İçeriğe geç

SARMAŞIK

Bölüm 2 · 8 dk okuma

SARMAŞIK

Bölüm 2

1 Bolum

Günümüz: 24 Ekim

19:00

Ölümün bir nefes kadar uzakta olabileceğini küçük yaşta öğrenmiştim. Yaşamın ne kadar değerli olduğunu ise kurtarıldığım kollar öğretmişti bana. Daha henüz gençliğinin başında olan, bütün hisslerini en uçta yaşayan Asena, kendisini o yangında ölmesi gereken bir beden olarak görüyordu. Şimdiyse her bir anımı, her duygumu doyasıya yaşamak istiyordum. Hayat bitmemişti. Devam ediyordu.

Aynanın karşısında kendime son kez çeki düzen veriyordum. Uzun kumral saçlarımı dalgalı bir şekilde şekillendirmiş, siyah mini bir elbise giyinmiş, dudaklarımı ise kırmızı bir rujla taçlandırmıştım. Bugün büyük bir gündü. İlk ciddi görevimdi. Topuklularımın üzerinde yürüyerek salona ilerledim. "Asena beş dakikaya çıkıyoruz. Hazırlanmadın mı daha?" diye bağırdığını duydum ihtiyarın. Yaşlandıkça huysuz bir insana dönüşmüştü. Zira saate baktığımda daha on beş dakika kaldığını görmüştüm. Topuklularımın üzerinde ilerleyerek odamdan çıkmış ve salona doğru gitmiştim. "Geldim. Sabahtan beri kafamı şişirdin Poyraz farkında mısın?" dedim, yanına doğru giderek. "Nasıl oldum?" Asla bana bakmıyordu. Dedim ya iyice gıcık birisi olmuştu. "İyi" dedi kafasını telefondan kaldırmadan. Gözlerimi devirdim onun bu haline. Poyraz o yangında beni kurtaran kollardı. Kendisinden uzun bir süre nefret etmiştim beni kurtardığı için. Daha sonra varlığına alışmış, onun sayesinde hayata geri dönmüştüm.

Ayağa kalkmıştı ve o an göz göze gelmiştik. "Fena değil" dedi kısaca. Oysa gözlerindeki hayranlığı asla saklayamıyordu. Benim işime olan sevgime ayrı hayranlık besliyordu. Bazen baba, bazen bir anne, bazen abi olmuştu. Soğuktu genelde herkesle. Çok konuşmayı sevmezdi. Fakat yeri geldiğinde benimle uzunca konuşur, dinlerdi. Her konuda yardımcı olmaya çalışırdı. Biz istihbarat ajanıydık. Bazen ölümle dans ederdik, bazen hiç olmadığımız kişilere dönüşmek zorunda kalırdık. İkimiz birlikte çalışırdık ama genelde ben onun yardımcısı olurdum. Bir sorun olduğunda kaoslara çözüm bulur, kişiler hakkında araştırmalar yapardım. Kısacası ben onun sağ koluydum. Sahada onun namı geçerdi. Bugünse farklıydı. İlk resmi görevime çıkıyordum bu gece. Farklı kimliklerle, farklı kişiliklerle Kıbrıs'taydık. Onunla birlikte akıl almaz vakalarla tanışmıştım. Öldürmenin, bir insanın hayatının diğer bir insan için ne kadar değersiz olduğunu öğrenmiştim. Acami değildim.

Bugün Kıbrısta sayısız eğlence mekanının, kumarhanenin sahibi olan ayrıca, uyuşturucu sevkiyatlarını da genelde bu kumarhanelerde gerçekleştiren, kadınları çeşitli tehditlerle yanında tuttuğu söylenilen bir orospu çocuğunun inini basmaya gidiyorduk. Bu sefer sahada ben olacaktım. Poyrazla birlikte odadan çıkmış, ikimizde asansöre ilerlemiştik. "Heyecanlı mısın?" diye sordu Poyraz. Heyecanlıydım. Beni gözlerimden okuyordu tıpkı benim onu gözlerinden, mimiklerinden anladığım gibi oda beni anlıyordu. Asansörün aynasından göz göze geldik. Yaşlıydı ama saçlarında ve sakallarında olan beyazlıklar onun görüntüsünden asla ödün vermiyordu, sporunu aksatmaz, sağlıklı beslenmeye önem verirdi. Benden bir tık uzundu. Sorusuna yavaşça başımı evet anlamında salladım. Siyah mini elbisemin üzerine deri ceket giyinmiştim. "Ne kadar çok tedirgin olursan, elin ayağın bir birine o kadar çok dolaşır. Bu senin sahada olduğun ilk görev anlıyorum ama Asena, birlikte bir çok görevde yan yana olduk. Nasıl davranılması gerektiğini çok iyi bir şekilde öyrendiğini düşünüyorum. Kendini korkutma, heyecanlanma ufaklık" dedi. Gözlerinde benim için endişenin olduğunu göre biliyordum. Birlikte arabaya binmiş ve mekana doğru ilerlemeye başlamıştık. Hava yavaştan soğumaya başlıyordu. Belli etmesemde kalbim deli gibi atıyor, ne olacağına dair kafamda binlerce senaryo üretiyordum. Yarım saatin ardından mekana varmıştık. Arabadan inmeden önce gözlerinin içine baktım. "Ne o benim için endişeleniyorsunuz sanırım Poyraz bey" dedim alaycı ifademle. Sadece gülümsemekle yetinmiştim.

"Başarılı olacağını eminim. Dikkatli ol" dedi. Onu başımla onaylayarak arabadan inmiştim. Oda uzaklaşmaya başlamıştı. Eve gidip ekiple bağlantılar kuracaktı. Bu görevde yalnızca ikimiz değildik. Büyük bir ekiple birlikte çalışıyorduk. Kulağımda çok çok küçük bir kulaklık vardı. Saçlarımdan dolayı asla gözükmüyordu. Saçlarım toplu olsa bile gözükmesi mümkün değildi. Dışardan görüldüğünün aksine oldukça dar bir mekandı. İnsanlar bir birine karışmış, ter ve alkol kokusu bir birine karışmıştı. Daha gösterinin başlamadığı belliydi. Sevkiyyat için bugün Altay Karahan burada olacaktı. O piç yalnızca sevkiyat günleri burada olurdu. Yaptığım araştırmalar sonucunda mekanda bir dansöz grubunun olduğunu öğrenmiştim ve bugün o dansözlerden biri olacaktım. Bir grup kadının bir koridora doğru ilerlediğini gördüm ve hemen yanlarına koştum. Beni yadırgamamışlardı çünki ağır makyajım kırmızı rujumla onlardan biri gibi duruyordum. Şuan Asena Albayrak değil, mekanda yeni çalışmaya başlayan Duygu Arca'ydım. İlk sahne bana aitti. Her şeyi birer birer ayarlanmıştım, gerçekten de Duygu Arca diye biri bu işe yeni başvurmuştu ve ilk sahne ona aitti. Kıkırdaşmalar, fısıltılar, konuşmalar eşliyinde hepimiz bir odaya girmiştik. Oda aynalarla kaplı ve aynaların karşısında masaların üzeri bir sürü makyaj malzemesi vardı, özellikle belirtmek isterim ki bunlara makyaj malzemesi demek için bin şahit gerekti. İçerisi gerçekten iğrenç kokuyordu. Bir kadın yanıma yaklaştı. "Duygu sen misin? dedi ağzındaki sakızı yayarak.

"Benim" dedim kısaca. Yanımda giyineceğim kıyafetleri getirmiştim. Siyah, beyaz püskülleri olan taşlı bir dansöz takımı almıştım yanımda. Tam üç hafta bu saçma sapan gösteri üzerine çalışmıştım. Fena da değildim açıkçası. Sonra içerden bir kadının "Duygu Arca" diye bağırdığını duydum. "İlk gösteri senin on dakika içerisinde hazır ol, sahnedesin." dedi. Burada asıl amaç Altay piçine ola bildiğince yakınlaşmaktı. Herifin dansözlere zaafı vardı. Üzerime değiştirip takımı giyindim. Eteğim, ışıltılı püsküllerim kırmızı rujum, uzun kumral saçlarımla oldukça dikkat çekici gözüküyordum. Makyajım fazlasıyla ağırdı ve yüzüm buna alışık olmadığı için terliyordu. Hafifçe makyajımı tazeledikten sonra sahneye çıkmaya hazırdım. Arka sahneye geçtim ve muziğin sesini duyduğum an sahneye giriş yaptım. Adeta bir yılan gibi kıvırarak giriş yapmıştım sahneye. Saçlarımı öne savurdum ve yeniden belime attım. Belimi kıvırarak yavaşça sahneden aşağıya doğru indim. Ellerimi belime sardım ve kıvırtarak alkışlar, ıslık sesleri eşliğinde sahneden indim. Ortada şah tahtını andıran koltuğa doğru ilerledim. Altay aç gözlerle bedenimi inceliyordu. Koltuğa doğru aynı şekilde dans ederek ilerledim. Altay otuzlu yaşlarında, iki çocuk sahibi olan, ayrıca EVLİ olan bir adamdı. Saçlarımı bir elimle toplamış önünde, dizleri karşısında eğilmiştim. Belimi müziğin her notasına uygun şekilde kıvırırken bir yandan videolardan izlediğim ve derslerden gördüğüm kadarıyla şu 'cilveli' mimikleri yapıyordum. Kıvırarak ayağa kalkmış ve önünde dans etmeye başlamıştım. Cebinden çıkardığı tonarca parayı göğsüme sıkıştırdı. O paraları bu gece onun götüne sokacaktım. Yanından gülümseyerek ayrıldım ve diğer masalara doğru ilerledim dikkat çekmemek için. Bir yandan da etrafima göz atıyordum. Bu gece Selim Çelikle pazarlık yapacağına dair bilgiler elde etmiştim ama etrafta kendisini göremiyordum ki bir anda ön masalardan birinde kendisini farkettim. Bu adam kırklı yaşlarında dünyaca ünlü bir iş adamı maskesi altında gizlenen silah kaçakçılığı, insan kaçakçılıği uyuşturucu pazarlığı ile uğraşan şerefsizin biriydi. Her masayı dikkatle izliyor ve bunu çaktırmamak için elimden gelenin fazlasını yapıyordu. O an Altayın adamlarından birinin Selimin masasına doğru ilerlediyini gördüm. Adam eğilmiş ve Selimin kulağına doğru bir şeyler söylemişti. O an Selim ayağa kalkmış, Altayın masasına doğru ilerlemişti. Demekki asasına davet ediyordu. Bu da tahminimin doğru çıktığının göstergesiydi. Tam arka masalara doğru ilerliyordum ki, en arkalardan karanlığın içerisinde bir siluet seçtim. Zaten loş ışıklarla donatılmış mekandı ve arkalar daha çok karanlıktı yüzünü seçmem mümkün değildi. Birden sahne ışıkları ondan tarafa doğru gelince gözlerini seçtim. Tenimden bir ürperti geçti o an. Gözleri ölümü andırıyordu. Dona kaldığım an olduğum konumu, durumu idrak ettim ve yeniden Altayın koltuğuna doğru ilerledim. Dans ettiğim an iğrenç ellerini bileyime sarmıştı. Ağzının alkol kokusu yüzüme çarpmıştı. Amacıma yavaş yavaş yaklaşıyordum.

"Mola zamanı gelmedi mi sence de güzelim?" dedi kulağıma doğru. Kıkırdadım hafifçe. Bence de tam zamanıydı. İşime gelirdi. Bileğimden kavramış ve köşedeki merdivenlere doğru ilerletmeye başlamıştı. Tam odalardan birine girecekken tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Kulaklarım çınlamış, sanki yerin ayaklarım altında sallandığını hissetmiştim. Aşağıda ufak çaplı ama dikkat çekici bir patlama olmuştu. Her yeri duman, sis sarmış, insanların hepsi bir tarafa koşturmaya başlamıştı. Ben şok içinde etrafıma bakarken Altayın yanımda olmadığını farkettim. O an elim kulaklığıma dokundu ve sesleri algılamaya çalıştım.

"Tehlike var. Kaos durumu. Ufak çaplı patlama yaşandı. İyiyim. Altay yok" diye bildim. Elimi kulaklıktan çekmiş, ne dediklerini duyamamıştım. Kulaklarım çınlıyordu. Önümdeki odaların birer birer kapısını açarak gözden geçirdim. Yoktu hiç bir yerde. Yukarı kata tamamen baktıktan sonra aşağıya indim, burası daha karmaşıktı. Selim denen adam ortalıktan adeta kaybolmuş insanların hepsi çıkışa doğru koşturuyordu. Ben ise saçma, püsküllü dansöz kıyafetlerimle bir oraya bir buraya koşturuyor adamı bulmaya çalışıyordum. O an herkesin ilerlediği çıkışın aksi yönünde bir koridor olduğunu gördüm ve oraya doğru koştum. Uzun bir koridordu. Yere baktığımdaysa gördüğüm şeyle dona kaldım. Koridorda kapıya doğru ilerleyen kan izleri vardı ve sadece bir kapı vardı. Adımlarım yavaşladı. Kapının kulpunu indirdim ve bunun mekanın arka çıkışı olduğunu gördüm. Kan izleri bitmişti, boş bir alandı burası. Üzerimi değiştirdiğim odaya doğru ilerledim. Etraf fena bir şekilde dağılmıştı. Üzerimi deyiştirdim ve mekandan çıktım. İlk taksiyle kaldığımız otele gitmeye başladım. Bu patlama sadece dikkat çekmek, göz boyamak için hazırlanmıştı. Zira hiç bir yaralının, ölünün olmamasıda bunu kanıtlar niteliyikteydi. Başka bir sebebi olmadığına adım gibi emindim. Tam işimi bitirecekken olması da ayrı sinirbozucuydu. Adam ciddi bir şekilde korunuyordu. Belki de farkedilmiştim ama mümkün değildi. Eğer öyle olsaydı ona yakınlaşmadan işim bitirilirdi. Otele vardığımızda ödememi yapmış ve arabadan inmiştim. Odadan içeri girdiğimde Poyrazı ve ekipteki kişileri masada bilgisayarın başında gördüm. Beni gördüklerinde ayağa kalkmış bedenimde bir hasar olup olmadığını anlamak için dikkatle inceliyorlardı. Ceketimi çıkarıp koltuğa atmış, kendimide koltuğa firlatmıştım. "İyiyim ben. Merak etmeyin" dedim. Aynı zamanda kulağımdaki küçük kulaklığıda çıkardım. Bilgisayarda ne ile uğraştıklarına baktığımda, mekanın görüntülerine ulaşmaya çalıştıklarını gördüm.

"O siktiğimin kulaklıklarını neden aldın yanına? Anlamıyorum defalarca ulaşmaya çalışıyoruz tık yok. Ne yaptığını zannediyorsun sen Asena?! O kadar mı zordu şu zımbırtıya dokunup konuşmak." diye bağırdı Kaan. Kaan ekipten biriydi. Bana karşı 'korumacı' tavirlarından tiksiniyordum. Yıllardır bin çeşitle gözüme soktuğu sahte sevgisi cabasıydı. Bana ne haddle bağırıyordu peki?! Ondan daha yüksek bir şekilde bağırarak cevap verdim.

"Yavaş gel. Şu sesinin ayarını dürür bir taraflarına monte ederim. Anladın mı? Bu bir. İkincisi, hangi aralıkta haber vermemi bekliyordunuz acaba merak ediyorum. Dans ederken durun bir dakika istihbarata haber vermem falan mı demem gerekiyordu? Manyak mısınız olum siz? Adam elimden kaçtığında haber verdim. İyi olduğumu da belirttim. Savaş bombası patlamadı. Ufak çaplı bi patlama yaşandı." dedim her birinin yüzüne bakarak. O an Zeynep'den bir ses yükseldi.

"Buldum" dedi gözlüklerini bir eliyle yukarı kaldırarak. Oturduğum koltuktan ayağa kalktım ve onların yanına ilerledim. Gördüğüm görüntü karşısında ise adeta dona kaldım. Siyah takım elbiseli bir adam vardı karşımızda. Mekanda olan hiç bir kamera çalışmaz bir haldeydi. Yalnızca bu kameradan görüntü açık bir şekilde izleniliyordu. Görüntünün esas dehşet verici kısmı adam Altayı vurmuş ve ensesinden kavrayarak arka kapıya doğru sürüyor olmasıydı. O andan sonra hiç bir görüntü yoktu. Yalnızca beş dakika sonra o koridorda ben belirmiştim.

Onlar şok içinde ekranı izlerken benim bildiğim tek bir şey vardı. Saniyelik bir görüntü ile gördüğüm o gözler o'na aitti. Mekanda en arkada oturan o kişiye.

Ölümü andıran o gözleri unutmam mümkün değildi.

Bölüm sonu

1 yorum