmiş kişi oldun?" Diye sordu sorgular bir ses tonuyla. Soruyu sormasıyla yüzünü bana çevirmişti. "Bilmiyorum." Dedim. "Eskiden beri böyleydim, hep bir şans peşimdeydi. Sonra bir anda beynime mesaj geldi."

Sasuke yüzünü buruşturup "Mesaj mı?" Diye sordu. "Ne mesajı?" Bakışlarımı tavana çevirdim ve "Öyle bir mesaj değil, sadece bir farkındalık şeklinde. Bir anda seçilmiş kişiyim diye düşünmeye başladım. Daha seçilmiş kişinin ne olduğunu bilmiyordum. Düşündükçe bilgiler bana yavaş yavaş geldi." Dedim.

Başını anlarcasına salladı. "Anladım." Dedi. Bir süre duraksadı ve ardından "Bu benim Akatsuki'de ki ilk görevimdi." Dedi. Başımı ona geri çevirdim. "Akatsuki mi? O da ne?" Diye sordum. "Seçilmiş kişi avcılarının örgütü. Uchihaların tarikatı."

"Oh.." Akatsuki.. Demek seçilmiş kişi avcılarının ismi Akatsukiydi. Her zaman için dünyada bir iyi varsa onun gücünü isteyen bir kötü elbet bulunurdu, ancak ben kötü kişinin Sasuke olacağını asla tahmin edememiştim. "Keşke seçilmiş kişi olmasaydın, senin için bu çok tehlikeli."

Kaşlarımı çattım, "Seçilmiş kişi olmak bir efsane. Bunu tehlikeli yapan sizlersiniz. Neden bir insan şans getiren bir evren elçisini köle yapmak ister ki?" Dedim. Biraz sert çıkışmıştım ama haklıydım.

Sasuke dediklerimi duyunca duraksadı. "Haklı sayılabilirsin.." Dedi. "Ancak sen hala bu dünya için fazla safsın." Bu sözle birlikte sinirle iç çektim. "Değilim, dünya fazla acımasız ise bu dünyanın şeytanlığı."

Sasuke gülümsedi. Ben tekrar yüzümü tavana çevirdiğimde Sasuke konuştu. "Yarın buradan gitmeliyiz, daha sonra buranın açığa çıkmasını istemiyorum." Dedi. "Yarın kılık değiştirmemiz gerekecek."

Gülümseyerek "Filmlerde olduğu gibi mi?" Diye sordum. Sasuke gözlerini devirirken gülümsedi. "Filmlerden daha korktucu, buna emin olabilirsin." Bunu dedikten sonra yanındaki lambaya yöneldi ve lambayı kapattı. "Artık uyumalıyız."

Lambayı kapattığında bir anda etraf daha gizemli bir hal almıştı, Sasuke'nin sadece varlığını hissetmemle iç çektim. Sasuke uyumak için rahatını bulmuştu. Benim aklımda hala bir sürü soru vardı.

"Eğer beni yakalarlarsa ne olur?" Diye sordum. Sasuke gözleri kapalı bir şekilde konuştu. "Seni bir odada tutarlar ve gücünü kullanman için zorlarlar."

"Peki ya sen onlara karşı çıkarsan ne olur?" Diye sordum tekrardan. "Ağır cezalar alırım, senin yanına asla gelemem ve seninle aynı kaderi paylaşırım." Dedi. Son dediğini anlamadığım için "Aynı kader mi?" Diye sordum. "Kölelik, kölelik kaderi."

Başını anlarcasına salladım. "Abin beni köle yapmak istiyor, ya seni dinlemezse?" Diye sordum bu sefer. Sasuke aynı ses tonuyla tekrar konuştu. "Abim beni dinler, merak etme."

Sasuke cevapladıktan sonra bir süre bir sessizlik oldu. Biraz durakladım ardından "Peki ya.." Diye konuşmaya devam etmeye çalışırken Sasuke lafımı kesti. "Tanrım.. Naruto. Neden uyumuyorsun, sorun ne?" Diye sordu.

Dudaklarımı birleştirdim ve durdum. "Sorun ne?" Diye tekrarladı bıkkınlıkla. Sessiz bir şekilde "Şey.. benim bir.. yastığım vardı.." Diye mırıldandım. Sasuke yüzünü buruşturarak bana baktı. "Yastık mı?"

"Ben yastığıma sarılmadan uyuyamıyorum." Dedim en sonunda. Küçüklükten beri en az bir yastığa sarılmam gerekiyordu yatmak için. Ama bunu söylemek çok utanç vericiydi.

Sasuke iç çekti ve "Bu muydu?" Diye sordu. Gözlerimi kaçırarak başımı salladım. Bana emin bir şekilde baktı ve belimden tutarak beni kendine yakınlaştırdı. Şaşırmış bir şekilde başımı kaldırarak ona baktım. "Al sana sarılacak biri, yastık gibi cansız biri değil ve oldukça yakışıklı."

"Uhm..." Diye mırıldandım istemsizce. Sasuke bana tekrar baktı ve beni elleriyle sardı. Onun beni sarması çok iyi hissettirmişti, geri ona sarıldım. Yüzümü Sasuke'nin göğsüne gömdüğümde "Bu hala bir yatmak değil tamam mı, biz sadece uyuyoruz." Dedim. "Bunu bahane olarak kullanamazsın."

Sasuke gülümsedi ve "Belli olmaz." Dedi. "Yakında seninle yatabilirim." Bunu duyunca hafif kızardım ve "Asla öyle bir şey olmayacak.." Diye homurdanarak Sasuke'nin göğsüne yüzümü daha çok gömdüm.

⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯

İlk defa bir gece yurt odama geri dönmemiştim. Yurt odasında Gaara ile kalıyordum, beni giderken görmüştü ancak kendisi kalkmak istememişti, eğer seçilmiş kişi olduğumu bilseydi bu kadar sorun olmazdı ama kimseye söyleyemezdim.

Bu saklama konusu aynı Disney filmleri gibiydi. Karakter dünyayı kurtarmak için kimliği gizler ve takım arkadaşından hoşlanır ve mutlu biterdi. Benim bir takım arkadaşım yoktu.

Başka bir alternatif ise ana karakteri koruyan ve onun için canını feda eden beyaz atlı bir prensti, ancak aynı şekilde benim bir beyaz atlı prensim yoktu.

"Itachi.. duyuyor musun?" Koltukta otururken ciddiyetle Sasuke'ye bakıyordum. Abisiyle konuşmaya çalışıyordu, Itachi Uchiha ile.

"Sasuke? Nerdesin sen, neler oluyor?" Sasuke cevap alınca sakinleşerek iç çekti. "Oh.., Tanrıya şükür. Itachi, büyük bir sorunumuz var. Seçilmiş kişiyi yakalayamayız."

Hoparlördeki ses bir anda kesildi ve Itachi'nin sesi bir anda arttı. "Neden, bir sorun mu var? Sen neredesin?" Sasuke derin bir iç çekti. "Bak eğer babamın yanındaysan hemen ondan uzaklaş. Ben seçilmiş kişi ile beraberim, ama onu yakalayamazsınız. O benim arkadaşım, onu babamın ellerine teslim edemem."

"Sasuke, onlar seni bulur,onu teslim etmelisin." Sasuke iç çekti ve reddederek "Bana yardım edersen bulamaz, Itachi lütfen, bu çok önemli." Dedi Sasuke. Beni vermemekte inatçıydı ve çok önemsiyor gibiydi.

Tekrar ses kesildi, Sasuke dikkatle beklerken ses tekrar geldi. "Anladım.. o halde gizli davranın, geçen gittiğimiz o eski fabrikaya gelin. Saat akşam üstü yedi civarlarında oraya gizlice geleceğim, bir şey olursa haber edersin."

Sasuke onu onayladı. "Tamamdır" Dedi. Telefon kapandığında telefonunu cebine geri koydu. Ayağa kalkarak konuştu. "Bize acilen kılık değiştirmek için kıyafetler gerek, buradaki dolapta bir şeyler bulabilirim."

Dolaba doğru ilerlediğinde onun arkasından bende kalktım. "Beni bu kadar umursamanın bir sebebi var mı?" Diye sordum. Bir anda elindeki kıyafete bakarken bana döndü. Gözlerime baktı. Gözlerime bakarken biraz duraksadı ve "Özel bir sebebi yok, yani çocukluktan beri seni tanıyorum. Köle olarak orada zorlanmanı gördüğümü düşünmek beni iğrendiriyor. Seni onlara veremem." Dedi.

Gülümsedim ve "Beni önemsiyorsun yani?" Dedim. Sasuke kıyafetlerin hepsini çıkarırken "Önemsemesem burda olmazdın, tabi ki önemsiyorum." Dedi. Onunla kıyafetleri çıkarmaya devam ederken gülümsedim.

"Şimdi benim için şurada klasik birkaç kıyafet var, bu kıyafetleri kimse beni tanımasın diye sokağa çıkarken giyiyordum. Şu tür şeyler arasında bunların hiçbiri sana gelmiyor. Bi tek şu gömlek, şu şort ve şu ceket var." Dedi Sasuke.

Kıyafetlere baktım ve kaşlarımı çattım. "Hey bu kız kıyafetleri!" Dedim. Sasuke sakince "Başka kıyafet yok." Dedi. Sinirle ona bakmaya devam ettim.

Sinirle homurdandım ve kıyafetleri aldım. "Burada can güvenliğin tehlikede ve sen kıyafete mi takılıyorsun?" Bu cümlesini tamamladığında hemen ona döndüm. "Çok hoşuna gittiyse sen giy!"

Bu lsfı la dusup kaşlarını kaldırdı ve tekrar dolaba döndü. Kaşlarımı çattım ve içeriye geçtim. Onun bilerek yaptığını hissediyordum ancak bunu kanıtlayamazdım ve şuan acele etmemiz gerekiyordu.

Gömlek bol ve rahat gelmişti, şort sıkıydı ve beni rahatsız edecek kadar vücut haylarımı belli ediyordu. "Tanrım.. kızlar nasıl bunu giyebiliyor..?" Ceketi de giydiğimde iç çektim ve aynaya baktım. Ceket sıradan bir ceketti ancak şort yüzünden çok sinirli hissediyordum.

İçeriye geçtiğimde Sasuke üstüne siyah desenli bir gömlek, altına ise bol siyah bir pantolon giymişti. "Ne var ki, sende güzel kıyafetler var." Dedim imalı bir şekilde.

Sasuke gözlerini devirdi ve "Bu iğrenç gömleğin deseni midemi bulandırıyor." Dedi. Ardından benim kıyafetlerimde göz gezdirdi, gülümsedi ve "En azından senin kıyafetlerinde özel bir desen yok" Dedi. Demeye çalıştığı imayı anlayarak kaşlarını çattım ve "Pislik.." Diye mırıldandım.

Sasuke gülümsemeye devam ederken bir yandan da yüzümü saklamak için aksesuarlar arıyordu. Dolaptan bir tane ruj çıkardı ve bana döndü. "Sürmek ister misin?" Diye sordu ironik bir sesle. Ona sinirle bakmaya başladım. "Ah peki, sen kaybedersin." Dedi tekrardan gülerek.

En sonunda bana bir şapka kendisine ise bir maske bulmuştu. "O zaman, hadi gidelim." Dedi. Başımı salladım ve arka taraftan yavaşça aşağıya doğru inmeye başladık. Saat abisinin söylediği saate yakındı, izlenmediğimizden emin olduğumuzda oraya gidecektik.

Aşağı indiğimizde etrafı inceledik, aynı zamanda farkedilmemek için normal davranmaya çalışıyorduk. Sasuke bana işaret verdi ve yavaş yavaş yürümeye başladık.

Gideceğimiz yer bize fazla uzak değildi. "Şuradan sağa dönelim, arka sokakta kimse bizi takip edemez." Sasuke'nin lafını duyunca başımı salladım ve onunla birlikte arkaya yola saptım.

"Oraya gittiğimizde ne olacak?" Diye sordum. Sasuke ciddi bir şekilde yürürken "Itachiye her şeyi anlatacağım, o da bize bir yol bulacak." Dedi. Anlarmış gibi baktım ve önüme döndüm.

Karşımıza bir anda eski bir fabrika çıkmıştı. Ön tarafı toprak alan, içi eski ve tozlu duran bir fabrikaydı. Toprak alanda birkaç tane bozuk araba vardı, arabaların için oldukça kötü gözüküyordu.

Eski ve paslı metal duvarlarla çevrili olan fabrikanın dışı, yılların yorgunluğu ve kullanılmamışlık izlerini taşıyordu. Paslı kapılarından sarkan zincirler, eski zamanlarda kullanıldığını kanıtlıyordu. Fabrikanın çatısı, yağmur ve güneşin etkilerine dayanmakta zorlanmış, yıpranmış kiremitlerle kaplıydı. Görüntüsü, terk edilmiş ve atıl bir yapıyı anımsatıyordu.

Sasuke hiç duraksamadan fabrikaya doğru ilerledi, ben de peşinden yürüyordum. İçeriye girdiğimizde içerinin dışarısı gibi olmadığını farkettim. İçerisi oldukça lüks gözüküyordu, fabrikanın dışı yanıltmaca içi ise aydınlatmacaydı.

Fabrikanın kapılarını geçtikten sonra bambaşka bir atmosferle karşılaşmıştık. İçerideki mekan, planlar yapılmak için özenle düzenlenmiş, modern ve lüks bir ofis gibiydi. Aydınlık ve ferah bir ortam, cam pencerelerden içeriye yayılan güneş ışığıyla aydınlanıyordu. Duvarlar beyaz ve pürüzsüz, zemini ise parlak ahşap kaplamalıydı. Şık ve zarif mobilyalar, mekanın şıklığını tamamlıyordu.

Fabrikanın içi, dışının tam tersi bir şekilde, tertemiz ve düzenliydi. Eski ve paslı görüntüsünün aksine, içeride yeni fikirlerin, işbirliğinin ve başarıların filizlendiği bir alan vardı. Bu kontrast, fabrikanın içindeki potansiyeli ve gücü gözler önüne seriyordu. Dışarıdan eski ve kullanılmayan gibi gözüken fabrika, içerideki canlılık ve yenilikçilikle dolu bir merkeze dönüşmüştü.

Sasuke maskesini çıkarmıştı, artık güvende sayılırdık. Bende şapkamı çıkardım ve etrafa tekrar bakmaya başladım. Sasuke karşımızdaki kapıya doğru ilerlemeye başladığında "Hadi." Diye cevapladı.

Onunla beraber yürüyerek kapıdan geçmiş ve bir koridorda yürümeye başlamıştım. "Burası oldukça değişik." Dedim. Başını salladı ve "Evet Uchihaların çok gizli yeri var." Dedi.

Köşeyi döndüğümüzde karşımıza bir kapı çıkmıştı. "Itachi burda olmalı." Dedi. Başımı salladı ve kapıya bakarak oraya doğru yürümeye devam ettik. Abisini merak ediyordum, gerçekten de Uchihalar arasında Sasuke dışında iyi birileri var mıydı, emin değildim.

Kapıya yetiştiğimizde Sasuke bir anda durdu ve iç çekti. Ardından kapıyı açtı.

Gerçekten de Uchihalar arasında iyi biri yoktu, Sasuke tekti. Kapıyı açtığımız gibi bir anda bazı adamlar tarafından yakalanmıştık. Etrafa sinirle bakan Sasuke "Itachi.." Dedi. Karşısında abisi olduğunu düşündüğüm uzun saçlı adam ona bakıyordu.

"Seçilmiş kişiyi almak zorundayım, Sasuke." Dedi Itachi. Şaşkınca Sasuke'ye baktım, Sasuke dişlerini sıkarak sinirle bakıyordu. "Sana güvenmiştim.." Dedi Sasuke. Itachi yüzünü çevirerek bana döndü.

Kaşlarımı çatarak bana yaklaşan Itachiye döndüm. "Bir seçilmiş kişiye göre fazla şeytansın." Dedi Itachi. Sinirle "Şeytan olan sensin.." Dedim, bu tavrımın onun hoşuna gitmediğini biliyordum.

"Ona asla zarar vermene izin vermeyeceğim!" Itachi bir anda bağıran Sasuke'ye döndü. "Bir seçilmiş kişi ile bağ mı kuruyorsun?" Diye sordu Itachi. "Çocuklaşma, Sasuke. Bu bizim iyiliğimiz için."

"Babama benziyorsun." Bu sözü duyunca Itachi kaşlarını çattı. "Onunla alakam yok." Dedi sinirle. "Ben insanları öldürmüyorum, yararımıza kullanıyorum."

"Babamla benzer şeyler yapıyorsun, ikiniz de şeytansınız." Dedi Sasuke. Itachi güldü, "Ailemiz hakkında hiçbir şey bilmiyorsun değil mi.."

Itachi yanındakine dönerek emir verdi ve tekrar Sasuke'ye döndü. "Ama endişelenme, Sasuke. Seçilmiş kişi sen olmadan da yakalanacaktı."

Hem şaşkın hemde sinirli olan bakışlarımla Itachi'ye bakarken Itachi'nin emir verdiği kişi biri ile içeri girmişti. Şaşkınlıkla içeriye geçen kişiye baktım.

"Gaara..?"

İçeriden Gaara'nın gelmesiyle şaşkınlığımı koruyamamıştım. Burada ne işi vardı? Neden Uchihalar ile beraberdi?

"Seçilmiş kişiyi gözetim altında tutmamız gerekiyordu. Gaara Sabaku da bize çok yardımda bulundu. Değil mi Bay Sabaku?" Gözlerimi şaşkınlıkla açtım. Onun soyadını öğrenmiştim, üstüne üstlük bunu bana hainlik yaptığını öğrenirken öğrenmiştim.

Gaara korkmuş, aynı zamanda da üzgün duruyordu. Ancak bu pek umrumda değildi. Benim nerede olduğumu 7/24 biliyorlardı, bunu Gaara onlara söylüyordu. Düşündükçe ben kaçmaya çalışırken arkandan gelmemiş ve beni durdurmaya çalışmıştı.

"Çok mu şaşırdın, seçilmiş kişi?" Diye sordu Itachi sarkastik bir şekilde. Kaşlarımı çatarak ciddiyetle geri ona baktım. Sasuke ise anlamaz bir şekilde gergince bize bakıyordu.

"Ciddileştin demek, hah." Itachi bana ciddiyetle bakıyor ve gülümsüyordu. "Madem buradasın, sana aile geçmişimizden bahsedebilirim. Sasuke'nin bile bilmediği o geçmişi.." Sasuke yğzünü buruşturarak Itachiye baktı. "Benim bile bilmediğim mi?"

Itachi gülümsedi. "Seçilmiş kişi, eski seçilmiş kişinin kim olduğunu biliyor musun?" Diye sordu. Ona öfkeyle bakarken sessiz kaldım, bu hayır demekti. O da bilmediğimi biliyordu.

"Bilemezsin tabi." Dedi bilgince. "Çünkü eski seçilmiş kişi, benim." Şaşkınca ona baktım. Eski seçilmiş kişi o muydu? Bu imkansızdı. Benim şaşkınlığım da aynı Sasuke'nin şaşkınlığı gibiydi. O da şaşkınca abisine bakıyordu, Itachi dalga geçiyor gibi gözükmüyordu.

"Eskiden seçilmiş kişi bendim. İlk yıllarda tabi insan çok mutlu hissediyor, her şeyi değiştirebiliyordun, sen elçiydin." Dedi, ardından sinirle gözlerini yumdu ve "Eğer baban seçilmiş kişi katili değilse tabi." Dedi. Sasuke'nin nefes alışverişi hızlandığında Itachi devam etti. "Babam beni öğrendi, ona her şeyi değiştirebileceğimi söyleyip ikna etmeye çalıştım. Ancak gözü dönmüştü, beni kendi elleriyle öldürmeye çalıştı, neredeyse öldürüyordu da."

Sasuke anlam veremez bir şekilde Itachi'ye bakıyordu. "Tam ölüm noktasında bir şekilde gücümü başkasına aktarmayı başarmıştım, sana aktardım." Dedi bana bakarak. Onu ciddiyetle dinlemeye devam etti.

"Babam öldüğümü sanıp beni orda terkettiğinde anneme öldüğümü söylemişti. Kendime geldiğim anda onların yanına gidip anneme her şeyi en başından anlattım. Babam beni görünce şok geçirdi, annem ise bu olayları duyunca şok geçirdi. Annem Sasuke'ye söylemememiz konusunda bizi zorladı ve babamdan işi alarak bana devretti."

"Babam seni mi öldürdü.." Sasuke şok içerisindeyken Itachi ciddiyetle ona baktı. "Babamız tanıdığımızdan daha şeytan, Sasuke. Bu tür şeylere alışmalısın." Sasuke biraz duraksadı ve Itachi'ye baktı. "Eğer bu güç aktarılabiliyorsa, neden böyle zorla kullanıyoruz. Naruto sana gücü geri aktarabilir."

Itachi başını sinirlenerek salladı. "Aktarmanın bu kadar kolay olduğunu mu sanıyorsun Sasuke?" Diye sordu. "Eğer biri şansını aktarıp seçilmiş kişi olmaktan çıkarsa.." Dedi ve durdu. Dişlerini sıkarak devam etti. "Kalan hayatına lanetli kişi olarak devam eder."

Lanetli kişi mi? Sasuke ve Ben şaşkınca ona bakmaya devam ederken Itachi tekrar konuştu. "Sasuke, senle bir gün beraber yatmıştık. O gün her saatte kabusla uyanmış, uyurken sanki çarpılmış gibi hareket etmeye başlamıştım. Hatırladın mı?"

Sasuke başını aşağıya indirdi. Yani şanslı kişi gücü devrederse lanetlenir ve hayatı boyunca kötü şansla beraber lanetli kişi olurdu. Bu mantıklıydı ama aynı zamanda berbat bir şeydi.

"Seçilmiş kişinin neler yapabileceğini biliyorsun, neden onu köle yapmak konusunda bu kadar ısrarcısın?" Diye sordu Sasuke. Itachi sinirli bir şekilde "Benim gücümü o çaldı Sasuke. Onu yakaladığım gibi onu kişisel kölem yapacaktım, yapacağım da. Özel durumlar dışında sadece benim lanetimi dindirmek zorunda. O gücümü benden çaldı ve bunu öylece kullanmasına izin veremem." Dedi.

"Bunu yapamazsın!" Diye bağırdı Sasuke. Çok sinirli bir şekilde bakıyordu. "Tabi ki yaparım!" Itachinin bağırmasıyla aynı korkunç gerginlik geri gelmişti. "Eğer beni durdurmaya çalışırsan kaderin bu çocuk ile aynı olur, anladın mı!"

Itachi bir anda bana döndü. Sinirle ona bakarken bana doğru ilerlemişti. Hayatımın sonuna gelmiştim, artık Sasuke de benim gibi bir köle olacak yada sadece laf dinleyerek kitlenmemiş bir köle olacaktı. Bense sürekli kapana kısılmış bir şekilde eziyet çekecektim.

Ancak olaylar öyle gelişmedi.

Bir anda gelen bir sis bombasıyla herkes bir anda duraksadı. Bir anda beni ve Sasuke'yi tutan adamlar yere düşmüştü. Kim olduğuna bakmak için sisin içine odaklandım.

"Shikamaru.."

Bizi kurtarmaya ilkokul arkadaşımız gelmişti. Sasuke ayaklandığında hemen beni tuttu ve bana baktı. Kalbim küt küt atarken Shikamaru Sasuke'ye bir anahtarlık verdi. "Biri dışarıdaki motorun diğeri ise 2 kilometre ilerideki karavanın anahtarı. Hızla çıkın, ben size sonra yetişirim."

Sasuke başını sallarken Shikamaru geriye doğru ilerlemeye başlamıştı. "Shikamaru." Diye seslendim. Shikamaru bana bakınca başını sorarcasına salladı. "Teşekkür ederim." Dedim.

Hafif tebessümle "Önemli değil." Dedi. "Ama acele edin, burada yakında külden başka bir şey olmayacak."

⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯

Hızla dışarıya çıktığımızda hemen karşımıza motor çıkmıştı. Yeni ve son model gözüken bu motor, bizi kurtarabilirdi.

Sasuke, Shikamaru'dan aldığı anahtarı hızla motora taktı ve motoru çalıştırdı. Benden hemen motora atladım. Arkadan insan sesleri gelirken Sasuke sürmek için eğildi ve gazı kökledi.

Motorun yüksek tiz sesi, hızla artan bir hızla kulaklarımı dolduruyordu. İlerlediğimiz an, aniden motorun gücüyle beraber arkadan yaklaşan araba sesleri duyuldu. Gözlerim hızla etrafı taradı ve kalbim hızla atmaya başladı. "Arkamızdan geliyorlar!" diye bağırdım.

Sasuke, aniden arkasına hafifçe dönüp göz gezdirdi ve kararlı bir ifadeyle, "Bana tutun." dedi. Hemen ona sarıldım, motorun hızını artırmaya başladığı sırada yan yola doğru yöneldi. Yollar daraldığı ve insanların yoğun olduğu bir sokağa girdik.

Sıkışık sokakta hızlı bir şekilde ilerlerken, etrafındaki kalabalıkla baş edebilmek için ustalıkla manevra yapıyordu. Hızla yaklaşan araçların gürültüsü ve insanların telaşı, gerilimi artırıyordu. Ancak Sasuke, sakin gibi görünüyordu.

Rüzgar yüzümde hızla eserken, dar sokak aralarında hız kesmeden dolaşıyorduk. Arabalardan çoktan kurtulmuştuk, bu ara sokağa hiçbir ataba giremezdi.

Kalabalık sokaklar ve hızla yaklaşan tehlike arasında, Sasuke'nin yönlendirmesi ve yetenekleri sayesinde güvenli bir şekilde ilerlemeye devam ettik. Arkamızdaki araçlar, dar sokaklarda bize yetişmekte zorlanıyordu. Ancak peşimizde olanların sayısı azalmıyordu.

Kalabalığın arasından sıyrılarak açık bir caddeye çıktığımızda, "Sanırım onlardan kurtulduk.." Dedim sevindiğimi belli eden bir sesle. Sasuke onayladı, "Evet. Acele edersek artık bize yetişemezler." Dedi.

Başımı sallarken ona daha sıkı tutmuştum. İleriye baktığımda yan tarafa park edilmiş bir karavan vardı. Onu farkedince "Karavan, orda." Dedim. Sasuke hemen kenara çekti ve motoru kapattı.

Onun ardından motordan indiğimde karavana bir göz atmıştım. Sasuke anahtarı çıkardı ve karavanı açtı. Karavanın kapısını açtığımızda içerisinin şık bir görüntüsü olduğunu görmüştük. Üç yatak bulunuyordu ve karavan, tasarımıyla rahat ve lüks gözüküyordu.

İlk bakışta, açık renkli ahşap zeminleri ve beyaz duvarlarıyla açık bir alan olan oturma alanı karşımıza çıkıyordu. Konforlu gri renkte büyük bir kanepe, yumuşak minderler ve rengarenk yastıklarla süslenmişti. Karanlıkta seyretmek için duvara monte edilmiş bir düz ekran televizyon da vardı.

Oturma alanının hemen yanında yer alan mutfak, modern aletlerle donatılmıştır. Parlak mermer tezgah, zarif bir mutfak adası ve fonksiyonel depolama alanları, yemek yapmayı keyifli bir deneyime dönüştürür. Buzdolabı, fırın, mikrodalga fırın ve diğer mutfak gereçleri, ev konforunu bu karavana taşır.

Arka tarafta, konforlu bir yatak odası vardı. Büyük bir çift kişilik yatak, yumuşak yastıklar ve kaliteli yatak örtüleriyle döşenmişti. Yan tarafta duvara gömülü depolama alanları oldukça genişti, odasının hemen yanında özel bir banyo bulunuyordu. Modern duş kabini, şık lavabo ve dolaplar da aynı yerin içindeydi.

Karavanın diğer tarafında, iki adet tek kişilik yatak bulunan bir yatak odası daha vardı. Bu oda, aileler veya arkadaş grupları için olmalıydı.

Sasuke sessizce etrafı gezindi ve ardından karavanın tüm perdelerini kapatmaya başladı. Birer birer pencereler karanlığa gömüldüğünde, içerisi dış dünyayla bağlantısını kaybetti ve sessizliğin hüküm sürdüğü bir mekan haline geldi.

"Burada sessizce Shikamaru'yu beklemeliyiz." dedi Sasuke, gözleri belirsiz bir duyguyla doluydu. Başımı hafifçe sallayarak onayladım. Shikamaru, uzun yıllardır bizim kurtarıcımız olmuştu. Zorlu anlarda hep yanımızda olmuş ve bizi tehlikelerden çıkarmıştı. Ve şimdi, yıllar sonra yine onun yardımına muhtaçtık.

Ortaokul yıllarından Shikamaru'yu tanıyorduk. Sasuke'nin popülerleşmeye başladığı dönemde, onun ilk arkadaşlarından biri olmuştu. Bir gün Sasuke bana, ona benim hakkımda bahsettiğini söylemişti, benimle ilgili duydukları şeylerden sonra Shikamaru'nun benden nefret etmediğini söylemişti.

Sasuke ile aramızda gizlice takılmak, zamanın büyük bir kısmını başımıza dert alarak geçirmemize sebep olurdu. Ancak Shikamaru, popülerliği sayesinde çoğu zaman aniden ortaya çıkıp bizi unutturur ve yakalanma riskimizi bertaraf ederdi. Onun zekası, bizi kötü durumlardan kurtarmanın yanı sıra sık sık eğlenceli anlar yaşamamızı da sağlardı.

Shikamaru, kendisiyle gurur duyacak kadar popüler olmuştu, ancak asla başkalarına tepeden bakmazdı. Tam tersine, popülerlik ile beraber zeki ve anlayışlı bir kişilikle çevresindekilerin sevgisini kazanmıştı. Her ne kadar popüler olsa da, sadece dış görünüşe önem vermez ve insanların içini keşfetmeye çalışırdı. Bu yüzden Sasuke gibi özel bir arkadaşı olmasına rağmen, bana da zaman ayırır ve beni olduğum gibi kabul ederdi.

Gizlice buluşmalarımızda, çoğu zaman sıradan gençlik dertlerine takılıp kalırdık. Okulun zorluğu, arkadaş ilişkileri, gelecek kaygıları... Hepsi etrafımızda dönüp duran sorunlardı. Ancak Shikamaru, mizahi bir yaklaşımla bu sorunları anında hafifletir ve gülmekten yüzümüzün gülmekten kırıştırırdı.

Onun yardımıyla, Sasuke ve ben, zor zamanların üstesinden gelmeye çalışan sıradan iki genç olarak değil, arkadaşlıkla bağlanmış bir ekip olarak hissederdik. Shikamaru'nun popülerliği ve zekası, arkadaşlık bağlarımızı güçlendiren büyülü bir bileşeni oluştururdu.

O günlerde yaşananlar, yıllar sonra bile hafızamda canlı kalmıştı. Shikamaru'nun hayatımıza getirdiği neşe, cesaret ve yardımseverlik, unutulmaz anılarımızın bir parçası haline gelmişti. Popülerlik, onun için sadece insanlara yaklaşma ve yardım etme şansı olmuştu. Ve bu, Shikamaru'nun her zaman kalbimizde özel bir yere sahip olacağı anlamına geliyordu.

Shikamaru'nun yıllar sonra tekrar bizi kurtarması, içimde bir karmaşa yaratmıştı. Onun Uchiha ailesiyle ilişkisinin ne olduğunu bilmiyordum, ancak her zaman bizi koruması ve yardım etmesi, ona olan güvenimi daha da pekiştirmişti. Sasuke'nin de benim gibi Shikamaru'nun orada olmasına şaşkınlıkla karışık bir sevinçle tepki vermesi, onun da Shikamaru'ya olan bağlılığını gösteriyordu.

Sasuke, 2li yatağa oturduğunda ben de hemen yanına geçtim ve merakla "Neden beni bu kadar savundun?" diye sordum. İçimde, Shikamaru'nun her zaman beni korumasını anlayamıyordum ve onun düşüncelerini merak ediyordum. "Onların tarafına geçebilirdin, hayatım boyunca beni kovalayacaklar." diyerek anlatmaya başladım. "Gaara'nın bana ihanet edeceğini hiç düşünmemiştim. Eğer biriyle başka bir arkadaşlık edersem, o kişi de hain çıkacakmış gibi hissettiriyor."

Sasuke, bunları duyduğunda oldukça sinirlendi ve ciddi bir şekilde konuşarak, "Bunu nasıl söylersin? Eğer onların tarafına geçecek olsaydım seni bu kadar saklamaz veya savunmazdım. Sen değerlisin." dedi. Sesindeki hafif yükselme, onun içindeki duyguların derinliğini gösteriyordu. O an beni öyle sert bir şekilde savunması ve sinirlenmesi, beni daha değerli ve özel hissettirmişti.

Sasuke'nin içtenlikle ifade ettiği sözler, beni şaşırtmış ve mutlu etmişti. "Ben neden değerliyim?" diye sordum tekrar, merakım kalbimi kaplamıştı. Sasuke'nin bana değer verdiğini biliyordum, ancak onun için neden bu kadar anlamlı olduğumu anlamak istiyordum.

Sasuke, gözlerini bana dikkatlice dikerek yaklaştı ve "Çünkü sen Narutosun, tabii ki değerli olacaksın." dedi. Bu sözleri duyduğumda şaşkınlık içinde ona bakakaldım. Gözlerim Sasuke'nin gözlerine takılı kalmıştı ve kalbim daha hızlı atmaya başlamıştı.

Onun yaklaşan yüzü ve gözlerinin içine olan bakışımız, etrafımızdaki her şeyi unutturmuştu. Sasuke'nin ifadesi, içimi sıcacık bir hisle dolduruyordu. O an, aramızda özel bir bağ olduğunu ve onun için ne kadar anlam taşıdığımı hissettim.

Aramızda sıradan bir arkadaşlık ilişkisinden daha fazlası varmış gibi hissetmiştim. Bu daha derin bir bağ gibiydi. Göz göze gelmiş, kalbimizdeki duyguları belli etmeden birbirimizle sessizce iletişim kurmuştuk. Sasuke tekrar önüne dönecekken durdu ve bana baktı. "Sana saf olduğunu söylemiştim ya?" Dedi hatırlamamı ister gibi.

Yüzümü buruşturup neden bundan bahsettiğini düşünürken birden konuştu. "Ben çocukluktan beridir senden hoşlanıyordum."

Sasuke'nin sözleriyle birlikte, anılarım beynimde canlanmaya başlamıştı. Onun ifadesine karşı şaşkınlıkla ona baktım ve sözlerini dinlemeye devam ettim. "Senin anlaman için her şeyi yaptım. Yastığının altına seni seviyorum notu koyup, 14 Şubat'ta dolabına mektup bile koymuştum."

Konuşurken gözlerim dalıp gitmişti, her detay kafamda netleşmeye başlamıştı. "Oh... ben..." dedim, sesimdeki şaşkınlık duygumu ifade ederken konuşmam biraz zorlaşmıştı. Sasuke, masumca gülümseyerek bakıyordu, gözlerindeki sıcaklık bana derinden dokunuyordu. "Hala bile senden uzaklaşamıyorum. Seni gördüğümden beri senden bir santim uzaklaşmak istemedim. Beni kendine çekiyorsun, Naruto."

Sasuke'nin itirafı, içimde büyük bir duygu fırtınasına yol açmıştı. Kalbim hızla atmaya başlamış, gözlerimde parlayan bir umut ışığı belirmişti. Onun bakışlarıyla birbirimize olan hislerimizi anladığımızda, aramızda beliren duygusal yakınlık kalbimi daha da hızlandırıyordu. İkimiz de birbirimize karşı aynı çekimi hissediyorduk.

Sasuke, gözlerimle ona izin verdiğimi anlamış olmalıydı. Yavaşça bana yaklaştı ve aramızdaki mesafe azaldıkça heyecanım katlanarak artıyordu. Bu anın ne kadar özel ve anlamlı olduğunu hissediyordum ve onunla bu yakınlığın beni daha da çektiğini biliyordum.

O an, Sasuke'nin bakışlarında gizlenen sevgiyi hissedebiliyordum. Yüzünde oluşan sıcak gülümseme, içimi sıcacık bir mutlulukla dolduruyordu. Nazikçe dudakları benim dudaklarıma bastırdığında, kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu.

Dudaklarımızın birbirine değdiği anda, tüm dünya etrafımızda kaybolmuş gibiydi. Dudaklarımız birbirinden ayrıldığında, Sasuke'ye bakarken onun bana olan bakışlarını farkettim.

O hep bana böyle bakıyordu ancak, beni arkadaşı olarak görüp öyle baktığını düşündüğüm gözlerin en başından beri bana aşkla baktığını şuan farkediyordum.

Gözlerimiz birleştiğinde onun da kalbinin hızlandığını farkettim. Ona dokunmuyordum bile, ama bir şekilde onun kalbinin çarptığı belli oluyordu. Sasuke bana bakarken elini belime koydu ve oturduğumuz yatakta beni yavaşça yatırdı. "Seni daha çok öpmek istiyorum."

Sasuke'nin sözleriyle derin bir nefes aldım ve ellerimi onun boynuna doladım. O yavaşça bana yaklaştı ve dudaklarıma bir öpücük kondurdu. Ona bakmaya devam ederken boynuma doğru ilerledi ve boynuma öpücükler kondurmaya başladı. "Sasuke.."

Sasuke, bir eliyle belimi nazikçe tutuyordu ve bu hareket, karnımda bir şeylerin hareketlenmesine sebep oluyordu. Onun dokunuşu, içimde heyecan uyandırıyordu. Boynuma kondurduğu öpücükler, yavaşça yanaklarıma ilerlerken, kalbim hızla atmaya başlamıştı.

Gözlerim kapalı halde, bu anın tadını çıkarıyordum. Onunla bu kadar yakın olmanın verdiği heyecan, içimi sarmıştı.

Sasuke öperken biraz duraksadı ve yavaşça aşağıya doğru baktı. "İleri gidebilir miyim?" diye sordu. Onun ne demek istediğini anlamıştım ve bu düşünce beni hafifçe kızartmıştı. Onun yüzüne bakarken, başımı hafifçe çevirerek "Böyle masum bir şekilde sorarsan, nasıl reddedebilirim ki.." diye mırıldandım.

Sasuke'nin eli hala belimdeyken, yüzümde bir kızarmayla ona doğru yaklaştım. Dudaklarımız birbirine yaklaştığında, kalbim daha hızlı atmaya başladı. İkimizin dudakları birleştiğinde, tekrardan dünya etrafımızda kaybolmuş gibiydi.

Sasuke bir elini gömleğimin düğmelerine götürdü ve tek tek açmaya başladı. Hepsini açtığında karnımı okşayarak yavaş yavaş elini yukarıya çıkarmıştı. "Mhmm.." Benim mırıldanmalarımla elinin hızı artmış ve bir anda eli göğsüme yetişmişti. Göğsümü yavaş ve utanmamı arttıran okşamalarıyla beraber gözlerimi kapattım ve kendimi ona bıraktım.

Sasuke bir anda duraksayıp doğruldu, gözlerimi merakla açarak ona baktım. Gözlerimdeki soru işaretleriyle ona odaklandım.

Yaavaşça bana doğru yaklaştı ve nazikçe elimden tutarak beni dikleştirdi. Sonra hızla oturarak beni kucağına oturttu. Beni oturttuğunda pantolonunun içindekini hissetmemle balımı aşağıya indirdim.

Bana baktığında gülümsedi. Sasuke belimden tutarak beni kendine daha çok yaklaştırdığında göğsüme yaklaştı ve göğüs ucumu emmeye başladı.

"Sasuke.. bekl.."

Sasuke göğüs ucumu emmeye devam ederken ellerini aşağıya indirerek popomu okşamaya başladı. "Ahh.. nereye dokunuyorsun sen.." Karşı çıkmaya çalıştığımda yaptığı hareketlerle beni susturmayı başarıyordu.

Sasuke emmeye devam ederken bende bir yandan inliyordum. Yavaşlamasını istediğimde daha da hızlanıyordu bu nedenle kendimi Sasuke'ye bırakmıştım. Göğüs ucumu bir anda ısırmasıyla inledim. "Ahh... Sasuke!"

Geri kafasını kaldırıp bana baktığında çapkınca gülümsediğini gördüm. "Pislik.." diye mırıldandım yüzümü kızardığı için kapatırken. Çapkınca gülümsemeye devam ederken okşadığı popomu sıktı. "Ahh.." Anlık ağzımdan kaçan bu inleme ile Sasuke güldü.

"Sasuke.. benimle eğlenmeyi kes!" Sasuke kendini bana yaklaştırdı ve mırıldanarak "Yılların intikamını almama izin vermiyor musun?" Dedi. Ona yüzüm kıpkırmızı bir şekilde bakarken "Yılların intikamını meme ucumu ısırarak mı alıyorsun" Diye sordum agresifçe.

"Sen yokken o kadar psikopata bağlamıştım ki okul bittikten sonra bana gelen çıkma tekliflerini saydım."

Ona anlamsızca bakarken ciddiyetle "427." Dedi. Anlık agresifçe "427 kişi ile mi görüştün!" Diye sordum. Sasuke iç çekti ve "Bana friendzone atmana rağmen sen yokken hiçbir teklifi kabul etmememe mi sinirleniyorsun?" Dedi bilmişçe.

Duraksadım ve Sasuke'ye baktım. "Şimdi sen öyle diyince.." Diye mırıldandım. Ben mırıldanırken Sasuke bakışlarını başka yöne çevirdi ve popomda olan ellerini şortun içine bir anda soktu.

"Sasuke..!"

Sasuke elini popomda gezdirirken beni kendine daha çok yaklaştırmıştı. "Hmm..." Diye mırıldandı eliyle devam ederken. "Tanrım... Mhmm.." Sasuke bu mırıltılarımı duyunca daha da bana yaklaştı ve popomu tekrar sıktı. "Ahh..."

Alt taraflarda bir şey farketmemle bakışlarımı biraz aşağıya indirdim. Sasuke'nin aleti kalkmıştı. Sasuke aşağıya baktığımı görünce bakışlarını aşağıya çekti. "Oh." Diye mırıldandı. "Sanırım bana yardım etmelisin."

Ona şaşkınca baktım ve "Ya tam yaparken Shikamaru gelirse?" Diye sordum.

Sasuke iç çekti ve "Ne olur ki, bize katılır işte." Dedi.

Şaşkınca ona bakıp kaşlarımı çatarken "Ne?" Dedim. Sasuke gözlerini devirdi. "Dalga geçiyorum, Naruto. Bunu gerçekten söylediğimi nasıl düşünürsün?"

Sasuke beni kucağından indirdiğinde ellerini geriye koydu. Gözlerim onun pantolonundan çıkmaya çalışan büyük cisme yöneldiğimde "Yardım edecek misin?" Diye sordu. Yutkundum ve dizlerimin üstüne çöktüm. Ellerimi bacaklarına koyarken hala pantolonundaki o yere bakıyordum.

Yavaşça pantolonunun düğmesini açtım ve fermuarını aşağıya indirdim. Fermuarının inmesiyle beraber bir anda aleti ortaya çıkmıştı. "Uh.." Sasuke'nin aleti bu kadar büyük müydü?

Utanmış bir şekilde yavaşça aletine doğru ilerledim ve ucunu emmeye başladım. Yavaş yavaş ağzıma daha fazla alıyordum ancak aleti çok büyüktü ve hepsini ağzıma alamazdım.

Sasuke ben emerken yavaş yapmamla elini başıma koydu ve bir anda hepsini ağzıma almak için başımı itti. "Mhmm.." Bir anda çok fazla ağzıma aldığım için gözlerim dolmuştu. Sasuke eliyle başımı oynatarak gitgel yapmaya başlamıştı. "Mmhhmm.."

Yaptığım gitgellerle beraber Sasuke de sessiz değildi, benim yaptığım şeyle o da sessiz kalmakta zorlanıyordu. "Siktir.." Diye mırıldandı ben devam ederken. Çok hoşuna gitmiş gibi gözüküyordu.

En sonunda Sasuke başımı daha da hızlandırdığında bir anda başımı geriye çektim ve öksürdüm. Bu hız bana çok fazlaydı. Benim çekilmemle beraber Sasuke, boşalmıştı. Benim geri çekilmemle Sasuke de ayaklanmıştı. Pantolonunu kapatıp yanıma eğildi. "Çok mu zorladım seni?" Diye sordu.

Başımı olumsuz anlamda salladım. "Hayır.. sorun değil." Dedim. Beni elimden tutup kaldırdı. Yerde döl vardı, Sasuke'ye dudaklarımı birbirine bastırarak baktım. Sasuke iç çekti.

"Önce şurayı toplasak iyi olacak."

⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯

Yatakta otururken Sasukeye baktım. Dalmış bir şekilde tavana bakıyordu. "Shikamaru nerede kaldı?" Diye sordum. Sasuke bana döndü ve "Bilmiyorum, birazdan burada olmalı." Dedi. "Yinede tedbirli olalım."

Başımı salladım ve tekrar önüme döndüm. Hala aynı konuyu düşünüyordum. Sasuke bana bakarken ona döndüm ve tam bir şey söyleyecekken boşverip tekrar önüme döndüm. "Ne oldu?" Diye sordu Sasuke.

Ona baktım ve "Dalga gelmeyeceğine söz ver." Dedim. Sasuke başını kaldırdı ve "Söylediğin şeye bağlı." Diye cevapladı. Derşn bir nefes aldım ve iki saattir düşündüğüm şeyi ona sordum. "Seninki.. nasıl bu kadar büyük?"

Sasuke biraz durdu ve birden gülmeye başladı. "Dalga geçmeyeceğim demiştin!" Sasuke gülmesini kesip gülümserken "Seninki o kadar küçük mü yoksa?" Diye sordu. Kaşlarımı çatıp ona baktım. "Oh.. demek o kadar ciddisin." Dedi. "O zaman bir test edeyim."

Sasuke bir anda elini benim şortumdan geçirdi ve aletime dokundu. Anlık şaşkınca onun elini tutmaya çalışmıştım ancak çok geçti. "Oh.. belki bir beş santim vardır.." Utanmış bir şekilde onun omzuna vurdum.

O hala gülmeye devam ederken zorla elini çektirdim. "Seni pislik.." Diye mırıldandım. O hala bana çapkınca gülümsüyordu. Bir anda karavanın önünden bir ses gelmişti. Bu sesle ikimizde bir anda doğrulduk.

Sasuke yavaş adımlarla ayağa kalktı ve yanına koyduğu beyzbol sopasını eline aldı. Bende yavaşça ayaklandığımda Sasuke eliyle dur işareti yaptı. "Burada bekle." Diye fısıldadı.

Sasuke iki eliyle sopayı tutmuş bir şekilde kapının önünde beklemeye başlamıştı. Karavanın kapısı yavaş yavaş açıldığında Sasuke hazırlandı ve biri içeriye girdiğinde sopayı savurdu.

İçeri giren kişi Shikamaru idi. Shikamaru savrulan sopadan yana kaçarak kurtulmuştu. Sasuke onu görünce hemen sopayı çekti. "Sizin hayatınızı kurtaran arkadaşınıza böyle mi teşekkür ediyorsunuz?"

"Shikamaru!"

⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯⎯

"Gerçekten de seçilmiş kişisin, ha." Dedi Shikamaru. Başımı salladım, "Evet, evet öyleyim." Dedim. Sasuke bana bakarak gülümsemişti.

Shikamaru başını kaldırarak ciddiyetle bize baktı. "Bundan sonra ne yapacağız?" Diye sordu. Sasuke iç çekti ve bize baktı. "İntikam almalıyız."

"Hayır." Bir anda reddetmemle Sasuke bana şaşkınca baktı. "Naruto. Bize böyle ihanet etmelerinden sonra bunu reddedemezsin." Ciddiyetle ona baktım. "Sasuke, hayır. Bize böyle ihanet ettiler de ne oldu, ikimiz de köle olmak üzereydik. Eğer intikam için gidecek olursak Shikamaru dahil herkes köle olacak."

Sasuke sözlerimin üstüne susmuştu. "Öyleyse ne yapacağız?" Diye sordu bana bakarak. Bakışlarımı aşağı indirdim. Ne yapmalıydık ki?

Bir anda aklıma gelen fikirle sordum. "Shikamaru, bu karavan kimin?" Shikamaru bana baktı, Sasuke neden sorduğumu anlamamıştı. "Benim, bende birkaç tane daha var. Bu yeni aldığım karavan."

Onlara ciddiyetle baktım ve "O zaman Japonyayı terk edelim." Dedim. "Herhangi bir yere gidelim, bizi bulamayacakları bir yere."

"Kaçmak istiyorsun yani." Dedi Shikamaru. "Bu kaçmak değil, eğer ki kaçmaksa da onlar bizi arıyorlarsa bizde kaçarız. Kaçak fareleri kediler yakalayamaz."

"Ben kaçamam Naruto." Dedi Shikamaru. "Ama siz kaçabilirsiniz. Benim burda çok şeyim var, yardımıma ihtiyacı olan ve korumam gereken çok tanıdığım var. Burayı ben terk edemem."

Bunu duyunca Sasuke'ye baktım. Gözlerimle ne düşündüğünü sordum bir nevi. Bana baktı ve "Sen ne dersen o." Dedi. Ona bakıp gülümsedim. Ardından Shikamaru bize bakarak "Eğer gidecekseniz acele etmelisiniz." Dedi. "Yakında sizi özel olarak aramaya geçeceklerdir."

Başımızı salladık ve aynı anda ayağa kalktık. "Size bu karavanı veriyorum, acele edin ve gidin. Ben motorla geri dönerim." Shikamaru'ya baktım, "Her seferinde bizi kurtarmak zorunda mısın?" Diye sordum gülümserken.

Shikamaru'ya yaklaştım ve ona sarıldım. O karşılık verdiğinde, arkada Sasuke'nin bize baktığını görünce ona bakıp işaret verdim. O da gelip bize sarıldı. Ben olmasam sarılmayacak gibi duruyordu.

Ayrıldığımızda Shikamaru kapıya yöneldi. "İşlemleri ben hallederim, siz acele gidin." Dedi. Sasuke, Shikamaru'ya baktı. Shikamaru kapıdan inince Sasuke "Shikamaru." Diye seslendi.

Shikamaru ona geri dönünce Sasuke "Her şey için teşekkürler." Dedi. Shikamaru bunu duyunca gülümsedi. "Önemli değil." Tam ilerlerken bir anda arkasına döndü. "Bu arada.."

Ona ne oldu diye sorarcasına baktığımızda Shikamaru "Arabada size bir hediye bıraktım." Dedi. Şaşkınca ona baktığımızda "Üstünde kalp simgesi olan." Dedi bir şey ima ederek.

"Bir dakika.. sen biliyor musun!" Diye sordum şaşkınca. "Aptallar." Dedi. "Sizi tekrar beraber gördüğüm anda anladım." Sasuke bunu duyunca gülümsedi. "Zekisin sonuçta, değil mi."

En sonunda Shikamaru karavandan uzaklaştı. "Elveda." Dedi. Kapıyı kapatırken ona gülümsedim. Shikamaru motoru çalıştırdı ve uzaklaşmaya başladı. "Yani ayrılıyoruz artık.." Diye mırıldandım. Sasuke başını salladı ve "Bizde acele edelim." Dedi.

Onu duyunca kapıyı kapatıp ön taraflara ilerledim. Sasuke karavanın sürüş koltuğuna geçti ve oturdu. Sonunda ülkeyi terk ediyorduk. Hiç bilmediğimiz yerlere gidecektik. Sasuke karavanı çalıştırdığında vücudumda garip bir his oluşmuştu.

Karavan hızla yolda ilerlemeye başladığında ben Sasuke'nin yanındaki koltuğa oturdum. Bunu kendi iyiliğimiz için yapıyorduk. Üstelik bu fikri sunan kişi de bendim ancak gerçekten gitmeye karar verince bir anda her şey garipleşmişti.

Sasuke beni görünce gülümsedi ve bir gözü arabadayken elimi tuttu. "Kendimize yeni bir hayat kuracağız." Dedi. "Hayata yeni bir yerden devam edeceğiz." Ona bakıp gülümsedim, onun bana bir şey olduğunda beni motive etmesi her şeyin güzel olacağını hissettiriyordu. "Sen gideceğimiz yeri seç." Dedi yola bakarken.

Aklıma bir anda gelmişti, biz gideceğimiz yeri seçmemiştik. Hemen telefonumu alarak araştırmaya başlamalıydım. Telefonumu aldım ve düşünmeye başladım. "Neresi olabilir ki.." Diye mırıldandım. Ardından "yaşamak için en iyi ülkeler" diye arattım.

"Finlandiya.. Fransa.. Uruguay.. Isviçre.. New York.." Diye mırıldanırken Sasuke gülümsedi. "New York ülke değil, aptal." Gözlerimi kısıp Sasuke'ye baktım. "Bunu ben söylemiyorum seni pislik! O burda yazıyor bi kere."

Sasuke gülmeye devam ederken aklıma bir anda Shikamaru'nun verdiği hediye gelmişti. "Ben gidip hediyeye bakacağım." Diyerek ayaklandım. Kalp şeklinde bir kutu vardı ve üstüne Shikamaru bir gülen yüz çizmişti.

Hızla kutunun bantlarını çıkardım. "Ne koymuş olabilir ki acaba?" Diye mırıldandım. Kutunun üstünden açtığımda şok edici bir görüntüyle karşılaşmıştım. Bir anda yüzğm kızarmıştı. "Şu pislik!!" Diye bağırdım.

Sasuke araba sürerken kaşlarını çatıp bana sordu. "Sorun ne?" Kaşlarımı çatıp kutuyu orda bırakarak öne geldim. "Naruto, ne vardı içinde?" Diye tekrar sordu Sasuke merakla. Tekrar onu cevaplamadığımda iç çekti. "Getir onu bana."

Ona kaşlarım çatık baktığımda tekrar ciddiyetle baktı. "Naruto." Burnumdan nefes vererek ayaklandım ve lanet kutuyu Sasuke'nin yanına getirdim. Saduke katavanı yavaşlatarak kutuyu aldı ve açtı.

Açtığında bana imalı bir şekilde bakarak gülümsedi. "Fantezi kutusu, ha.." Ona sinirle bakmaya devam ettiğimde kutuyu arkaya koydu. "Arada bir kullanırız o halde." Dedi sırıtırken. "Shikamaru'ya ayıp olmasın."

"Kes sesini pislik!" Sasuke gülümsemeye devam ederken önüne döndüğünde havalimanı yazısını görmüştük. "Yetişmek üzereyiz." Dedi. "Bileti nereye alacağız?" Diye sordu.

Biraz düşündüm ve başımı kesin bir şekilde kaldırarak cevap verdim. "Kanada." Sasuke başını onaylayarak salladı ve "İyi bir seçim." Dedi.

Havalimanı yazısından sonra hızlıca havalimanına yetişmiştik. Sasuke özel bölüme karavanı bıraktı ve karavanı durdurdu. "Buradan karavanı Kanada'ya getirirler. Hadi içeri girelim."

Başımı sallayarak onun yanında içeriye girmiştim. İçerisi oldukça kalabalıktı. Sasuke hızla bilet satış noktasına doğru ilerledi. "İki Kanada'ya bilet alacağım." Dedi satış noktasına yetiştiğinde.

Karşısındaki adam ona belirli sorular sorarken benim etrafıma bakmaya başladım. Bir anda karşıda Itachi'yi görmemle şoka uğramıştım. Bizi nerden öğrenmişti?

Sasuke biletleri aldığında bana baktı. İtachiyi farkettiğinde şaşkınlıkla ona baktı. Itachi ciddiyetle bize doğru ilerliyordu. Hızla geri geri ilerlerken bir anda önümüze biri geçmişti, bu Gaara idi. "Hemen koşun." Dedi Gaara bizi saklarken.

Ona şaşkınca baktığımda tekrar konuştu. "Güvenliğin oraya gidin. Itachi sizi bu kalabalıkta bulamaz ve güvende olursunuz!" Sasuke başını sallayarak kolumdan tuttu ve koşmaya başladı. Bir yandan arkama bakarken bir yandan koşmaya başlamıştım.

En sonunda Itachi bizim izimizi kaybetmişti. Güvenlikten geçtikten sonra arkamıza tekrar baktık. Itachi Gaara'nın yakasından tutuyordu. "Bizim için kendini feda eden insanları terk ediyorum." Dedim güvenlikten geçtikten sonra. "Bu iğrenç hissettiriyor."

Sasuke elini sırtıma koydu. "Hayır, onları terk etmiyorsun. Bu insanlar kurtuluşumuz için kendini feda etti." Dedi. Sasuke biletleri hemen kalkan bir uçağa aldığı için direkt uçağa binecektik.

Uçak kalkmak üzere olduğu için hızla ilerliyorduk. Itachi'den kurtulmuştuk ve o artık nereye gideceğimizi öğrenememişti. Gaara ve Shikamaru bizim için çok çaba sarf etmiş ve bizi kurtarmıştı.

Her şey bizim için yoluna giriyordu. Onlara söylemediğim gizli bir sözüm vardı, Kanada'ya ulaştığımızda hergün kanadadan mutlu bir haber alacaklardı. Bu benim karşılığım olmalıydı.

Uçak alanına yetiştiğimizde hızla uçağa binmiştik. İçeride sadece iki koltuk kalmıştı. Bütün koltuklar satılmış ve herkes çoktan oradaydı. Sasuke ile sessizce koltuklara geçip oturduk.

Bir anda yanımdan gelen sesle irkildim. "Merhaba, Naruto." Bu gelen ses tanıdıktı. Kişinin ses biraz hüzünlü ve duygulu geliyordu. Sesi duymamla yanıma döndüm. Karşımda o duruyordu. Gözlerim dolarken gülümsedim.

"Hoşbuldum, baba."

Bölüm sonu

5 yorum